Anahtar kelimeler: Çokluğuyla Sayı Fail Suçuna Süreç Cezasıyla Diyarbakır Hukukî Sıfatıyla İştirakten
Ceza Genel Kurulu         ████████ E.  ,  ████████ K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ
    : 1. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ
    :Ağır Ceza
    SAYISI
    : 139-234
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Kasten öldürme suçuna müşterek fail sıfatıyla iştirakten sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81/1, 29/1, 62... . maddeleri uyarınca 11... ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesince 27.11.2013 tarih ve 203-398 sayı ile kurulan hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 18.11.2015 tarih, 1380-5578 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına, bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 08.01.2016 tarih ve 84102 sayı ile itiraz yoluna başvurulması üzerine 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 24.03.2016 tarih, 266-1469 sayı ve oy çokluğuyla itirazın reddine karar verilerek dosyanın gönderildiği Ceza Genel Kurulunca 28.01.2020 tarih ve 623-28 sayı ile Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına, hükmün "Duruşmada hazır bulunan sanığa esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan ve son sözü sorulmadan yargılamanın bitirilmesi suretiyle hüküm tesisi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Bozmaya uyan Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesince 13.10.2020 tarih ve 139-234 sayı ile kasten öldürme suçuna müşterek fail sıfatıyla iştirakten sanığın TCK'nın 81/1, 29/1, 62... . maddeleri uyarınca 11... ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin kurulan hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 14.04.2022 tarih, 13042-2546 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiştir.
    Daire Üyeleri ... ve ...; "...Taraflar arasında önceye dayalı bir husumet bulunmadığı, kavganın aniden meydana geldiği ve öldürme ile sonlandığı görülmektedir. Sanıkların öldürme konusunda önceden anlaşmadıkları sabittir. Sanık ...'in eylemini değerlendirdiğimizde, arkadaşına bıçakla saldıran maktule taşla vurduğu ve 'Ayrılın' diyerek bağırdığı sabittir. Sanık ... taşla vurduktan sonra diğer sanık bıçağını çekmiş ve öldürme sonucunu doğuran hareketi yapmıştır. Diğer sanık bıçak çektikten sonra sanık ...'in eylemine devam etmediği de anlaşılmaktadır. Ölümle neticeleneceği sanık ... açısından muhakkak olmayan bir kavgada sanık ...'in iştirak iradesi ile hareket ettiği söylenemez. Maktulün bıçakla saldırdığı bir anda eylemini gerçekleştiren sanık ...'in eylemi bu çerçeveden bakılarak tanımlanmalıdır. Sanık ... bu kavganın sonucunda ölüm neticesinin meydana geleceğini kestiremez. Sanık ...'in eylemi olmadan da diğer sanık eylemi gerçekleştirebileceğinden, sanık ...'in hareketi ortak hakimiyet kurulduğu anlamını taşımaz. Bu nedenlerle sanık ...'in eyleminin müstakilen yaralama olarak kabul edilmesi gerektiği..." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    II. İTİRAZ SEBEPLERİ
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 03.06.2022 tarih ve 110072 sayı ile; "...Taraflar arasında öldürmeye gerektirecek bir husumet bulunmadığı sabittir. Taraflar olay günü nedeni tam olarak anlaşılamayan bir şeye bağlı olarak kavga etmişlerdir. Sanık ... bu kavganın nedeninin maktulün kızlara laf atması olduğunu söylemiş, sanık ... ise kavga nedenini, maktulün kendilerinin oradan gitmelerini istemesi olarak açıklamıştır. Kavga sırasında maktulün bıçakla saldırdığı, sanık ...'i alın kısmından bıçakla yaraladığı ve ...'in alnında çehrede sabit eser kaldığı anlaşılmıştır. Sanık ... ayrılmalarını istediği ve maktulün elinde bıçak olduğu için maktule taşla vurduğunu söylemiş, sanık ...'te sanık ...'in 'Ayrılın, ayrılın' diye bağırıp taşla vurduğunu söylemiştir. Bu duruma göre sanık ...'in maktulün bıçaklanmasından önce taşla vurduğu, maktulün de elindeki bıçakla diğer sanığa saldırdığı, ...'in amacının kavganın büyümemesi için ayırmayı sağlamak olduğu sabit olmuştur. Sanık ... kavganın devamında bıçağını çıkartarak maktule vurmuştur.
