Anahtar kelimeler: Lson Mahsuba Malatya İnceleyen Taksitlendirmeye Süreç Sayı Gaziantep Dosyayı Yoksunluklarına
Ceza Genel Kurulu         ███████ E.  ,  ████████ K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ
    : 11. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ
    :Ceza Dairesi
    SAYISI
    : 560-911
    I. HUKUKİ SÜREÇ
    Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanıkların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158/1-l-son, 158/3, 62/1, 52/2-4, 53... . maddeleri uyarınca ayrı ayrı 6 yıl 3 ay hapis ve 642.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, taksitlendirmeye, hak yoksunluklarına ve mahsuba ilişkin Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.12.2021 tarihli ve 128-475 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince16.05.2023 tarih ve 560-911 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
    Hükümlerin, sanık ... tarafından 18.09.2023 ve sanık ... müdafii tarafından ise 31.10.2023 tarihinde temyiz edilmesi üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 06.11.2023, 14.11.2023 tarihli ve 560-911 sayılı ek kararlar ile temyiz istemlerinin süre yönünden reddine, bu ek kararların da sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 09.07.2024 tarih ve 3124-9390 sayı ile temyiz istemlerinin reddi ile ek kararların onanmasına karar verilmiştir.
    II. İTİRAZ SEBEPLERİ
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 06.11.2024 tarih ve 33275 sayı ile; "...Yoklukta verilen kararın sanıklar müdafiinden başka sanıklara da ayrıca tebliğ edilmemiş olması ve sanık ... müdafiinin temyiz isteminde bulunmaması, sanık ... müdafiinin ise yasal sürede temyiz yoluna başvurmama şeklindeki kusurlu davranışının eski hâle getirme nedeni sayılarak sanık ...'a gerekçeli kararın tebliğinden sonra yeni müdafiinin verdiği 26.02.2024 temyiz dilekçesi ile sanık ...'nin öğrenme üzerine kendisi ve müdafiilerinin verdiği temyiz dilekçelerinin süresine olduğunun kabulü ile dosyanın esastan incelenmesi gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 19.12.2024 tarih ve 5849-15909 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca görüşülmüş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
    İnceleme dışı sanık ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Bölge Adliye Mahkemesince sanıklar ve müdafilerinin yokluğunda verilen 16.05.2023 tarihli istinaf başvurularının esastan reddine dair kararı 31.05.2023 tarihinde tebellüğ eden sanıklar müdafiin temyiz isteminde bulunmadığı dosyada, kanun yolu başvurusu için ayrıca sanıklara tebligat yapılması gerekip gerekmediğinin, buna bağlı olarak sanık ...’nin öğrenme üzerine yaptığı 18.09.2023 ve sanık ... müdafii tarafından yapılan 31.10.2023 tarihli temyiz istemlerinin süresinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    IV. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya kapsamından;
    Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanıkların mahkûmiyetlerine ilişkin Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen hükümlerin sanıklar müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, sanıklar müdafiinin yokluğunda istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği,
    Gerekçeli kararın sanıklar müdafiine 31.05.2023 tarihinde tebliğ edildiği, müdafiin temyiz isteminde bulunmadığı,
    Hükmün kesinleşmesi üzerine sanık ...’nin 18.09.2023 tarihli ve sanık ... müdafiin ise 31.10.2023 tarihli dilekçeler ile temyiz isteminde bulundukları,
    Anlaşılmaktadır.
    V. GEREKÇE
    Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 29.05.2024 tarihli ve 209-168 sayılı ve 18.09.2024 tarihli ve 71-257 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere;
    1. Hem CMUK hem de CMK'da kararların tebliği usulüne dair doğrudan bir düzenlemeye yer verilmemiş ve fakat bu hususta önce hukuk muhakeme usullerinin tebligata dair olan hükümlerine, bilahare de 7201 sayılı Kanun hükümlerine atıf yapılmakla yetinilmiştir.
