Anahtar kelimeler: Davadavacı Atmnin Yazim Layihalar Yöneticilerinin İzmir Dinlenip İstenmiş Üye Birleşen

DOSYA NO
: █████████KARAR NO
: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2022NUMARASI
: ████████ Esas - ████████ KararBİRLEŞEN İZMİR 4 ATM'NİN ████████ E ████████ K SAYILI DOSYASINDADAVANIN KONUSU
: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)KARAR TARİHİ
: █████/2026KARAR YAZIM TARİHİ
: █████/2026İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2022 tarih ████████ Esas ████████ Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:ASIL DAVA
:Davacı vekili, müvekkilinin davalı ...'nin kurucu ortaklarından olduğunu, halihazırda şirketin %25 oranında pay sahibi olduğunu, müvekkiliyle diğer ortaklar arasında güven ortamının kaybolduğunu, haklı nedenle müvekkilin davalı şirketten çıkma talebinin 22.12.2017 tarihli 2016 yılı olağan genel kurulunda reddedildiğinden işbu davayı açtığını, davalı şirket yönetiminin şirkete zarar verdiğini, müvekkil ile davalı şirketin diğer ortakları arasında güven ortamının kaybolduğunu, davalı ...'un, müvekkiline hakaret içeren söylemlerde bulunduğunu, müvekkili ile davalı şirket ortakları arasındaki husumetin ciddi boyutlara ulaştığını, davalı şirketin çalışmaz hale geldiğini belirterek, davalı şirketten haklı sebeple çıkmasına karar verilmesini, aksi halde şirketin fesih ve tasfiyesine, müvekkilinin şimdiye dek ödenmeyen kar payı ve ayrılma akçesinin dava tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte ödenmesini talep etmiştir.CEVAP
:Davalı vekili, müvekkil şirketin 6 ortaklı bir sermaye şirketi olduğunu, davacının kurucu ortak ve şirket müdürü olarak 08.05.2008 - 02.01.2018 tarihleri arasında temsile yetkili müdür olarak görev yaptığını, bu dönem içerisinde ortaklar kuruluna hiçbir şekilde bilgi ve hesap vermediğini, davacının tek yetkili müdür olması sebebiyle TTK'nun kendisine verdiği özen gösterme ve hesap verme yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davacının şirketteki usulsüz işlerinin ortaya çıkması ile yapılan geniş çaplı araştırma neticesinde davacının şirket mallarının bir kısmını ve şirkete verilen çeklerin bir kısmının zimmetine geçirdiği ve şirketi zarara uğratıcı işlemler yaptığı, şirket muhasebe kayıtlarının bulunduğu bilgisayar hard diskteki verileri ve kamere görüntülerini sildiğinin tespit edildiğini, muhasebe kayıtlarının silinen 30 GB verileri bilgisayar mühendisleri tarafından geri getirilmek suretiyle kurtarıldığını, davacının şirketin yetkilerini kötüye kullandığını ileri sürerek şirket ortaklığından ayrılma taleplerinin kanuna açıkça aykırı olduğunu, davacının tam olarak ne kadar miktar mal ve parayı zimmetine geçirdiğinin tespit edilmeye çalışıldığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.BİRLEŞEN DAVA
: Davacı vekili dava dilekçesi ve duruşmalarda özetle; davacının davalı işveren nezdinde 01.06.2008-17.01.2018 tarihleri arasında şirket müdürü olarak çalıştığını, haftanın 6 günü hafta içi 08:00-20:00 arasında, haftada en az 2 gün saat 21:00-22:00ye kadar, fazla mesai ücretleri ödenmeden, yıllık izinlerini kullanmasına izin verilmeden, genel tatil günleri de dahil olmak üzere en son net 10.000,00 TL ücretle çalıştığını, SGK'ya ücretinin asgari ücret üzerinden bildirildiğini, 26 günlük ücret alacağı bulunduğunu, 10 yıldan beri müdür olarak çalışmakta iken işveren tarafından davacının iş akdinin kötü niyetli olarak gerekçe bildirmeden bildirimsiz olarak feshedildiğini iddia ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 50,00 TL kıdem tazminatı, 50,00 TL ihbar tazminatı, 50,00 TL ücret, 50,00 TL yıllık izin ücreti, 50,00 TL fazla çalışma ücreti, 50,00 TL genel tatil ücreti alacaklarının faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.CEVAP
