Anahtar kelimeler: Rektörlüğü Davacıkarşı İstirdat Davalıkarşı Üniversitesi Teknik Ankara Sayisi Esastan Açılan
Hukuk Genel Kurulu         ████████ E.  ,  ████████ K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi

    SAYISI
    : ████████ E., █████████ K.
    ÖZEL DAİRE KARARI
    : Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 05.07.2023 tarihli ve
    █████████ Esas, █████████ Karar sayılı BOZMA kararı
    Taraflar arasındaki tazminat ve istirdat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davada davalı ... Teknik Üniversitesi (...) Rektörlüğü hakkında açılan davanın reddine, davalı-karşı davacı ... ve davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
    Kararın davacı-karşı davalı vekili, davalı-karşı davacı ... vekili ve davalı ... tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı-karşı davacı ... vekili ve davalı ...'in istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı-karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
    Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
    Direnme kararı davalı-karşı davacı ... vekili, davalı ... vekili ve davalı ... Rektörlüğü vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davalı-karşı davacı ... vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    I. ASIL DAVA
    Davacı-karşı davalı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkili tarafından gerçekleştirilen ihale sonucunda davalı yüklenici ...-Genç Konfeksiyon ile 9667 çift yazlık ayakkabının alımı için 23.12.2013 tarihinde 448.548,80 TL bedelli sözleşme imzalandığını, yüklenicinin 03.01.2014 tarihinde beşer çift numuneyi müvekkiline teslim ettiğini, müvekkili tarafından fiziki yönden yapılan muayene sonucunda numunelerin uygun bulunması üzerine ... Kimya Mühendisliği Bölüm Başkanlığına yazılan 08.01.2014 tarihli yazıyla, ekinde teknik şartname, üçer çift bay-bayan ayakkabı ve üretim malzemesi gönderilerek söz konusu numunelerin teknik özellikleri yönünden şartname değerlerine uygunluğu açısından rapor talep edildiğini, ... Kimya Mühendisliği Bölümü öğretim görevlisi Dr. ...’in 21.01.2014 tarihli analiz değerlendirme raporunda numunelerin teknik şartnameye uygun olduğunun bildirildiğini, bunun üzerine müvekkili tarafından yükleniciden seri üretime geçmesinin istenildiğini, firma tarafından üretimi gerçekleştirilen siparişlerin teslim edildiğini, teslim edilen ürünlerden alınan numunelerin tekrar ... Kimya Mühendisliğine analize gönderildiğini, Dr. ...’in 07.04.2014 tarihli analiz değerlendirme raporu ile numunelerin şartnameye uygunluğunun tespit edilmesi üzerine ürünlerin kabulünün yapıldığını, 17.04.2014 tarihinde davalı yükleniciye sözleşme bedeli 448.548,80 TL + 35.883,90 TL KDV olmak üzere toplam 484.432,70 TL ödendiğini, bu sırada dava dışı ... Tekstil ve Deri San. Tic. A.Ş.’den alınan 18.04.2014 tarihli yazıda yüklenici tarafından teslim edilen ayakkabıların tabanlarının tek yoğunluklu PU (poliüretan) taban olduğunun iddia edildiğini, bu iddia üzerine daha önce rapor alınan ... yetkililerine durumun bildirildiğini, aynı zamanda numune malların TSE Ankara Kimya Laboratuarı Müdürlüğüne analize gönderildiğini, ... Kimya Mühendisliği Bölümü öğretim görevlisi Dr. ...’den alınan 28.04.2014 tarihli yazıda incelenen örneklerin tek yoğunluklu taban malzemesiyle üretilmiş olduğu hâlde sonuçlar tablosunda çift yoğunluklu taban hâlinde raporlandığı bildirilerek raporların sehven düzenlendiğinin belirtildiğini, TSE’den gelen 07.05.2014 tarihli raporda ise tabanların çift yoğunluklu TPU/PU olduğunun tespit edilemediğinin belirtildiğini, bu raporlara göre ayakkabıların teknik şartnameye uygun olmadığının tespit edilmesi üzerine müvekkili tarafından davalı yükleniciye gönderilen 14.05.2014 tarihli yazı ile idareye teslim edilen 9667 çift posta dağıtıcısı bay-bayan yazlık ayakkabının teknik şartnameye uygun şekilde yeniden üretilerek en kısa sürede teslim edilmesinin, aksi takdirde sözleşmenin fesih ve tasfiye başlıklı 35. maddesiyle sözleşmenin diğer hükümlerine göre işlem yapılacağının davalıya bildirildiğini, 2397 çift ayakkabının personelin kullanımına verildiğini, kalan 7270 çift ayakkabının ise stoklarda bekletildiğini, verilen süreler geçmesine rağmen davalı yüklenici tarafından teslim edilen ayakkabılar geri alınmadığı gibi şartnameye uygun hiçbir üretim/teslimatın da yapılmadığını, bunun üzerine müvekkilinin 13.08.2014 tarihinde sözleşmeyi feshederek 28.000,00 TL bedelli kesin teminatı gelir kaydettiğini, yüklenicinin bir yıl süreyle kamu ihalelerine katılmaktan yasaklanmasının uygun görüldüğünü ve yasaklama kararının 14.10.2014 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlandığını, müvekkili idare depolarında bekletilmekte olan 7270 çift ayakkabının KDV dahil bedeli 364.314,00 TL ile iadesi mümkün olmayan 2397 çift ayakkabının teslim edilmesi gereken çift tabanlı ayakkabılar ile teslim edilen ayakkabılar arasındaki fiyat farkı KDV dahil 23.298,84 TL olmak üzere toplam 387.612,84 TL olan müvekkilinin uğradığı zarardan davalı yüklenicinin imzalanan satım sözleşmesi hükümleri gereğince, davalı ... Rektörlüğünün 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) adam çalıştıranın sorumluluğuna ilişkin hükümleri gereğince, davalı ...’in ise TBK’nın haksız fiile ilişkin hükümleri uyarınca sorumlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 7270 çift ayakkabının KDV dahil bedeli 364.314,00 TL ile iadesi mümkün olmayan 2397 çift ayakkabının teslim edilmesi gereken çift tabanlı ayakkabı ile teslim edilen ayakkabılar arasındaki fiyat farkı KDV dahil 23.298,84 TL olmak üzere toplam 387.612,84 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
    II. KARŞI DAVA
