Anahtar kelimeler: Çaldırdığı Fakir Mütevazı Reisi Kıt Geçiren Sürdüren Geçimini Kaybettiği Kimliğini

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: ████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2024
NUMARASI
: ████████ Esas - ████████ Karar
DAVANIN KONUSU
: Tazminat (Bankacılık işleminden kaynaklanan)
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin iki çocuk sahibi, mütevazı, fakir, kıt kanaat geçimini sürdüren bir aile reisi olduğunu, müvekkilinin kaybettiği veya çaldırdığı kimliğini ele geçiren dolandırıcıların bu kimliği kullanarak, ....Şti. adı altında sahte bir şirket kurduklarını ve bu şirket adına müvekkilinin imzasının taklit edilerek davalı bankanın... Şubesinden çok sayıda çek alarak üçüncü kişilere kullandırdığını, sahte şirket kurmak ve onun adına çek düzenlemek için müvekkilinin kimlik bilgilerini kullanan dolandırıcıların bununla kalmayarak müvekkili adına sahte ikametgah ve nüfus kayıt örnekleri de düzenleyerek şirket adına borçlanma işlemleri ile kurumlar arası yazışmalarda gerçekleştirildiğini, dolandırıcıların müvekkiline ait kimlik bilgilerini kullanarak imzalarını da taklit etmek suretiyle kurdukları şirket adına her türlü işlemi yaparak kurum ve şahısları yanılttıklarını, dolandırıcıların kurdukları, sahte şirket adına davalı bankanın... Şubesinden aldıkları çeklerin ciro edildiği üçüncü kişiler tarafından şirket yetkilisi ve müdürü olarak müvekkili hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu ve müvekkili hakkında karşılıksız çeklerden dolayı davalar açılarak mahkumiyet hükümleri verildiğini, gerek davalı banka şubesi, gerek çeklerin ciro edildiği üçüncü kişiler tarafından yapılan şikayet üzerine müvekkili hakkında karşılıksız çekten dolayı çeşitli mahkemelerden verilen mahkumiyet kararlarının imzaların müvekkiline ait olmamasının anlaşılması üzerine verilen iadei muhakeme kararları ile infazın durdurulması kararları verildiğini, ancak sahte şirket adına davalı banka şubesinden alınan çeklerden dolayı müvekkili hakkında verilen mahkumiyet kararları sonucu müvekkilinin ... Cezaevinde bir aya yakın haksız yere yatmak zorunda kaldığını, bunlardan dolayı ağır maddi ve manevi çöküntüye uğradığını, sekiz ayrı mahkemede yargılama konusu yapılmış sahte çeklerin tamamının aynı sanıklar tarafından sahte olarak kurulan şirket adına keşide edildiğini, dolandırıcıların bir kısmının İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesinin ████████ Esas, ███████ Karar sayılı dosyasında mahkum olduklarını, müvekkilinin mağdur katılan sıfatında olduğunu, bazı kişiler hakkında ██████████ soruşturma sayılı dosyada takipsizlik kararı verildiğini, matbaada işçi olarak çalıştığını belirterek, cezaevinde bir aya yakın haksız nedenle kalması nedeniyle 15.000,00 TL manevi tazminat ile bir aylık iş ve güçten kalma nedeniyle 2.000,00 TL maddi tazminat olmak üzere toplam 17.000,00 TL tazminatın, müvekkilinin cezaevine girdiği tarihten itibaren en yüksek banka faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili savunmasında özetle; davacının sahte kimliği kullanılarak müvekkili bankanın... Şubesinden ... imzalandığını ve çek karnesi çıkartıldığını, dava dilekçesi ekinde sunulan belgelerin tamamının 2005-2006 yıllarına ait olduğunu, davacının en geç 2006 yılında zarara uğradığını ve tazminat yükümlüsünün kim olduğunu bildiğini olay tarihinden yaklaşık 10 yıl sonra haksız fiile dayanılarak tazminat istenmesinin zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle mümkün olmadığını, olay tarihinde yürürlükte bulunan BK md 60 uyarınca 1 yıllık dava zamanaşımı süresinin geçtiğini, TBK 72. madde gereğince dahi 2 yıllık zamanaşımı süresinin geçmiş olduğunu davanın zamanaşımına uğradığını, çek hesabının gerçeğinden ayırt edilemeyen ve aldatma kabiliyeti evraklarla açıldığını, bankanın, kamu kurumları tarafından şüphelilere verilen aldatma kabiliyetine haiz evrakların sahte olduğunu bilecek veya bilebilecek durumda olmadığını, davacının kimliğini ele geçirilerek zarara uğramasına sebep olan asıl sorumluların ceza ilamında belli olduğunu, ilamda sanık konumunda yer alan ...