    ...Sanık ... bu kavganın sonucunda ölüm neticesinin meydana geleceğini kestiremez. Sanık ...'in eylemi olmadan da diğer sanık eylemi gerçekleştirebileceğinden, sanık ...'in hareketi ortak hâkimiyet kurulduğu anlamını taşımaz. Bu nedenlerle sanık ...'in eyleminin müstakilen yaralama olarak kabul edilmesi gerektiği..." düşüncesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.
    CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 12.10.2022 tarih, 6546-7908 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.
    III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU
    İnceleme dışı sanık ... hakkında maktule yönelik kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme; sanık ...’ın maktule yönelik eylemi nedeniyle kasten öldürme suçuna müşterek fail sıfatıyla iştirakten kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın maktule yönelik eyleminin nitelikli kasten yaralama suçunu mu yoksa kasten öldürme suçuna müşterek fail sıfatıyla iştiraki mi oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.
    IV. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya kapsamından;
    13-14.03.2011 tarihli genel adli muayene raporlarında; inceleme dışı sanık ...'in alında bir cm, burun sırtında bir cm abrazyon ve sıyrık olduğu, sol ön kolda eski jilet kesikleri, sağ el sırtında iki adet, sol el sırtında bir adet yuvarlak eski sigara yanığı olduğunun, yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelik taşıdığının, sanık ...'ın yapılan muayenesinde ise vücudunda herhangi bir darp cebir izi bulunmadığının belirtildiği,
    30.03.2011 tarihli Diyarbakır Adli Tıp Şube Müdürlüğü raporunda; maktulün FM'de göğüs sol yan taraftan yaklaşık 4 cm.lik nafiz yaralanma ile boyun sol yan tarafta yaklaşık 3 cm.lik kesi mevcut olduğunun, Glasgow koma skorlaması (3), bilinci kapalı ve tansiyon alınamayan hastanın yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğunun ifade edildiği,
    18.10.2011 tarihli Diyarbakır Adli Tıp Şube Müdürlüğü raporunda; inceleme dışı sanık ...'in alın frontal orta hattın hemen sağında ve kaş medial sınır hizasında dikey seyirli 1,8 x 0,1 cm çapında iyileşme emaresi içeren lineer düzgün sınırlı nebde bulunduğu, tarif edilen yaralanmanın yaşamını tehlikeye sokan bir duruma yol açmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu, vücudunda herhangi bir kemik kırığı tarif edilmediği, 17.10.2011 tarihli muayenesinde ise yüz sınırları içinde tarif edilen lezyonun insanlar arası sözel diyalog mesafesinden ilk bakışta belirgin bir şekilde fark edilebilir ve yüzde sabit (iz) eser niteliğinde olduğu tespitlerine yer verildiği,
    13.04.2012 tarihli Dicle Üniversitesi yoğun bakım çıkış özetinde; maktulün sekiz ay önce kesici delici alet yaralanaması ile opere edildiğinin, 04.04.2012 tarihinde iskemik svo (beyni besleyen damar tıkanıklığı) nedeniyle yoğun bakımda takip edilmeye başlandığının, genel durumu kötü olan hastanın gece ani kardiyak arrest gelişmesi üzerine 90 dakika CPR uygulanmasına rağmen kardiyak atımları dönmeyince EX kabul edildiğinin kaydedildiği,