: Davalı vekili, davacının kurucu ortak ve şirket müdürü olarak 08.05.2008-02.01.2018 tarihleri arasında şirketi temsile yetkili müdür olarak görev yaptığını, bu sebeple davacının işveren olduğunu, davacının çalışan değil bizzat şirket ortağı ve temsilcisi olduğunu, 5510 sayılı kanunun 4.maddesinin 1.fıkrasının b bendinin 3.alt bendi kapsamında kendisini şirkette sigortalı olarak gösterdiğini, bu davayı ikame etmesinde hiçbir hukuki yarar olmadığı gibi müvekkiline husumet de yönlendirilemeyeceğini, davacının müvekkil şirkete verdiği zarar sebebiyle sigortalılığının 17.01.2018 tarihinde sona erdirildiğini, maaş ve huzur hakkı almadığını, kanun gereği yönetim kurulu üyelerine tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kardan pay ödenebileceği şeklinde düzenlemenin yer aldığını, davacının şirket müdürlüğünden azledildikten sonra yaptırılan denetimde şirketi 1.159.887,82 TL zarara uğrattığının tespit edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
:Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafça davalı şirketin iyi yönetilmediğinden bahisle davalı şirketten haklı sebeple çıkmasına karar verilmesi talep edilmiş ise de, davacının, davalı şirketin kurucu ortağı olarak █████/2008-█████/2018 tarihleri arasında şirketi münferiden temsile ve imzaya yetkili müdür olarak görev yaptığını, davalı şirketin █████/2018 tarih 2018/1 tarihli ortaklar kurulu kararı ile müdürlüğe şirket ortağı ....'in seçildiği, davalı şirketin mali verilerinde yapılan incelemeye göre, şirketin faaliyetinin 2017 yılından sonra giderek azalıp, 2020-2021 yıllarında durma noktasına geldiği, 2017 ve öncesindeki yıllarda kârlı durumda iken 2018 yılından itibaren zarar etmeye başladığı, bu nedenle 2018 yılından itibaren şirketin kötü yönetildiği sonucuna varılması mümkün olduğuna dair bilirkişi heyeti tespiti yapılmış ise de, davacının müdür olarak görev yaptığı tarihlerde, şirket alacak ve borçlarına ilişkin kayıtlarda, belgeye dayanmayan usulsüz kayıtların yapıldığı, yapılan bu tür kayıtlara ilişkin işlem tutarının 513.833,68-TL olduğu, iş bu meblağın da dikkate alınması halinde, davacının yönetimde bulunduğu dönemde de şirketin iyi yönetilmediğinden bahsedilebileceği, davacının şirket yönetimini devrettiği █████/2018 tarihinden itibaren iş bu davanın açıldığı █████/2018 tarihleri arasında geçen yaklaşık dört aylık süre içerisinde, şirketin kötü yönetilip zarara uğratıldığına dair tespitte bulunulamadığı, tespitin salt 2018 yılına ait bilanço hesabına göre yapıldığı, davacı tarafça müdürlüğe seçilen şahsın berber olması nedeniyle şirketi yönetme ehliyeti bulunmadığı iddia edilmiş ise de, şirket müdürlüğü görevini, şirketin faaliyeti konusunda uzman kişilerce yerine getirilmesine ilişkin bir zorunluluk bulunmadığından, bu hususta karar yetkisinin, gerek şirket sözleşmesi ve gerekse de TTK hükümlerine göre şirket genel kuruluna ait olması ve şirket genel kurulunda bu yönde karara varmış olması sebebiyle, seçilen müdürün, şirket faaliyeti