‘nin sahte evraklarla şirket kurduğunu, çek hesabı açtırdığını ve davacı zararından sorumlu olduğunu bilmesine rağmen müvekkili hakkında açılan davanın kötüniyetli olduğunu, müvekkilinin üzerine düşen özen yükümlülüğünü yerine getirdiğini, hesap açılışında, davacıya ait muhtarlıkça düzenlenen ikametgah senedi aslını, nüfus cüzdan talep belgesini, nüfus cüzdan aslı ve fotokopisini, şirket ana sözleşmesini, İstanbul Ticaret Sicil Memurluğundan verilen şirket sicil tasdiknamesini, şirkete ait vergi levhası, imza sirkülerinin bankaya sunulduğunu,sunulan evraklara itibar edilerek dava dışı şirkete .... yaprak çek verildiğini, ..yaprağın halen kullanılmadığını ve müşteride göründüğünü, .. adet karşılıksız çekin mevcut olduğunu, devletin resmî kurumları tarafından verilen iş bu belgelerin sahteliğinin müvekkili banka tarafından anlaşılacak ya da anlaşılması beklenecek seviye de olmadığını, müvekkilinin tüm bu belgeleri isteyerek ve gerekli istihbarat araştırmasını yaparak kanun tarafından kendisine yüklenen yüksek özen yükümlülüğünü yerine getirdiğini, müvekkili bankanın ..... Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ██████████ soruşturma sayılı dosyasında şirket hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, davacı adının geçmediğini, talebin haksız ve fahiş olduğunu savunarak davanın öncelikle usul ve aksi halde esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas, ████████ Karar ve 14.11.2019 tarihli kararı ile; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Dairemizin ████████ Esas, ████████ Karar ve 09.02.2023 tarihli kararı ile; "...Eldeki davada ise illiyet bağını kesen sebeplerden; zarara “üçüncü bir kişinin kusurundan kaynaklanan başka bir eyleminin sebep olması” tartışılmalıdır. Kural olarak, hiç bir kimse, aynı zarardan üçüncü kişinin de sorumlu olduğunu ileri sürerek, kendi sorumluluğundan kurtulamaz. Her biri, zincirleme sorumluluk kuralları uyarınca zararın tamamından sorumlu olur. Bununla birlikte, üçüncü kişinin kusurunun çok ağır olması veya olaya neden olan eylemin çok önemli olması nedeniyle, birinci eylemin geri plana itilmesi durumunda, sonuç değişebilir. Belirtmek gerekir ki, üçüncü kişinin kusuru gerekli objektif yoğunluğa, başka deyişle gerekli ağırlığa ulaşmadıkça, zarar görenin kusurunda olduğu gibi illiyet bağını kesmeye yetmeyecektir. Diğer bir anlatımla, üçüncü kişinin kusuru yeterli ağırlığa ulaşıp, illiyet bağını kesmedikçe sonuç doğurmayacaktır. Somut olayda, dava dışı sahtecilik yapan kişilerin davacının kimlik bilgilerine ulaşarak davacı kimlik bilgileri ile şirket kurdukları, şirketle ilgili sicil kayıtları oluşturdukları ve söz konusu bilgi ve belgelerle davalı bankaya başvurarak kredi işlemleri ile birlikte çek hesabı açtırdıkları anlaşılmaktadır. Mahkemece davalı savunmaları da dikkate alınarak, konusunda uzman bankacı bilirkişi vasıtasıyla çek karnesi verilmesine esas olan sahte belgelerle kurulmuş olduğu anlaşılan şirket kayıtları ve çek hesabı için bankaya ibraz edilen tüm kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi gerçekleştirilerek, bilirkişiden bilgi ve belgelerin iğfal kabiliyeti olup olmadığı, üçüncü kişinin eylemi ile oluşan zarar arasında illiyet bağının kesilip kesilmediği, davalının zarardan sorumlu olup olmadığı konularında denetime elverişli bir rapor alınarak uygun sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekir iken dosya kapsamına uygun olmayan gerekçeye istinaden hüküm tesisi isabetli olmamıştır. Diğer taraftan, davalı vekili tarafından 18.10.2016 tarihli dilekçe ile davanın, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü ile.......Noteri...'e ihbar edilmesi talebinin, 19.10.2017 tarihli celsenin ... no'lu ara kararında belirtildiği biçimde, HMK'nın 62/2. maddesi uyarınca dosyanın gelmiş olduğu aşama itibariyle ihbar isteminin reddine karar verilmesi de isabetli olmamıştır. Şöyle ki HMK'nın 61/1 maddesinde, "Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Mahkemenin ret gerekçesine esas aldığı HMK'nın 62/2. maddesi ise; "...