    19.09.2012 tarihli Adli Tıp Birinci İhtisas Kurulu raporunda; her ne kadar zamanında otopsi yapılarak iç organ değişimleri araştırılamış olmakla birlikte, biri sol submandibular bölge (alt çene kemiği) ve diğeri sol posterior aksiller bölge 9. interkostal aralıkta (sol kaburga 9.alt kısımda) 1 cm olmak üzere iki adet kesici delici alet yarası girişi bulunduğunun, yapılan laparotomide (karın kesilerek açılıp yapılan müdahale) iç organ yaralanması olmamakla birlikte kanamaya bağlı Hb-Htc (karın içi kan hacminin) düştüğü, sol boyun bölgesindeki yaralanmaya bağlı beyin ödemi, tüm ventriküler sistemde genişleme, solda daha yaygın olmak üzere periventriküler cevherde (beynin sıvısında) infarktla (kan damarlarının akışının azalması) uyumlu görünüm olduğu, sol submandibular bölgede (alt çene) pseudoanevrizma (travmaya bağlı arter yaralanması) olarak takibi yapılan kişinin ölümünün kesici delici alet yaralanmasına bağlı gelişen kanama ve komplikasyonlardan (sol ICA (beyne kan götüren çift boyun damarı) kesisine bağlı damar yaralanması, beyin perfüzyonunun bozulması ile ortaya çıkan hidrosefali (beyin sıvısının çoğalmasıyla kafatasının büyümesi) koma, pseudoanevrizma (travmaya bağlı arter yaralanması) sepsis (enfeksiyonun vücuda yayılması) ileri geldiği, 12.03.2011 tarihinde maruz kaldığı kesici delici alet yaralanması ile 13.04.2011 tarihli ölüm arasında illiyet bağı bulunduğunun mütalaa edildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Tanık ... kollukta; maktulün dayısı olduğunu ve Çınar ilçesinde ikamet ettiğini, ara sıra Diyarbakır'a ziyaretlerine geldiğini, olay günü saat 11.30 sıralarında Mardin Kapı Turistik Cadde üzerinde iken mahalleden tanıdığı inceleme dışı sanık ... ile dayısı maktul ...'i yan yana gördüğünü, yanlarına gitmeye çalıştığında maktulün kendisine yaklaşmamasını söylediğini, uzaktan baktığını, birşeyler konuştuklarını ancak duymadığını, bir anda ikisinin kavga etmeye başladığını, ...'in maktulü bıçaklayarak olay yerinden kaçtığını, o panikle hemen eve gidip olanları ailesine anlattığını, inceleme dışı sanık ...'in mahallede esrar satan birisi olarak bilindiğini, ismini ve simasını bildiğini ancak sanığı tanımadığını,
    Mahkemede; surların üzerindeyken dayısı ve sanıkları gördüğünü, maktul dayısının birden surların üzerine gelerek sanıklara bıçak çektiğini, neden çektiğini bilmediğini, sonra sanıkların da bıçak çektiğini, dayısını kimin bıçakladığını görmediğini, kolluk ifadesini yengesinin yazdırdığını kendisinin parmak bastığını, şimdiki ifadesinin doğru olduğunu, dayısının bıçağı inceleme dışı sanık ...'e vurduğunu, sanık ...'in ise elindeki taşla dayısının kafasına vurduğunu gördüğünü,
    İnceleme dışı sanık ...; maktul ...'i tanımadığını, olay günü saat 11.00 civarında arkadaşı sanık ... ile birlikte surların üzerinde oturuken yanlarına önceden tanımadığı sonra maktul olduğunu öğrendiği kişinin gelip "Oğlum burdan si.. gidin, sizi, ananızı bacınızı sinkaf ederim!" şeklinde küfür edip gitmelerini söylediğini, bu mahallenin çocuğu olduklarını söylediklerini, buna rağmen cebinden bir bıçak çıkartıp üzerlerine salladığını bıçağın alnına isabet ettiğini, kendisini korumak için cebindeki bıçağı çıkarttığını ve karşılık verdiğini, sonra yerde boğuşmaya başladıklarını, bu sırada elindeki bıçağın maktulün boğazına batmış olabileceğini, boynunda kan geldiğini gördüğünü, ancak maktulün kendisine saldırmaya devam ettiğini, kaçtığı sırada maktulün kendisinin arkasından fırlattığı taşın sırtına isabet ettiğini, elindeki bıçağı o panikle nereye attığını bilmediğini, şahsa yardım edebileceğini ancak yeniden saldıracağı korkusuyla olay yerinden kaçtığını, maktulle itekleştiği sırada arkadaşı sanık ...'in "Ayrılın, ayrılın!" diye bağırdığını ancak maktul kavgaya devam edince ...'in elindeki taşı maktulün kafasına vurduğunu ve maktulle yerde boğuşmaya devam ettiklerini, ilk saldıranın maktul olduğunu, kendisini korumak amacıyla hareket ettiğini, öldürme amacı olmadığını, pişman olduğunu,
    İfade etmişlerdir.
