Anahtar kelimeler: Akrabası İlişiği Ayrılmasıyla Ortağı Noterliğinin Kalmadığını Yevmiye Şirketten İşleri Vekil

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI
: █████████ E., ████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ
: ... 7. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI
: ████████ E., ████████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı şirket vekili; davacı şirketin kuruluş aşamasında işleri takip etmek üzere şirket ortağı ...'in akrabası olan davalı ...'ı ... 1. Noterliğinin 22.07.2003 tarihli ve ... yevmiye nolu vekaletnamesi ile vekil tayin ettiğini, vekaletnamede satış yetkisi verilmediğini, ...'in 2004 yılında Şirketten ayrılmasıyla davalı ...’ın da Şirketle bir ilişiği kalmadığını ancak davacı şirketin davalı ...’ı azletmeyi unuttuğunu, davalı ...'ın davacı Şirketin haberi olmaksızın dava konusu taşınmazı 15.06.2017 tarihinde davalı ...’a, ...'nın da 29.06.2017 tarihinde diğer davalı ...’a satış suretiyle devrettiğini, temliklerin muvazaalı olduğunu, 21.07.2017 tarihinde ise davalı ... ile muvazaalı bir şekilde “anlaşma yoluyla” kamulaştırma suretiyle taşınmazın davalı belediyeye devredildiğini, taşınmazı davacı Şirketin kullanmaya devam ettiğini, davalıların taşınmaza gelip bakmadıklarını, birlikte hareket ettiklerini ileri sürerek, dava konusu 14 02... parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı Şirket adına tesciline, olmadığı takdirde dava tarihindeki değerinin faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.II. CEVAPDavalı ...; şirket kurmaya engel durumu nedeni ile kendisini temsilen ...'in, diğer ortak ... ...'ın yine şirket kurmaya engel durumundan dolayı ...'un yetkilendirilmesi ile ... ve ... adına davacı Şirketin kurulduğunu, Şirketin esas ortakları olarak kendisine ve ... ...'a her türlü işlemi yapması için vekaletname verildiğini, dava dışı 17 parseldeki 7 ve 8 numaralı bağımsız bölümleri satış bedelini ödeyerek davacı şirket adına satın aldığını, bu nedenle davacı Şirketten alacağı doğduğunu, devam eden süreçte davacı şirketle ticari ilişkilerine son verme kararı aldığını, davacı şirketten söz konusu taşınmazların bedelini bir çok defa talep ettiğini, Şirket yetkilisinin ise bu talebini geçiştirdiğini, ancak 2015 yılında bedelini kendisinin ödediği taşınmazlar hakkında kamulaştırma kararı alındığını öğrenmesi üzerine Şirket yetkilisi ... ile tekrardan görüştüğünü, alacağının 300.000,00 TL olduğu konusunda mutabık kalındığını, ayrıca davacı şirket yetkilisi tarafından elinde vekaletname var, alacağın ödenmediği zaman taşınmazı satar paranı alırsın, hakkını ödeyeceğiz şeklinde beyanı olduğunu, satın aldığı taşınmazların belediye tarafından kamulaştırıldığını ve kamulaştırma bedellerini davacı Şirketin kendisine ödemediğini, alacağına kavuşmak maksadıyla söz konusu taşınmazı 300.000,00 TL'ye sattığını, bu satışı Şirket yetkililerine bildirmemiş olmasının gizli yaptığı anlamına gelmediği gibi hukuki olarak da böyle bir yükümlülüğü bulunmadığını, vekaletnamenin bu hakkı kendisine verdiğini, satış öncesinde aldığın taşınmazı satabilirsin, ödeme yapmayacağız" yönünde beyanda bulunulduğunu, satış işlemini davacı şirkete bildirmemesinin iyiniyetine halel getirmeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.Davalı ...; dava konusu taşınmazı arkadaşı ... aracılığıyla 300.000,00 TL bedeli karşılığında satın aldığını, kâr amaçlı olarak ... adlı siteye satış ilanı verdiğini, diğer davalıları tanımadığını, davalı ... ile 350.000,00 TL üzerinden anlaşarak aralarında düzenlenen protokol gereğince mutabakata varıldığını, çekler ve ödeme dekontlarının da bunu doğruladığını belirterek davanın reddini savunmuştur.Davalı ...; iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olduğunu, dava konusu taşınmazı internette (...) satış ilanını görerek satın aldığını, diğer davalılar ile bu alım-satım işleminden önce herhangi bir sebeple ilişkisi bulunmadığını, davalı ... ile 350.000,00 TL bedelle alım-satım konusunda protokol yapıldığını, 300.000,00 TL'sini ödediğini, ... yetkilileri ile 515.000,00 TL kamulaştırma bedeli ile anlaşma sağlandığını belirterek davanın reddini