Anahtar kelimeler: Mahsuba Ölümüne Bilinçli İnceleyen Müdafileri Süreç Sayı Dosyayı Bursa Sürücü

YARGITAY DAİRESİ
: 12. Ceza DairesiMAHKEMESİ
:Ağır CezaSAYISI
: 356-340I. HUKUKÎ SÜREÇBilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85/2, 22/3, 62, 53/6 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, sürücü belgesinin 2 yıl süre ile geri alınmasına ve mahsuba ilişkin Bursa 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.10.2023 tarihli ve 116-288 sayılı hükmün, sanık müdafileri ile katılanlar ... ve ... vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Dairesince 01.02.2024 tarih ve 276-197 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.Bu kararın da sanık müdafileri ile katılanlar ... ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 12.06.2024 tarih ve 2240-3181 sayı ile; "...Her ne kadar Mahkemece sanık hakkında, ıslak zeminde hız sınırının çok üzerinde bir hızla araç kullanması, sanığın savunmasında ıslak zeminde bu hızla araç kullandığında böyle bir neticenin gerçekleşebileceğini öngördüğünü beyan etmesi ve böbrek ağrısı çekerken araç kullanması, sanığın öngördüğü neticenin gerçekleşmesini istememesine rağmen kendine güvenerek sürüş eylemine devam etmesinin göstergesi olarak kabul edilip bilinçli taksirin koşullarının oluşması için yeterli olduğuna kanaat edinilmiş ise de, sanığın, olay anındaki, 09.03.2023 tarihli üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen raporda kamera görüntüsünden elde edilen veriler ışığında hızının 171 km/saat olarak hesaplandığı, olay mahallindeki hız limitinin ise 120 km/saat olduğu ve olay anındaki hızın azami hız sınırının bir katı veya daha fazla olduğunun tespit edilmesi halinde bilinçli taksir koşullarının oluştuğunun Dairemizce kabul edildiği, sanığın hız sınırını bir katıdan fazla aştığına dair bir tespitin dosya kapsamı içinde yer almaması ile sanığın, 06.07.2023 tarihli celsede alınan beyanında, kendisine sorulan 'yağmurlu havada 170 km hızla gittiğiniz zaman ıslak zeminde aracın kayabileceği ya da fren yapmak istediğinizde fren mesafesinin uzayabileceğini öngörüyor muydunuz? ' sorusuna 'evet bunu her zaman düşünmüşümdür bu sebeple zaten normal şartlar altında hiç bir zaman hızlı gitmişliğim yoktur, hızdan ceza yemişliğim yoktur' şeklindeki beyanının olayın oluşunun dışında konuşma akışında genel yapılan bir yorum niteliğinde olduğu, sürücülerin, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda mahal şartların gerekliliği göz önünde bulundurularak araç kullanımının gerçekleştirilmesi gerektiği belirtilmiş olup mahal şartlarına uygun sürüşün, basit taksir kavramının içinde barındırdığı dikkat ve özen yükümlülüğü içinde yer aldığı, anılan beyanın bilinçli taksir kapsamı içinde değerlendirilemeyeceği ve sanığın olayın sıcağı sıcağına alınan beyanlarında, böbrek ağrısından bahsetmediği gibi anılan durumun sanığın araba kullanmasını engelleyecek, sürüş kabiliyetini bozacak nitelikte olduğuna dair dosya kapsamı itibariyle de bir tespitin bulunmaması karşısında, tüm dosya kapsamı dikkate alınarak sanığın, üç şeritli zemini ıslak otoyolda gündüz vakti yağmurlu havada hızını mahal şartlara göre ayarlamayarak dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde sürüş gerçekleştirmek suretiyle eylemin basit taksir düzeyinde kaldığı gözetilmeden suçun bilinçli taksirle işlendiği kabul edilerek, sanığa fazla ceza verilmesi,TCK'nın 61/1 ve 22/4. maddelerinde yer alan ölçütlerden olan failin kusuru, meydana gelen zararın ağırlığı, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği yer ve zaman nazara alınmak suretiyle TCK'nın 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekirken, sanığın asli kusuru ile dört kişinin ölümünden iki kişinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde, iki kişinin de nitelikli şekilde yaralanmasından sorumlu olduğu somut olayda, sanık