Anahtar kelimeler: Akkapı Seyhan Toplulaştırma Bakanlar Süreci İli İlçesi Dördüncü Mahallesinde Adana
Danıştay 4. Daire Başkanlığı         ████████ E.  ,  ████████ K.
"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No
: ████████
Karar No
: ████████
TEMYİZ EDEN (DAVACI)
: ...
VEKİLİ
: Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI)
: ... Genel Müdürlüğü
VEKİLİ
: Av. ...
İSTEMİN KONUSU
: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ
:
Dava konusu istem
: █████/2014 tarih ve 29148 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, █████████ sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile uygulama alanı ilan edilen Adana İli, Seyhan İlçesi, Akkapı Mahallesi'nde yapılan toplulaştırma işleminin ... ada, ... parsel (... ada ... parsel) sayılı taşınmaza ilişkin kısmının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti
: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; davacının iddiaları, iddialara dayanak mevzuat maddeleri, işlem tarihinde uygulanan ve uygulanması gereken mevzuat maddeleri ile dosyada mevcut belgelerin, tanzim edilen bilirkişi raporundaki tespitlerle birlikte değerlendirilmesi neticesinde, davaya konu Adana İli, Seyhan İlçesi, ... Mahallesi, eski ... ada, ... parsel (yeni ... ada, ... parsel) bulunduğu alanda gerçekleştirilen toplulaştırma sonucunda, katılım payı oranı ve parsel endeksi katsayılarına göre davacı parselindeki dağıtımların hesaplandığı, projede %1,588360 oranında katılım payı kesildiği, kamu ortaklık payı kesintisinin %10 seviyesinin altında gerçekleştiği ve kanuna uygun davranıldığı, davaya konu ... ada, ... nolu parselin toplulaştırılması sonucu oluşan parselin yine kök parsel üzerinde oluşturulduğu, dava konusu kök parselin cinsinin tarla olduğu ve toplulaştırma sonrası oluşturulan parselin cinsinin de yine tarla olarak korunduğu, eski ... ada, ... parselin toplulaştırma sonrası tapuda ... ada ... parsel olduğu, dava konusu parselin birçok malikinin bulunduğu, ancak hisse oranları belli olmadığından yani tapu kütüğünde elbirliği mülkiyeti olması nedeniyle toplulaştırma sonucu bu parselden oluşan parselin de yine maliklerin hisse oranları belli olmadan elbirliği mülkiyeti olarak verildiği, mülkiyetlerin korunduğu, yeni parsellerin fiili kullanımlara göre oluşturulduğu, yapılan işlemin tekniğe ve parsellerin yeniden düzenlenmesi ilkelerine uygun olduğu anlaşılmakta olup, bu bağlamda, toplulaştırmanın hedef ve gayelerine uygun olarak, gerekli ilkelere ve işlem tarihinde yürürlükte bulunan ve uyuşmazlığa uygulanacak olan mevzuatlarla belirlenen şartlara uyulmak suretiyle tesis edildiği anlaşılan dava konusu toplulaştırma işleminde hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti
: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI
:Bilirkişi Raporunda ... ada ... parselin ... ada ... parsel olarak düzenlendiği, bu parselde 3. kişiye ait çiftlik evi, bahçe ve tarla bulunduğunun belirtildiği, ancak buna rağmen davanın reddi yönünde hüküm kurulduğu, raporda taşınmazın yarısından fazlasının bahçe olduğunun belirtildiği, 3. Kişiye ait çiftlik evine ve bahçesine ortak yapıldığı, yeni parselde fiilen kullandığı alanın bulunmadığı, bilirkişi raporunda davaya konu taşınmazlarda çok hissedar olduğu ve elbirliği mülkiyeti olduğundan hisse hesabının yapılmadığının belirtildiği, ... Mahallesinde bulunan taşınmazlarının tamamına yakınının tapu kaydından hisse hatası bulunduğuna dair şerhin bulunduğu, hisse hatası bulunan taşınmazların parçalara ayrılmasının hukuken mümkün olmadığı, müstakil tek parselde malik yapılması gerekirken, taşınmazların daha fazla parsele parçalandığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI
: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TETKİK HÂKİMİ
: ...