savunmuş, aksi halde ise davalılardan ...'a ödediği satış bedelinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir.Davalı ... vekili; kamulaştırma kararı alındığını, davacıyla uzlaşma görüşmelerinde anlaşma sağlanamadığını, bunun üzerine ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin ████████ Esas sayılı davanın açıldığını, yargılama devam ederken davacının hisselerini devrettiği yeni malik ... ile uzlaşma sağlanarak 13.07.2017 tarihli uzlaşma tutanağı düzenlendiğini, belediyenin iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı Şirketin iradesi doğrultusunda bir satışın olmadığı, satış bedelinin de Şirkete ödenmediği, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı, davacı tarafından diğer davalıların davalı vekil ile el ve iş birliği içerisinde vekil edeni zararlandırma kastı ile hareket ettiğinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle davalı ... yönünden davanın kabulü ile bedelin tahsiline, diğer davalılar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı ...'nın satış bedelini ödediğini belgeleyemediğini, taşınmazın kısa aralıklarla el değiştirdiğini, davalıların el ve iş birliği içinde kötüniyetli hareket ettiklerini, davalılar ..., ... ve ...'in yakın arkadaş olduklarını, gerekçenin dosya içeriği ve somut olayla bağdaşmadığını, satış bedelleri ile taşınmazın gerçek değeri arasında fahiş fark bulunduğunu, davalı vekilin iddialarının gerçek dışı olduğunu, kamulaştırma işlemlerinin herkesçe bilindiğini, davalı ...'nin dava konusu taşınmaza ilişkin süreçleri bildiğini, derdest davalara rağmen kamulaştırma için uzlaşma tutanağı imzalaması ve taşınmazı bu yolla almasının iyiniyetli olduğunu göstermeyeceğini, eksik inceleme ile karar verildiğini, davalılar arasındaki ilişkinin araştırılmadığını bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla kararın bozulmasını talep etmiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeDava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir.Dosya içeriği ve toplanan delillerden; ... 1. Noterliğinin 22.07.2003 tarihli ve ... yevmiye nolu vekaletnamesi ile davacı şirket tarafından davalı ...'ın vekil tayin edildiği, çekişme konusu 14 02... parsel sayılı taşınmazın █████ payının davacı Şirket adına kayıtlı iken davalı vekil ... tarafından 15.06.2017 tarihinde satış suretiyle davalı ...'a devredildiği, ...'nın ise devraldığı payı 29.06.2017 tarihinde diğer davalı ...'a satış suretiyle devrettiği, davalılar ... ve ... tarafından yapılan anlaşma-uzlaşma nedeniyle 21.07.2017 tarihinde çekişme konusu payın kamulaştırma suretiyle davalı Belediyeye devredildiği anlaşılmaktadır.Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu'nun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni .... Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve iş birliği içerisinde ise veya kötüniyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötüniyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötüniyet korunmamış, daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.Bilindiği üzere; hukukumuzda diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alışverişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlama düşüncesiyle alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988. ve 989. maddelerinin ve tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.Tapulu taşınmazların intikallerinde huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden, iktisapta bulunan kişinin iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten, bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse, diğer yanda ise kendisi için maddi hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta şeklen iyi niyetli gözükeni değil gerçekten iyi niyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.Nitekim bu görüşten hareketle, "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı'' ilkeleri 8.11.19 91... /4 esas 1991/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir.Diğer taraftan; vakıa ve karinelerden, halin icaplarından, kendisinden beklenen özeni sarfetmemiş olması itibariyle kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacağı belirlenmiş olan kimsenin