hakkında, tayin edilen temel cezanın makül miktarda artırılarak belirlenmesi gerektiği gözetilmeyerek, yazılı şekilde hüküm kurularak sanık hakkında eksik cezaya hükmolunması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.Bursa 8. Ağır Ceza Mahkemesi ise 30.10.2024 tarih ve 356-340 sayı ile; "Sübjektif bir unsur olan taksirin, somut olayın kendi içinde taşıdığı özel durumlar da dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmesine karşın, 'hız sınırını bir katıdan fazla aşma' şeklinde objektif bir kritere bağlanması isabetli değildir. Yüksek Dairenin bu kabulüne göre; sağanak yağmurlu havada yol üzerinde su birikintileri de olduğu halde bir aracın, saatte 235 km hızla sevk ve idare edildiği farazi bir olayda veya araç mekanik olarak 180 km hızı geçemese dahi diğer bir deyişle yağmurlu ve ıslak zeminde son sürat araç sevk ve idare edilmesi halinde veya kış mevsiminde karlı/buzlu bir zeminde aracın 170 km hızla sevk ve idare edildiği olayda da bilinçli taksir hali oluşmayacaktır. Sanığın güneşli hava ve kuru bir zeminde saatte 170 km hızla araç sevk ve idare ederken kaza yapması ile sağanak yağmurda su birikintisi olan bir yolda saatte 170 km hızla araç sevk ve idare ederken kaza yapması halinde taksirin derecesinin aynı olduğunu kabul etmek hatalı bir değerlendirme olacaktır. Yüksek dairenin 'hız sınırını bir katıdan fazla aşma' kriteri şehir içi trafikte meydana gelen kazalarda bir anlam ifade etmekte ise de, davaya konu somut olayda bilinçli taksirin oluşup oluşmadığı yönünden sadece 'hız sınırını bir katıdan fazla aşma' kriterine bağlı kalmanın isabetli olmadığı anlaşılmaktadır. Zira sanığın kusuru belirlenirken somut olayın kendi içinde taşıdığı özel durumların da değerlendirilmesi gerekir.Ayrıca sanığın, 06.07.2023 tarihli celsede alınan beyanında, kendisine sorulan 'yağmurlu havada 170 km hızla gittiğiniz zaman ıslak zeminde aracın kayabileceği ya da fren yapmak istediğinizde fren mesafesinin uzayabileceğini öngörüyor muydunuz? ' sorusuna 'evet, bunu her zaman düşünmüşümdür bu sebeple zaten normal şartlar altında hiç bir zaman hızlı gitmişliğim yoktur, hızdan ceza yemişliğim yoktur' şeklindeki beyanı ile neticeyi öngördüğü ancak sonucu istemediği anlaşılmaktadır. Sanığın hakim karşısındaki bu ifadesi (ikrarı) delil niteliğinde olup hükme esas teşkil eder. Yüksek dairenin bozma kararında ifade edildiği üzere bu beyanı 'konuşma akışında genel yapılan bir yorum niteliğinde' olduğu kabul edilemez. Mahkeme veya hakim huzurunda beyanda bulunmanın hukuki sonuçları vardır. CMK'nın 147 nci maddesindeki hakları sorgusuna başlamadan önce sanığa hatırlatılmış ve zapta geçirilmiştir. Bu aşamadan sonra kovuşturma sonuçlanana kadar sanığın ifadesi, inkar veya ikrarı hukuki sonuç doğurur niteliktedir. Sanık, aynı zamanda olayın tanığıdır ancak ceza usul yasası sanığın tanık olarak dinlenilmesine izin vermemiştir. Buna karşın sanığın ifade ve sorgusuna başvurulmasının sebebi suçu kabul veya ikrar ettirmek değildir. Sanığın savunmasını tespit etmek, lehe ve aleyhe delilleri elde edip maddi gerçeği ortaya çıkarmak ve sonucuda adalete ulaşmaktır.Sonuç olarak sanık hâkim huzurundaki ifadesinde yağmurlu havada 170 km hızla gittiği zaman ıslak zeminde aracın kayabileceğini ya da fren yapmak istediğinde fren mesafesinin uzayabileceğini öngördüğünü ifade etmiştir. Ancak sanığın 4 kişinin ölümüne ve diğer nitelikli yaralanmaya sebep olan kaza sonucunu istemediği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca sanığın bilinçli taksirle hareket ettiğinin kabul edilmesi gerektiği," şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafii ve katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.03.2025 tarihli ve 28997 sayılı bozma istemli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 21.04.2025 tarih ve 1105-4151 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.II. UYUŞMAZLIK KONUSUÖzel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemini basit taksirle mi yoksa bilinçli taksirle mi gerçekleştirdiğinin, basit taksirle gerçekleştirdiğinin kabulü hâlinde, iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezasını gerektiren taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma suçundan sanık hakkında temel cezanın dokuz yıl olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.III. