Anahtar kelimeler: Eleşkirt Ateşli Aletler Bıçaklar Dolduğundan İnceleyen Sayı Düşme Süreç Silahlar
Ceza Genel Kurulu         ████████ E.  ,  ████████ K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ
    : 6. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ
    :Asliye Ceza
    SAYISI
    : 162-120
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Sanığın 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet etme suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Eleşkirt Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.04.2016 tarihli ve 162-120 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 16.06.2025 tarih ve 16331-6263 sayı ile düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
    II. İTİRAZ SEBEPLERİ
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 18.07.2025 tarih ve 89575 sayı ile; "...20.06.2007 tarihinde gerçekleştirildiği iddia edilen eylemle ilgili olarak sanık hakkındaki kesintili dava zamanaşımını süresi, Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesinin inceleme tarihinden önce 20.06.2019 tarihinde dolduğundan dolayı düşme kararı verilmesi gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
    CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 22.09.2025 tarih ve 4438-7862 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    III. UYUŞMAZLIK KONUSU
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dava zamanaşımının gerçekleştiği bir durumda Yargıtay Ceza Dairesince hükmün esastan incelenerek beraat kararının onanmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    IV. GEREKÇE
    A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
    Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.05.2023 tarihli ve 38-256 sayılı kararında da belirtildiği üzere suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen, kamu davasının açılmaması veya açılan davanın sonuçlanmaması yahut da kurulan hükmün kesinleşmemesi hâlinde izlenen suç siyaseti gereğince artık devletin o suçtan dolayı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesinin ifadesi olarak dava zamanaşımı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı kanun aksini kabul etmediği müddetçe bütün suçlar bakımından geçerli olup soruşturma ve kovuşturma makamlarınca resen gözetilip uygulanacaktır. Şüpheli veya sanığın dava zamanaşımından vazgeçmesi mümkün değildir.
    CMK'nın 223/9. maddesinde, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 253/6. maddesine paralel bir şekilde; "derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği" hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin gerekçesinde de, "fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hallerde derhal beraat kararı verilebileceği" belirtilmiştir.
    Ceza Genel Kurulunun 23.11.2010 tarihli ve 136-229 sayılı kararı başta olmak üzere müstakar içtihatlarında; "derhal beraat kararı verilmesini gerektiren hâller hariç olmak üzere zamanaşımının gerçekleşmesi durumunda,öncelikle beraat değil zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiği" kabul edilegelmiştir.
    Ceza Genel Kurulunun 27.09.2023 tarihli ve 7-481 sayılı kararında ise istikrar kazanmış uygulamadan rücu edilerek özetle; "CMK'nın 223. maddesinin 9. fıkrasında geçen 'derhâl' ibaresinin henüz yargılamanın başında olmayı değil dosyanın mevcut durumunu ifade ettiği, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla dosyadaki mevcut delillere göre herhangi bir araştırma yapılmasına gerek olmaksızın beraat kararı verilebilecek bir noktayı vurguladığı, dava zamanaşımının yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamaması sonucunda gündeme geldiği, suçluluğunun kesin hükümle sabit olmasına kadar sanığın suçsuz sayılması anlamına gelen masumiyet karinesi ile lekelenmeme hakkı arasında sıkı bir ilişki bulunduğu, ceza davası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararı verilen durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü gerekeceği, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla hakkında beraat kararı verilmesi gereken sanık yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi durumunda ise sanığın atılı suçu işleyip işlemediği hususu açığa çıkarılamamış olacağından bu durumun lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin yani adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olacağı, ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı veya yokluğu konusundaki kesinleşmiş tespitin hukuk mahkemelerindeki yargılamaya olan etkisinin de gözetilmesi gerektiği" şeklinde tespitlere yer verildikten sonra "yargılamanın geldiği aşama itibarıyla dosyadaki mevcut delillere göre herhangi bir araştırma yapılmasına gerek olmaksızın beraat kararı verilebilecek durumlarda artık zamanaşımı nedeniyle düşme kararı değil sanığın daha lehine olan beraat kararı verilmesi gerektiği" sonucuna ulaşılmıştır.
    Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, 16.10.2014 tarihli ve ███████ 54... .04.2019 tarihli ve ██████████ başvuru sayılı bireysel başvuru kararlarında; adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkının, bir uyuşmazlığın mahkeme önüne taşınabilmesi ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiği, mahkemeye erişme hakkının, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin, bu isnat hakkında bir mahkeme tarafından bu isnadın yerinde olduğu ya da olmadığı yönünde bir karar verilmesini isteme hakkını kapsadığı, ancak suç ithamlarıyla ilgili karar elde etme hakkının mutlak olmadığı, bu hakkın, suçlanan kişiye hakkındaki isnadın bir hâkim, bir mahkeme tarafından karara bağlanmasını isteme hakkı verdiği, bu nedenle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 6. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının ceza davalarının mutlaka bir mahkûmiyet ya da beraat hükmü ile sonuçlandırılmasını isteme hakkını içermediği, suç isnadı altındaki kişilere haklarındaki ceza davasının tam olarak aklanmayı sağlayan bir hükümle sonuçlandırılmasını isteme yönünde bir güvence de sağlamadığını, kaldı ki ceza davasının düştüğü veya yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verildiği durumlarda da kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğini belirtmiştir. Yine Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararlarında, kanun koyucunun, ilk derece mahkemelerinin iş yükünün artmaması için sanıklara zamanaşımını ret hakkı tanımadığını, başvurucu hakkında verilen "düşme" kararının, herhangi bir suçlayıcı veya cezai ifade barındırmadığı gibi bu durumun başvurucunun adli siciline de işlenmediğini, bu nedenle söz konusu kararın keyfiliğinden bahsedilemeyeceği hususları vurgulanarak başvurucuların masumiyet karinelerinin ve mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
    Yüksek Mahkemenin, anılan kararlarında yer verilen tespitler ve dava zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararlarının, adil yargılanma hakkı bağlamında mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağına ilişkin değerlendirmeleri nazara alındığında; Genel Kurulun 27.09.2023 tarihli ve 7-481 sayılı kararının gerekçesinde, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı argümanlarına dayanan hak ihlali endişelerinin ve buna bağlı olarak varılan sonucun isabetli olmadığı değerlendirilerek istikrar kazanmış uygulamaya rücu edilmesi gerekmiştir.
    Bununla birlikte, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilen hâllerde gündeme gelmesi beklenen uzun süren yargılamaların, makul sürede yargılanma hakkının (İHAS madde 6) ihlali neticesini doğurabileceğinde kuşku bulunmamakta ise de, bu ihtimalin bertaraf ya da telafi edilmesi için, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmemesinin etkin ve yeterli bir yöntem olmayacağı açıktır. Bu nedenle de ceza yargılama hukukunun temel ilkeleri üzerine bina edilmiş müstakar uygulama devam etmelidir.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, davaya konu suç için kanunda öngörülen zamanaşımının gerçekleşmemiş olması bir kovuşturma şartıdır. Yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, mahkeme ya da Yargıtay, kural olarak resen zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verecektir. Bu hususta taraf iradelerine bir değer verilmemiştir.