TMK’nın 1023. maddesinden yararlanamayacağında bir tereddüt bulunmamaktadır.Somut olaya gelince; çekişme konusu taşınmazdaki davacı Şirket adına kayıtlı payın davalı vekil ... tarafından diğer davalı ...'ya devredildiği, davacı şirketin iradesi doğrultusunda bir satışın olmadığı, satış bedelinin de Şirkete ödenmediği, vekalet görevinin kötüye kullanıldığının İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesinin de kabulünde olduğu, verilen karara karşı davalı vekil ... tarafından istinaf ve temyiz başvurusunda bulunulmadığı, vekalet görevinin kötüye kullanıldığının sabit olduğu; davacı Şirket tarafından, dava konusu taşınmaza ilişkin kamulaştırma işlemleri yapıldığı, davalı Belediye ile kamulaştırma konusunda uzlaşma sağlanamadığı, Belediyece Şirket aleyhine dava açıldığı, Şirketçe de belediye aleyhine idare mahkemesinde dava açıldığının ileri sürüldüğü; ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin ████████ Esas, ████████ Karar sayılı davasında, 19.04.2017 tarihinde ... (eldeki davada davalı belediye) tarafından, dava konusu taşınmazın pazarlıkla satın alınmaması nedeniyle kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil isteğiyle dava açıldığı, belediye vekilinin 03.10.2017 tarihli duruşmada Şirketin paylarını ...'e devrettiğini ve ... ile idare arasında uzlaşma sağlandığını, davadan feragat ettiklerini bildirdiği, davanın feragat nedeniyle reddine karar verildiği, tarafların istinaf başvurusunda bulunmaması üzerine kararın kesinleştiği; ... 3. İdare Mahkemesinin ████████ Esas sayılı davası ile davacı Şirket tarafından 17.05.2017 tarihinde ... aleyhine dava konusu taşınmazın kamulaştırılmasına ilişkin belediye encümen kararının iptali talepli dava açıldığı; ... 3. İdare Mahkemesinin ████████ Esas sayılı davası ile davacı Şirket tarafından 17.05.2017 tarihinde ... ve ... Büyükşehir Belediyesi aleyhine dava konusu taşınmazın bulunduğu alanda yapılan imar planı değişiklikleri ve bu kapsamda alınan kararların iptali talebiyle dava açıldığı; öte yandan, dava konusu taşınmazı vekil ... eliyle temlik alan davalı ...'nın çekişme konusu payı 300.000,00 TL'ye, diğer davalı ...'in ise 350.000,00 TL'ye satın aldığı, ... adlı sitede satış ilanı verildiği, davalılar ... ve ... arasındaki satışa ilişkin protokol düzenlendiği, söz konusu ödemelere dair bir kısım çekler ve banka dekontlarının ibraz edildiğinin bildirildiği, davalı ... tanığının davalı ...'nın araba alıp sattığını, taşınmazı yatırım amaçlı aldığını, bu tarz alım - satımlar yaptığını beyan ettiği, ... adlı internet sitesinden satış ilanının ekran görüntüsünün gönderildiği, buna göre çekişme konusu taşınmazın ilan tarihi 22.06.2017, satış bedelinin ise 650.000,00 TL olarak görüldüğü, uzlaşma görüşmeleri sonucu davalı ... tarafından 515.000,00 TL bedelle taşınmazın davalı Belediyeye temlik edildiği; Mahkemece yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporuna göre dava konusu taşınmazdaki Şirket adına kayıtlı payın değerinin 15.06.2017, 29.06.20 17... .07.2017 olan devir tarihlerinde 657.062,00 TL olduğu, davalıların ise satış bedelinin 300.000,00 TL ve 350.000,00 TL olduğunu savunduğu, satış bedelleri ile taşınmazın gerçek değeri arasında fark bulunduğu gibi, gerçek değeri 657.062,00 TL olarak tespit edilen taşınmazın 300.000,00 TL ve 350.000,00 TL bedelle satın alınmasının hayatın olağan akışına da aykırı olduğu, taşınmazın çok kısa aralıklarla temlik edildiği, son kayıt maliki davalı belediye ile davacı şirket arasında görülen davaların mevcut olduğu, toplanan deliller, tanık beyanları ile tüm dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde, davalı vekil ... dışındaki diğer davalıların vekalet görevinin kötüye kullanıldığını bildiği veya bilebilecek konumda bulundukları, TMK'nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacakları sonucuna varılmaktadır.Hal böyle olunca, davanın tapu iptal ve tescil talebi yönünden kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Davacı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davacıya iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,03.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.