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya kapsamından;Sanığın, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 52/1-b maddesinde sayılan "Aracın hızını aracın yük ve teknik özelliklerine görüş yol hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmamak" kurallarını ihlal ettiğine ilişkin 05.02.2023 tarihli trafik kazası tespit tutanağı, tutanakta yer alan kaza yeri krokisi ile aynı tarihli olay yeri inceleme raporu ve rapora ekli olay yeri genel krokisi, kaza öncesi, kaza anı ve kaza sonrası ile ilgili bölgeyi gören kamera kayıtları ve tüm dosya kapsamına göre;Havanın yağışlı ve yerlerin ıslak olduğu olay günü saat 10.46 sıralarında katılan ...’un otoyol üzerinde İstanbul istikametine doğru orta şeritte seyir hâlindeyken olay yerine geldiğinde kontrolünü kaybederek orta refüjdeki bariyere çarptıktan sonra sağ şeride geçtiğinde aynı şeritten gelen çekicinin aracına arkadan çarpması sonucu maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiği, kazayı gören katılanlar ... ile ...’un araçlarını kaza yerinin ilerisindeki emniyet şeridine park edip katılan ...'un aracını yol dışına almaya çalıştıkları sırada saat 11.04’te sol şeridi takiben seyir hâlinde olan sanığın direksiyon hâkimiyetini kaybederek önce orta refüj sonra da yolun sağ tarafındaki bariyere, akabinde de emniyet şeridi içerisinde katılan ...'un aracına ve yardım için bu aracın arka kısmında bulunan yayalara çarptığı, meydana gelen kaza neticesinde ..., ..., ... ve ...’nin hayatlarını kaybettikleri, Bursa Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlar uyarınca katılan ...’in basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve vücudunda kemik kırığı olacak; katılan ...’un basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek, hayati tehlike geçirecek ve vücudunda kemik kırığı olacak; katılan ... ile şikâyetçi ...’ın ise basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandıkları, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi ile makine mühendisi, inşaat mühendisi ve trafik polis memuru tarafından düzenlenen ve hükme esas alınan 09.03.20 23... .06.2023 tarihli raporlara göre, olay mahallindeki hız limitinin 120 km/saat olduğu, sanığın olay anındaki hızının 171 km/saat olarak hesaplandığı, iki kaza arasındaki zaman diliminde olay yerinden 225 aracın güvenli geçiş yaptıkları, olayın meydana geldiği bölgedeki yolda çökme, kabarma veya satıhta dalgalanma görülmediği gibi yol kaplamasında da kabarma çökme ve çatlamanın bulunmadığı, havanın yağışlı, yol zeminin ıslak olduğunu gördüğü hâlde kullandığı aracın hızını, aracın teknik özelliklerini göz önünde bulundurarak hava ve yol durumuna göre azaltması gereken sanığın, yüksek hızla hareket ederek direksiyon hâkimiyetini sağlayamadığından dolayı olayın meydana gelmesinde asli kusurlu olduğu, başka kurum ya da kişinin sorumluluğunun bulunmadığı hususlarında Özel Daire ile Derece Mahkemeleri arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.Sanık soruşturma evresinde; sevk ve idaresindeki aracında iki çocuğu ve çocuklarının bakıcısı da bulunduğu hâlde otobanda seyir hâlindeyken havanın yağışlı olması nedeniyle yoldaki su birikintisine girdiğini, bir anda aracın direksiyon hâkimiyetini kaybettiğini, sonrasında yolun sağında bulunan bariyerlere çarptığını, çarpma neticesinde aracının hava yastıklarının açıldığını, önceden yapılan kaza nedeniyle