(2)-Davanın ihbarı sebebiyle yargılama bir başka güne bırakılamaz ve ihbarın tevali etmesi gibi zorunlu olan durumlar dışında süre verilemez." hükmünü içermektedir. Somut olayda HMK'nın 61/1.maddesinde belirtildiği üzere tahkikat sonuçlanıncaya kadar dava üçüncü kişiye ihbar edilebilir. Mahkemece HMK'nın 62/2 madde uyarınca ihbar talebinin reddine karar verilmesi usule aykırı olmuştur. Çünkü davacı vekili tarafından yazılı ihbar dilekçesi 18.10.2016 tarihli olarak dosyaya ibraz ibraz edilmiş, ihbar talebi ise 19.10.2017 tarihli ara karar ile reddedilmiştir. Hüküm ise 14.11.2019 tarihinde verilmiştir. Bu durumda, davalı tarafın ihbar isteminin yargılamanın bir başka güne bırakılacağı hususu gözetilerek ret kararında isabet görülmemektedir.
Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına..." karar verilmiştir. Eldeki istinaf incelemesine karar, kaldırma kararımızdan sonra yapılan yargılama sonucunda verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacı taraf, davalı bankanın özen yükümlülüğünü yerine getirmeyerek sahte belgelere istinaden müvekkili adına üçüncü kişiye çek karnesi verdiğini, bu nedenle hakkında birçok ceza davası açıldığını ileri sürmüş ve maddi tazminat talebini hakkında açılan davalar nedeniyle on beş gün cezaevinde kalması sebebiyle işe gidememesi nedeniyle, manevi tazminat talebini ise bu olaylardan duyduğu üzüntüye dayandırmıştır. Bu durumda, davacının zararının, söz konusu ceza davalarının sonuçlanması ile doğduğu ve zararı öğrenme tarihinin de en erken bu tarihler olduğu dikkate alındığında, söz konusu tarihler ile dava tarihi arasında mülga 818 sayılı BK'nun 60. ve TCK'nun 66.maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresi dolmamıştır. 6098 Sayılı TBK'nun 58. maddesi gereğince; hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. █████/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İBK gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.Davaya konu somut olayın gerçekleşme şekli, yeri, zamanı, davacı hakkında çok sayıda ceza davası açılması ve cezaevinde kalması ve yukarıda açıklanan ilkeler, davalının eylemindeki hukuka aykırılığın tespitinin sağlayacağı manevi tatmin ile birlikte değerlendirildiğinde 5.000,00 TL manevi tazminatın somut olaya ve hakkaniyete uygun olduğu kanaatine varılarak..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 230,992 TL (230,99 TL) maddi tazminatın █████/2008 tarihinden itibaren işletilecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine; 5.000,00 TL manevi tazminatın █████/2008 tarihinden itibaren işletilecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı ve davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yargılamanın tam 14 yıl sürdüğünü, müvekkilinin adına düzenlenen sahte çeklerden ötürü bir aya yakın ceza evinde kaldığını, sahte çekleri veren banka aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açtıklarını, kısmen kabul kararının istinaf mahkemesince kaldırıldığını, yerel mahkemenin bu sefer daha vahim bir karar vererek müvekkilinin haksız yere ceza evinde yatmasından beter edildiğini, enflasyon karşısında tamamen eriyen taleplerinin ikinci kez yanlış karar ile yok edildiğini, mahkeme tarafından sözde bilirkişi raporu doğrultusunda kusurun yarısının davalı bankada diğer yarısının ise işlemleri yapan notere ait olduğu gerekçesiyle sorumluluğu bölerek taleplerine bu doğrultuda karar verdiğini, davalı bankanın tazminatın yarısından sorumlu tutulduğunu, müvekkiline karşı haksız fiilden dolayı birlikte sorumlu olan davalı banka ve noterin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, olayda yarı yarıya kusurlu olmalarının tamamen kendi iç ilişkilerini ve birbirlerine karşı rücu etmeleri ile alakalı olduğunu belirterek, kararın kaldırılıp davalı bankanın tam kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