    2. 7201 sayılı Kanunu yürürlüğe girene dek 1086 sayılı Kanun'un tebligata dair 124. maddesi gereğince "vekil vasıtasile cereyan eden davalarda tebliğ behemehal vekile" yapılmıştır.
    3. 19.02.1959 tarihli ve 10139 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7201 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile 1086 sayılı Kanun'un 81. maddesinin ikinci fıkrası ile 10. faslının birinci kısmı yürürlükten kaldırılmıştır.
    4. 7201 sayılı Kanun'un meriyet kazandığı 19.02.1959 tarihinden, anılan Kanun'un 11. maddesini de değiştiren 3220 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 15.06.1985 tarihine (CMUK'un 35. maddesini değiştiren 3206 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 21.05.1985 tarihi itibarıyla) kadar da 7201 sayılı Tebligat Kanun'unun 11. maddesinin ilk hâli gereğince "vekil vasıtasiyle takibedilen işlerde tebligat vekile" yapılmıştır.
    5. Böylece;
    a. 7201 sayılı Kanun'un 11. maddesini de değiştiren 3220 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 15.06.1985 tarihinden itibaren anılan madde, vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılacağına dair genel kuralın istisnasını; "Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır." şeklinde sarahatle belirtmesine, işbu değişiklikle ilgili madde gerekçesinde de vekil/müdafi kurumlarının farkına da işaret edilerek; "...Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.12.1978 gün ve ███████ sayılı kararında da belirtildiği üzere, duruşma vekil için değil sanık için yapılmaktadır. Akıbeti de sanığın özgürlüğü veya malî durumu ile kısacası şahsı ile ilgili bulunmaktadır.
    Bu itibarla, ceza davalarında kararların sanıklara tebliğ edilmesine gerek görmemek, müdafiine yapılan tebliği "geçerli saymak adalet ilkeleriyle bağdaştırılamıyacak bir durumdur.
    İşte,yukarıda 'belirtilen görüşlerin ışığı altında uygulamaya açıklık getirmek için 11 inci maddenin birinci fıkrası yeniden düzenlenmiş ve ...Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmesine ilişkin hükümleri saklı tutulmuştur." denilmesine,
    b. CMUK'un "Kararın tefhim ve tebliği" kenar başlıklı 33. maddesinin, alakadar tarafın gıyabında ittihaz edilen kararlarla ilgili; "Diğer kararlar tebliğ olunur." şeklindeki tebligatın muhatabının işaret edilmesi bakımından daha muğlak ve genel olduğu söylenebilecek ikinci fıkrasına karşılık gelen CMK'nın "Kararların açıklanması ve tebliği" başlıklı 35. maddesinin 2. fıkrasının; "Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur." hükmünün apaçıklığına, kararların öncelikle ve doğrudan "ilgili"sinin sanık olduğunda ve müdafii olsa bile aynı Kanun'un 260. maddesinin 1. fıkrası gereğince ayrıca kanun yoluna başvuru hakkını kullanabileceğinde kuşku ve tartışma bulunmamasına, Hukuk Genel Kurulunun 10.07.1940 tarihli ve 7-75 sayılı İçtihadı Birleştirme kararının 1086 sayılı Kanun'un tebligata dair 124. maddesinin tatbik edildiği döneme ilişkin olarak alınmasına rağmen anılan maddede öngörülen; "vekil vasıtasile cereyan eden davalarda tebliğ behemehal vekile yapılır." amir hükmüne,
    İstinaden oluşan uygulama, zikredilen yasal değişiklikler göz ardı edilerek sürdürülegelmiştir.