    5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 8 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un 67. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kesen bir nedenin bulunması hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak, dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması durumunda ise son kesme nedeninin gerçekleştiği tarih esas alınacak, dördüncü fıkrası uyarınca da kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
    B. Hukuki Nitelendirme
    Sanığa isnat edilen 6136 sayılı Kanun'a muhalefet etme suçunun yaptırımı, suç tarihi itibarıyla aynı Kanun'un 13/1. maddesinde bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adli para cezası olarak belirlenmiştir. TCK'nın 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı süresi 8 yıl, aynı Kanun'un 67. maddesi gereğince kesintili zamanaşımı süresi ise 12 yıldır. Buna göre suç tarihi olan 20.06.2007 ile Özel Dairece incelemenin gerçekleştirildiği 16.06.2025 arasında, 20.06.2019 tarihinde kesintili dava zamanaşımının dolduğu anlaşılmaktadır. Eylemin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hâlin, başka bir deyişle, derhâl beraat kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmadığı ve daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali olmadığı da sabittir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu üyesi; "İtiraz konusu hukuki mesele, beraat eden sanık hakkındaki beraat hükmünün zaman aşımı sebebiyle düşme kararı verilmesi için bozulması mı gerektiği, yoksa hukuka uygun beraat kararının onanması mı gerektiğine ilişkindir.
    5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesi 'Derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez.' şeklinde öngörülmüştür. Bu hükmün uygulanması ve özellikle 'Derhâl' kavramının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda doktrin ve uygulamada iki ayrı görüşün ortaya çıktığı söylenebilir.
    Birinci görüşe göre; 5271 sayılı Kanun'un 223/9'da yer alan 'Derhâl' kavramını, '…delil takdirine girmeden beraat kararı verilebilecek', 'İşin esasına girmeden fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması' ya da 'Kanun değişikliği ile fiilin sonradan suç olmaktan çıkartılması hâlleri'yle sınırlı kabul etmek ve maddeyi de bu kabul ışığında uygulamak gerektiğinden; dava zaman aşımı süresi dolduğu için dosyanın esasına girmeden, davayı düşürmek gerekir.
    İkinci görüşe göre ise; yargılamanın geldiği aşama itibarıyla ilave bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan, verilmiş olan beraat kararı usul ve yasaya uygun bir karar olarak değerlendiriliyorsa, işbu karar dairesince onanmalıdır. Eğer dairece yapılan değerlendirmeye göre; beraat kararı hukuka ve yasaya uygun olarak kabul edilemiyorsa, diğer bir anlatımla örneğin, sanığın mahkûmiyetine karar vermek gerekiyorsa ya da eksik soruşturma söz konusuysa, o takdirde davanın zaman aşımından düşürülmesi gerekir.
    İkinci görüş doktrin tarafından ağırlıklı olarak benimsenmiştir. Örneğin; Prof. Dr. C. Şahin de bu konuda, Adalet Dergisi (Yıl:2013, Sayı:45, Shf:███████)'nde yayımlanan 'Dava Zamanaşımı Sanığın Aklanmasına Engel Olabilir mi?' başlıklı makalesinde; '...Fıkrada geçen 'Derhâl' sözcüğü ile, henüz yargılamanın başında olma değil, 'Dosyanın mevcut durumu' ifade edilmektedir. Yani, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla dosyadaki mevcut delillere göre, 'Herhangi, başka, yeni bir araştırmaya gerek olmaksızın' beraat kararı verilebilecek bir noktada, sanığın daha lehine olan beraat kararı yerine, örneğin zaman aşımı nedeniyle daha aleyhine olan düşme kararı verilmesi yasaklanmaktadır. İlgili hükmün (5271 sayılı Kanun'un 223/9) burada yapılmamasını istediği şey delil takdiri değil, yeni delil araştırmasıdır. İlave bir delil toplanmasına ya da araştırma yapılmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebilecekse, dava zamanaşımı dolmuş olsa bile, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı değil, dosyanın mevcut durumu itibarıyla beraat kararı vermek gerekmektedir.' diyerek ikinci görüşü benimsediğini açıkça ortaya koymuştur.
    Biz de bu ve aşağıda açıklayacağımız diğer gerekçeler ışığında birinci görüşün; kanunun lafzına da ruhuna da uygun olmadığını düşünmekteyiz.
