Anahtar kelimeler: Fson İnceleyen Çektirilmesine Taksitlendirmeye Süreç Sayı Rejimine Mükerrirlere Özgü Dosyayı

YARGITAY DAİRESİ
: 11. Ceza DairesiMAHKEMESİ
:Ceza DairesiSAYISI
: 2554-1477I. HUKUKİ SÜREÇNitelikli dolandırıcılık suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/1-f-son, 43/1, 52/2-4, 53/1 ve 58/6. maddeleri uyarınca 10... ay hapis ve 25.259 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna ve hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.04.2022 tarihli ve 268-139 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesince 24.03.2023 tarih ve 2554-1477 sayı ile tekerrüre esas alınan hükmün değiştirilmesi suretiyle düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 01.06.2023 tarihli ve 2554-1477 sayılı ek karar ile temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verilmiştir.Bu hükmün de, sanık ve vasisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 09.07.2024 tarih ve 1185-9370 sayı ile temyiz isteminin reddi ile ek kararın onanmasına karar verilmiştir.II. İTİRAZ SEBEPLERİYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 31.10.2024 tarih ve 123967 sayı ile; "...Bölge Adliye Mahkemesi kararının ceza infaz kurumunda tutuklu bulunan sanığa da tebliğ edilmesi, ... temyiz isteminin reddine dair 01.06.2023 tarihli ek kararın kaldırılması ve hükmün esastan incelenmesi gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 18.12.2024 tarih ve 5850-15800 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca görüşülmüş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.III. UYUŞMAZLIK KONUSUÖzel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Bölge Adliye Mahkemesince sanık ve müdafiin yokluğunda verilen 24.03.2023 tarihli düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararı 01.04.2023 tarihinde tebellüğ eden sanık müdafiin temyiz isteminde bulunmadığı dosyada, kanun yolu başvurusu için ayrıca sanığa tebligat yapılması gerekip gerekmediğinin, buna bağlı olarak incelemeye konu suç yanında başkaca suçlardan da cezaevinde bulunan sanığın öğrenme üzerine yaptığı 25.05.2023 tarihli temyiz isteminin süresinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.IV. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya kapsamından;Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanığın mahkûmiyetine ilişkin İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen hükmün sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, sanık ve müdafiinin yokluğunda düzelterek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği,Gerekçeli kararın sanık müdafiine 01.04.2023 tarihinde tebliğ edildiği, müdafiin temyiz isteminde bulunmadığı,Hükmün kesinleşmesi üzerine sanığın 25.05.2023 tarihli dilekçe ile hükmü temyiz ettiği,UYAP Bilişim Sistemine göre; sanığın başka suçlardan 07.02.2023-27.08.2024 tarihleri arasında hükümlü olarak cezaevinde bulunduğu,Anlaşılmaktadır.V. GEREKÇEAyrıntıları Ceza Genel Kurulunun 29.05.2024 tarihli ve 209-168 sayılı ve 18.09.2024 tarihli ve 71-257 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere, sadece müdafie yapılan gerekçeli karar tebliği üzerine müdafiin yöntemine uygun şekilde kanun yoluna müracaat etmemesi hâlinde sanığa da gerekçeli kararın tebliğ edilmesi gerekmekte olup bu bağlamda uyuşmazlık konusuyla ilgili sağlıklı bir değerlendirme yapılabilmesi için öncelikle ilgili yasal düzenlemelerin tarihi süreç içindeki görünümüne değinmek gerekmektedir.Bu bağlamda mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun "Kararın tefhim ve tebliği" başlıklı 33. maddesi;"Alakadar tarafın yüzüne karşı ittihaz edilen kararlar kendisine tefhim olunur ve isterse kararın bir sureti de verilir.Diğer kararlar tebliğ olunur.Alakadar olan taraf mevkuf ise tebliğ edilen varaka talebi halinde kendisine okunup anlatılır.","Tebligat usulleri" başlığını taşıyan 35. maddesi ise; "Hukuk muhakeme usullerinin tebligata dair olan hükümleri ceza işlerinin tebligatında dahi caridir."