    6. a. Somut olay yönünden hüküm tarihi itibarıyla Ceza Genel Kurulunun 24.02.2022 tarihli ve 573-119 sayılı kararında, uygulamanın kanuni temelleri ile örtüşmeyen problemli yönüne işaret ederek sonuçları itibarıyla işbu içtihatla aynı düşünceyi benimsemekle birlikte, gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmeyen sanığın, süresinde kanun yoluna başvurmayan müdafiine yapılan tebligat tarihine göre süresinden sonra verdiği kanun yolu başvuru dilekçesinin; CMK'nın "Eski hâle getirme" kenar başlıklı 40. maddesi kapsamında, kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişinin, eski hâle getirme isteminde bulunabileceğine (1. fıkra), kanun yoluna başvuru hakkının kendisine bildirilmemesi hâlinde de kişinin kusursuz sayılacağına (2. fıkra) ilişkin düzenleme gereğince eski hâle getirme talebi olarak kabul edilmesi gerektiği gerekçesine dayanmıştır. Oysa esasen yukarıda yapılan açıklamalar muvacehesinde kanun yoluna etkin başvuru hakkını kullanabilmesi bağlamında, kanunun amir hükmüne rağmen gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmediği için süresinde kanun yoluna müracaat edemeyen sanığın, kanun yolu süresini kaçırdığından bahsetme imkânı yoktur. Zira temyiz istemi süresi, CMK'nın 291. maddesinin 1. fıkrası uyarınca hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren başlayacağından, başlamayan sürenin kaçırılması mevzubahis olamaz. Gerekçeli kararın -sadece- müdafie tebliğ edilmiş olması da bu gerçeği değiştirmez.
    b. Bir ceza yargılaması kurumu olarak müdafiin, ceza usul hukukumuz içindeki yerinin vekillikten farklı bir statü olarak belirlenmesi ve yargılama faaliyetinin doğası ile ilgili düzenlemeler itibarıyla savunmayı/sanığı temsil fonksiyonuna nazaran yardımcı rolünün baskın olması gerçeği de nazara alındığında, gerekçeli kararın sanığa tebliğinin sadece bilgilendirme amaçlı olduğuna ve buna başkaca anlam ve hukuki sonuç yüklenemeyeceğine dair bir yorum ve kabulün kanun yoluna etkin başvuru hakkının özüne yargı mercilerince yapılmış bir müdahale sonucunu doğuracağı açıktır.
    7. Temyiz mahkemesi, karardaki tüm hukuka aykırılıkların bir defada tespit edilmesi suretiyle hukuk güvenliği ve kesin hükmün otoritesinin korunmasını teminen temyiz davasına konu kararın ilgililerine bildirilip bildirilmediğini denetlemekle yükümlüdür. Ancak Anayasa'nın 36 ve AİHS'nin 6. maddeleri ile Ek 7 No.lu Protokol'ün "Cezai Konularda Temyiz Hakkı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrası gereğince kanun yoluna etkin başvuru hakkı bağlamında, "mahkeme tarafından ceza gerektiren bir suç nedeniyle mahkûm edilen herkese, mahkûmiyetinin veya hükmolunan cezanın yüksek bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesini sağlamak...", devletin/yargı mercilerinin pozitif yükümlülüğü arasındadır. Bu cümleden olarak, usul hükümleri yorumlanırken, esas itibarıyla maddi gerçeğe ve adalete etkin ve makul sürede erişmekte bir vasıta olan normlara, bir değer olarak adalete ve nihayet mahkemeye erişim hakkının özüne müdahale oluşturacak bir anlam yüklemek kabul edilebilir bir yaklaşım olamaz. Yargılama faaliyetinin -bir bütün hâlinde- çatışan haklar arasında adil bir denge kurma sanatı olduğu da gözetilerek, yasada öngörülen usul ve şartlara uygun olarak müdafi tarafından yapılan kanun yolu başvurusu bulunan durumlarda, kural olarak makul sürede yargılanma hakkı ve/veya devletin davaları makul sürede ve en az masrafla sonuçlandırma görevi birlikte değerlendirildiğinde gerekçeli kararın sanığa da tebliğ edilmemesinin bir tevdi-mahalline iade sebebi yapılmasının maksada uygun düşmeyeceği açıktır. Burada belirleyici kriter, kanun yoluna başvuru hakkının olaysal olarak doğrudan ya da müdafi marifetiyle etkin biçimde kullanılıp kullanılmadığıdır.