konusunda uzman olmamasının, şirketin feshi veya ortaklıktan çıkmaya haklı sebep olarak kabul edilemeyeceği, yine davacı şirketin aktifinin pasifini karşılayamadığı ve zararda olduğu, ortaklıktan çıkma hakkının kabulü halinde davacıya ödenmesi gereken çıkma payı bedelinin bulunmadığı, kâr payı ödenmesi ve ödenecek miktarın tespiti hususundaki yetki genel kurula ait olup, davalı şirket genel kurulunca, dağıtımına karar verilip de davacıya ödenmeyen kâr payının bulunmadığı, şirketin pasifinde kayıtlı olan 2008-2017 yılları arası dağıtılmamış kâr toplamı 496.653,17-TL içinde, davacı kâr payı alacağı 83.366,84-TL olarak hesaplanmış ise de, yine yukarıda açıklandığı üzere, davacının müdürlük görevi sırasında yaptığı 513.833,68-TL usulsüz işlem tutarı ve davalı şirketin halihazırda zararda olması hususları da değerlendirildiğinde, dava tarihi itibariyle yapılan inceleme ve değerlendirmeye göre, davalı şirketin feshi ve tasfiyesini veya davacının ortaklıktan çıkarılmasını gerektirir haklı nedenler bulunmadığı gerekçesiyle asıl davadaki davacının ortaklığın feshi, ortaklıktan çıkarılma, çıkma bedeli ve kâr payı bedeli taleplerinin reddine karar verildiği, birleşen dava dosyasında ise, davacının, davalı şirketin kurucu ortağı olarak █████/2008-█████/2018 tarihleri arasında, davalı şirketin müdürlük görevini yaptığı, davacının kişi organ vasfında olması sebebiyle, işçi vasfının bulunmadığı, davacı ile davalı şirket arasındaki ilişkin vekalet ilişkisi niteliğinde olduğu, iş bu nedenle davacının, davalı şirketten olan ücret alacağının, vekalet hükümlerine göre tespiti ve ödenmesi gerektiği, taraflar arasındaki ilişkinin iş kanunu kapsamında olmadığı, davalı şirket tarafından, şirket müdürü olarak görev yapan davacıya ödenmesi gereken ücret konusunda herhangi bir karar alınmadığı, davalı şirket kayıtlarına göre davacının, davalı şirkete SGK lı olarak █████/2008 tarihinde girişi yapıldığı, █████/2018 tarihinde çıkışının yapıldığı ve bankada yapılan ücret ödemelerinin asgari ücrete göre ödendiği, davacıya 17 günlük toplam 908,45-TL ücret alacağı ödenmediğine dair tespitte bulunulmuş ise de, davacının müdürlük görevi sırasında yapmış olduğu 513.833,68-TL usulsüz işlemden dolayı, davalı şirkete borçlu olması, iş bu miktarın şirket alacağından mahsubu gerektiği, iş bu nedenle dava tarihi itibariyle, davacının, davalı şirketten alacağı bulunmadığı gerekçesiyle birleşen davanın reddine karar verilmiştir.Karara karşı Davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.İSTİNAF NEDENLERİ
:Davacı vekili, yerel mahkeme, davalı şirket müdürü ....’in şirket faaliyet konusu dışındaki berberlik mesleğini icra etmesini haklı bir sebep olarak bulmasa da, ana faaliyet konusu şekerleme, gıda ve turizm olan davalı şirketin yönetimine gelen, hiçbir şekilde bu konularda ihtisas ve deneyimi bulunmayan bir kişinin şirket yönetimi hakkında bilgisinin olamayacağını, davalı şirketin yıllar içindeki kar-zarar grafiği incelendiğinde müvekkilin iddialarının doğru olduğu ortaya çıkacağını, aldırılan bilirkişi raporlarında da davalı şirketin...’in müdürlük görevini icra ettiği tarihten itibaren zarara etmeye başladığının tespit edildiğini, sonunda davalı şirketin aktifleri, pasiflerini karşılayamaz duruma geldiğini, şirket defterlerinden de açıkça görüleceği üzere şirket kaynakları,... .. müdürlüğünde hoyratça kullanılarak, sadece birtakım ortakların hizmetine sunulduğunu, davalı Şirket’e ait taşınır taşınmaz mal varlıklarının piyasa rayiçlerinin altında ...