yolun sağında duran araçları hiç görmediğini,Yargılama evresinde; araç kullandığı sırada böbrek sancısı çektiğini, bu nedenle bir an önce eve varıp sonrasında hastaneye gitme telaşında olduğunu, çekilen tomografilerde böbrek taşının kanalda olduğunun anlaşıldığını, kaza sonrası tutukluluk döneminde de ameliyat olduğunu, kaza anında biriken suyun üzerinde kaydığını ve çarptıktan sonra hemen hava yastıklarının açıldığını, sonrasını hatırlamadığını, kaza yaptığı yerde birçok aracın da kaza yaptığını, yoldan kaynaklanan kusurların mevcut olduğunu, yağmurlu havada hızlı gidildiğinde aracın kayabileceğini ya da fren yapıldığında fren mesafesinin uzayabileceğini öngördüğünü ve bu nedenle hiçbir zaman hızlı gitmediğini,Bozma sonrasında; böbrek ağrısıyla araç kullandığını ancak, şiddetli bir ağrısı olmadığını, önceden yaşadığı şekilde bir böbrek ağrısı çekeceği endişesiyle eve çocuklarını bırakıp hastaneye gitme amacında olduğunu, ağrısının araç kullanmasını engellemediğini,Savunmuştur.IV. GEREKÇEA. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin AçıklamalarAyrıntıları Ceza Genel Kurulunun 25.06.2025 tarihli ve ███████-5 E.- ████████ K., 26.06.2024 tarihli ve ███████-138 E.- ████████ K. sayılı içtihatları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;Taksir; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticenin öngörülemeyerek gerçekleştirilmesidir (5237 sayılı TCK’ madde22/2. maddesinde).Kanunda öngörülen bu tanıma göre taksirli suçlarda;1.Failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı iradi bir davranışı olmalı,2.Failin hareketi ile netice arasında illiyet bağı bulunmalı ve netice faile objektif olarak isnad edilebilmeli,3.Netice öngörülebilir olmalı,4.Ancak fail tarafından öngörülememiş,Bulunmalıdır.Aynı maddenin 3. fıkrasına göre bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde" söz konusu olacaktır.Şu hâle göre, basit ya da bilinçli olsun, taksirle sorumluluktan bahsetmek için evvelemirde neticenin objektif olarak öngörülebilir/objektif olarak isnat edilebilir olması gerekir. Bu şart, kusur sorumluluğunun da temelini teşkil eder. Keza her halde failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmış olması aranacaktır.Basit taksirle bilinçli taksir arasındaki ayırıcı temel ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksirde ise tipik neticeyi öngörmüş olduğu hâlde, öngördüğü neticenin meydana gelmemesi için gerekli tedbirleri almadan hareketine devam etmesidir. Bilinçli taksir hâlinde fail, öngördüğü neticeyi istememekte, bilgi, beceri, yetenek, tecrübe, teknik imkânlar vb. etkenlere güvenerek, neticenin meydana gelmeyeceğine inanmakta ve fakat kusurlu hareketine devam etmektedir.B. Somut Olayda Hukuki NitelendirmeSanığın gündüz vakti, havanın yağmurlu, yolun virajlı, zemininin ıslak ve azami hız sınırının 120 km/saat olduğu üç şeritli otobanda 171 km/saat km süratle aracıyla seyir hâlindeyken direksiyon hâkimiyetini kaybederek başka bir kaza geçirdiği için yolun sağ bölümünde bulunan katılan ...'a ait araca ve yardım için bu aracın arka kısmında bulunan yayalara çarptığı, meydana gelen kaza neticesinde ..., ..., ... ve ...’nin hayatlarını kaybettikleri; katılanlar ..., ... ve ... ile şikâyetçi ...’ın yaralandıkları kabul edilen olayda;Hükme esas alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, tek ve asli kusurlu olan sanığın, gündüz vakti, havanın yağışlı, virajlı yol zemininin ıslak ve azami hız sınırının 120 km/saat olduğu üç şeritli otobanda, Kanun’un öngördüğü azami hızın çok üzerinde bir süratle seyir hâlinde bulunması, bilirkişi raporlarıyla ortaya konulan bu hususun, böbrek ağrısı çekmesi nedeniyle veya çekeceği endişesiyle bir an önce eve varmak için hızlı seyrettiğini ileri süren sanık tarafından da kolluk hariç tüm aşamalarda ikrar edilmesi ve İlk Derece Mahkemesince özellikle sorulması üzerine; belirtilen hâl ve şartlar altında araç kullanması durumunda kazaya sebebiyet verebileceğini öngördüğünü açıkça kabul etmesi birlikte değerlendirildiğinde, öngördüğü ancak istemediği ölüm ve yaralanma neticeleri yönünden bilinçli taksirle hareket ettiği kabul edilmelidir.Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu hükmünün isabetli olduğuna karar verilmelidir.Ulaşılan sonuç karşısında sanık hakkında temel cezanın dokuz yıl olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığına dair uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Bursa 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.10.2024 gün ve ████████ Esas, ████████ sayılı Kararının temyiz edilmesi üzerine; Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 21.04.2025 gün ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamında itirazın reddiyle Ceza Genel Kuruluna tevdii edilerek; sayın çoğunlukla ihtilafımız bulunmaktadır.I- Uyuşmazlığın KonusuSomut olayda sanık, Bursa ili Osmangazi ilçesi Selçukgazi Mahallesi mülki sınırları içinde kalan Gebze–İzmir otoyolunda, İstanbul istikametine doğru 171 km/s hızla seyrederken, yağış nedeniyle oluşan su birikintisine girip direksiyon hâkimiyetini kaybetmiş; bu sırada daha önce meydana gelen kaza sebebiyle sağ şeritte durmak zorunda kalan ve içinde aynı aileye mensup altı–yedi kişinin bulunduğu araca çarpmış, neticede beş kişi ölmüş, birden fazla kişi yaralanmıştır.Ceza Genel Kurulu çoğunluğu, sanığın eyleminde TCK’nın 22/3. maddesi anlamında bilinçli taksir koşullarının gerçekleştiği kanaatiyle yerel mahkeme hükmünün onanması gerektiği görüşündedir.Aşağıda açıklayacağım gerekçelerle, somut olayın TCK’nın 22/2. maddesi kapsamında basit (bilinçsiz) taksir olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle bilinçli taksir artırımının uygulanamayacağı kanaatindeyim.II- Hukuki Çerçeve5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesinde taksir; 'dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticenin öngörülemeyerek gerçekleştirilmesi' olarak tanımlanmıştır. Buna göre taksirli suçlarda;1.Failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı bir davranışı,2.Neticenin objektif olarak öngörülebilir olması,3.Ancak fail tarafından fiilen öngörülmemiş bulunması gerekir.Aynı maddenin 3. fıkrasında ise bilinçli taksir; 'kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde” söz konusu olup bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarısına kadar artırılacağı düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesi ve öğretide baskın görüşe göre; bilinçli taksiri basit taksirden ayıran temel ölçüt, neticenin fail tarafından fiilen öngörülmüş olması, buna rağmen failin “neticenin gerçekleşmeyeceğine güvenerek' (şansına, deneyimine, teknik imkâna vb.) hareketini sürdürmesidir.Bu nedenle, her objektif öngörülebilir netice bilinçli taksir sayılmaz. Neticenin objektif olarak öngörülebilir olması taksirin varlığı için zorunlu; bilinçli taksir için ise ayrıca failin somut olayda bu neticeyi gerçekten öngörmüş olması aranan ek koşuldur. Taksirli suçlarda kusur yoğunluğunun saptanması, neticenin öngörülebilirliğinin ve neticeye ilişkin fiilî öngörünün somut olaya göre ayrı ayrı değerlendirilmesini zorunlu kılar.Yine öğretide ve Yargıtay uygulamasında, bilinçli taksirin özellikle trafik kurallarını ağır ve bariz biçimde ihlal eden, buna rağmen eylemine devam eden failin davranışlarında kabul edildiği; kırmızı ışıkta yüksek hızla kavşağa girmek, 1,00 promilin üzerinde alkollü ve ters yönde seyretmek, tek şeritli yolda sollama yasağına rağmen karşı şeride geçerek uzun süre ilerlemek gibi örneklerde netice bilincinin varlığının çok daha belirgin olduğu kabul edilmektedir.III- Somut Olayın ÖzellikleriDosya kapsamına göre;Olay yeri, şehiriçi kavşak, yaya geçidi, okul bölgesi, köy yolu gibi karışık trafiğin bulunduğu bir kesim değil, erişime kontrollü, çok şeritli bir otoyol kesimidir.Otoyolda otomobiller için yasal hız sınırı 140 km/s olup, sanığın hızı bilirkişi raporları ve teknik verilerle 171 km/s civarında tespit edilmiştir.Olay günü yağışlı hava koşulları nedeniyle yolda su birikintileri meydana gelmiş; ilk kaza da aynı kesimde meydana gelen kayma sonucu oluşmuştur.