    8. Şu hâle göre, ceza yargılaması neticesinde verilen (gerekçeli) kararın, kural olarak hem ilgilisine/sanığa hem de varsa müdafie ayrı ayrı tebliğ edilmesi gerekir. Müdafie tebliğ, her hâlükârda yasal zorunluluktur. Yasada öngörülen usul ve şartlara uygun olarak müdafi tarafından yapılan kanun yolu başvurusu bulunan durumlarda, kanun yoluna başvuru hakkının etkin biçimde kullanılmadığına dair yasal ve olgusal temellere dayanan bir itiraz bulunmadıkça ayrıca sanığa da tebliğe ihtiyaç yoktur. Ancak somut olayda da vuku bulduğu üzere, gerekçeli karar tebliğ edilen müdafiin, öngörülen usul ve şartlara uygun olarak kanun yolu başvurusunda bulunmadığı hâllerde gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmeyen sanığa da tebliğ mazbatası çıkarılarak kanun yolu süresinin, tebliğ tarihinden ya da kararı öğrendiğini beyan ettiği tarihten itibaren başlatılması gerekir.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanıkların mahkûmiyetlerine ilişkin Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.12.2021 tarihli ve 128-475 sayılı hükümlerin, sanıklar müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince 16.05.2023 tarih ve 560-911 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği, gıyapta verilen hükümlerin yalnızca sanıklar müdafiine 31.05.2023 tarihinde tebliğ edildiği, müdafiin temyiz isteminde bulunmadığı, temyiz edilmeksizin kesinleşen hükmü sanık ...’nin 18.09.2023 tarihli ve sanık ... müdafiin ise 31.10.2023 tarihli dilekçeler ile temyiz ettikleri, inceleme yapan Özel Dairece, sanık ...'nin ve sanık ... müdafiin temyiz istemlerinin süre yönünden reddine karar verildiği anlaşılan dosyada; sanık ...’nin 18.09.2023 tarihli ve sanık ... müdafiin ise 31.10.2023 tarihli temyiz istemlerinin süresinde olduğunun kabulü gerekir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
    İtirazın kabulü yönündeki çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sayın çoğunluk özetle, tarafların yokluğunda verilen kararın sanık müdafinden başka sanıklara da ayrıca tebliğ edilmemiş olması ve sanık ...'nin müdafinin temyiz isteminde bulunmaması, sanık ... müdafinin ise yasal sürede temyiz yoluna başvurmaması şeklindeki kusurlu davranışının eski hale getirme nedeni sayılarak sanık ...'a gerekçeli kararın tebliğinden sonra yeni müdafinin 26.02.2024 tarihli temyiz dilekçesiyle, sanık ...'nin öğrenme üzerine kendisinin ve müdafinin verdiği temyiz dilekçesinin süresinde kabul edilmesi şeklindeki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulü hakkında; sanıkların şahsına da tebligat yapılması gerektiği şeklindeki karara aşağıdaki gerekçelerle katılmıyorum.
    'Müdafinin', 'vekilden' farklı olduğu vekil kavramının daha geniş anlamda sanığı temsil ettiği müdafinin temsil etmediği gerekçesi; müdafi ve vekil kavramı gerçek ve hukuki anlamda literatür anlamı yanlış değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır.
    Müdafi kavramı; şahsı savunan, bu savunma sırasında karşı tarafın ileri sürdüğü iddialara karşı yeni iddialar sunabilen kapsamlı bir anlam ifade eder. Kelime kökeni olarak da müdafaadan gelmekte bunun sonucu sanığın her yönüyle korunmasını kapsayan geniş bir anlamı vardır. Vekil kavramının içerisinde asil ile arasında ücrete dayalı bir menfaat ilişkisinde bulunmamaktadır. Bu kapsamda 'müdafi'nin anlamı 'vekil' kavramından çok daha geniş bir anlam ve görev ile hareket eder.
    'Mevrid-i nassta içtihada mesağ yoktur.'