    Bilindiği üzere, 5271 sayılı Kanun'un yazılı bir gerekçesi yoktur. 'Derhâl' kelimesi 'Çabucak' (bkz. tdk.gov.tr internet sayfası) anlamına gelmekte olup madde metninde; 'Davanın esasına girmeden', 'Delil takdiri gerektirmeyen durumlar' ya da 'Fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması' ve benzeri sınırlayıcı kavramlar mevcut değildir. Bu nedenle, belirtilen hususları 5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesinin uygulama koşulları olarak kabul etmek mümkün değildir.
    Değil mahkeme ve hâkim, gerektiğinde Cumhuriyet savcısı, kolluk amiri (Örneğin; 5271 sayılı Kanun'un 119. maddesi hükmü uyarınca yapılan aramada...), kolluk ve hatta üçüncü kişiler (5271 sayılı Kanun'un 90. maddesi hükmü uyarınca, suçüstü hâlinde 'Herkes' tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir) bile, 'Delil takdiri' yapabilirken, işi bu olan hâkimin, delil takdirine giremeyeceği görüşü kabul edilemez. Mahkeme ve hâkimin, 5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesi bağlamında da delilleri serbestçe takdir edip değerlendirmesi son derece doğaldır.
    Esasen fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediği durumlarda iddianame düzenlenemez. Düzenlenirse; bu iddianame, iadeye mahkûmdur. Her nasılsa böyle bir iddianame kabul edilmiş ise, o taktirde öncelikle beraat kararı verilmesini gerektiren bir durum söz konusudur.
    Kanun değişikliği ile fiilin suç olmaktan çıkartılması durumunda da hiç kuşkusuz derhâl beraat kararı verilmesi gerekir.
    Kanuni düzenlemeye bakıldığı zaman kanunun 'beraat' kararına öncelik tanıdığı görülmektedir.
    Beraat kararına öncelik tanırken yargılamanında çok uzamaması sonsuza kadar sürmemesi esas alınmaktadır. Yani bir süre sınırı konurken 'beraat' önceliği arasında bir denge oluşturulması gerekmektedir.
    'Derhâl' kelimesinin konulması bu dengenin sağlanabilmesi amacıyladır. Eğer 'derhâl' kelimesi olmasaydı kanun metni 'beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez' şeklinde olacaktı. Ve eğer sanığın beraat etme imkânı varsa toplanabilecek tüm deliller toplanmadan düşme, durma veya CVYO kararı verilemeyecekti. Bunun araştırmasının sürecinin çok ama çok uzayabileceği açıktır. Kanun koyucu bunu engelleyebilmek için, bir delil toplama sınırı getirmiştir. Bu sınır 'yargılamanın geldiği aşama itibarıyla, ilave bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebiliyorsa' beraat kararı vermek gerekeceği şeklindedir.
    5237 Sayılı TCK’nın 72/2. fıkrası 'Dava ve ceza zamanaşımı re’sen uygulanır ve bundan şüpheli, sanık ve hükümlü vazgeçemezler' şeklindedir. Bu düzenlemenin konuluş amacı İlk derece mahkemelerine yargılama yaparken zaman aşımının dolmasından sonra yeni delil toplamalarını önlemeye yöneliktir ve doğrudan Yargıtay incelemelerini bağlamamaktadır.
    Nitekim aslında Yargıtay uygulamaları da fiilen bu hususa uygundur.