İlk kazanın ardından sağ şeritte duran araç hakkında dosyaya yansıyan, sürücülere uzun mesafeden uyarı sağlayan ışıklı işaretleme, reflektif koni, duba, yoğun trafik kuyruğu gibi unsurlar bulunmamaktadır.Sanığın beyanlarında, yağışlı havada hız arttıkça fren mesafesinin uzayacağını ve kayma riskinin artacağını bildiğini, ancak bu neticenin gerçekleşeceğini beklemediğini, su birikintisini görünce fren yaptığını, buna rağmen aracın kaydığını ifade ettiği anlaşılmaktadır.Bu vakıalar temelinde sanığın dikkat ve özen yükümlülüğünü ağır şekilde ihlâl ettiği tartışmasızdır. Ancak aşağıda açıklanacağı üzere, bu ihlâlin neticenin bilfiil öngörülmesine dayalı bir bilinçli taksir oluşturduğunu söylemek mümkün değildir.IV- Değerlendirme1. Hız ihlali ve otoyolun niteliğiSanığın 171 km/s gibi yüksek bir hızla seyrettiği; bu hızın hem yasal sınırı hem de yağışlı havanın gerektirdiği özen yükümlülüğünü aşan bir hız olduğu açıktır. Bu durum sanığın taksirini ağırlaştıran bir unsurdur.Ne var ki, olayın meydana geldiği yer, erişime kontrollü bir otoyol olup;Yaya ve hayvan trafiğine kapalı,Yan yollarla kesişimleri sınırlı,Tasarım itibarıyla yüksek hızlara göre projelendirilmiş,Görüş mesafesi, eğim, viraj yarıçapı ve zemin özellikleri bakımından daha güvenli sürüş imkânı sağlayan bir yoldur.Bu tür yollarda; sürücünün hız sınırını aşması, her zaman belirli kişilere çarpma ve toplu ölüme neden olma neticesini somut olarak göze aldığı anlamına gelmez. Yargıtay’ın kırmızı ışık ihlali, ters yönde uzun süre seyir, makas atma, yüksek promilli alkolle araç kullanma gibi örneklerde bilinçli taksir kabul ettiği kararlar, genellikle tehlikenin bizzat davranışın merkezinde ve diğer yol kullanıcıları bakımından doğrudan görünür olduğu durumlara ilişkindir.Somut olayda ise sanığın kural ihlali, yağışlı havaya rağmen hızını makul düzeye indirmemesi ve su birikintisi riski karşısında yeterli tedbiri almaması şeklinde gerçekleşmiştir. Bu ihlâl, ağır bir taksir oluştursa da, başlı başına bilinçli taksir için aranan netice bilincini göstermemektedir.2. Yağış, su birikintisi ve yol kusuruOlay günü yoğun yağış nedeniyle yolda su birikintileri oluşmuştur. Teknik raporda kaplamanın yapısal olarak bozuk olmadığı belirtilmişse de, ilk kazanın da aynı kesimde kayma ve kontrol kaybı sonucu meydana gelmiş olması, bu noktada yağmur suyunun normalden farklı şekilde birikmesine yol açan geçici de olsa bir drenaj yetersizliğine işaret etmektedir. Otoyol standartları gereği, böyle bir su birikiminin ortaya çıkmaması için gerekli teknik tedbirlerin alınmış olması beklenir; bunun gerçekleşmemiş olması, neticenin ortaya çıkışında sanığın kusuru dışında etkili olan dışsal bir faktördür.Bu husus, illiyet bağını tamamen kesmemekle birlikte, sanığın kusurunun subjektif yoğunluğunu değerlendirirken sanık aleyhine genişletilemeyecek bir unsur olarak dikkate alınmalıdır. Başka bir deyişle; sanığın özen yükümlülüğüne aykırı şekilde yüksek hızla seyretmesi, bu anormal su birikimiyle birleşince ağır neticeyi doğurmuştur; ancak bu birleşik netice, sanığın olaydan önceki biliş alanında 'sağ şeritte kazaya karışmış ve yanında aile fertleri bulunan araçlara çarpma suretiyle beş kişinin ölümüyle sonuçlanacak bir kaza' biçiminde somut ve belirgin bir risk olarak şekillenmiş değildir.Sanığın olay yerine yaklaşırken ilk kazaya ve sağ şeritte bekleyen araca ilişkin uzun mesafeden fark edilebilecek ışıklı uyarı, işaretleme veya yoğun trafik kuyruğu görüp görmediğine dair, dosyada tereddüde