    Davalı-karşı davacı ... vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; müvekkilinin sözleşmeyi imzaladıktan sonra çalışmalara başladığını ve sözleşme ile eklerinde yer alan tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, müvekkilinin, idare tarafından sözleşmenin eki teknik şartnamenin 2.1.10. maddesine göre teslim edilen numune ürüne göre ihale konusu ayakkabı örneklerini idareye sunduğunu, idarenin yasal onay ve olur vermesinden sonra seri imalata geçildiğini ve 9667 çift yazlık ayakkabının davacıya tam ve sağlam olarak teslim edildiğini, ihale bedelinin de müvekkiline tam olarak 17.04.2014 tarihinde ödendiğini, davacı idarenin 19.08.2014 tarihli yazı ile sözleşmenin feshedildiğini bildirdiğini, teminat mektubunun nakde çevrildiğini ve bir yıl süreyle tüm ihalelere katılmaktan yasaklanmasına karar verildiğini, sözleşmenin feshinin haksız olduğunu, zira malların fiziksel muayenesi ile laboratuar muayenelerinin davacı tarafından bizzat yapıldığını, yapılan bu muayeneler sonrası malların kesin kabulünün yapılarak bedelinin ödendiğini, tüm bu işlemlerin geriye dönmesinin mümkün olmadığını, müvekkiline izafe edilecek kusur bulunmadığını belirterek asıl davanın reddini, müvekkili lehine %20’den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini savunmuş; karşı davasında ise, sözleşmenin feshinden sonra davacı idare tarafından sözleşme kapsamında verilen 28.000,00 TL bedelli teminat mektubunun müvekkilinin hiçbir kusuru yokken haksız şekilde paraya çevrildiğini ileri sürerek teminat mektubu bedelinin paraya çevrilme tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davacı/karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
    III. CEVAP
    1. Davalı ... cevap dilekçesinde; davacı tarafından 2014 yılı yazlık ayakkabı alımına ilişkin ilk analiz isteğinin 08.01.2014 tarihinde yapıldığını, üçer çift ayakkabı örneği ve yetersiz ara üretim malzemesi olmasına rağmen şartnameye uygunluk incelemesinin on üç günde tamamlandığını ve 21.01.2014 tarihli raporun davacı personeline teslim edildiğini, daha sonra 27.03.2014 tarihinde davacıdan yeni bir istek yazısı ve analiz örnekleri geldiğini, yapılan analiz sonrası 07.04.2014 tarihinde düzenlenen raporun kuruma verildiğini, dava konusu olaydaki sehven hatanın da bu raporda yapıldığını, rapor tesliminden sonra davacı görevlisinin ofisine gelerek bir ayakkabı örneği getirdiğini, ayakkabının tek tabanlı bir üretim olduğunu gösterdiğini ve 07.04.2014 tarihli rapora konu mal içinden alınmış olduğunu beyan ettiğini, bunun üzerine kendisinin hazırladığı raporun ve analiz sonuçlarının yer aldığı dokümanları incelediğini, inceleme sonucunda taban yoğunluğu için sadece bir değer olduğunun ve ikinci taban yoğunluğu için ölçüm değerinin bulunmadığını gördüğünü, ilk raporun ikinci rapor için uyarlanmasından sonra yeni ölçüm değerlerinin tablo satırlarındaki yerlerine yazılırken çift tabanda iki ayrı yoğunluk ölçümü verilmediğinin farkına varmadığını anladığını, yapılan yanlışlık ile ilgili 28.04.2014 tarihli yazının davacıya verildiğini, davanın davacı ile davalı ... Konfeksiyon arasındaki bir alacak davası olduğunu, kendisinin ve ...’nün davayla herhangi bir ilgisinin olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
    2. Davalı ... Rektörlüğü vekili cevap dilekçesinde; iş bu davada müvekkili üniversitenin hiçbir şekilde taraf sıfatının bulunmadığını ve davanın müvekkili yönünden husumet nedeniyle reddi gerektiğini, davalı ... tarafından davaya konu ayakkabıların analizi için ... Döner Sermaye İşletme Müdürlüğüne ayakkabı analiz bedeli adı altında 2.360,00 TL yatırıldığını, müvekkili ...’nün bu davayla ilgili olarak bu işlem dışında hiçbir ilgisinin bulunmadığını, üniversite öğretim görevlisi olan Dr. ...’in hazırladığı raporda ayakkabıların tek yoğunluklu taban malzemesiyle üretildiği hâlde sonuçlar tablosunda sehven çift yoğunluklu taban hâlinde raporlandığını, davanın tek muhatabının edimini ayıpsız olarak teslim etmeyen ve teslim etmediğini bildiği hâlde bunu hiçbir şekilde düzeltmeyen davalı yüklenici ...’in olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
    IV. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
    İlk Derece Mahkemesinin 07.07.2021 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile; sözleşme ve eklerinde teknik şartnameye aykırılık hâlinin sınırlandırma olmaksızın açıkça düzenlendiği ve ayakkabıların tabanının çift yoğunluklu poliüretan/termopoliüretan malzemeden yapılmaması hâlinde davacı idarenin ayakkabıların teknik şartnameye uygun olarak yeniden üretilmesini ve teslim edilmesini isteme hakkı olduğu, teknik bilirkişiler tarafından iki ayakkabı arasında fiyat farkı olduğunun tespit edildiği, bu durumun ihale şartlarını ciddi oranda etkilediği, davacı idarenin seçim hakkını ayıplı malların iadesiyle teknik şartnameye uygun yeni mallarla değiştirme yönünde kullanmasında hakkaniyete aykırı bir durumun olmadığı, böyle bir durumda idarenin teknik şartnameye aykırı malları kabule icbar edilmesinin de yerinde olmayacağı, davacının sözleşmeyi feshederek teminat mektubunu irat kaydetmesinin sözleşmeye uygun olduğu, davacının zararını sözleşme gereği akdi ilişkide bulunduğu ...’ten talep etmesinin mümkün görüldüğü, sözleşme kapsamında alımı yapılan 9667 çift yazlık posta dağıtıcısı bay-bayan ayakkabının teknik şartnamesine uygun olmadığı hâlde, uygun olduğuna ilişkin davalı ...’in hazırladığı raporlara istinaden davalı ...’in ediminin kabul edildiği ve ödeme yapıldığı, bu nedenle davacının teknik şartnameye uygun olmayan ayakkabı alımından kaynaklanan zararından davalı ...’in de akit tarafı olan ... ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, davalı ...’in davalı üniversitenin öğretim görevlisi olduğu, ancak üniversitenin mevcut analiz raporunu hazırlayacak yetkin ve etkin, işin uzmanı bir üniversite öğretim görevlisini iş bu çalışmayı ve raporu hazırlaması konusunda görevlendirdiği, davalı ...’in hazırlanacak raporu tanzimde yetersiz olduğu konusunda herhangi bir itiraz getirilmediği gibi aynı mahiyette farklı kurumlardan ve yine davacıdan gelen çok sayıda talebi karşılayan raporlar tanzim ettiği, üniversitenin görevlendirme yaptığı öğretim görevlisini seçerken gerekli özeni gösterdiği ve davalı üniversitenin hazırlanan rapordan dolayı davacının uğradığı zarardan sorumlu olmadığı, karşı davada, sözleşmenin haklı nedenle feshi hâlinde teminat mektubunun irat kaydedileceği, bu nedenle karşı davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davada davalı ... Rektörlüğü hakkında açılan davanın reddine, davalı ... ve davalı ... hakkında açılan davanın kısmen kabulüne, 383.729,70 TL’nin ödeme tarihi 17.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar ... ve ...’den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, kullanılmayan ve bedelinin iadesine karar verilen 7270 adet ayakkabının davalı ...’e iadesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
    V. İSTİNAF
    A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-karşı davalı vekili, davalı-karşı davacı ... vekili ve davalı ... istinaf başvurusunda bulunmuştur.
