Anahtar kelimeler: Değinilerek Bozulmuş İlamına Uyularak Neticesinde Takdirde Sayisi Esastan Derece Daire
Hukuk Genel Kurulu         ████████ E.  ,  ████████ K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

    SAYISI
    : ████████ E., ████████ K.
    ÖZEL DAİRE KARARI
    : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 05.04.2023 tarihli ve
    █████████ Esas, █████████ Karar sayılı BOZMA kararı
    Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
    Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda davanın reddine karar verilmesi gereğine değinilerek bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın reddine karar verilmiştir.
    İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda davanın kabulüne karar verilmesi gereğine değinilerek bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın kabulüne karar verilmiştir.
    İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    I. DAVA
    Davacı vekili; müvekkilinin Konya ili ... ilçesi ... Mahallesinde kâin üzerinde un fabrikası kurulu 1814 parsel sayılı taşınmazın tam maliki olduğunu, Antalya ilinde ikamet etmesi ve bir müddet yurt dışında bulunmasından dolayı un fabrikasını işletmek üzere davalı ... ile adi ortaklık kurduklarını, 2012 yılından itibaren ortaklığın devam ettiğini, işlerin sürdürülmesi için müvekkilinin davalıya farklı tarihlerde geniş yetkiler içeren vekâletnameler verdiğini, kendisinde güven tesis eden davalının ruhsat işlemlerinin yürütülmesi için gerekli olduğunu söylemesi üzerine en son Beyşehir Noterliğinin 21.11.2014 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekâletnamesi ile tesisin borçlandırılması, tapu devri, ipotek tesisi dahil geniş yetkilerle davalıyı vekil tayin ettiğini, ancak davalının vekâlet görevini kötüye kullanarak dava konusu 1814 parsel sayılı taşınmazın 1/2 payını 16.01.2015 tarihinde ... isimli şahsa sattığını, aynı gün ...’ın aldığı 1/2 payı davalıya satış göstererek iade ettiğini, müvekkilinin bilgisi ve rızası dışında bu temliklerin yapıldığını, herhangi bir satış bedeli ödenmediğini, müvekkilinin bu temliki bilse idi davalı ile 24.03.2015 tarihli adi ortaklık sözleşmesini imzalamayacağını ileri sürerek çekişmeli 1814 sayılı parseldeki davalı adına kayıtlı 1/2 payın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline, mümkün olmadığı takdirde tazminata karar verilmesini istemiştir.
    II. CEVAP
    Davalı vekili; dava konusu 1814 parsel sayılı taşınmazın davacının da varlığını kabul ettiği adi ortaklığa ait olduğunu, müvekkili ve davacı arasındaki sözlü anlaşma gereğince çekişmeli 1/2 payın müvekkiline bırakılmak şartı ile adi ortaklığın kurulduğunu, dava konusu taşınmazın geldi kayıtları celp edildiğinde tevhit edilen taşınmazın da bizatihi ortaklık tarafından satın alındığının anlaşılacağını, ancak başlangıçta müvekkili adına bir tescilin yapılmadığını, vekâletname kullanılmak suretiyle yapılan temlikin davacının bilgisi ve rızası dahilinde gerçekleştirildiğini, davacı tarafından verilen vekâletnameler kullanılarak müvekkili tarafından adi ortaklık gereği un fabrikasının işletilmesi için çok sayıda işlem yapıldığını, sadece çekişmeli temlik işleminin yapılmadığını, davacının taraf olduğu boşanma davasında eski eşi ile yaptığı protokolde dahi dava konusu taşınmazın adi ortaklığa ve yarı payının da müvekkiline ait olduğunun yazılı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
    III. İLK DERECE MAHKEMESİNİN BİRİNCİ KARARI
    İlk Derece Mahkemesinin 21.06.2018 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın 1/2 payının davalı tarafından vekâleten dava dışı ...’e devredilmesinden sonra aynı gün yapılan satış işlemi ile davalı vekil adına tescil edildiği, satış bedelinin davacıya ödendiği konusunda iddia ve ispatta bulunulmadığı, adi ortaklık nedeniyle devir hususunun da kanıtlanamadığı, davacının taraf olduğu boşanma davasında düzenlenen protokolde taşınmaza ilişkin kayıt olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
    IV. İSTİNAF
    A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
    B. Gerekçe ve Sonuç
    Bölge Adliye Mahkemesinin 05.03.2020 tarihli ve █████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararıyla; davalı vekil ...’ın dava konusu taşınmazın 1/2 payını davacıya vekâleten dava dışı ...’e sattığı, ara malik ...’ın satış bedeli ödemediğini ve hatıra binaen işlem yaptığını beyan ettiği, aynı gün davalı ...’ın çekişmeli 1/2 payı geri aldığı, dosya kapsamı ve toplanan delillerden vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince istinaf başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
    V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
    A. Birinci Bozma Kararı
    1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
    2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 24.05.2021 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararıyla; ''...Somut olaya gelince; davacının dava konusu 1814 parsel sayılı taşınmazın 1/2’sinin mülkiyetini davalıya rızası dahilinde verdiği, bu rızanın hem 24.03.2015 tarihli adi ortaklık sözleşmesine, hem de davacının imzasını da taşıyan boşanma protokolüne dayandığı açıktır.