yer bırakmayacak bir tespit de yoktur. Bu belirsizlik devam ettiği sürece, sanığın kaza mahalline bilerek ve isteyerek yüksek hızla girdiği ve ağır neticeyi bilfiil öngördüğü söylenemez; aksine, bu hususta var olan şüphe, ceza hukukunun genel ilkesi gereği sanık lehine değerlendirilmelidir.Bu şartlar altında sanığın, yağışlı havada yüksek hızla seyrederken alması gereken özen yükümlülüğünü ihlal ettiği, riskli davrandığı tartışmasızdır. Ne var ki bu riskin beş kişinin ölümü ve birden fazlasının yaralanması şeklindeki ağır neticeye dönüşmesi, büyük ölçüde yoldaki olağandışı su birikimi ve sağ şeritte kazaya karışmış/bekleyen araçların varlığı ile birleşmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Bu birleşik netice, TCK’nın 22/3. maddesinde aranan anlamda, fail tarafından bilfiil öngörülmüş bir sonuç olarak nitelendirilemez.3. Neticenin ağırlığı ile kusurun niteliğinin ayrılmasıOlayın son derece ağır neticesi, kuşkusuz kamu vicdanını derinden sarsan niteliktedir. Ancak ceza hukukunda neticenin ağırlığı, kusurun bilinçli taksir olarak nitelendirilmesinde tek başına ölçüt olamaz. Kanun koyucu, ağır neticeyi zaten TCK’nın 85/2. maddesinde öngörülen yüksek temel ceza ile karşılamış; bunun üzerine bir de bilinçli taksir hâlinde cezanın üçte birden yarısına kadar artırılması imkânını, yalnızca gerçekten öngörülen ve buna rağmen göze alınan neticeler için tanımıştır.Her ağır neticeyi otomatik olarak bilinçli taksir saymak, basit taksir kurumunu işlevsiz hale getirir; taksirli suçlarda kusur yoğunluğunu ayırt etmeye yönelik sistematik, uygulamada anlamsızlaşır. Bu nedenle gerek öğretide, gerek yerleşik içtihatta, sınırda kalan olaylarda şüphenin sanık lehine yorumlanması gerektiği ve neticeye ilişkin fiilî öngörü güvenle saptanamadığı sürece bilinçli taksir hükmüne başvurulmaması gerektiği kabul edilmektedir.4. Sanığın beyanları ve sübjektif durumSanık, yağışlı havada hız arttıkça fren mesafesinin uzayacağını, kayma riskinin artacağını bildiğini; ancak olay anında su birikintisini fark ettiğinde fren yaptığını, buna rağmen aracın kaydığını, bu neticeyi istemediğini ve beklemediğini beyan etmiştir. Bu tür açıklamalar, her sürücünün sahip olması gereken genel teknik bilgi düzeyine işaret etmekte; belirli kişilere çarparak toplu ölüm neticesini göze aldığına dair bir ikrar içermemektedir.Bilinçli taksirde aranması gereken, failin 'neticenin gerçekleşmeyeceğine güvenerek' hareketini sürdürmesidir. Somut olayda sanığın davranışı, daha çok, tehlikeyi gerektiği kadar ciddiye almama, hızını yol şartları ve sürüş kurallarına göre ayarlamama şeklinde tezahür eden ağır bir dikkatsizlik ve özensizlik hâlidir; ancak bu durum, neticeyi bilerek göze alan bir tutumdan ziyade, tipik basit taksir olgusunu göstermektedir.V- SonuçAçıklanan nedenlerle;Sanığın eyleminin TCK’nın 85/2. maddesi kapsamında taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçunu oluşturduğu,Ancak somut olayda TCK’nın 22/3. maddesinde aranan bilinçli taksir koşullarının gerçekleşmediği, neticenin sanık tarafından fiilen öngörüldüğünün ve bu neticeye rağmen eyleme devam ettiğinin kesin ve şüpheye yer vermeyecek şekilde ortaya konulamadığı, kanaatiyle sanık hakkında bilinçli taksir artırımının uygulanmaması, cezanın yalnızca TCK’nın 22/2. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.",Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi de; İlk Derece Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olmadığı,Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.V. KARARAçıklanan nedenlerle;1- Bursa 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.10.2024 tarihli ve 356-340 sayılı direnme kararına konu hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,2- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.11.2025 tarihli müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.