    B. Gerekçe ve Sonuç
    Bölge Adliye Mahkemesinin 10.02.2022 tarihli ve ████████ Esas, ███████ Karar sayılı kararıyla; mahkemece dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli gerekçeyle karar verildiği, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle faiz başlangıcı ve vekâlet ücreti yönünden istinaf başvurusunun bulunmadığı gerekçesiyle davalı ... vekili ile davalı-karşı davacı ... vekilinin tüm, davacı-karşı davalı vekilinin diğer istinaf nedenlerinin reddine karar verildikten sonra birden çok kişinin aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olması konusunun borçlar hukukunda düzenlendiği, yardımcı kişinin işin görülmesi sırasında başkalarına vermiş olduğu zarardan adam çalıştıranın sorumluluğunun iki ayrı şekilde ele alındığı, TBK’nın 66. maddesine göre yardımcı kişinin üçüncü kişiye karşı sözleşme dışı sorumluluk çerçevesinde zarar verdiği, burada gerçekleşen zarardan önce zarar gören üçüncü kişi ile adam çalıştıran arasında hiçbir hukuki, özellikle de sözleşmeye dayalı ilişkinin bulunmadığı, yardımcı kişinin davranışından sorumluluğun ikinci türünün TBK’nın 116. maddesinde düzenlendiği, burada borçlunun borcun ifasında yardımcı kişi kullandığı, TBK’nın 116. maddesinde zarar gören alacaklı ile borçlu arasında daha önce kurulmuş bir sözleşme ilişkisi olduğu, bu maddede borçlunun, borcun ifasında veya bir borçtan doğan hakkın kullanılmasında, çalıştırdığı yardımcı kişinin işini gördüğü sırada alacaklıya vermiş olduğu zarardan sorumluluğunun düzenlendiği, bu nedenle TBK’nın 66. maddesinin sözleşmeden doğan borç ilişkilerine uygulanmayacağı, somut olayda davacı-karşı davalı PTT tarafından davalı ... Kimya Mühendisliği Başkanlığına yazılan 08.01.2014 tarihli yazıda, gönderilen mühürlü numunelerin, üretim malzemesi ve teknik şartnameye uygun olup olmadığı yönünde analizlerin yapılmasının talep edildiği ve gerekli ücretin ödendiği, öğretim üyesi olan diğer davalı ... tarafından analiz raporlarının hazırlandığı ve imzalandığı, bu durumda ...’nün adam çalıştıran, ...’in ise yardımcı kişi olduğu ve adam çalıştıran sıfatına haiz ... Rektörlüğü ile davacı arasında sözleşme ilişkisinin kurulduğunun kabul edildiği, bu itibarla ...’nün sorumluluğunun TBK’nın 116. maddesine göre belirlenmesi gerektiği, TBK’nın 116/1. maddesine göre davalı ...’nün davacının uğradığı zarardan sorumlu olması gerektiği, ... ile davacı arasında sözleşme ilişkisi kurulmadığı ve bu durumda TBK’nın 66. maddesinin uygulanması gerektiği kabul edilse dahi, dosya kapsamında TBK’nın 66/2. maddesi gereğince ...’nün diğer davalıya işi yaptırırken, gerekli gözetim ve denetimde bulunduğu, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğine dair delil bulunmadığı, buna göre ...’nün TBK’nın 66/2. maddesindeki şartları yerine getirdiğinin kanıtlanamadığı, mahkemece davalı ... hakkında açılan davanın kabulü yerine reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının HMK’nın 353/1-b.2. maddesi gereğince kaldırılmasına, asıl davanın kısmen kabulüne, 383.729,70 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya ödenmesine, kullanılmayan ve bedelinin iadesine karar verilen 7270 adet ayakkabının davalı ...’e iadesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
    VI. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
    A. Bozma Kararı
    1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
    2. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 05.07.2023 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile,
    “…3. Değerlendirme
    1. Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesinin miktar veya değeri kırkbin Türk lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararları verildiği anda kesin olup temyiz edilemez (HMK 362/1-a). Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, bu kırkbin Türk liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırkbin Türk lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir (HMK 362/2).
    Yukarıdaki 40.000,00 TL’lik parasal sınır 25.000,00 TL iken 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 42. maddesiyle yapılan değişiklikle 40.000,00 TL olmuştur. Aynı Kanun'la HMK’ya eklenen ek 1. madde gereğince bu miktarlar 2017 ve sonrası yıllarda her yıl yeniden değerlendirme oranında artırılacak ve artırım sırasında 10,00 TL kesirleri dikkate alınmayacaktır. Bu hükümlere göre hesaplama yapıldığında Bölge Adliye Mahkemesi kararları yönünden 2022 yılı için temyiz kesinlik sınırı 107.090,00 TL’dir.
