Anahtar kelimeler: Yenihisar Didim Süreç Görüşü Hukukî Ret İstemlerinin Beraatine İzmir Neticesinde

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI
: ████████ E. █████████ K.SUÇ
: 2863 sayılı Kanuna aykırılıkHÜKÜM
: MahkumiyetTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Esastan retİlk derece mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde, 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:I. HUKUKÎ SÜREÇ1.Didim (Yenihisar) 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.11.2022 tarihli, ████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan CMK'nın 223/2-c maddesi gereğince beraatine karar verilmiştir.2.Kararın katılan vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesince duruşma açılmasına karar verilerek 07.11.2023 tarihli, ████████ E. █████████ K. sayılı kararı ile hükmün kaldırılarak sanığın 2863 sayılı Kanun'un 65/1, 5237 sayılı Kanun'un 62/1, 52/2, 51/1-3-7-8. Maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezasının ertelenmesine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 05.03.2024 tarih, ... nolu ve esastan ret görüşlü Tebliğname ile dava dosyası Dairemize tevdi olunmuştur.II. TEMYİZ SEBEPLERİSanık müdafinin temyiz isteği; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, suçun unsurlarının oluşmadığına, sanığın kastının olmadığına, sanığın dava konusu yerin sit alanı olduğunu bilmediğine, ilan şartının gerçekleşmediğine, sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.Katılan vekilinin temyiz isteği; erteleme koşullarının oluşmadığına ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.III. OLAY VE OLGULARBölge Adliye Mahkemesince, her ne kadar sanığın arazi içinde tek oda kullanılan yapı olduğunu ve bunu boyattığını, hayvan barınaklarının bulunduğu eski ahırı ise tamirat yaptırdığını, sit olduğunu bilmediğini, imar barışından faydalanmak için yapı kayıt belgesi aldığını savunduğu anlaşılmış ise de, tapu kayıtları uyarınca sanığın paylaşma ve satış yolu ile taşınmazı edinme tarihleri itibariyle tapuda sit şerhlerinin açıkça bulunması nedeni ile bilmeme savunmasının kabul edilemeyeceği, ayrıca taşınmaz başında yapılan keşfe istinaden düzenlenen bilirkişi raporları uyarınca, iddia konusu taşınmaz üzerinde tek oda olarak geçen evin 2014 tarihinde belirgenleştiği ancak ahırın olmadığı, 2017 tarihinde ahır olarak belirtilen yapının görünür hale geldiği, sonraki tarihli uydu görüntülerinde de binaların şimdiki haline dönüştüğünün anlaşılması karşısında sanığın daha önceden binaların varolduğu şeklindeki savunmalarına itibar edilemeyeceği, bu nedenle sanık savunmalarına itibarla ilk derece mahkemesi tarafından tapuda sit şerhi bulunan arazide her ne kadar suçun oluşmadığı yönünde değerlendirme yapılmış ise de sanık tarafından önce dolgu malzeme ile zeminin yükseltildiği ve üzerine de ev ve ahır yapıldığının sabit olması karşısında 2863 sayılı Kanunun 6498 sayılı Kanun ile değişik 65/1. maddesinde, “Tescil edilen sit alanları ve korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarının bu Kanuna göre tebliğ veya ilan edilmiş olmasına rağmen yıkılmasına, bozulmasına, tahribine, yok olmasına veya her ne suretle olursa olsun zarar görmesine kasten sebebiyet verenler ... " düzenlemesine aykırı olarak 1. Derece arkeolojik sit alanı içinde kalan parsel üzerinde sanık tarafından yapılan izinsiz imalatların 2863 sayılı yasa kapsamında suç teşkilinin sabit olduğu gerekçesiyle sanığın mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştr.IV. GEREKÇE VE KARARSanık müdafinin duruşmalı inceleme isteminin tayin olunan cezanın on yıl hapis cezasından aşağı olması sebebiyle, 5271 sayılı Kanun'un 299. maddesi gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede;1-2863 sayılı Kanun'un 7 inci maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete'de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanun'un amacına da ters düşeceği;Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ - yayım - internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh - ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı;Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu'nda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde, sanık hakkında I. Derece arkeolojik sit alanına izinsiz yapılar inşa ettiğinden bahisle açılan kamu davası kapsamında, sanığın savunmasında dava konusu yerin sit alanı olduğunu bilmediğini ileri sürdüğü, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu yerin tapuda sanık adına kayıtlı olduğu ve tapuda sit alanında kaldığına dair şerh bulunduğu kabulünde bulunulmuş ise de; dava konusu yerlerin tapuda sanık adına kayıtlı olmadığı, sanığın babası adına kayıtlı olduğu anlaşılmakla; dava konusu yerin sit alanı olarak tesciline dair kurul kararının mahallinde mutad vasıtalarla ilan edilip edilmediğinin, ilgili, belediye, muhtarlık, kaymakamlık, valilik, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü gibi kurumlardan sorulması, sit kararının Resmi Gazete'de ilan edilip edilmediğinin araştırılması, dava konusu yerin sit alanı olduğunun bölge halkı tarafından bilinip bilinmediği hususunun kolluk vasıtası ile araştırılması, sanığın babası tarafından sanığa dava konusu yerin sit alanı içerisinde kaldığına dair bilgilendirme yapılıp yapılıp yapılmadığının araştırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmemesi,2-İddianame konusu eylemin sit alanına izinsiz yapılar inşa etme eylemi olduğu ve sanığın savunmasında bina inşa etmediğini tamirat tadilat yaptırdığını ileri sürdüğü göz önüne alınarak, mahallinde önceki bilirkişilerden farklı fen, sanat tarihçi ve inşaat bilirkişisi refakatinde yeniden keşif icra edilerek; yapılarda kullanılan malzemelerin eskiliği, renkteki solmalar ve yıpranma durumu ile tüm dosya kapsamındaki evraklar bir bütün halinde değerlendirilerek, iddianame konusu eylemlerin her birinin ayrı ayrı yapım tarihinin (suç tarihinin), dava konusu eylemlerin sanık tarafından yapılıp yapılmadığının tereddüte yer vermeyecek şekilde tespiti, sanık tarafından gerçekleştirilmiş olması durumunda sanığın eylemi neticesinde zarar oluşup olmadığı tereddütsüz şekilde belirlenerek, zararın mevcudiyetinin tespiti durumunda sanığın 6498 sayılı Kanun ile değişik 2863 sayılı Kanunun 65/1-1. cümlesi uyarınca, suç tarihinin █████/2016 sonrası olduğunun tespiti durumunda ; eylemin zarara neden olmayan inşai ve fiziki müdahale niteliğinde olması halinde 6498 sayılı Kanun ile değişik 2863 sayılı Kanunun 65/1-2. cümlesi uyarınca, suç tarihinin █████/2016 tarihi öncesi olduğunun tespiti durumunda ise; eylemin zarara neden olmayan inşai ve fiziki müdahale niteliğinde olduğunun tespiti halinde, taşınmazın bulunduğu yerin bağlı olduğu idari birimin (belediye - il özel idaresi-büyükşehir belediyesi) bünyesinde suç tarihi itibariyle faaliyette olan koruma uygulama ve denetim bürosu bulunup bulunmadığı araştırılarak, anılan büronun varlığı halinde 2863 sayılı Kanunun 6498 sayılı Kanun ile değişik 65/4. maddesi; yokluğu halinde ise aynı Kanunun 65/1-2. cümlesi uyarınca sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm tesisi,Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin ve katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,08.01.2026 tarihinde karar verildi.