    Tüm bu somut olgular yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu taşınmazın ½ payının devrine ilişkin vekalet görevinin kötüye kullanılmadığı sonucuna varılmaktadır.
    Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir’’ gerekçesiyle karar bozulmuştur.
    B. İlk Derece Mahkemesince Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
    İlk Derece Mahkemesinin 28.10.2021 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararıyla; bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın reddine karar verilmiştir.
    C. İkinci Bozma Kararı
    1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
    2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 05.04.2023 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararıyla; ''...dava konusu olayla ilgili Beyşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin ████████ E., ███████ K. sayılı (Bölge Adliye Mahkemesinin bozma kararı öncesinde ████████ E., ████████ K.) dosyasında görülen, davacı ...'in müşteki, davalı ...'ın ise sanık olarak yer aldığı, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan yapılan yargılama neticesinde davalı ... hakkında mahkumiyet hükmü verildiği, bahsi geçen kararın gerekçesinde; "Katılan ..., getirtilen ve incelenen tapu kayıtlarından 1814 parselin ve taşınmaz üzerinde bulunan un fabrikasının maliki olduğu, tapu kayıtlarının adi ortaklığa ait olduğuna dair bir kaydın ve şerhin bulunmadığı, katılan ile sanık ... arasında 24.03.2015 tarihinde, Beyşehir Noterliğinin 24.03.2015 tarihli, ... yevmiye numarası ile onaylı adi ortaklık sözleşmesinin yapıldığı, sözleşmenin incelenmesinde ortaklık süresinin 49 yıl olduğu, mülkiyetin ortak olduğuna yönelik bir yazılı beyanın olmadığı, ortaklığın safi karının yapılmış her türlü masraflar çıkarıldıktan sonra geri kalan miktarı olduğu, bu kardan ortakların koymuş bulundukları sermaye nispetinde hak sahibi olacakları ve paylaşacakları, Konya ... 1814 parselin 1/2 hissesinin devrini içermediği, ortaklığın sadece işletmenin işletilmesine yönelik olarak yapıldığı ve fabrikanın işletilmesi için kendisine bırakıldığı anlaşılmıştır. Sanık ...'ın sanık ...'a yapmış olduğu satış işleminde kullanılan vekaletnamede kendisi adına devir yetkisi de bulunmamaktadır. Sanık ... tarafından katılan ile 1/2 ortak olduklarına yönelik savunma yapılmış ise de, ne tapu kayıtlarından ne de taraflar arasında yapılan Adli Ortaklık Sözleşmesinden aralarında herhangi bir ortaklık kaydının bulunmadığı, ortaklığın sadece işletmenin işletilmesine yönelik olduğu anlaşılmıştır. Sanık ...'ın yapılan savunmaların aksine sanık ... tarafından katılana herhangi bir ev satılıp devredilmemesine rağmen ev bedeli adı altında katılanın bilgisi ve rızası dışı sanık ...'ye 100.000 TL EFT yaparak katılanı zarara uğratmış olması ayrıca bir ticari işletme için çok önemli ve mühim olan mülkiyetin devri konusunu oluşturan işlemi katılanın bu yönde açık ve anlaşılır bilgisi ve rızası olmadan sanık ... üzerinden mülkiyeti kendi üzerine alması vekaletin amacına uygun davranmayarak vekalet verenin çıkarlarına aykırı davranılması ve bu şekilde zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunması suretiyle isnat olunan güveni kötüye kullanma suçunu işlediği Mahkememizce sabit görülmüştür. Suç konusunun önem ve değeri, yapılan işlemde meydana gelen zararın ağırlığı nazara alınarak takdiren alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmiştir." ifadelerinin yer aldığı, söz konusu kararın istinaf incelemesinden geçerek 16.11.2020 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