    Karşı dava bakımından dava konusu edilen miktar 28.000,00 TL olup, karşı davanın reddine ilişkin verilen kararın karşı davacı vekilince temyiz ettiği anlaşılmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihine göre karşı dava bakımından temyiz edilen bedellerin kesinlik sınırı altında kalığı anlaşılmıştır. Açıklanan nedenle karşı dava bakımından davacının temyiz isteminin, Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi kararının miktar itibarıyla kesin olması nedeniyle reddine karar verilmiştir.
    2. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK 355. maddedeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre davacı PTT A.Ş., davalı ..., davalı ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
    2.1. Davacı karşı davalı PTT A.Ş. ile davalı/karşı davacı ... arasında, davacı personellerince kullanılmak üzere 9.667 çift ayakkabın alımı işine ait █████/2013 tarihli, 448.548,80.- TL bedelli, birim fiyatlı sözleşme imzalanmıştır. Sözleşme eki Teknik Şartnamenin 2.3.2. maddesine göre ayakkabıların tabanı çift yoğunluklu PU/TPU ( poliüretan/termopoliüretan ) malzemeden yapılmış olması gerekmektedir.
    Sözleşmenin, kabulden sonraki hata ve ayıplardan sorumluluk başlıklı 40 nci maddesinde “İdare teslim edilen malda/işte hileli malzeme kullanılması veya malın teknik gereklerine uygun olarak imal edilmemiş olması veya malda/işte gizi ayıpların olması halinde, malın teknik şartnameye uygun başka bir mal ile değiştirilmesi veya işin teknik şartnameye uygun hale getirilmesini yükleniciden talep eder. Malın/işin İdare tarafından kabul edilmesi veya işin üretim aşamasında yada teslim öncesi imalat aşamasında denetlenmiş olması veya işin kabul edilmiş olması yüklenicinin sözleşme hükümlerin uygun mal teslimi veya iş yapma hususundaki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz." düzenlemesi mevcuttur.
    2.2. Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporu ve TSE raporlarına göre, davalı karşı davacının sözleşme kapsamında ürettiği ayakkabıların çift yoğunluklu tabana sahip olmadığı ve teknik şartnamede belirtilen nitelikleri sağlamadığı, bu durumda idarece sözleşmenin feshi ile teminatın gelir kaydedilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.
    2.3. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi’nce asıl davada hükmedilen bedel bakımından davalı ...’nün de sorumlu olduğu belirtilerek, asıl davanın kısmen kabulü ile hükmedilen bedelin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş ise de davalı ...’nün TBK 66/2 kapsamında öğretim görevlisinin düzenlediği rapor üzerinde denetim ve gözetim yükümlülüğü ve yetkisinin bulunmadığı, davalı ...’nün raporu düzenleyecek olan kişiyle talepte bulunan PTT A.Ş. arasında sadece aracılık yaptığı, ilgilinin düzenleyeceği raporu ve rapor düzenleyecek kişinin denetimi ve gözetim yetkisi bulunmadığı, raporun düzenlenme biçimi ve içeriği hakkında talimat verme yetkisinin de bulunmadığı ...'in HMK 266 vd. maddelerinde düzenlenen ve mahkeme tarafından görevlendirilen nitelikte bir bilirkişi olmadığı, dikkate alındığında davalı ... bakımından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, asıl dava bakımından davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmedilen bedelden davalı ...’nün de sorumlu tutulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur.
    B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
    Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, ...’nün adam çalıştıran, ...’in ise yardımcı kişi olduğu, adam çalıştıran sıfatına haiz ... Rektörlüğü ile davacı PTT arasında icap-kabul şeklinde bir eser sözleşmesi ilişkisi kurulduğu, bu itibarla davacı ile davalı ... arasında sözleşme ilişkisi kurulmuş olmakla ...’nün sorumluluğunun TBK’nın 116. maddesine göre belirlenmesi gerektiği, TBK’nın 116/1. maddesi hükmünde borçlunun, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlü olduğunun düzenlendiği, bu madde hükmüne göre davalı ...’nün, davacının uğradığı zarardan sorumlu olması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
    VII. TEMYİZ
    A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
    Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı-karşı davacı ... vekili, davalı ... vekili ve davalı ... Rektörlüğü vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
    B. Temyiz Sebepleri
    Davalı ... Rektörlüğü vekili; davada müvekkilinin taraf sıfatının bulunmadığını, davanın husumet yönünden, aksi hâlde esastan reddi gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesince üniversite ile öğretim görevlisi arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin doğru kurulmadığını, somut olayda üniversitenin öğretim görevlisi Dr. ...’in kamu çalışanı olduğunu ve üniversite ile arasında özel hukuk ilişkisi değil kamu hukukundan kaynaklanan bir ilişki olduğunu, bu nedenle adam çalıştıranın ve yardımcı kişilerin fillerinden sorumluluktan bahsetmenin mümkün olmadığını, davalı öğretim görevlisi ...’in görevlendirilmesi dışında müvekkilinin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkilinin davaya taraf olduğunu ve sorumlu olduğunu kabul etmemek kaydıyla, müvekkili aleyhine hükmedilen meblağa, süre, faiz ve sorumluluk açısından açıkça itiraz ettiklerini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
    C. Uyuşmazlık
    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ayıplı imalat nedeniyle uğranılan zararların tazmini istemine ilişkin asıl davada, davalı ... Rektörlüğünün sorumlu tutulup tutulmayacağı noktasında toplanmaktadır.
    D. Gerekçe
    1. İlgili Hukuk
    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 66 ve devamı maddeleri.
    2. Değerlendirme
    A) Davalı-karşı davacı ... vekili ile davalı ... vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan değerlendirmede
    1. Bilindiği üzere hukuki yarar dava şartı olduğu gibi temyiz istemi için de gerekli bir şarttır. Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine ilişkin verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine Özel Dairece verilen bozma kararının ikinci bendinde davalı-karşı davacı ... vekili ile davalı ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
    2. Bu durumda davalı- karşı davacı ... vekili ile davalı ... vekilinin direnme kararını temyiz etmekte hukuki yararı bulunmadığından, davalı- karşı davacı ... vekili ile davalı ... vekilinin direnme kararına yönelik temyiz başvurusunun hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.