    Sanık ... kollukta; inceleme dışı sanık ...'in mahalleden arkadaşı olduğunu, saat 11.30 sıralarında Turistik Cadde'deki surların üzerinde arkadaşı ... ile oturdukları sırada maktulün sokaktan geçen kızlara laf attığını görünce yanına gittiklerini, ... ile maktulün önce konuşmaya sonra tartışmaya başladıklarını, maktulün cebinden çıkardığı bıçakla ...'e saldırdığını, bıçağı vurmaya yeltenince o anda yerde gördüğü bir taşı alıp sırtına vurmak istediğini ancak hareketli olduğundan taşın başına geldiğini, bu sırada ...'in cebindeki bıçağı çıkarttığını ve rastgele sallamaya başladığını ve bıçağın maktulün boğazına denk geldiğini, panik yaptığını ve olay yerinden kaçtığını, elindeki taşı kavgayı ayırmak amacıyla maktulün sırtına vurmak istediğini, suçsuz olduğunu,
    Mahkemede; surların üstünde otururken maktulün yanlarına gelerek "Kalkın gidin buradan!" dediğini, kalkmayacaklarını söyleyince inceleme dışı sanık ...'i oturduğu yerde ittirdiğini, sonra cebinden bir bıçak çıkartıp arkadaşı ...'e doğru salladığını, sonra ...'in maktulü tuttuğunu ancak maktulün kurtularak ...'e saldırdığını ve ...'i kaşlarının arasından bıçakla yaraladığını, buna karşılık ...'in de bıçağını çıkartıp maktule salladığını, bunu görünce yerden topraksı bir taş alıp maktulün eline doğru vurmak isterken taşın maktulün kafasına geldiğini ancak bıçağın düşmediğini, sonra arkadaşı ...'in maktulün elinden tutup yere savurduğunu, ikisinin de yerde boğuşmaya ve karşılıklı bıçak sallamaya devam ettiğini, maktulün yaralandığını ve kan geldiğini görünce oradan kaçtığını, maktulü öldürme amacıyla değil kavgayı ayırma amacıyla hareket ettiğini, kendisinde bıçak olmadığını,
    Savunmuştur.
    V. GEREKÇE
    A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
    Ceza Genel Kurulunun başta 16.04.2025 tarihli, 173-166 sayılı ve 22.04.2025 tarihli, 196-181 sayılı kararları ile müstakar kararlarında da belirtildiği üzere;
    Bir kişi tarafından işlenmesi mümkün olan bir suçun birden fazla kişi tarafından işlenmesi hâlinde sorumluluk statüleri suça iştirak hükümlerine göre belirlenecektir. 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu'nda suça asli ve fer'i iştirak ayrımı yapılmakta iken 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda suça iştirak şekilleri faillik ve şeriklik olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı (mülga) TCK'nın 64/1. maddesinde suça asli iştirak düzenlenirken "fiili irtikap etmek" ve "doğrudan doğruya beraber işlemek" ifadelerine yer verilmiştir. "Fiili irtikap etmek ancak suçun kanuni tarifine uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi, yani, icrai hareketlerin yapılması halinde söz konusudur." (Dönmezer/Erman 2. Cilt, s. 1287; Önder, Genel Hükümler 2 s. 503) "Fiili doğrudan doğruya beraber işleyen ifadesinden fiili icra eden kişi ile diğer şahsın bir işbirliği söz konusudur. Ve onun fiiliyle suçu meydana getiren icrai hareketlerinin aynı zamanda olması gerekmektedir." (Dönmezer/Erman, s. 1288; Önder, s. 504).
    Müşterek faillik, 5237 sayılı TCK'nın 37. maddesinin 1. fıkrasında; "Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur." şeklinde düzenlenmiştir. Müşterek faillikte birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı fail statüsündedir. Müşterek faillik, suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir.
    TCK'nın 37. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen müşterek faillikten bahsedebilmek için, suçu birlikte işleme kararı ve fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurma şartlarının beraber gerçekleşmesi gerekmektedir.