Davacının CMK'nın 141. madde hükmü gereğince devlete karşı açması gereken davayı süresi içerisinde açmadığını, kendi kusuru sonucunda tazmin edemediği taleplerini müvekkili bankadan tazmin etmeye çalıştığı gibi bir an için müvekkiline dava açabileceği kabul edilse dahi davanın zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı definin göz ardı edildiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla müvekkili bankaya atfedilecek kusur ile uğranıldığı belirtilen zarar arasında uygun illiyet bağının bulunmadığını, üçüncü kişinin ağır kusurunun illiyet bağının kesildiğini, noter tasdikli belgelerle kurulan şirket karşısında çek karnesi verilmesi hâlinde bankanın sorumluluğunu gerektiren illiyet bağının üçüncü kişinin fiili sonucu kesilmiş olması nedeniyle bankaya kusur izafe edilmesinin mümkün olmayacağının belirtildiğini, savunmaları nazara alınmadan davacının kimliğini kaybetmesi nedeniyle müterafik kusurlu olarak değerlendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, hükme esas alınan raporda davacı zararının ispat edilemediğini, hesabın açılış tarihinde yürürlükte bulunmayan mevzuata göre aleyhlerine değerlendirme yapılmasının hatalı olduğunu, manevi tazminatın nasıl tespit edildiğinin belirtilmediğini, faiz oranı tespitinde hataya düşüldüğünü, avans faizi işletilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu iddia ederek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, çalıntı veya kayıp kimlik bilgileri kullanılarak kurulan şirket adına banka tarafından verilen çeklerin, şirket tarafından keşide edilmesi ve çeklerin karşılıksız çıkmasından dolayı cezaevinde kalan davacının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Uyuşmazlık, davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, mahkemenin bilirkişi raporu kapsamında dava dışı noterin de kusurlu olduğu gerekçesi ve kusur oranı nispetinde maddi ve manevi tazminata karar vermesinin ve ayrıca davalı bankanın sorumluluğunun kabulü ile kabul edilen tazminat miktarlarına avans faizi işletilmesinin usul ve yasaya uygun olup olmadığına ilişkindir. Mahkemece, Dairemizin yukarıda yer verilen kaldırma kararı sonucunda bilirkişi raporu alınmıştır. Ayrıca dava ihbar edilmiştir. 10.09.2023 tarihli bilirkişi raporunda; her ne kadar devletin resmi kurumları tarafından verilen belgelerin sahteliğinin banka tarafından anlaşılacak ya da anlaşılması beklenecek seviye de olmadığı bankaca alınması gerekli tüm resmi belgelerin istendiği ve gerekli istihbarat araştırmasını yapıldığı bu sebeple kanun tarafından kendisine yüklenen yüksek özen yükümlülüğünün yerine getirildiği beyan edilmiş olmakla birlikte, açıklamalar kısmında detaylarına yer verildiği üzere, Müşteri Tanıma Kuralının banka sorumluluğu kapsamında tam anlamı ile yerine getirilmediği, kimliğe ilişkin çapraz kontrollerin yapılmamış olduğu, fotoğraf üzerinden yaşa göre irdelemenin yapılmamış olduğu, şirketin imza yetkilisi kişiyi adresinde tespitinin yerine getirilmediği ( İkametgah belgesine yönelik; 2001-2002 yıllarında bilgisayar kayıtlarının tazelenmiş olduğu ve ... adına bankaya verilen ikametgah adresinde ikamet etmediği bilgisinin bulunduğu), ilgili adıma düzenlenmiş elektrik, su, doğalgaz, telefon gibi abonelik gerektiren bir hizmete ilişkin olan ve işlem tarihinden önceki üç ay içinde düzenlenmiş fatura, herhangi