    Her ne kadar Dairenin 24.05.2021 tarihli ve █████████ E., █████████ K. sayılı bozma kararında davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de; bu kararda Beyşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen ceza davasının değerlendirilmediği, bu hususun maddi hataya dayandığı, kesinleşen Ceza Mahkemesi kararında dava konusu taşınmazın devrinde davalı ...'ın güveni kötüye kullanma suçundan yargılanarak hakkında mahkumiyet kararı verildiği ve bu suretle vekalet görevinin kötüye kullanıldığına ilişkin iddianın sübut bulduğu anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir’’ gerekçesiyle karar bozulmuştur.
    D. İlk Derece Mahkemesince İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
    İlk Derece Mahkemesinin 07.11.2023 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararıyla; bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın kabulüne karar verilmiştir.
    VI. TEMYİZ
    A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
    İlk Derece Mahkemesi kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
    B. Temyiz Sebepleri
    Davalı vekili; dosya kapsamında toplanan delillerin hatalı değerlendirildiğini, davacı tanıklarının yanlı beyanlarda bulunduğunu, davacının imzaladığı boşanma protokolünde dava konusu taşınmazın 1/2 payının müvekkiline ait olduğunun anlaşıldığını, ara malik ...'ın sadece çekişmeli payın devrine aracılık ettiğini, dinlettikleri tanık beyanlarına gerekçeli kararlarda yer verilmediğini ileri sürerek kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
    C. Gönderme Kararı
    Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 12.03.2024 tarihli ve ████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararıyla; ''Bilindiği üzere; HMK'nın 373 üncü maddesine 6460 sayılı Kanun ile eklenen 6 ncı fıkrada; “Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır” düzenlemesine yer verilmiştir.
    İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 21.06.2018 tarihli karar, Dairenin 24.05.2021 tarihli kararı ile davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince Daire bozma kararı doğrultusunda, 28.10.2021 tarihli karar ile davanın reddine karar verilmiş, bu kez Dairenin 05.04.2023 tarihli kararı ile önceki bozma ilamının maddi hataya dayandığı, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasının ispatlandığı, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak bu doğrultuda hüküm kurulmuştur.
    Dairece bozmaya uyularak tesis olunan kararın, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması gerekmektedir’’ gerekçesiyle dava dosyasının Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.
    D. Özü
    Davanın özü; dosya kapsamı ve toplanan delillere göre davalı-vekil ...’ın dava konusu taşınmazın 1/2 payını satın alan dava dışı ... ile el ve işbirliği içerisinde davacıyı zararlandırma kastıyla hareket edip etmediği, bir başka ifadeyle vekâlet görevinin kötüye kullanılıp kullanılmadığı noktasında toplanmaktadır.
    E. Ön Sorun
    1. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce mahkemenin son kararına yönelik temyiz itirazlarını inceleme görevinin, Hukuk Genel Kuruluna mı yoksa Özel Daireye mi ait olduğu hususu ön sorun olarak ele alınmıştır.
    2. Belirtmek gerekir ki, 17.04.2013 tarihli ve 6460 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/5. fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkrada;‘’Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her hâlde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır’’ şeklinde düzenleme yapılmıştır.
    3. Anılan maddenin gerekçesinde ise; “Madde ile davanın esastan reddi veya kabulünü içeren kesin bozmaya uyularak tesis olunan kararların mevzuatta bir değişiklik olmadığı hâlde, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine ilk derece mahkemesince verilen hükmün temyiz incelemesinin Yargıtayın ilgili dairesi yerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılması öngörülmektedir…” denilmektedir.