Şti’ne satıldığını, İzmir 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ████████ E sayılı dosyası ile ... tarafından açılan iddiasıyla “Tasarrufun İptali” davasında aldırılan bilirkişi raporunda, satılan araçların rayiç bedelinin yarısına tekabül edecek fiyatlar ile .... Şti.’ne satıldığının tespit edildiğini, davalı şirketin ...A.Ş ile arasındaki iş ilişkisini sonlandırdığını, bu şekilde iş ortaklığı bulunan piyasadaki diğer şirketlerle de iş ilişkilerini kötü yönettiğini, tabiri caizse müvekkilinin davalı şirket yönetiminden uzaklaştırılarak, şirketin içinin boşaltıldığını, bu şekilde şirketin amacının gerçekleşmesini engeller nitelikte varlıklarının devredildiğini, yeni yönetim zamanında şirketin aktiflerinin tamamen eridiğini, berberlik mesleğini icra eden ....’in şirket müdürlüğüne atanarak, kalifiye elemanların işten çıkartıldığını, sayılan bu sebeplerin ortaklıktan çıkma adına haklı sebep teşkil edeceğini, buna rağmen müvekkilinin yönetici olduğu dönemde davalı şirketin ticari kayıtlarında 513.833,68-TL değerinde usulsüz işlem yapıldığı iddiasıyla haklı sebeplerin oluşmadığının belirtildiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, müvekkilinin yönetici olduğu dönemde davalı şirket nezdinde 513.833,68-TL usulsüz işlemin yapılmasının ortaklıktan çıkma hakkını engelleyemeyeceğini, sadece müvekkilinin ortaklıktan çıkması halinde elde edeceği edinimlerin mahsubunun yapılması gerektiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin ██████████ E █████████ K sayılı ilamı uyarınca şirketin devamlı olarak zarar etmesi, kuruluş ve gayesinin gerçekleşmesine imkân kalmaması, ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıklar, ortağın bakiye sermaye borcunu ödemekte temerrüdü gibi hususların ortaklıktan çıkma veya çıkarılma için haklı sebep oluşturacağını, şirketin yıllar geçtikçe ettiği zarar grafiği, şirket konusuna dair fikri bulunmayan yöneticiler tarafından yönetilerek kuruluş gayesinin gerçekleştirilememesi, ortaklık ilişkisinden kaynaklı müvekkilin hak etmiş olduğu alacakların kendisine ödenmemesinin şirketin kötü yönetildiğini gösterdiği, bunun TTK’nın 636. maddesi çerçevesinde ortaklıktan çıkma adına haklı sebep teşkil ettiğini, müvekkilinin şirket müdürü sıfatına sahip olduğu dönemde usulsüz işlemler yaptığı gerekçesiyle hak edilen alacağa kavuşmasının engellendiğini, bilirkişi raporunda dava konusuna ilişkin olmamasına rağmen kasa hesabı-ortaklardan alacaklar-ortaklara borçlar hesabında yapılan incelemeler neticesinde davalı şirket aleyhine 513.833,68 TL tutarında usulsüz işlem yapıldığından bahsedildiğini, dava konusuna ilişkin olmayan işbu incelemeler dayanak alınarak müvekkilinin davalı şirketten alacağına mahsup edilmesinin haksız olduğunu, eldeki davanın konusu müvekkilinin şirket müdürlüğünü yaptığı dönemlerdeki eylem ve işlemlerinden ortaya çıkan sorumluluğa ilişkin olmadığını, müvekkilinin müdür olduğu dönemdeki işlemlerinde bir usulsüzlük tespit edilmesi halinde aleyhine sorumluluk davası açılabileceğini, ancak davalı şirket tarafından böyle bir talepte bulunulmadığını, davalı şirket ortaklarına kar payı ödenmemesinin hiçbir rasyonel nedene dayanmadığını, bilirkişi raporuna göre şirketin karlı durumda olduğu zamanlarda dahi kar