    Mesela TCK 141. madde uyarınca cezalandırılması amacıyla hırsızlık suçundan açılan ve mahkemece buna uygun verilen bir suçta zaman aşımı süresi dolmuş olsa bile Yargıtay temyiz incelemesi yaparken işin esasına girerek suçun nitelikli bir hırsızlık suçunu oluşturduğu kanaatine varmış ise yerel mahkemece verilen ve zaman aşımına uğrayan suçtan değil, kendi tespit ettiği suçtan yargılamanın devam edilmesi gerekçesiyle bozma kararı vermektedir. Benzer şekilde basit dolandırıcılıktan açılan ve verilen bir kararda inceleme beklerken zaman aşımına uğramış olsa bile nitelikli yağma oluşturup oluşturmayacağını denetlemektedir. Müessir fiilden açılan ve karar sonrasında zaman aşımı dolan dosyanın adam öldürmeye teşebbüs olması gerektiği kanaatinde ise bozma kararı vermektedir. Benzer şekilde tehdit suçundan açılan ve karar verilen inceleme sırasında zaman aşımı dolan dosyalarda eylemin yağma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle bozma kararı verilmektedir.
    Bu uygulamalarda aslında fiilen kanunun lafzına ve ruhuna uygun olarak mevcut delil durumuna göre değerlendirme yapılması gerektiğini kabul etmektedir.
    Aksi düşünülecek olursa sanığın aleyhine yorumlanacak durumlarda dosya incelenecek, lehine olan durumlarda ise incelenemez yargılama hakkı düşer gibi hiçte adil olmayan bir durumla karşılaşılır. Bu durumun Anayasa'nın eşitlik ilkesine de açıkça aykırılık oluşturacağı açıktır.
    'Derhâl' kelimesi yeni bir araştırma yapmadan, dosyaya getirtilmiş ve değerlendirilmiş deliller olarak algılanması ve uygulanması kanun metnine uygundur. Nitekim son yıllarda verilen CGK'nın 2023/6-7 Esas-████████ Karar, 2022/6-603 Esas-███████ Karar ve ████████ Esas-███████ Karar sayılı ilamları da aynı yöndedir ve bu hususlara açıkça dikkat çekmektedir.
    5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesi hükmünün uygulanabilmesi için, beraat kararının hangi nedenden dolayı verileceği önemli değildir. Yani, beraat hükmü, söz konusu maddenin ikinci fıkrasında yer alan beş nedenden (1- Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, 2- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, 3- Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması, 4- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması ve 5- Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması) herhangi birisine dayanılarak verilebilir. Önemli olan, beraat kararının derhâl verilebilecek olmasıdır.
    Derhâl yani yargılamanın geldiği aşama itibarıyla, başka bir ifadeyle de, ilave bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebiliyorsa; artık koşulları olsa bile, 'durma', 'düşme' veya 'ceza verilmesine yer olmadığı' kararı verilemez.
    'Derhâl' kavramı dar (yukarıda belirtilen durumlarla sınırlı) yorumlanmak yerine; İ.H.A.S. 6, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36... . maddelerinde vurgulanan 'Masumiyet Karinesi' ve 'Adil Yargılanma Hakkı' ile ceza muhakemesine egemen ilkelerden olan 'Lekelenmeme Hakkı' dikkate alınmak suretiyle, 'Yargılamanın geldiği aşama itibarıyla' diğer bir ifadeyle 'İlave bir delil toplanmasına ya da araştırma yapılmasına gerek kalmadan...' olarak anlaşılmalı ve yorumlanmalıdır.
    5271 sayılı Kanun'un 223. maddesinin amir hükmü uyarınca; dava zaman aşımı süresi dolmasaydı, davanın esasına girip işbu kararı bozmamız gerekirdi diyorsak artık; sırf yargılama dava zaman aşımı süresi içinde sonuçlandırılamadı diye davayı düşüremeyiz, yani sanığı lekelenmiş durumda bırakamayız.