    4. Yapılan bu değişiklikle kanun koyucu tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna yeni bir görev verilmiş, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine yerel mahkemece verilen kararın temyiz incelemesinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılması öngörülmüştür.
    5. Öte yandan Hukuk Genel Kurulunun görevi, davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararlarla sınırlı bulunmaktadır. Bu nedenle, nihai karar kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır.
    6. 6100 sayılı Kanun’un 294. maddesinin 1. fıkrasında mahkemelerin usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdireceği belirtilmektedir. Bilindiği gibi, hâkimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihai kararlar denilmektedir. Nihai kararlar, usule ilişkin nihai kararlar veya esasa ilişkin nihai kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Usule ilişkin nihai kararlar, davanın esasıyla ilgili olmayan kararlar olup, başka bir ifade ile mahkemenin maddi hukuk bakımından değil de usul hukuku bakımından verdiği kararlardır. Bu nedenle, mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olduğu gibi, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen usulden ret kararları da, usule ilişkin nihai kararlardır.
    7. Esasa ilişkin kararlar ise hâkimin uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır (HMK md. 294/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. Esasa ilişkin nihai karar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık (esastan) sona erer ve hüküm kesinleşince (kesin hüküm ortaya çıkınca), artık o uyuşmazlık (dava konusu) hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz; açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir (HMK md. 303) (Baki Kuru: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C: 3, s. 3005).
    8. Somut olayda, davanın kabulüne ilişkin olarak verilen ilk kararın, Özel Dairece, davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulduğu açıktır. Mahkemece, birinci bozma kararına uyularak davanın reddine dair verilen karar ise Özel Dairece bu kez davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken maddi hataya dayalı Daire bozma kararına göre davanın reddedilmiş olmasının doğru görülmediği gerekçesiyle bozulmuştur.
    9. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Özel Dairenin ikinci bozma kararı önceki bozma kararını ortadan kaldıracak niteliktedir. Böyle olunca, mahkemece verilen son kararın temyiz inceleme görevinin Özel Daireye değil, Hukuk Genel Kuruluna ait olduğuna oy birliğiyle karar verilmiş ve işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
    F. Gerekçe
    1. İlgili Hukuk
    1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74 (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi) ile 502. ve devamı maddeleri
    2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 ve 3. maddeleri
    3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165. maddesi
    2. Değerlendirme
    1. Dava, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa tazminat istemine ilişkindir.
    2. Vekâlet sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 502 ilâ 514. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, TBK’nın gerek temsile gerekse vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümleri uyarınca vekilin, vekâlet verenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü bulunmaktadır. TBK’nın 506/2. maddesinde yer alan “Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür” şeklindeki açık hüküm gereğince, vekilin sadakat ve özen borcu, vekil edene karşı en önde gelen borçlarındandır. Bu borcun bir gereği olarak vekil, vekil edenin daima yararına hareket etme, vekil edeni zararlandırıcı, onun iradesine aykırı eylem ve işlemlerden kaçınma yükümlülüğü altındadır.
    3. Vekil bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, özellikle vekâleti kasten vekil edenin zararına, kendisinin veya başka birinin yararına kullandığı takdirde vekâlet sözleşmesinin kötüye kullanılması söz konusu olabilir. Çünkü, vekâlet sözleşmesi temelinde güven esasına dayalı iş görme edimi ihtiva eden bir sözleşme olup, bu güvenin korunması TBK’nın vekâlet sözleşmesini düzenleyen hükümleri yanında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralının da bir gereğidir.
    4. Vekilin sadakat ve özellikle özen borcunu yerine getirmemesi mutlaka vekâlet görevinin kötüye kullanılması sonucunu doğurmaz. Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasından söz edilebilmesi için zararlandırma kastının bulunması, vekil edenin zararlandırma kastıyla hareket eden vekilin eylem ve işlemlerinden zarar görmesi gerekir. Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasında en önemli unsur kasıt iken, vekilin mutlaka kendisine veya bir başkasına çıkar sağlaması gerekmez. Vekil, kendisi veya üçüncü kişinin çıkarı için kasten vekil edenin zararına hareket edebileceği gibi, vekâlet görevini kötüye kullanırken, kendisini veya üçüncü kişiyi faydalandırmayı düşünmeyerek sırf vekil edeni zararlandırmak amacıyla da bir eylem veya işlem yapabilir.