bir kamu kurumu tarafından verilen belge veya uygun görülen diğer belge ve yöntemlerle kolaylıkla tespit edilebilecek kimlik teyidinin sıhhatinden şüphe edilmeyecek şekilde yapılmamış olduğu, noter makamının, Noterlik Kanunu'nun 1. maddesindeki “noterliğin bir kamu hizmeti olduğu ve noterin, hukuki güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendirdiği” hükümlerine binaen görevinin belge ve işlemlere resmiyet kazandırmak olması sebebi ile somut olayda onayladığı belgeler sebebiyle oluşan zararlardan ötürü doğal sorumluluğu bulunmakla birlikte Bankanın zinciri devam ettirmeye yönelik ve ayrıca TTK 812.madde de “sahte ve tahrif edilmiş çekin ödenmiş olmasından doğan zararın muhatap bankaya ait olacağı", “objektif özen borcunun gereği olarak hafif kusurlardan dahi sorumlu olacağı” hükümlerine yönelik müşterek sorumluluğu bulunduğu, bu tür zincir sorumluluklarda %50 sorumluluk oranlarını ihtiva eden Yargıtay kararları bulunmakla birlikte somut olayda Noter makamının eylemi nedeni ile zinciri ilk başlatan olması sonucu sorumluluk oranı ağırlığının daha fazla olduğu kanaati oluştuğu, somut olaydaki kusur sorumlulukları oranının mahkemenin takdirinde olduğu, zamanaşımı on yıl olmakla birlikte somut olayda haksız fiil teşkil eden hareketlerin aynı zamanda cezayı gerektiren fiillerden olması sebebi ile Ceza Kanunundaki zamanaşımı sürelerinin devreye girmesi hususunun mahkemenin takdirinde olduğu, davacının 09.07.2008 tarihinde ceza evine girdiği, 24.07.2008 tarihinde ise tahliye edildiğinin anlaşıldığı, davacının on beş günlük iş kaybının maddi tazminat karşılığının Anapara + İşlemiş faizi (Faiz oranları, kamu bankalarının 1 yıl vadeli mevduata verdikleri merkez bankası ağırlık ortalama faiz oranları dikkate alınarak hesaplanmıştır) ile birlikte 1.012,19 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilince belirtilen 15.000 TL manevi tazminat kararının ise mahkemenin takdirinde olduğu belirtilmiştir. Mahkemece, bilirkişi raporundaki tespitler dikkate alınarak, dava dışı noterin sorumluluğunun daha fazla olduğu, davalının ise %40 oranında kusurunun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne dair hüküm tesis edilmiştir. Kabul edilen tazminata ticari avans faizi işletilmiştir.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu(BK)'nun "Haksız işlemlerden doğan borçlar”ı düzenleyen 41.maddesinde haksız fiil; “Gerek kasten, gerek ihmal ve kayıtsızlık yahut tedbirsizlik ile haksız surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur" şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre, haksız fiil; hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Haksız fiillerde zamanaşımı, olay tarihinde yürürlükte olan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında; "Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarar ve failine ıttılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren 10 sene mürurundan sonra istima olunmaz." denildikten sonra; aynı maddenin ikinci fıkrasında, ceza dava zamanaşımına yollamada bulunularak; "Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha da uzun müruruzamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik edilir." hükmü getirilmiştir. Madde metninden açıkça anlaşılacağı üzere, haksız fiillere uygulanacak üç ayrı zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan 1 yıllık kısa süreli zamanaşımı; fiilin vukuundan itibaren işleyecek 10 yıllık kesin süreli zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda suç oluşturduğu durumlarda uygulanacak olan uzamış (ceza davası) zamanaşımı süreleridir.BK'nın 60. maddesinin 1.fıkrasına göre, haksız fiil nedeniyle tazminat davası açma hakkı zarar görenin, zararı ve haksız eylemi öğrenmesinden itibaren başlayacak ve bir yılda zamanaşımına uğrayacaktır. Burada önemli olan zararı ve tazminat sorumlusunu