    Diğer önemli iki nokta ise, beraat eden sanığın tazminat sorumluluğuna ve olası hak ihlallerine ilişkindir. Masumiyet karinesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasında; 'Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.' şeklinde, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ise; 'Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.' şeklinde düzenlenmektedir. Bunun yanında Anayasa'nın 36. maddesine göre 'Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.' Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesine göre ise 'Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.' demek suretiyle makul sürede yargılanmanın, adil yargılanma hakkının bir unsuru olduğunu açıkça öngörmektedir. AİHS'nin ve Anayasa'nın amir hükümleri gözetildiğinde, yargılamaların makul sürede bitirilmesi Devlet'e ve dolaylı olarak yargı makamlarına ait bir yükümlülüktür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi sebebiyle uzayan yargılamalarda, beraat eden sanık hakkında, yargılama devam ederken zamanaşımının dolması durumunda Devlet'e ait bu ihmalin sonuçları sanığa yükletilerek düşme kararı verilmesi için beraat kararının bozulması masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkının ihlaline sebebiyet verir. Bu hususun ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 2023/6-7 Esas-████████ Karar sayılı ilamında şu şekilde belirtilmiştir:
    'Ceza Genel Kurulunun 2023/6-7 Esas, ████████ Karar sayılı ilamında da ayrıntısıyla tartışıldığı üzere 'Muhakeme, dava zamanaşımı süresi içerisinde sonuçlandırılabilseydi beraat edecek olan sanık, kendi dışında sebeplerle muhakeme uzadığı için beraat imkânından yoksun bırakılmaktadır. Böyle bir durumda beraat yerine düşme kararı verilmesi hem CMK'nın 223. maddesinin 9. fıkrasının hem de sanık haklarından birçoğunun ihlali anlamına gelmektedir' (Cumhur Şahin-Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi Hukuku II, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, Ankara 2019, 9. Bası, s.183-185).
    Bu aşamada masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı üzerinde de durulmasında yarar bulunmaktadır.
    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin ikinci fıkrası; 'Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.' şeklinde düzenlenmiş olup Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası da buna paralel olarak; 'Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.' hükmüne yer vermiştir. Hukuk devletinin bir gereği olan bu ilke nedeniyle, bir kimsenin suçluluğunun kesinleşmiş yargı kararıyla ispat edilmiş olmasına kadar, o kişinin suçsuz olduğu varsayılacaktır. Bu şekilde suç isnadı altındaki kimselerin lekelenmemesi amaçlanmaktadır.
    Ceza yargılamalarında amaç, maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer bırakılmaksızın ortaya çıkarılmasıdır; kuşkunun bulunması hâlinde mahkûmiyet kararı verilmesi ceza hukukunun genel ilkelerine aykırıdır. Böyle bir ilkenin kabul edilmesinin sebebi, bir suçlunun cezasız kalmasının bir masumun mahkûm olmasına tercih edilmesidir; başka bir ifade ile masumluk karinesidir.
    Suçluluğunun kesin hükümle sabit olmasına kadar sanığın suçsuz sayılması anlamına gelen masumiyet karinesi ve aralarında sıkı bir ilişki olan lekelenmeme hakkı kişinin toplum nezdinde onurunu, şerefini korumaya yönelik ve adil yargılanma hakkı kapsamında da önemli olan iki haktır. Lekelenmeme hakkı adil yargılanma hakkı kapsamındaki masumiyet karinesiyle yakından ilişkilidir. Yargılamanın soruşturma ve kovuşturma evrelerinde adil yargılanma hakkı kapsamındaki ilkelere dikkat edilerek hareket edilmelidir.
    Lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin korunması anlamında önemli olan durumlardan birisi de failin hakkındaki suçlamalar ile ilgili beraat kararı almasıdır. Anılan karar ile kişinin atılı suçu işlemediği sabit olup bu şekilde toplum nezdinde zarar görmesinin önüne geçilmektedir. Masumiyet karinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı mahkûmiyete dönüşen kişiler açısından ise artık hakkında suç isnadı olan kişi statüsünde olmadıkları için masumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı kalmamaktadır. Ancak ceza davası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararı verilen durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü gerekir. Yargılamanın geldiği aşama itibarıyla hakkında beraat kararı verilmesi gereken sanık yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi durumunda ise sanığın atılı suçu işleyip işlemediği hususu açığa çıkarılamamış olacağından bu durumun lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin yani adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olacağı kabul edilmelidir.
