Anahtar kelimeler: Derinlemesine Heyetçe Muğla Gününün Davetiye Günde Görüşmenin Sözlü Dinlenildikten Dinlenip
3. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi

SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ
: Muğla 1. Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davacı vekili tarafından istenilmekle; 16.09.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat .... ile davalı vekili Avukat ...'in sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin daha derinlemesine incelenmesi ve bu konuda bir araştırma yapılması gerektiği heyetçe zorunlu görüldüğünden, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 24/1 maddesi ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 21/3 maddesi uyarınca görüşmenin bırakıldığı 08.12.2025 tarihinde dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında 02.12.2016 tarihinde 2017 yılı Elektrik Enerjisi Mal Alımına Ait Sözleşme imzalandığını, müvekkili tarafından sözleşme gereklerinin yerine getirildiğini, davalı tarafından da ücretin ödendiğini, ancak 25.05.2018 tarihli ve 30431 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 16.05.2018 tarihli ve 7144 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanunun 12. maddesi ile 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'na (4735 sayılı Kanun) eklenen Elektrik Alımlarında Ek Fiyat Farkı başlıklı Geçici 3. maddesinde; "14.03.2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası 3. maddesinde tanımlanan görevli tedarik şirketlerinin yüklenicisi olduğu sözleşmeler hariç olmak üzere, ilanı veya duyurusu 24.02.2018 tarihinden önce yapılarak 4734 sayılı Kanuna göre ihale edilen ve ihale dokümanında fiyat farkı hesaplanacağına ilişkin hüküm bulunan elektrik alım sözleşmelerinden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce fesih veya tasfiye edilmeksizin kabulü yapılan veya bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle devam edenlerin 01.01.2016 tarihinden sonra gerçekleştirilen kısımları için ek fiyat farkı ödenebilmesi veya kesilebilmesine ilişkin esas ve usulleri tespite Kurumun teklifi üzerine Cumhurbaşkanı yetkilidir." hususunun düzenlendiğini, buna göre 3.251.159,73 TL tutarlı ek fiyat farkı tahakkuk ettirildiğini, ödeme yapılmaması üzerine başlatılan takibe davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin (14/1-1) maddesinde “Sözleşmede yer alan fiyat farkına ilişkin esas ve usullerde sözleşme imzalandıktan sonra değişiklik yapılamaz.” hükmünün yer aldığını, ayrıca 2017 yılı için yapılan elektrik enerji giderinin 2017 yılı su bedellerine yansıdığını, fiyatta sonradan yapılan değişikliğin 2017 yılında yapılan tahsilatları değiştirme imkanı bulunmadığını, aksi durumun kamu zararı doğuracağını savunarak, davanın reddi ile kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dayanak 4735 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru neticesinde; söz konusu uyuşmazlığın idari nitelikte olduğundan bahisle idari yargıda görülmesi gerektiğine karar verilerek itiraz başvurusunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddedildiği, her ne kadar Mahkemece aksi görüşte olunsa da Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulması zorunluluk olduğundan, takibin dayanağı olan 4735 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi gereğince elektrik alımı sözleşmelerinde ek fiyat farkının ödenip ödenmeyeceği hususundaki uyuşmazlık idari nitelikte olduğunun kabulü ile uyuşmazlığın idari yargıda çözülmesi gerektiği ve İİK'nun 42/3 maddesine göre idari yargının görev alanına giren konularda ilamsız takip yoluna başvurulamayacağı gerekçesiyle; davanın reddine, takip miktarı üzerinden %20 oranında takdir olunan haksız takip tazminatı olan 