payının dağıtılmadığını, müvekkilinin, davalı şirketten alacağını alamadığını belirttiği, böyle bir kar payı oluşmuşsa dahi davacının şirket yöneticisi olduğu dönemlerde yapıldığı iddia edilen usulsüz işlem miktarından mahsup edilmesi gerektiğine yönelik gerekçenin hatalı olduğunu, şirket müdürlerinin, tek başına kar payı dağıtmaya yetkili olmadığını, bu konuda tek yetkili organın genel kurul olduğunu, sermayenin ¼’üne sahip müvekkilinin tek başına işbu kararı alamayacağını, yapıldığı iddia edilen usulsüz işlemlerin belirlenmesi gerekmekte olup somut bir zararın oluşması halinde tek başına davacının alacağından mahsup edilmemesi gerektiğini, davacının sahip olduğu alacağın tahsil edilip, edilmeyeceği sorunu işbu davanın konusu olmadığını, davalı şirketin mevcut finansal durumu göz önüne alındığında müvekkilinin kar payı alacağı bulunmasa da geçmiş yıllarda hak etmiş olduğu kar payı alacaklarının geçerliliğini koruduğunu, birleşen dava yönünden ise; davacının davalı şirkette sadece ortaklık payıyla bulunmamış olup, şirket müdürü görevlerini de ifa ettiğini şirket müdürü olduğu dönemden sonraki aşamada da şirket çalışanı gibi çalışmasını devam ettirdiğini, genel kurul tarafından kendisine ücret ödenmesinin kararlaştırılmadığı belirtilmiş ise de,bunun işçi lehine yorum ilkesiyle bağdaşmadığını, her ne kadar şirket ortağı olsa da, davalı şirket nezdinde işçi konumuna sahip olup işbu hususta görevler üstlendiğini, davacının geçimini ortaklık haklarından değil, verilen ücretle sağlaması nedeniyle davacının hizmet akdi altında bağımlı ve ücrete göre çalışmasının egemen olduğu anlaşıldığından işçi sayılması ve işbu hususa bağlı haklarının değerlendirilmesi gerektiğini, mahkemece emsal ücret araştırması dahi yapılmadığını, bordrolardan ziyade yaptığı işin dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. GEREKÇE:Asıl dava, TTK'nun 638/2 maddesine dayalı limited şirket ortaklığından haklı sebeple çıkmaya izin verilmesi, aksi halde şirketin fesih ve tasfiyesi ile ödenmeyen kar payı ve ayrılma akçesinin tahsili, birleşen dava ise iş akdinin haksız feshi nedeniyle kıdem ve ihbar tazminatı, ücret, yıllık izin fazla çalışma ve genel tatil ücreti alacaklarının tahsili istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketin kurucu ortağı olduğunu, şirketten çıkma talebinin 2016 yılı olağan genel kurulunda reddedildiğini, davalı şirket yönetiminin şirkete zarar verdiğini, müvekkil ile davalı şirketin diğer ortakları arasında güven ortamının kaybolduğunu, müvekkili ile davalı şirket ortakları arasındaki husumetin ciddi boyutlara ulaştığını, davalı şirketin çalışmaz hale geldiğini belirterek, davalı şirketten haklı sebeple çıkmasına karar verilmesini, aksi halde şirketin fesih ve tasfiyesine, müvekkilinin şimdiye dek ödenmeyen kar payı ve ayrılma akçesinin tahsilini istemiş, birleşen davada ise şirket müdürlüğü yaptığı dönemde haksız nedenle iş akdinin feshedildiğinin belirterek, kıdem ve ihbar tazminatı, ücret, yıllık izin, fazla mesai ve genel tatil ücretlerinin tahsili talebinde bulunmuştur.Limited şirketler sermaye yanında şahsi ilişkilerin ağırlık taşıdığı şirketlerdir. Haklı nedenin oluşabilmesi için bu şahsi ilişki nedeni ile şirket ortakları arasında huzursuzluğun bulunması ve bu durumun çekilemez hale gelmesi gerekir. Hukuki çare üretilebilecek hususlar haklı sebeple şirketten çıkma sebebi teşkil