    B) Davalı ... Rektörlüğü vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan değerlendirmede
    1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar vardır.
    2. Borçların kaynakları sorumluluk hukuku olarak da adlandırılan borçlar hukukunda düzenlenmiştir.
    3. Sorumluluk hukukunun amacı öncelikle zarar görenin zararının giderilmesidir. Sorumluluk hukuku zarar gören ve zarardan sorumlu olan arasındaki menfaat çatışmasında yitirilen adaleti yeniden tesis işlevine sahiptir. Zarar görenin zararının tazmin edilmesi, ayrıca toplumun adalet sistemine olan güvenini arttırıcı etkiye de sahiptir. Buna ek olarak, sorumluluk hukuku zarara yol açan davranışa benzer davranışların sergilenmesini, dolayısıyla başka benzer tür zararların ortaya çıkmasını önleme işlevine de sahiptir. Çünkü bir kişiyi yol açtığı zararı tazmine zorlamak, benzer şekilde davranabilecek kişileri sonraki faaliyetlerinde tazminat ödeme baskısı altında tutarak daha dikkatli olmaya sevk eder (Franz Werro, Erdem Büyüksağiş, Sorumluluk Hukuku, İstanbul 2025, s. 5).
    4. Sorumluluk hukukunun tarihsel gelişim süreci içerisinde, kusur sorumluluğundan kusursuz sorumluluğa uzayan bir yol izlenmiştir. Sorumluluk türlerinden en yaygın ve en geniş olanı kusur sorumluluğudur. Kusur sorumluluğu, bir kimsenin hukuka aykırı ve kusurlu bir davranışla sözleşme dışında diğer bir kimseye vermiş olduğu zararın giderilmesini düzenleyen sorumluluk türüdür. Bu sorumlulukta kusur, sorumluluğun kurucu unsuru olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle sorumluluğun doğması için zarar, uygun illiyet bağı ve hukuka aykırılık unsularından başka zarar verenin davranışının kusurlu olması da gerekir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2024, s. 564). Kusur sorumluluğunda bir zararı başkasına tazmin ettirmek, ancak zarar onun kusurlu bir fiilinden doğmuş ise mümkündür (Haluk Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuku, Ankara 1967, s. 89). Kusur sorumluluğuna doktrin ve uygulamada eş anlamda olmak üzere haksız fiil sorumluluğu veya sübjektif sorumluluk da denilmektedir.
    5. Türk Borçlar Kanunu'nun Borç İlişkisinin Kaynakları başlığı altında, sözleşmeden doğan borçlar (md. 1–48) ile haksız fiilden doğan borçlar (md. 49–76) düzenlenmiş; yine aynı başlık altında, borçların üçüncü genel kaynağı olarak sebepsiz zenginleşmeye (md. 77–82) yer verilmiştir. Bunların dışında bir de kanundan doğan borçlar bulunmaktadır.
    6. Özetle, hukukumuzda borçların kaynağı; sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme ya da bir kanun hükmü olarak kabul edilmiştir.
    7. Adam çalıştıranın sorumluluğu ise TBK'nın 66. maddesinde Özen Sorumluluğu başlığı altında Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.
    Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz... şeklinde düzenlenmiştir.
    8. Anılan madde gereğince adam çalıştıranlara genel nitelikte objektif bir özen yükümlülüğü yüklenmiş ve adam çalıştıranın bir özel hukuk ve bağımlılık ilişkisi içerisinde çalışanlarının kendilerine bırakılan işleri gördükleri sırada hukuka aykırı bir fiille üçüncü kişilere vermiş oldukları zarardan sorumluluğu düzenlenmiştir. Buna göre adam çalıştıranın sorumluluğu, kusursuz sorumluluk türlerinden özen sorumluluğudur. Başka bir deyişle adam çalıştıranın sorumluluğunun kaynağı, adam çalıştıranın çalışanlarını seçerken ve onları çalıştırırken çalışanlar üzerindeki denetim ve gözetim ödevini yerine getirmemesine, kanun tarafından kendisine yükletilen bu tür objektif bir ödevi ihlâl etmesine dayanmaktadır (Fikret Eren, s. 706).
    9. Adam çalıştıran, yapılacak iş için uygun fikri, mesleki bilgi ve yeteneklere sahip bir kişi seçmekle yükümlüdür. Seçeceği yardımcı kişinin yapacağı iş için vasıflı, yeterli eğitim görmüş, yeni bilgi, yöntem ve tekniği özümsemiş ve izlemiş olmasını arayacaktır.
    10. Adam çalıştıranın sorumluluğu bir kusur sorumluluğu olmadığı için sorumluluk, kendisinin veya emrinde çalışan yardımcı kişinin kusurlu olup olmamasına bakılmaksızın, kusurdan bağımsız olarak doğmaktadır. Sorumluluğun doğması için objektif özen yükümlülüğünün ihlâliyle meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması yeterlidir (Eren, s. 709).
    11. Türk Borçlar Kanunu’nun 66. maddesinde ayrıca adam çalıştırana sorumluluğu kaldıracak nitelikte bir kurtuluş kanıtı getirme imkânı tanınmıştır. Buradaki kurtuluş kanıtı niteliği itibariyle bir kusursuzluk kanıtı olmayıp, sorumluluktan kurtulma kanıtıdır. Bu nedenle adam çalıştıran zararın meydana gelmemesi için somut durumun gerektirdiği her türlü objektif dikkat ve özeni göstermiş olduğunu ispat ederse sorumluluktan kurtulacaktır (Eren, s. 715,716).
    12. Adam çalıştıranın sorumluluğunda TBK'nın 66. maddesinin uygulanması için çalışanın üçüncü kişiye sözleşme dışı sorumluluk çerçevesinde zarar vermesi gerekmektedir. Başka bir ifadeyle zarar gören üçüncü kişi ile adam çalıştıran arasında hiçbir hukuki, özellikle de sözleşmeye dayalı ilişki bulunmaması gerekir (Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2025 tarihli ve 2023/6-963 Esas, ████████ Karar sayılı kararı).
    13. Tüm bu maddi ve hukuki olgular ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki davada davalı ...’nün TBK'nın 66/2. maddesi kapsamında davalı öğretim görevlisi ...'in düzenlediği rapor üzerinde denetim ve gözetim yükümlülüğü ile yetkisi bulunmadığı gibi raporun düzenlenme biçimi ve içeriği hakkında talimat verme yetkisinin de bulunmadığı, davalı ...’nün raporu düzenleyecek olan ... ile talepte bulunan davacı PTT A.Ş. arasında sadece aracılık yaptığı anlaşılmaktadır.