öğrenmektir. Öğrenebilecek durumda olmak zamanaşımının işlemeye başlamasına sebep olmaz. Zarar ve sorumludan hangisi daha sonra öğrenilirse, zamanaşımı son öğrenme gününden itibaren işlemeye başlar. Eğer zarara uğrayan tüzel kişi ise, dava açmaya yetkili organın öğrenmesi dikkate alınır. Bir yıllık sürenin başlaması için zarar görenin, zarar ile birlikte tazmin borçlusunu da öğrenmiş olması gerekir. Kusur sorumluluğunda fail, kusursuz sorumlulukta kanunen sorumlu görülen kişinin öğrenilmesi gerekir. Somut olayda, İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesinin ████████ Esas, ███████ Karar ve 06.03.2013 tarihli kararı ile dava dışı gerçek kişiler, resmî belgede sahtecilik, bilişim sistemleri banka veya kredi kurumlarının araç kullanılması suretiyle dolandırıcılık eylemlerinden dolayı yargılanmışlardır. Yargılama sonucunda resmî evrakta sahtecilik suçundan dolayı 06.03.2013 tarihli karar ile mahkumiyete yönelik hüküm tesis edilmiştir. Davacı ise 28.05.2014 tarihinde dava açmıştır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 72. maddesinde; tazminat isteminin zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve herhalde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağı belirtilmiştir. Sahtecilik olayının 818 sayılı mülga BK döneminde gerçekleşmiş olması nedeniyle zamanaşımı yönünden ayrıca 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanununda değerlendirilmesi isabetli olacaktır. 6101 sayılı Yasanın 1. maddesinin ilk fıkrasında, TBK'nın yürürlüğü tarihinden önceki fiil ve işlemlere bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse kural olarak o kanun hükümlerinin uygulanacağı ancak TBK'nın yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiyenin TBK'ya tabi olacağı belirtilmiştir. 5.maddede; hak düşürücü süreler ve zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. 5/1.fıkrada; TBK'nın yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı sürelerinin eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam edeceği, ancak bu sürelerin henüz dolmamış kısmının TBK'da öngörülen süreden uzun ise yürürlüğünden başlayacağı, TBK'da öngörülen sürenin geçmesi ile hak düşürücü veya zamanaşımı süresinin dolmuş olacağı ifade edilmiştir. Somut davada, zamanaşımı süresinin yukarıda belirtildiği üzere ceza mahkemesinin 06.03.2013 tarihli kararı ile işlemeye başlamış olduğunu kabulü gerekir. Dava, ceza mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 72. maddesi gereğince yasal iki yıllık zamanaşımı süresinde açılmıştır. Bu nedenle, davalının zamanaşımına yönelik istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davacı, yalnızca davalı bankaya karşı dava açmıştır. Mahkemece, dava dışı noterin gerçekleştirildiği iddia edilen işlemler de değerlendirilerek zarara kusur oranları nispetinde karar verilmiştir. Bu durumda öncelikle olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) teselsülü düzenleyen hükümlerinin incelenmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere müteselsil borçluluk, alacaklının, borcun tamamının ifasını birden çok borçludan ve dilediğinden isteyebildiği, borcun tamamı ifa edilinceye kadar borçluların hepsinin sorumlu olduğu bir borç ilişkisidir. Haksız fiil hâlinde müteselsil sorumluluk hâli 818 sayılı BK’nın 50 nci maddesinde; "Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer'an methali olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar. Hakim, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve icabında bu rücuun şumulünün derecesini tayin eyler. Yataklık eden kimse, vakı olan kardan hisse almadıkça yahut iştirakiyle bir zarara sebebiyet vermedikçe mesul olmaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 51 inci maddesinde de; “Müteaddit kimseler muhtelif sebeplere (haksız muamele, akit, kanun) binaen mesul oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarar vukuuna sebebiyet veren kimseler hakkındaki hükümlere göre muamele olunur. Kaideten haksız bir fiili ile zarara sebebiyet vermiş olan kimse en evvel, tarafından hata vaki olmamış ve üzerine borç alınmamış olduğu hâlde kanunen mesul olan kimse en sonra, zaman ile mükellef olur" şeklinde düzenlenmiştir. Birinci hâlde; birden fazla kişiler, müşterek kusurları ile zarara sebep olmuşlardır. Bu durumda zarara sebep olmuş olanlar arasında tam teselsül bulunduğundan söz edilir (BK m. 50). Aralarında tam teselsül olanlar, fiili işleyenle bu fiile iştirak etmiş olanlar arasında fark gözetilmeksizin zarar görene karşı müteselsilen sorumlu durumdadırlar. İkinci hâlde ise; birden fazla kişinin, müşterek kusurları ile sebep olmadıkları ancak zarardan çeşitli hukuki sebeplerle sorumlu tutuldukları eksik teselsül (BK m.51) söz konusudur. BK'nın 142. maddesinde ise; "Alacaklı müteselsil borçluların cümlesinden veya birinden borcun tamamen veya kısmen edasını istemekte muhayyerdir. Borcun tamamen edasına kadar bütün borçluların mesuliyeti devam eder" düzenlemesi yer almaktadır. Görüldüğü üzere, Kanun’nun 51. maddesinde, aynı Kanun’un 50. maddesine atıf yapılarak birden çok kimseler, değişik nedenlerle (haksız fiil, sözleşme, Kanun) sorumlu oldukları takdirde zarar gören tam teselsülde olduğu gibi tazminat isteğinin bir bölümünü veya tamamını, bu sorumlulardan birinden ya da bir kaçından isteyebilecektir. Daha açık bir ifadeyle, zarar gören tam teselsülde olduğu gibi eksik teselsülde de tazminat borçlularından herhangi birine müracaat edebilir ve tazminatın tamamının ödenmesini isteyebilir. Bundan başka borçlulardan birinin yaptığı ödeme, ödenen miktar oranında diğerini de borçtan kurtarır ve daha sonra ödeyenin onlara karşı rücu hakkı doğabilir. Bir başka anlatımla; birden çok kişinin gerek haksız fiil gerek sözleşme ve gerekse kanun hükmü gibi sebeplerden dolayı ve aynı zarar için zarara uğrayana karşı sorumlu oldukları durumda, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki rücuya ilişkin kurallar uygulanır. Bu nedenle mahkemece aleyhine dava açılmayan notere yönelik değerlendirmeler yapılarak tazminat talebinden indirim uygulanmış olması usul ve yasaya uygun görülmemiş, hükmün bu bakımdan düzeltilmesi gerekmiştir. Bilirkişi tarafından hesaplanan maddi tazminat tutarının tamamına hükmedilmesi gerekirken kusr oranında indirim yapılması hatalı bulunduğundan, bilirkişinin hesapladığı 1.012,19 TL maddi tazminat bakımından davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. Diğer taraftan, olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 47. maddesi hükmüne göre (6098 sayılı TBK m. 56), hâkimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemektedir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktar, mevcut hâlde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Somut davada davacı, kendisinin sebep olmadığı olaylar ve açılan ceza davaları neticesinde haksız şekilde ceza evinde kalmıştır. Bu süre içerisinde özgürlüğünden mahrum edildiği gibi, kişilik hakları ile birlikte sosyal hakları zarara uğramıştır. Çok sayıda dava ile karşı karşıya kalan davacının bunlarla uzun zaman dilimi içerisinde mücadele etmek zorunda kaldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Mahkemece davacının talep etmiş olduğu 15.000,00 TL tutarındaki manevi tazminatın makul ölçüde olduğunun kabulü ile tam kabul yönünde hüküm tesis edilmesi gerekirken kısmen kabule karar verilmesi isabetli görülmemiştir. Ancak yapılan hata yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir. Davalı vekilinin istinaf nedenlerine gelince; Davacı dava dilekçesinde talep edilen tazminata ceza evine girdiği tarihten itibaren en yüksek banka mevduat faizi işletilmesini talep etmiştir. Davacı önceki kararımızda belirtildiği