DÜŞÜNCESİ
: Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE
:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU
:
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz isteminin reddine,
2. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının ONANMASINA,
3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de İdare Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine, █████/2025 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
(X) KARŞI OY
:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Mecburi Dava Arkadaşlığı" başlıklı 59. maddesinde "Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır." ve 60. maddesinde "Mecburi dava arkadaşları, ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır." hükümlerine yer verilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun "Elbirliği Mülkiyeti" başlıklı 701. maddesinde; "Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır." hükmüne, 702. maddesinde; "Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir. Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir." hükmüne, aynı Kanunun "Miras Ortaklığı" başlıklı 640. maddesinde ise; "Birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler." hükmüne yer verilmiştir.
Yukarıda aktarılan mevzuatın birlikte değerlendirilmesinden, aralarında elbirliği ile mülkiyetten kaynaklı ortaklık bağı (mirasçılık, sözleşme vb.) bulunan kişilerin bu ortaklık nedeniyle söz konusu şeye birlikte malik olup, birlikte tasarrufta bulunabileceklerinden 6100 sayılı Kanun kapsamında aralarında bir mecburi dava arkadaşlığının olduğu, dolayısıyla böyle durumlarda aralarında ortaklık bağı bulunanların birlikte dava açmaları gerektiği ya da dava açmayan ortakların dava açan ortağa muvafakatname vermeleri gerektiği açıktır.
Dosyanın incelenmesinden; İdare Mahkemesi'nce mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonrası düzenlenen Bilirkişi Raporu'nda; davaya konu ... ada, ... nolu kök parsel alanının çok büyük olması ve taşınmaz malikinin yaklaşık 150 kişinin üzerinde olması, parselin üzerinde fiili olarak hissedarlar tarafından kullanılan çiftlik binası, bahçe, tarla, drenaj kanallarının ve yolların mevcut olması ve bu kullanımlara göre, toplulaştırma sonucu oluşan ... ada, ... nolu parselin yine kök parsel üzerinde oluşturulduğu, bu durumun da, parsellerin yeniden düzenlenmesi ilkelerine uygun olduğu, 5403 Sayılı Kanun 8. maddesindeki ''Asgari tarımsal arazi büyüklüğü; mutlak tarım arazileri, marjinal tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektardan küçük bölünemez.'' hükmü gereğince dava konusu toplulaştırma işleminde toplam hak edişi fen bilirkişisi tarafından belirlenen alanlar, taşınmazın asgari tarımsal arazi büyüklüğünün üzerinde olduğu ancak hissedarların fazlalığı ve maliklerin hisse oranlarının belli olmaması göz önüne alındığın da toplulaştırmanın amacına uygun olduğu, dava konusu taşınmazın cinsinin tarla olduğu ve toplulaştırma sonrası oluşturulan parselin cinsinin de yine tarla olarak korunduğu, davaya konu Seyhan ilçesi, ... Mahallesi(köyü), eski ... ada, ... nolu parseldeki hisse oranları(elbirliği mülkiyeti) tapuda belli olmadığı için hisseye düşen alanlar da belli olmadığından toplulaştırma sonucu oluşan yeni parselin, kök parsel üzerinde ve mülkiyetin aynı şekilde oluşan bütün parsellerde elbirliği mülkiyeti olarak verildiği, dava konusu toplulaştırma işleminin, 3083 Sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanunu ve Uygulama Yönetmeliğine uygun olduğu'' yönüne görüş bildirildiği görülmüştür.
Elbirliği halinde mülkiyetin söz konusu olduğu hallerde taraflar arasında zorunlu takip ve dava arkadaşlığı bulunduğundan bir kısım hissedarın tek başına dava açma hakkının bulunmadığı, davanın tüm hissedarlar tarafından birlikte açılması gerektiği veya dava dışı kalan diğer hissedarların davaya katılmalarının sağlanması veya açılmış bulunan davaya karşı olurlarının alınması, böylece taraf teşkilinin sağlanması gerekmektedir.
Bu durumda elbirliği mülkiyetinin söz konusu olduğu bakılan davada, bütün hissedarlar birlikte dava açmadığı gibi ilk inceleme aşamasında dava açmayan hissedarların muvafakatlarının da alınmadığı görüldüğünden, iştirak halinde diğer maliklerin açılan işbu davada muvafakatlarının olup olmadığı tespit edildikten sonra duruma göre, davanın esasına geçilmesi ya da birlikte dava açma şartının mevcut olmadığı gerekçesiyle ehliyet yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, Mahkemesince yukarıda belirtildiği şekilde taraf teşkili sağlanmaksızın doğrudan işin esasına girilerek verilen kararda hukuki isabet bulunmadığından bozulması gerektiği görüşüyle, temyize konu kararın onanması yönündeki çoğunluk kararına katılmıyorum.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!