    14. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince davalı ...'nün sorumlu olmadığı kabul edilerek ... Rektörlüğü yönünden davanın reddine karar verilmelidir.
    15. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki belge ve delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru olmamıştır.
    16. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, asıl davada davacı ile davalı ... arasında eser sözleşmesi ilişkisi kurulduğu, davalı ...'nün TBK'nın 116. maddesi gereğince yardımcı kişinin fiilinden sorumlu olduğu, direnme kararı yerinde görülerek üniversitenin sorumluluğuyla ilgili miktar incelemesi yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
    17. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    VIII. KARAR
    Açıklanan sebeplerle;
    1-A) bendinde (&1-2) belirtilen nedenlerle davalı-karşı davacı ... vekili ile davalı ... vekilinin direnme kararına ilişkin temyiz itirazlarının hukuki yarar yokluğundan 12.11.2025 tarihli birinci görüşmede oy birliğiyle REDDİNE,
    İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
    2-B) bendinde (&1-17) belirtilen nedenlerle davalı ... Teknik Üniversitesi Rektörlüğü vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince ikinci görüşmede oy çokluğuyla BOZULMASINA,
    Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine, karardan bir örneğinin İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
    19.11.2025 tarihinde kesin olarak karar verildi.
    ''K A R Ş I O Y''
    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 1 ve devamı maddelerinde sözleşmenin kurulması ve hükümleri düzenlenmiş olup; sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla (rızalarını beyan etmeleriyle) kurulur (TBK 1/1). Taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile, sözleşme kurulmuş sayılır (TBK 2/1). İkinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim, uyuşmazlığı işin özelliğine bakarak karara bağlar (TBK 2/2). Bu hükümlerin sonucu olarak, icap ve kabul ile yani önerinin diğer tarafça kabul edilmesi ile birbirine uygun karşılıklı irade açıklaması gerçekleştiğinden sözleşme ilişkisi kurulmuş olur. Öneri ve kabul iradelerinin birleşmesi ve sözleşmenin kurulması için tarafların bir arada bulunması gerekmez. Kanun'un (TBK) 4/2. maddesinde, telefon, bilgisayar gibi iletişim sağlayabilen araçlarla doğrudan iletişim sırasında yapılan önerinin, hazır olanlar arasında yapılmış sayılacağı düzenlenmiştir.
    Kabul için süre belirlenmeksizin hazır olmayan bir kişiye yapılan önerinin, zamanında ve usulüne uygun olarak gönderilmiş bir yanıtın ulaşmasının beklenebileceği ana kadar, önereni bağlayacağı (TBK 5/1), öneren, Kanun veya işin özelliği ya da durumun gereği açık bir kabulü beklemek zorunda değilse, öneri uygun bir sürede reddedilmediği takdirde, sözleşmenin kurulmuş sayılacağı (TBK 6/1) düzenlemeleri, hazır olmayanlar arasında da öneri ve kabule ilişkin irade beyanları ile sözleşmenin kurulacağını ortaya koymaktadır. İrade açıklaması açık veya örtülü (zımni) olabilecektir (TBK 1/2).
    "Beyanın anlam ve konusu hiçbir yoruma ve karışıklığa meydan vermeyecek şekilde beyan vasıtalarından, yani kullanılan söz, yazı veya işaretlerden anlaşılıyorsa, bu, açık bir irade beyanıdır. Zımnî irade beyanı ise, iradenin varlığını gösteren davranışı ifade eder. Bu anlamda, açık olmayan her türlü irade beyanı, zımnî irade beyanıdır. İrade beyanının anlamının, yani sonuç iradesinin doğrudan doğruya söz veya işaretlerden çıkmaması, anlaşılmaması hâlinde, zımnî irade beyanı söz konusu olur. Başka bir deyişle, zımnî irade beyanlarında beyan sahibinin davranışı, işlem iradesini dolaylı bir şekilde ifade eder; onun davranışından, dolaylı olarak işlem iradesine sahip olduğu sonucu çıkar (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 11. Baskı, İstanbul 2009, s. 124).
    Sözleşmelerin geçerliliği, Kanun'da aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir (TBK 12/1). Bu nedenle sözlü olarak da sözleşmenin kurulması mümkün olup öneriyi kabul anlamına gelen işlemlere girişilmiş olması sözlü olarak olarak sözleşmenin kurulduğu anlamına gelecektir. Sözleşme ilişkisinin varlığının HMK 200. madde hükmü gereğince yazılı delille ispatlanacak olması sözleşmenin varlığıyla ilgili olmayıp sözleşmenin varlığının ispatıyla ilgilidir.
    Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir (TBK 470/1). Yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır (TBK 471/1). Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken meslekî ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır (TBK 471/1).
    Eser sözleşmesinde yüklenicinin ayıp nedeniyle sorumluluğu vardır. İş sahibi eseri gözden geçirip ayıpları bildirmek zorundaysa da iş sahibinin ayıbı her zaman kendisinin gözden geçirmesiyle belirleyebilmesi mümkün olmaz. Bu nedenle TBK 474/2. maddede taraflardan her birinin, giderini karşılayarak, eserin bilirkişi tarafından gözden geçirilmesini ve sonucun bir raporla belirlenmesini isteyebileceği düzenlenmiştir. Ayıp nedeniyle iş sahibinin seçimlik hakları TBK 475. maddenin 1. fıkrasında düzenlenmiş ancak ikinci fıkrasında iş sahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkının saklı olduğu belirtilmiştir.
    Eser sözleşmesinin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle doğan zararlar nedeniyle borçlunun tazmin borcuyla ilgili olarak TBK 112 vd. maddelerde düzenlenen giderim yükümlülüğüne ilişkin hükümler uygulanmalıdır. Bu konuda, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlü olduğu (TBK 112/1), borçlunun, genel olarak her türlü kusurdan sorumlu olup, bu sorumluluğun kapsamının işin özel niteliğine göre belirleneceği, iş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa, sorumluluğun daha hafif olarak değerlendirileceği (TBK 114/1), haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanacağı (TBK 114/2), borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlü olduğu (TBK 116/1) hükümleri bulunmaktadır.