üzere, 09.07.2008 tarihinde ceza evine alınmış ve 24.07.2008 tarihinde tahliye edilmiştir. Mahkemece, talep gibi ceza evine giriş tarihinden itibaren kabul edilen tazminatlara avans faizi işletilmiştir. TTK'nın 3. maddesinde; ticari işler başlığı ile bu kanunda düzenlenen hususlarda bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiillerin ticari işlerden olduğu belirtilmiştir. TTK'nın 8. maddesinde ticari işlerde faiz ve 9. maddesinde ise uygulanacak hükümler düzenlenmiştir. Davacı tacir olmasa da davalı bankanın tazminat ödeme borcu ticari nitelikte bir borçtur. Yasal düzenleme kapsamında faiz konusunda verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş, ancak faiz konusundaki ifade hataları Dairemizce düzeltilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 hükmü uyarınca kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm verilmesine ve neticede manevi tazminat talebinin kabulüne, maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
Davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 hükmü uyarınca kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;
1-Davacının maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 1.012,19 TL maddi tazminatın, █████/2008 tarihinden itibaren işletilecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2 maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat talebin reddine,
2-Davacının manevi tazminat talebinin kabulü ile 15.000,00 TL manevi tazminatın, █████/2008 tarihinden itibaren işletilecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2 maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-Harçlar kanunu gereğince kabul edilen toplam tutar üzerinden alınması gereken 1.093,80 TL harçtan, peşin olarak yatırılan 290,35 TL harcın mahsubu ile bakiye 803,45 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, kabul edilen maddi tazminat yönünden AAÜT'nin 13/2.fıkrası gereğince belirlenen 1.012,19 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, reddedilen maddi tazminat yönünden AAÜT gereğince belirlenen 987,81 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Kabul edilen manevi tazminat yönünden, AAÜT gereğince belirlenen 15.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafça peşin olarak karşılanan 290,35 TL peşin harç giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Davacı tarafından harç dışında yapılan 4.300,00 TL bilirkişi ücreti, 440,00 TL tebligat, posta ve diğer masraflar olmak üzere toplam 4.740,00 TL yargılama giderinin, davadaki haklılık oranlarına göre belirlenen 4.464,00 TL'lik bölümünün davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
8-Davalının yapmış olduğu 400,00 TL yargılama giderinin, davdaki haklılık oranlarına göre belirlenen 23,25 TL'lik bölümünün davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiye yargılama giderinin davalı üzerinde bırakılmasına,
9-HMK'nın 333. maddesi gereğince, karar tebliğ gideri karşılandıktan sonra artan gider ve delil avanslarının, yatıran taraflara iadesine,
10- İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden:
a-Taraflarca yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına; ilk derece kararı kaldırılıp yeniden hüküm verildiğinden, taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harçlarının, talepleri hâlinde, ilk derece mahkemesince yatıran taraflara iadesine,
b-Davacı tarafından yapılan 1.683,10 TL istinaf başvuru harcı gideri ve 445,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 2.128,10 TL kanun yolu giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
c-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
11-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
12-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;
HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 12.02.2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!