706.000,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; emsal Yargıtay ve Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarında sözleşmenin ifası sırasında ve taahhüt edilen edimin ifasından doğan uyuşmazlığın çözümünün özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerlerine ait olduğu belirtilmiş ise de; davaya konu uyuşmazlığa ilişkin olarak İlk Derece Mahkemesinin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesinin "uyuşmazlık idari yargı mercileri tarafından çözülmesi gereken bir uyuşmazlık olup itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bu uyuşmazlığa bakma görevi bulunmamaktadır. Başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir." şeklindeki bu dosya özelindeki kararı karşısında davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmediği, ancak davacının kötü niyetli olduğu davalı tarafından ispat edilmediği gibi bu hususta dosyada yeterli delil de bulunmadığı, bu nedenle davacı aleyhine kötü niyet tazminatı şartlarının oluştuğu kabul edilemeyeceğinden İlk Derece Mahkemesince kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin isabetli olmadığı, yine davanın usulden reddine karar verildiği halde, karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7. maddesine göre davalı lehine maktu vekalet ücretine karar verilmesi gerekirken nispi vekalet ücretine karar verilmiş olmasının da hatalı olduğu gerekçesiyle; davacının istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili; ek fiyat farkının ödenip ödenmeyeceği kapsamındaki uyuşmazlığın, ihale öncesinde ya da sözleşme öncesindeki bir uyuşmazlık olmadığını, uyuşmazlığın sözleşme kapsamında, edimlerin ifasından sonra Kanunla verilen bir hakkın somut olayda uygulanıp uygulanamayacağı noktasında değerlendirilmesi gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesinin adli yargıda çözülmesini kabul ettiği bir uyuşmazlığa, Anayasa Mahkemesinin son derece hatalı ve yanlış kararındaki gerekçeye dayalı olarak idari yargı huzurunda görülmesi gereken bir ihtilaf olarak kabul ederek istinaf talebini reddetmiş olmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu, ayrıca istinaf dilekçelerinde ileri sürülen hususlar incelenmeksizin karar verilmesinin de kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili; kötü niyet tazminatının reddi yönünde verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafça haksız ve kötü niyetli olarak dava açıldığını, lehine hükmedilen vekalet ücretinin de dava değeri üzerinden nisbi hesaplanması gerektiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, elektrik satın alınmasına ilişkin sözleşmeden kaynaklı ek fiyat farkı talebine dayalı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
1.25.05.2018 tarihli 30431 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 16.05.2018 tarihli ve 7144 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun'un 12. maddesi ile 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununa (4735 sayılı Kanun) eklenen Geçici 3. maddesi; "4.3.2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 3 üncü maddesinde tanımlanan görevli tedarik şirketlerinin yüklenicisi olduğu sözleşmeler hariç olmak üzere, ilanı veya duyurusu 24/2/2018 tarihinden önce yapılarak 4734 sayılı Kanuna göre ihale edilen ve ihale dokümanında fiyat farkı hesaplanacağına ilişkin hüküm bulunan elektrik alım sözleşmelerinden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce fesih veya tasfiye edilmeksizin kabulü yapılan veya bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla devam edenlerin 1/1/2016 tarihinden sonra gerçekleştirilen kısımları için ek fiyat farkı ödenebilmesi veya kesilebilmesine ilişkin esas ve usulleri tespite Kurumun teklifi üzerine Cumhurbaşkanı yetkilidir." hükmünü içermektedir.