    Kanunda yer alan borca (sözleşmeye) aykırılık nedeniyle giderim yükümlülüğünün koşulları, haksız fiil nedeniyle sorumluluk koşullarıyla benzerlik taşımakta olup, yüklenicinin eser sözleşmesinin ifasında gerekli tedbirleri almayarak iş sahibinin zararına neden olması da eser sözleşmesi kapsamında giderim yükümlüğüne neden olan bir eylemdir. Kanun'un (TBK) 114/1. maddesinde borçlunun genel olarak her türlü kusurdan sorumlu olduğu, sorumluluğun kapsamının işin özel niteliğine göre belirleneceği düzenlenmiş olduğundan, meydana gelen zararda yüklenici kusurunun derece ve etkisinin değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Kusursuzluğunu ispat etmek borçluya ait olduğundan zarar verenin kusurunun ispatlanmasını arayan haksız fiil hükümlerine de gidilmesine de gerek olmayıp, yüklenici 114/1. maddenin sonucu olarak ispatlayamadığı kusursuzluğu ölçüsünde, kabulü gereken kusurunun derecesi yani oranına göre meydana gelen zarardan sorumlu olacaktır.
    Akdin gereği gibi yerine getirilmemesi, yüklenicinin yanında çalışan kişilerin fiillerinden de doğmuş bulunabilir. Bu hâlde de yüklenici doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Zira bu konuda yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk başlığını taşıyan TBK 116/1. maddede; borçlunun, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. TBK 116. madde hükmü ile adam çalıştıranın sorumluluğuyla ilgili TBK 66. madde hükmü benzer sonuçları ortaya çıkarabilir ise de koşullarında farklılıklar olan ve farklı hukuki ilişkilere ilişkin hükümlerdir. Zira, TBK 116. madde sözleşme ilişkisi bulunan hâllerde sorumlulukla ilgili iken TBK 66. madde haksız fiil sorumluluğuyla ilgilidir. Sözleşmeye dayanan tazminat taleplerinde TBK 66. madde hükmü değil TBK 116. madde hükmü uygulama alanı bulacaktır.
    Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacı karşı davalı iş sahibi PTT ile davalı karşı davacı ... arasında ayakkabı imal edilerek teslimi konusunda eser sözleşmesi bulunmaktadır. Üretilen numunelerin sözleşme ve eki şartnamelere uygun olup olmadığı yönünden testleri yapılarak rapor düzenlenmesi için ... Teknik Üniversitesi (...) Kimya Mühendisliğine yazılan yazı üzerine görevlendirilen ... tarafından labaratuar testleri yapılarak numunelerin sözleşme ve şartnameye uygun olduğuna dair rapor düzenlenmesi üzerine üretim onayı verilmiş ve üretilen ayakkabılar teslim alınmıştır. Sonrasında yapılan ihbar üzerine inceleme yapıldığında üretilen ayakkabıların şartnameye uygun olmadığı yapılan testler sonucu düzenlenen raporun gerçeğe aykırı olduğu anlaşılmıştır. Bunun üzerine davacı yüklenici ... ile arasındaki sözleşmeyi feshetmiş elde mevcut olan ayakkabıların iade alınarak ödenen bedelin iadesini, postacılara dağıtılan ayakkabılar nedeniyle de doğan fiyat farkını istemiş ancak yüklenicinin buna uymaması üzerine de bu davayı açmıştır.
    ... aleyhine açılan dava ayakkabı imali ve teslimini kapsayan eser sözleşmesine dayalı ise de ... aleyhine dava açılmasının sebebi gerçeğe aykırı rapor düzenlenmesi nedeniyle zarara uğranıldığı iddiasıdır. Uyuşmazlığın doğru çözümlenebilmesi için rapor düzenlenmesi nedeniyle taraflar arasında hukuki ilişki meydana gelip gelmediği, bir sözleşmenin kurulup kurulmadığı ve kurulmuş ise bu sözleşmenin niteliğinin ne olduğunun belirlenmesi gerekir.
    Gönderilen numunelerin teknik şartname değerlerine uygun olup olmadığının analizlerinin yapılmak suretiyle belirlenmesi ve bu hususta rapor düzenlenmesi eser sözleşmesinin konusunu oluşturabilecek bir iştir. Bu işin davacı için ayakkabı imaline ilişkin sözleşmeden doğan hakların kullanabilmesi ve sözleşmenin gereği gibi yerine getirilip getirilmediği, ayıplı imalat yapılmış ise ayıptan doğan seçimlik hakların ne şekilde kullanılacağına esas olmak yaptırılmak istendiğini gönderilen şartname nedeniyle davalının bilebilecek durumda olduğu da açıktır.
    Davacı tarafından ... Kimya Mühendisliği Bölümüne bu konuda yazılan 08.01.2014 tarihli yazı eser sözleşmesinin kurulması için öneri (icap) niteliğini taşımaktadır. ... tarafından bu işle ...'in görevlendirilmesi, önerinin kabulü anlamına gelmekte olup davacı ile ... arasında böylece eser sözleşmesi ilişkisi kurulmuştur. Eser sözleşmesinin kurulduğu, raporun Üniversite laboratuarında yapılan testler sonucu hazırlanmış olması, bunu açıkça ortaya koyacak şekilde Üniversitenin isim ve logosu mevcut olmak üzere rapor düzenlenmiş bulunması ve raporu hazırlayanın üniversite çalışanı olmasından da açıkça anlaşılmaktadır.
    Üniversitenin bu işle ilgili olarak bir öğretim üyesini görevlendirmiş olması sözleşmenin üniversiteyle değil görevlendirilen kişi ile kurulduğu anlamına gelmez. Yapılan iş Üniversitenin laboratuarında yapılıp bunu ortaya koyar şekilde üniversite adına rapor düzenlenmiş olduğuna göre taraflar arasında analizler yapılıp rapor hazırlanmak üzere eser sözleşmesi kurulmuştur. Öneride bedelin yüklenici adresine fatura edilmesi istenmiş ise de bu durum taraflar arasında sözleşme ilişkisi kurulmadığı anlamına gelmez. Zira eser sözleşmesinin kurulması için bedelin kararlaştırılmış olması şart olmadığından bedel belirlenmesi eser sözleşmesinin unsuru değildir. Bu bedel ödenmeyeceği anlamına gelmemekte ve mahalli piyasa rayicine göre TBK 481. maddedeki tamamlayıcı hükme göre bedel istenebilecek bunun yanında yüklenici tarafından bedelin ödenmemesi hâlinde yine iş sahibinden bedel istenebilmesi mümkün olacaktır.