    5. Diğer taraftan, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hâlinde vekilin üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin vekâlet veren açısından bağlayıcı olup olmayacağı sorunu ile karşılaşılmaktadır. Bu durumda, vekil ile sözleşme yapan üçüncü kişinin 4721 sayılı TMK’nın 3. maddesi anlamında iyiniyetli olup olmadığı önem taşımaktadır. İşlem yapan üçüncü kişi vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşmenin geçerli olduğu ve vekâlet vereni bağladığı kabul edilmektedir. Vekil, vekâlet görevini kötüye kullansa dâhi bu husus vekil ile vekâlet veren arasında bir iç sorun olarak kalmakta, vekil ile sözleşme yapan üçüncü kişinin kazandığı haklara etki etmemektedir.
    6. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise ya da kötüniyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hâkim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötüniyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötüniyet korunmamış daima mahkûm edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler de bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır (Hukuk Genel Kurulunun 07.12.2011 tarih ve ███████-609 Esas, ████████ Karar; 18.02.2021 tarih ve 2017/1-1243 Esas, ████████ Karar).
    7. Görüleceği üzere, vekilin vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan yetkilerini müvekkilini zarara uğratmak amacıyla kullanarak onu zararlandıran sonuçlara sebebiyet vermesi durumunda vekâletin kötüye kullanılması söz konusu olacaktır. Vekilin vekâlet görevini kötüye kullanmak suretiyle başka bir kişi ile bir sözleşme yapması ve söz konusu kişinin de bu durumu bilmesi veya bilebilecek durumda olması hâlinde, vekâlet veren yapılan işlemle bağlı tutulamayacak ve işlemin iptalini talep edebilecektir. Çünkü bu durumda vekil vekâlet yetkisini TMK’nın 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kuralına aykırı olarak, vekil ile işlem yapan üçüncü kişi ise hakkını kötüye kullanmaktadır.
    8. Vekâlet görevi kötüye kullanılmış ve vekille sözleşme yapan kişi vekil ile el ve işbirliği içerisinde ise veya en azından vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını biliyor yahut bilmesi gerekiyorsa vekil eden, sözleşmenin feshini, bu sözleşmeye göre tapuda intikal yapılmışsa tapunun iptalini her zaman isteyebilir. Zira, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuki sebebine dayanılarak açılan tapu iptal ve tescil davaları hiçbir süreye bağlı değildir.
    9. Öte yandan, ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, ceza mahkemesinin hangi kararlarının hukuk mahkemelerini bağlayacağı konusu üzerinde durulmasında yarar vardır.
    10. Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine (davasına) etkisi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 53. maddesinde düzenlenmiş iken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesinde de dilde sadeleşmeye gidilmek suretiyle benzer bir düzenlemeye yer verilmiş olup, hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.
    11. Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını, aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise kişi ilişkilerinin medeni hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır.
    12. Türk Borçlar Kanunu'nun ''Ceza hukuku ile ilişkisinde'' başlıklı 74. maddesinde; ''Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.
    Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz'' hükmü yer almaktadır.
    13. Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak, hemen belirtilmelidir ki, gerek öğretide ve gerekse Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır.
    14. Yargıtayın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir.
    15. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 06.06.2018 tarihli ve ███████-2 48... /1175 Karar sayılı kararında da benimsenmiştir.
    16. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı ...'un Beyşehir Noterliğinin 21.11.2014 tarih ve ... yevmiye numaralı vekâletnamesi ile davalı ...'ı vekil tayin ettiği, davalı vekil ...'ın anılan vekâletnameye kullanarak davacıya ait Konya ili ... ilçesi ... Mahallesinde kâin 1814 parsel sayılı taşınmazın 1/2 payını 16.01.2015 tarih ve 74 yevmiye numaralı akitle dava dışı ...'e satış suretiyle temlik ettiği, ara malik ...'in de temlik aldığı çekişmeli 1/2 payı aynı gün davalı ...'a satış yoluyla devrettiği kayda dayalı saptanmıştır.