    Bu aşamada ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesinde görülmekte olan davalara etkisi üzerinde de durulması gerekmektedir.
    Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca 18.01.2022 tarih ve 1437-15 sayı ile; '6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesinde 'Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.' hükmü öngörülmüştür. Bu açık hüküm karşısında; ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak hemen belirtilmelidir ki, gerek öğretide ve gerekse Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle 'fiilin hukuka aykırılığı' konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. Yargıtayın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir.' şeklinde karar verilmiş olup ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş tespitin hukuk mahkemelerindeki yargılamayı da etkileyeceği açıkça belirtilmiştir.'
    Yani beraat kararı verilmesi hâlinde bu karar hukuk mahkemelerini de bağlamaktadır. Diğer kararlar ise bağlamamaktadır. Kişi işlemediği bir suçtan dolayı beraat etmesine rağmen yargılamanın gecikmesi nedeniyle tazminat ödemek zorunda kalmaktadır.
    Cezai olarak kişi düşme kararı sonucu ceza almaktan kurtulmakta ise de 'beraat' etmenin sağladığı güvencelere kavuşamamaktadır. Mesela kişi hakkında bir suç isnadında bulunması hâlinde kolluk kuvvetlerince GBT kaydı tutulmaktadır. GBT kaydı adli sicil kaydı gibi cezanın kesinleşmesini aramamaktadır. Şüphelinin ifadesinin alınması yeterli olmaktadır. Takipsizlik veya beraat kararı almadığı müddetçe bu suç kaydı devam etmektedir. Kişi silah almak için ruhsat istediğinde veya benzer durumlarda takdire bağlı olsa da GBT kaydı nedeniyle ruhsat verilmemektedir. Kamu kurumuna işe girmesinde veya yakın akrabalarının işe girmesinde hukuken engel oluşturmasa da fiilen engel oluşturmaktadır.
    Ayrıca mahkemece beraat ettirilen ancak soruşturmanın uzaması nedeniyle düşme kararı verilen sanık ve ailesi sürekli zan altında kalmakta ve toplum nezdinde aklanamamaktadır. Zamanaşımı nedeniyle kurtarmış bir suçlu olarak görülmektedir. Açıkça lekelenmektedir.
    Ceza Genel Kurulu kararında da açıklandığı üzere, beraat kararının hukuki ve fiilî sonuçları ile düşme kararının hukuki sonuçları farklıdır. Düşme kararı ile sadece cezai sorumluluk ortadan kalkmakta fakat hukuki sorumluluk devam etmektedir. Beraat eden sanık hakkında hukuki ve cezai tüm sorumlulukları ortadan kalkmasına rağmen, yargının iş yükü vb. nedenlerle zamanında sonuçlandıramadığında, düşme kararı vermek hakkaniyete aykırıdır. Hâlihazırda beraat edecek ve lekelenmeyecek birini, sürekli olarak lekeli tutup haksız yargılamaya neden olunduğu gibi akabinde de tazmin zorunluluğu ile karşı karşıya bırakmak adalet ve hukuka güven duygusunu zedeleyecektir.
    Tüm bu nedenlerle, beraat eden sanık hakkında esastan incelenerek hukuka uygun bulunan beraat kararının onanması gerekir şeklindeki daire kararı onanmalı idi.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar vermek gerekirdi.
    Bu nedenle itirazın kabulü yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz." düşencesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    V. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
    2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 16.06.2025 tarihli ve 16331-6263 sayılı sanık ... hakkındaki düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,
    3- Eleşkirt Asliye Ceza Mahkemesinin 08.04.2016 tarihli ve 162-120 sayılı sanık ... hakkında verilen beraat kararının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,
    Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda CMUK'un, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, TCK'nın 66/1-e, 67/4 ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca sanık ... hakkındaki kamu davasının dava zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,
    4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.11.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!