    Öte yandan davalı Üniversite teknik analizlerin yapılarak rapor düzenlenmesi işlerini de kapsar şekilde döner sermaye işletmesi kurmuş olup somut olayda düzenlenen raporla ilgili fatura da döner sermaye işletmesi tarafından düzenlenmiştir. Yatırılan bu raporlama ücreti de döner sermaye işletmesine yatırılmıştır. 2.360,00 TL bedelli faturaya konu yatan paranın unsurlarına bakıldığında da öğretim üyesi payı olarak ayrılan pay, oranı yüzde 8 olarak belirtilen 160,00 TL'den ibarettir. Kalan miktarlar deney ücreti, Rektörlük payı, Fakülte payı, Bölüm payı, Araştırma Fonu payı gibi unsurlar içermektedir. Raporlama ücretinin unsurları üniversitenin kayıtlarıyla bu kadar açık ve net olarak anlaşılmakta iken Üniversite ile davacı arasında sözleşme ilişkisi kurulmadığını kabul etmek de asla mümkün olamayacaktır.
    Nasıl ki bir özel hastanede tıbbi tedaviyi uygulayan ve gerekli raporları düzenleyen o hastanede çalışan doktor olsa da bu doktoru çalıştıran hastane sahibi tüzel kişi de hatalı tıbbi tedavi nedeniyle doğan zarardan sorumlu olacaksa durum burada da aynıdır. Yine bir ekspertiz firmasında düzenlenen raporun gerçeğe aykırı olması sonucu doğan zarar nedeniyle firma sahibi gerçek veya tüzel kişi kendisinin değil raporu düzenleyen çalışanının sorumlu olacağı, firmasında rapor düzenlenmesinin kendisiyle arasında sözleşme ilişkisi kurulduğu anlamına gelemeyeceği savunmasında bulunamayacak olması da somut olaydan farklı değildir.
    Bu eser sözleşmesinde davacı PTT iş sahibi, davalı ... yüklenici, davalı ... ise yüklenicinin fiillerinden sorumlu olduğu yardımcı kişi durumundadır. Sözleşme konusu iş gereği gibi ifa edilmeyerek gerçeğe uygun olmayan rapor hazırlandığı toplanan delillerle sabit olduğuna göre, davacı sözleşmenin gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle ödemek durumunda kaldığı ve yükleniciden hâlen alamadığı ayakkabı bedelleri nedeniyle doğan zararını giderim yükümlülüğü hükümlerine göre davalı ...'den istemekte haklıdır. Rapor davalının çalışanınca hazırlanmış olsa dahi yüklenici yardımcı kişinin fiilinden doğan zararı da TBK 116. madde hükmü gereğince gidermek zorunda olduğundan bu durum ...'nün sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.
    Bilimsel özgürlük kavramı üzerinden de Üniversitenin sorumsuz olduğu sonucuna varılamaz. Bilimsel özgürlük bilim adamlarının herhangi bir müdahaleye uğramaksızın araştırma yapma, düşüncelerini Üniversite içinde veya dışında savunma yayma hakkıdır. Üniversite teknik analiz raporları düzenlenerek bedel karşılığı hizmet vermek üzere bir döner sermaye işletmesi kurulmuş ve bu işletme altında özel hukuk sözleşmeleri yapıyorsa bu sözleşmeden doğan edimlerini de sözleşmenin niteliğine uygun biçimde yerine getirmek zorundadır. Raporu düzenleyen öğretim görevlilerinin bilimsel özgürlüğü bulunduğu rapora müdahale edilemeyeceği gibi bir savunmayla sorumluluktan kurtulmak borçlunun giderim yükümlülüğüne ilişkin TBK kurallarına açıkça aykırı olacaktır. Kaldı ki bir sözleşmeye dayalı olarak rapor düzenlenmesi bilimsel özgürlükle ilgili olmayıp geldiği son aşamaya göre bilimin uygulamasıdır. Mevcut imkân ve tekniklere rağmen bilimin uygulanmadığı ve gerçeğe aykırı rapor düzenlendiği de çok açık bir biçimde sabit olduğundan somut olayda bilimsel özgürlük kavramı üzerinden bir sorumsuzluk yaratılması da mümkün değildir.
    Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında konu TBK 66. maddede düzenlenen adam çalıştıranın sorumluluğu üzerinden de değerlendirilmiştir. Bu düzenleme bir haksız fiil düzenlemesi olup sözleşme ilişkisine dayanılarak talepte bulunulan hâllerde haksız fiil hükümleri değil sözleşme hükümleri uygulanmalıdır. Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır (TBK 114/2) ise de kıyasın yapılabilmesi için sözleşme hükümlerinde kıyas yapmayı mümkün kılan gerçek bir kanun boşluğu bulunması gerekir. Kanun (TBK) 116. maddesiyle yardımcı kişilerin fiillerinden doğan sorumluluğu açıkça düzenlediğine göre somut olayda haksız fiil düzenlemesi olan TBK 66. madde hükümlerinin uygulanması da mümkün değildir.
    Bölge adliye mahkemesince verilen kararda TBK 66. maddeden söz edilmesi kaldı ki anlamında yazılmış ilave gerekçe olup asıl gerekçe olarak sözleşme ilişkisinin varlığı kabul edilerek karar verilmiştir. Davacı ile davalı Üniversite arasında sözleşme ilişkisinin varlığı kabul edilerek karar verilmiş olması, dosya kapsamındaki delillere, sözleşme hukukunun kurallarına uygun bir gerekçe ve sonuç içermekte olup bozma kararına uyulmayarak önceki kararda direnilmesi isabetli ve yerinde olmuştur,
    Yukarıda açklanan nedenlerle direnme kararı uygun bulunarak Üniversitenin sorumluluğuyla ilgili miktar incelemesi yapılmak üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan, sözleşme ilişkisi kurulmadığı ve Üniversitenin bir sorumluluğu bulunmadığı kabul edilerek özel daire kararı gibi bozma yönünde oluşan Değerli Çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!