    Müşterek faillerden birinin kastının diğerine göre daha yoğun olması, müşterek fail olarak sorumlu tutulmasını engellemez. Suçun icrasına başlanmadan önce veya en geç icrası sırasında oluşması gereken birlikte suç işleme kararı, müşterek faillik için yeterlidir.
    İştirak iradesi, suça katılanların birbirinden ayrı hareketlerini bir bütün hâline getiren, onları bağlayan manevi bir bağdır (YCGK 20.02.2020 tarihli ve 145-116 sayılı). Mevcut katkı somut olayın özelliklerine göre zımni olarak veya ani ortaya çıkan bir karar biçiminde de olabilir.
    Doktrinde bir kısım yazarlarca, kararlaştırılan hareketlerin sınırı dışında kalıyorsa meydana gelen farklı suçtan, sadece bu hareketleri yapanların mesul bulundukları; yok eğer kararlaştırılan hareketlerin kapsamı içinde ise ortaya çıkan farklı sonuçtan (kararlaştırılandan daha hafif veya daha ağır olup olmadığına bakılmaksızın) bütün ortakların birlikte sorumlu olacakları ifade edilmiştir (Nevzat Toroslu, Haluk Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi, 2019, s. 347). Diğer bir kısım yazarlar ise bu açıklamalara ilaveten, anlaşma dışında kalan netice ile suç ortaklarının hareketleri arasında nedensel bir bağ bulunması gerektiği, ortaklardan birinin anlaşma dışı olarak işlemiş olduğu suçun, öteki ortakların hareketlerinin nedensel bir sonucu olmasının lüzumlu olduğu, ortada böyle bir nedensel bağ yok ise anlaşma dışında kalan suçtan sadece eylemi icra eden failin sorumlu tutulacağı ve en nihayetinde meydana gelen neticenin beşeri deney kurallarına göre olağan ve öngörülebilir bir netice olması gerektiğini dile getirmektedirler (Hafızoğulları-Özen, s.343 vd).
    Birlikte suç işleme kararı olmaksızın birbirinden habersiz birden fazla kişi tarafından aynı konu üzerinde aynı suçun aynı anda işlenmesi hâlinde ise yan yana faillik söz konusu olacaktır. Ancak suçun failleri arasında böyle bir müşterek suç işleme kararı mevcut değilse, bu kişilerin müşterek fail olarak sorumlu tutulması söz konusu değildir. Bu durumda birbirinden habersiz hareket eden kişilerin sorumluluğunu bizzat kendi davranışları göz önünde tutularak tayin etmek mümkün olacaktır (Özgenç, s. 519).
    Öte yandan, "...İştirak iradesinin söz konusu olabilmesi için belli bir suçun gerçekleştirilmesinin bilinmesi ve istenmesinin yanı sıra kendi davranışı ile diğerlerinin davranışına katkıda bulunmak bilinç ve iradesi de gereklidir. İştirakte söz konusu olan isteme, belli bir suçun işlenmesini istemedir. Yoksa belirsiz sayıda suçların işlenmesi için kişilerin tahrik edilmesi sonucu işlenen suçlarda iştirak söz konusu değildir..." (Timur, Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 16. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2021, s. 535). İştirak iradesinde önemli olan ve suça katılanlarca bilinip istenen husus suç değil, suçta işbirliğidir. İştirak iradesinin oluşma zamanı, suçtan önce ya da suç işlenirken olmalıdır. Suç işlendikten sonra iştirak iradesinden bahsedilemez(YCGK 28.12.2022 tarihli ve 296-860 sayılı).