4735 sayılı Kanuna geçici 3. madde kapsamında hesaplanacak ek fiyat farkına ilişkin esasları içeren 20.06.2018 tarihli ve ██████████ sayılı Kanun Hükmünde Kararname, 30.06.2018 tarihli ve 30464 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Somut olayda; davacı tarafça itirazın iptali talep edilen Muğla 2. İcra Müdürlüğünün █████████ E. sayılı takipte, 4735 sayılı Kanuna 16.05.2018 tarihli ve 7144 sayılı Kanunun 12. maddesiyle eklenen geçici 3. madde gereğince ek fiyat farkı talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince Anayasanın 152. maddesinin l. fıkrası ile 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun 40. maddesi uyarınca bakılan davada uygulanacak kuralın Anayasanın 2, 14... . maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle anılan düzenlemelerin iptali istemi ile itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurulduğu, vaki başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin 22.10.2020 tarihli ve ███████ E. ███████ K. sayılı ilamı ile uyuşmazlığın konusunun, 4735 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi gereğince elektrik alımı sözleşmelerinde ek fiyat farkının ödenip ödenmeyeceğine ilişkin olup, bu itibarla söz konusu uyuşmazlığın idari nitelikte olduğu ve idari yargıda çözülmesi gerektiğinden bahisle başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine karar verildiği, Derece Mahkemelerince de Anayasa Mahkemesi kararına uyulmasının zorunluluk olduğundan bahisle davanın usulden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
4734 sayılı Kanun ile 4735 sayılı Kanunun kamu hukukunu ilgilendiren Kanunlar olması nedeniyle; sözleşme aşamasına kadar Kanuna dayanılarak idarece alınan karar ve yapılan işlemlerin iptali istemiyle açılan davaların idari yargı yerinde, sözleşme yapıldıktan sonra, sözleşme hükümlerinin uygulanması nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıkların ise sözleşme ve özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde görülmesi gerekmekte olup, öte yandan sözleşme yapıldıktan sonra tesis edilse bile; sözleşmenin uygulanmasından kaynaklanmayan, sözleşmeden doğan bir hak veya alacağın takibi niteliğini taşımayan, idarenin kamu gücüne dayanarak ve tek yanlı olarak tesis ettiği idari işlemlerin iptali istemiyle açılan veya bu nitelikteki idari işlemler nedeniyle doğan tazminat istemleri nedeniyle açılan davaların da idari yargı yerinde görülüp çözümlenmesi gerektiği tartışmasız olup, Yargıtay ve Uyuşmazlık Mahkemesi içtihatları da bu yöndedir.
2577 sayılı İdare Yargılama Usulü Kanunu'nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde idari dava türleri sayılmıştır. Bu hükme göre, idari davalar; idari işlemler hakkında açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalardan ibarettir.
İdari sözleşmeler ise, idarelerin tek yanlı, kamusal yetkiye dayanarak, kamu hizmetinin gereklerinin yerine getirilmesi için kamu yararı amacı ile taraflar arasında akdedilen ve idareye üstün hak ve yetkiler veren, gerektiğinde tek yanlı değişiklik ve fesih yetkisini de idareye tanıyan nitelikte sözleşmeler olup, kamu idarelerinin özel hukuk alanında akdettikleri sözleşmelerin ise idari sözleşme niteliği taşımayıp, özel hukuk kurallarına göre düzenlendiği kuşkusuzdur.
Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince; sözleşmenin ifası sırasında ve taahhüt edilen edimin ifasından doğan uyuşmazlığın, çözümünün özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerlerine ait olduğu doğru olarak tespit edilmiş ancak somut olay özelinde Anayasa Mahkemesi kararının bağlayıcılığı karşısında davanın usulden reddine karar verilmiş ise de, Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca; Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı, ne var ki usule ilişkin olarak verilen ret kararlarının bağlayıcılığının, kararın hüküm fıkrası ve somut bireysel başvuru ile sınırlı olduğu, Derece Mahkemeleri bakımından genel ve emredici bir sonuç doğurmayacağı, zira bu tür kararlarda uyuşmazlığın esasına veya usulüne ilişkin bir hak ihlali tespitinin yapılmadığı, yalnızca anayasal yetki ve görev sınırlarının belirlendiği, ihlal tespiti ve ihlalin giderilmesine yönelik yeniden yargılama ya da usul değişikliği yükümlülüğü içermeyen bu kararların, Derece Mahkemelerinin görev ve yetkilerine müdahale eden, yargılamanın yürütülmesine yön veren veya bağlayıcı içtihat niteliği taşıyan kararlar olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığının kabulü ile davada ihale aşaması tamamlanıp taraflar arasında sözleşme imzalandıktan sonra ortaya çıkan ve sözleşmenin imzalanmasından önceki olgu ve olaylara dayanmayan uyuşmazlığın çözümünde adli yargı görevli olduğundan, işin esasının incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
2.Bozma sebebine göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,
2.Bozma sebebine göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin taraflardan ayrı ayrı alınarak birbirlerine verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
08.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!