    17. Davacı ..., davalı ...'ın ara malik ile el ve işbirliği içerisinde kendisini zararlandırma kastıyla hareket ettiğini, bir başka ifadeyle vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa tazminat istemli eldeki davayı açmıştır. Ayrıca davacı tarafından çekişmeli temlik ile ilgili ... ve ... hakkında Beyşehir Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuş ve Beyşehir Cumhuriyet Başsavcılığının ████████ Esas sayılı iddianamesiyle ... ve ... hakkında iştirak hâlinde hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan kamu davası açılmıştır.
    18. Bu noktada, ... ve ... hakkında yapılan ceza kovuşturması üzerinde durulmalıdır. Beyşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.02.2020 tarihli ve 2019/5 20... /74 Karar sayılı ilâmı incelendiğinde; dava konusu 1814 parsel sayılı taşınmazın 1/2 payının vekâleten ara malik ... üzerinden ...'a temlikine ilişkin fiil nedeniyle sanık ...'ın sübut bulan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği gerekçesiyle neticeten 1 yıl 8 ay hapis ve 5.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, özellikle kararın gerekçesinde katılan ... ile sanık ... arasında imzalanan adi ortaklık sözleşmesinde taşınmazın adi ortaklığa ait olduğuna ilişkin bir kaydın bulunmadığı, kar paylaşımına ilişkin olduğu, 1814 parsel sayılı taşınmazın 1/2 payının devrini içermediği, sanık ...'ın bir ticari işletme için çok önemli ve mühim olan mülkiyetin devri konusunda katılanın bu yönde açık ve anlaşılır bilgisi ve rızası olmadan taşınmazın 1/2 payını sanık ... üzerinden kendi mülkiyetine geçirdiği, vekâletnamenin amacına uygun davranmayarak vekâlet verenin çıkarlarına aykırı davrandığı, bu şekilde güveni kötüye kullanma suçunu işlediği tespitine yer verildiği, sanık tarafından yapılan kanun yolu başvurusunun reddedilmesi neticesinde hükmün 16.11.2020 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
    19. Yukarıda açıklandığı üzere hukuk hâkimi ceza mahkemesinin verdiği mahkumiyet kararı ile bağlı değil ise de ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile bağlı olacağı, Beyşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.02.2020 tarihli ve 2019/5 20... /74 Karar sayılı ilâmında çekişmeli temlikle ilgili güveni kötüye kullanma suçunun maddi ve manevi unsurları tartışılırken davalı ...'ın dava konusu 1814 sayılı parselin 1/2 payını ...'i aracı kullanmak suretiyle kendi üzerine geçirmesi eylemini davacı ...'ın bilgisi ve rızası dışında ve onu zararlandırma kastıyla yaptığının saptandığı, saptanan bu maddi olgunun eldeki dava bakımından kesin delil mahiyetinde olduğu ve vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasının kanıtlandığı ortadadır.
    20. Öte yandan, davalı ... çekişmeli 1/2 payın davacı ile aralarındaki adi ortaklık ilişkisi gereğince kendisine ait olduğunu ve bir hakkın iadesi amacıyla devri gerçekleştirdiğini savunmuş ise de davalı ...'ın bu savunmasını ispat için dayandığı 15.05.2014 tarihli boşanma protokolünde ve 24.03.2015 tarihli adi ortaklık sözlemesinde dava konusu taşınmazın mülkiyeti ile ilgili bir husus bulunmadığı, taşınmaz üzerindeki un fabrikasının işletilmesi ve kâr payının paylaşımı ile ilgili hususların bulunduğu gözetildiğinde bu savunmanın da kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır.
    21. Hâl böyle olunca; davanın kabulüne ilişkin olarak verilen 07.11.2023 tarihli ve 2023/5 49... /643 Karar sayılı karar yukarıda açıklanan kanun hükümleri ve ilkelere uygun olup, yerindedir.
    VII. KARAR
    Açıklanan sebeple;
    Davalı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan 07.11.2023 tarihli ve 2023/5 49... /643 Karar sayılı kararın ONANMASINA,
    Aşağıda dökümü yazılı (13.509,51 TL) harcın temyiz edenden alınmasına,
    Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
    26.11.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!