etmez.Somut olayda, mahkemece yapılan yargılama sonucunda, aldırılan bilirkişi raporuyla davacının şirketi temsile yetkili müdür olarak görev yaptığı dönemde ortaklar cari hesabında ve diğer hesaplarda 2015-2016 ve 2017 yılında görülen kayıtlarda karşılıklı düzeltmelerle tevsik edici belgeye dayanmayan usulsüz kayıtlar yapılarak hesapların karmaşık hale getirildiği, muhasebe kayıtlarından şirketin mevcutlarının, borç ve alacakların doğru bir şekilde belirlenemeyecek duruma getirildiğinin ve bu şekilde yapılan usulsüz işlemlerle şirketin zarara uğratıldığının tespit edildiğini, davacının müdürlük görevinden bu nedenle azlinden sonra göreve yeni başlayan müdürün görev yaptığı yaklaşık 4 aylık dönem yönünden şirketin kötü yönetildiğinin kanıtlanamadığı, davacının müdürlük görevini sürdürdüğü dönemde şirket genel kurulunca kar payının dağıtılması hususunda alınan herhangi bir genel kurul kararı bulunmadığı, yine şirket müdürü olarak görev yapan davacı ile davalı şirket arasındaki ilişkinin iş kanunu hükümlerine tabi olmadığı, zira şirket müdürü olarak görev yapan davacının işçi statüsünde çalıştığının kabul edilemeyeceği, müdür olarak çalıştığı dönemde davacıya herhangi bir ücret veya huzur hakkı ödenmesi hususunda alınan bir genel kurul kararının bulunmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı değerlendirilmiştir.Açıklanan nedenlerle, dosyada toplanan tüm delillere, dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları delilere göre, mahkemenin tespit ve değerlendirmelerin dosya kapsamına uygun olmasına, davacının müdürlük görevinden azli ile yeni müdürün göreve başladığı dava tarihine dek geçen yaklaşık 4 aylık sürede davalı şirketin kötü yönetildiğinin kanıtlanamamış olmasına, davacının müdürlük görevini sürdürdüğü dönemde şirket genel kurulunca kar payı dağıtılması hususunda alınan herhangi bir genel kurul kararının bulunmamasına, öte yandan alınan bilirkişi raporuyla davacının müdür olarak görev yaptığı dönemde ortaklar cari hesabında ve diğer hesaplarda 2015-2016 ve 2017 yıllarında kayıtlarda karşılıklı düzeltmelerle tevsik edici belgeye dayanmayan usulsüz işlemler yapılarak hesapların karmaşık hale getirildiği, muhasebe kayıtlarından şirketin mevcutlarının, borç ve alacakların doğru bir şekilde belirlenemeyecek duruma getirildiğinin tespit edilmiş olduğu gerekçesiyle mahkemece asıl ve birleşen davadaki alacak taleplerinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamasına, yine şirket müdürü olarak görev yapan davacı ile davalı şirket arasındaki ilişkinin iş kanunu hükümlerine tabi olmayıp, şirket ortağı ve müdürü olarak görev yapan davacının bu dönemde işçi statüsünde çalıştığının kabul edilememesine, müdür olarak çalıştığı dönem için davacıya herhangi bir ücret veya huzur hakkı ödenmesi hususunda alınan bir genel kurul kararının bulunmamasına göre de birleşen davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemesine, mahkemece uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, istinaf itirazlarının yerinde olmadığı değerlendirilerek, yerinde görülmeyen istinaf itirazlarının HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince reddine karar verilmiştir.HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan (732,00x2) 1.464,00 TL'den peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 1.383,30 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.