    Son olarak; amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
    Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
    B. Uyuşmazlık Konusuna Dair Hukuki Nitelendirme
    Suç tarihi öncesinde maktulü tanımayan ve önceye dayalı bir husumetleri de olmayan inceleme dışı sanık ... ve sanık ...'in Sur Dibi mevkiinde bir parkın bankında oturdukları sırada maktulün yanlarına geldiği, tam olarak tespit edilemeyen bir nedenle maktul ve inceleme dışı sanık ...'in tartışmaya ve itekleşmeye başladıkları, olayı uzaktan gören tanık ...'ın beyanına göre ilk önce maktulün cebinden bir bıçak çıkartıp inceleme dışı sanık ...'e doğru sallayarak alnında sabit (iz) eser doğuracak şekilde yaralanmasına sebebiyet verdiği, buna karşılık inceleme dışı sanık ...'in de bıçağını çıkardığı anda sanık ...'in "Ayrılın, ayrılın!" şeklinde bağırarak kavgayı engellemeye ve yerde gördüğü topraktan sertleşmiş bir taş parçasını alarak maktulün eline vurmaya çalıştığı, ancak taşın hareketli olan maktulün başına geldiği, akabinde yerde devam eden boğuşma sırasında inceleme dışı sanık ...'in elindeki bıçakla maktulü boyun damarından ve sol kaburga altından pankreas hasarına sebebiyet verecek şekilde iki ölümcül darbeyle yaraladığı, yerdeki maktulden kan geldiğini gören sanıkların olay yerinden kaçarak uzaklaştıkları, hastaneye kaldırılan ve geçirdiği ameliyata rağmen bilinci kapalı şekilde yoğun bakıma alınan maktulün, boyun damarında meydana gelen kesici delici alet yaralanmasına bağlı arter kesisi ve kanama, beyin sıvısının çoğalması sonucu komaya girerek gelişen komplikasyonlar üzerine yaklaşık bir yıl sonra hayatını yitirdiği olayda;
    Suç tarihinden önce maktulle aralarında husumet olmayan sanıkların olay yerine maktule karşı birlikte suç işleme iradesiyle gittiklerinin ortaya konulamaması, kavga sırasında bıçağını ilk çeken tarafın maktul olduğunun tanık ...'ın beyanıyla doğrulanması ve maktulün vücudundaki ölümcül nitelikteki iki adet bıçak yarasının inceleme dışı sanık ... tarafından aslî fail sıfatıyla gerçekleştirildiğinin sabit olması, olay anında elinde bıçak olmayan sanık ...'in tartışmanın en başında maktulün elindeki bıçağı göstermesi nedeniyle olayın kötü bir yöne evrilmesinden endişe duyarak "Ayrılın!" şeklinde bağırıp o anda yerde gördüğü taşlaşmış bir toprak parçasını alıp maktule bir kez vurması şeklindeki eyleminin, henüz karşılıklı bıçaklı saldırı şeklinde gelişen tartışma ve boğuşma başlamadan önce yaşanması, mevcut raporlar doğrultusunda sanık ...'in elindeki taşla maktule vurması eylemiyle maktulün ölümü arasında bir illiyet bağı tespit edilemediği gibi maktulün vücudunda künt bir cisim havalesine dair hiçbir emareye de rastlanılmaması, sanığın bunun dışında maktule yönelik başkaca hiçbir hareketinin de bulunmaması karşısında; sanık ...'in, ayırma amaçlı davrandığına yönelik savunmasının aksine asıl fail ...'in anî gelişen öldürme kastıyla gerçekleştirdiği eylemine iştirak iradesinin bulunduğundan veya diğer sanığın eylemine katkı sunma bilinç ve iradesiyle hareket ederek fonksiyonel bir katkı sunduğundan da bahsedilmeyeceği; bu nedenlerle sanık ...'in asıl fail ...'in kasten öldürme suçuna müşterek fail sıfatıyla iştirakten değil, asıl failin bıçaklı eylemi ve ölüm neticesi gerçekleşmeden önce müstakilen işlediği basit kasten yaralama suçundan sorumlu tutulması gerektiği kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna müşterek fail sıfatıyla iştiraki oluşturdurduğu ve itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    VI. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE,
    2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 04.04.2022 tarihli ve 13042-2546 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesince 13.10.2020 tarihli ve 139-234 sayılı sanık ... hakkında kurduğu mahkûmiyet hükmünün; sanığın eyleminin müstakilen kasten yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin müşterek fail sıfatıyla kasten öldürme suçuna iştirakten hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, sanık ... hakkında kasten öldürme suçuna iştirakten kesinleşen hükmün İNFAZININ DURDURULMASINA,
    3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.11.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!