    (Kanun açık olduğu durumda içtihadda akıl yürütmeye veya yoruma yer yoktur.)
    Kanunda açık düzenleme bulunduğu durumlarda yorum ve kıyasla hak arama yolları genişletilemez ve daraltılamaz. Bu kapsamda 7201 sayılı Tebligat Kanunu 11. maddesinde; 'Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır.' açık yasal düzenlemesi yürürlükte bulunduğu ve ceza yargılaması, ceza usul uygulaması yürürlükte iken, Hukuk Usulü Muhakemesi atıflar yapılacak merciileri, usulü, yargılama şekilleri farklı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunundaki 'vekil' kavramı mukayese edilemez.
    Cumhuriyetin kurulduğu günden bugüne kadar 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre; kanun yolları müracaatta sadece müdafiye tebligatın yeterli görüldüğü, bu konuda yerleşik uygulamada istikrar kazanmış sorunsuz yürüyen sistem vardır. İstisnai durumlarda eski hale iade sistemi uygulama koşulları da mümkünken, yepyeni bir içtihad ve hukuka aykırı kıyasla mevcut sorunsuz sistemin değiştirilmesi, ceza yargılaması ve kanun yolları açısından kaos oluşturacaktır.
    7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 11. maddesi vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır.
    5271 sayılı CMK 271, 282, 286, 291 maddelerinde tebligatın sanık veya müdafine yeterli olduğu dair yasal düzenleme ve yerleşik uygulama,
    Yukarıda açıklanan kanun açık uygulaması Cumhuriyet tarihinden bugüne kadar Yargıtay ve İlk Derece Mahkemelerinin müdafi ile takip edilen ceza dosyalarında müdafiye tebligatın yeterli olduğuna ilişkin yerleşik uygulaması aksine yasal uygulama olmadan kıyas veya içtihatla kanun yolunun başlama süresinin genişletilmesi bugüne kadar müdafi ile kesinleşmiş, infaz edilmiş ve infazı beklenen birçok dosyada tarafların Ceza Genel Kurulunun kararı örnek gösterilerek yeni yasa yoluna başvurma hakkı talebini doğuracak karmaşa ve farklı uygulamalar ortaya çıkararak hukukun güvenliği, yasaların sürekliliği, yargı sistemi işleyişi hakkında ciddi tartışma ve sorunlar çıkaracağı aşikardır.
    Yukarıda açıklanan gerekçelerle; sanıklar müdafine usulüne uygun tebligatın yeterli olduğundan hükme ilişkin temyiz talebinin başlama süresi müdafiye yapılan tebligat ile kanun yolu imkanı sağlayacağından, eski hale iade talebinin de şartları bulunmadığından, ayrıca sanıkların şahsına tebligatın yapılması gerekmediği kanaatiyle sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum." gerekçesiyle,
    İtirazın kabulü yönündeki çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; kanun yolu başvurusu için ayrıca sanığa tebligat yapılması gerekmediği ve buna bağlı olarak sanığın öğrenme üzerine yaptığı temyiz isteminin süresinde olmadığı düşüncesiyle,
    Karşı oy kullanmışlardır.
    Ulaşılan sonuç karşısında bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanık müdafii tarafından kanun yoluna başvurulmadığında ayrıca sanığa da tebligat yapılması gerektiği ancak bu tebliğin sanık için kanun yolu süresi başlatmadığı yolunda farklı görüş açıklamıştır.
    VI. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
    2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 09.07.2024 tarihli ve 3124-9390 sayılı sayılı temyiz istemlerinin reddi ile ek kararların onanması kararının KALDIRILMASINA,
    3- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilerek Özel Dairenin kararının kaldırılmasına karar verilmesi nedeniyle sanıklar hakkında verilen cezaların İNFAZLARININ DURDURULMASINA ve sanıkların TAHLİYELERİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadıkları takdirde derhâl salıverilmeleri için YAZI YAZILMASINA,
    4- Temyiz incelemesi yapılması amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.11.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!