Şeklinde düzenlenmiştir.Konuya ilişkin mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 124. maddesinin ilk hâlinde de; "Vekil vasıtasile cereyan eden davalarda tebliğ behemehal vekile yapılır." hükmüne yer verilmiştir.1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu'nda da; 7201 sayılı Tebligat Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun tebligata dair hükümlerinin kaldırılmış ve tebligatın bu kanuna göre yapılmasının hükme bağlanmış bulunması sebebiyle CMUK'un 35. maddesinin değiştirildiği ve tebligatın bahse konu kanun hükümlerine göre yapılacağı ifade olunmuştur.Bu doğrultuda CMUK'un 21.05.1985 tarihli ve 3206 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile değiştirilen 35. maddesi; "Tebligat, 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılır." hükmüne yer vermiştir.7201 sayılı Kanun'un "Vekile ve kanuni mümessile tebligat" başlıklı 11. maddesinin değişiklikten önceki hâli; "Vekil vasıtasiyle takibedilen işlerde tebligat vekile yapılır. Kanuni mümessilleri bulunanlara veya bulunması gerekenlere yapılacak tebligat kanunlara göre bizzat kendilerine yapılması icabetmedikçe bu mümessillereyapılır." olarak düzenlenmiş,Tebligat Kanunu Lâyihası ve Muvakkat Encümen Mazbatası (1/105) Esbabı Mucîbesi'nin ilgili bölümünde ise; "...Lâyihanın 11 nci maddesinin birinci fıkrası, vekil vasıtasiyle takibedilen işlerde tebligatın vekile yapılmasını âmirdir. Ancak buradaki (vekil) tâbiri, münhasıran avukatları değil, bunlanr ve müvekkili namına işi takip salâhiyetini haiz olan kimseleri de şümulü içine almaktadır. Bu fıkranın mukabili halen, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 124 ncü maddesidir.Maddenin ikinci fıkrası, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 120 nci maddesinin birincicümlesinin, maksada uygun hale getirilmiş ve vuzuh verilmiş şeklidir. Bu fıkradaki (Kanuni mümessil) tâbiri, veli, vasi, kayyım gibi kimseleri ifade eder. Fıkra metninde üç ihtimal derpiş edilmiştir: 1. Tebligat kanuni mümessili bulunanların şahıslarına değil, mümessillerine yapılacaktır. 2. Kanuni mümessili olmayıp da bulunması gerekenlere, meselâ, velisi bulunmıyan bir küçüğün vasisinin olması gerektiğine göre, evvelâ usulü dairesinde kanuni mümessil tâyini cihetine gidilecek ve tebligat kanuni mümessile yapılacaktır. 3. Eğer tebligat; kanunlara göre, mümessili bulunan bizzat şahsına yapılması icabederse, meselâ, temyiz kudretini haiz küçük veya mahcurların münhasıran şahsa merbut hakların istimali mevzuu bahsolursa, tebligat mümessile değil, onun temsil ettiği kimsenin adresine çıkarılır." açıklamalarına yer verilmiştir.15.06.1985 tarihli ve 18785 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 06.06.1985 tarihli ve 3220 sayılı 11.2.1959 tarih ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun'un 5.maddesi ile 7201 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrası; "Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır." şekilde değiştirilmiş,Değişikliğe ilişkin madde gerekçesi ise; "...Ceza 'Muhakemeleri Usulü Kanununun «Kararların tefhim ve tebliği» başlığını taşıyan 33 üncü maddesinde, ilgililerin yüzüne karşı verilen kararların tefhim olunacağı ve diğer kararların tebliğ edileceği esası kabul edilmiştir.Görülüyor ki, her hükmün ilgiliye bildirilmesi, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ana ilkelerinden birini oluşturmaktadır. Kanun koyucu bu konuda çok hassas davranmış, ilgililerin kanunî haklarını kullanabilmeleri için sanıkların karar ve hükümlerden haberdar edilmelerini öngörmüştür. Hal böyleyken, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun eski 124 üncü maddesinin mukabili olan Tebligat Kanununun 11 inci maddesinde geçen «Vekil» kavramı çoğu zaman müdafi kavramıyla aynı mahiyette telâkki edilmekte, bu sebeple ceza yargılamasında, tebligat bakımından birbirinden farklı uygulamalara ve hatalı sonuçlar doğmasına sebep olmaktadır.Bilindiği gibi, hukuk yargılamasındaki «Vekil» ile ceza yargılamasındaki «Müdafi» kavramları birbirinden farklıdır.Vekil, müvekkilden ayrı ve bağımsız bir statüye sahip değildir, bağımlıdır. Temsil ettiği kişinin talimatıyla hareket eder ve onun yokluğunda onun yerine geçer. Müdafi ise, sadece ceza davasında söz konusudur. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.12.1978 gün ve ███████ sayılı kararında da belirtildiği üzere, duruşma vekil için değil sanık için yapılmaktadır. Akıbeti de sanığın özgürlüğü veya malî durumu ile kısacası şahsı ile ilgili bulunmaktadır.Bu itibarla, ceza davalarında kararların sanıklara tebliğ edilmesine gerek görmemek, müdafiine yapılan tebliği "geçerli saymak adalet ilkeleriyle bağdaştırılamıyacak bir durumdur.İşte,yukarıda 'belirtilen görüşlerin ışığı altında uygulamaya açıklık getirmek için 11 inci maddenin birinci fıkrası yeniden düzenlenmiş ve ... Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmesine ilişkin hükümleri saklı tutulmuştur." olarak açıklanmıştır.CMK'nın "Kararların açıklanması ve tebliği" başlıklı 35. maddesi;"(1) İlgili tarafın yüzüne karşı verilen karar kendisine açıklanır ve isterse kararın bir örneği de verilir.(2) Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur.(3) İlgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu ise tebliğ edilen karar, kendisine okunup anlatılır.","Tebligat usulleri" başlığını taşıyan 37. maddesi ise; "(1) Tebligat, bu Kanunda belirtilen özel hükümler saklı kalmak koşuluyla, ilgili kanunda belirtilen hükümlere göre yapılır. ..."Biçiminde düzenlenmiştir.Gerek yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler gerek bu düzenlemelerin tarihi süreç içinde geçirdiği değişiklikler ve gerekse anılan kanunların madde gerekçeleri birlikte değerlendirildiğinde şu sonuçlara ulaşılabilir:1. Hem CMUK hem de CMK'da kararların tebliği usulüne dair doğrudan bir düzenlemeye yer verilmemiş ve fakat bu hususta önce hukuk muhakeme usullerinin tebligata dair olan hükümlerine, bilahare de 7201 sayılı Kanun hükümlerine atıf yapılmakla yetinilmiştir.2. 7201 sayılı Kanunu yürürlüğe girene dek 1086 sayılı Kanun'un tebligata dair 124. maddesi gereğince "vekil vasıtasile cereyan eden davalarda tebliğ behemehal vekile" yapılmıştır.3. 19.02.1959 tarihli ve 10139 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7201 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile 1086 sayılı Kanun'un 81. maddesinin ikinci fıkrası ile 10. faslının birinci kısmı yürürlükten kaldırılmıştır.4. 7201 sayılı Kanun'un meriyet kazandığı 19.02.1959 tarihinden, anılan Kanun'un 11. maddesini de değiştiren 3220 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 15.06.1985 tarihine (CMUK'un 35. maddesini değiştiren 3206 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 21.05.1985 tarihi itibarıyla) kadar da 7201 sayılı Tebligat Kanun'unun 11. maddesinin ilk hâli gereğince "vekil vasıtasiyle takibedilen işlerde tebligat vekile" yapılmıştır.5. Böylece;a. 7201 sayılı Kanun'un 11. maddesini de değiştiren 3220 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 15.06.1985 tarihinden itibaren anılan madde, vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılacağına dair genel kuralın istisnasını; "Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır." şeklinde sarahatle belirtmesine, işbu değişiklikle ilgili madde gerekçesinde de vekil/müdafi kurumlarının farkına da işaret edilerek; "...Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.12.1978 gün ve ███████ sayılı kararında da belirtildiği üzere, duruşma vekil için değil sanık için yapılmaktadır. Akıbeti de sanığın özgürlüğü veya malî durumu ile kısacası şahsı ile ilgili bulunmaktadır.Bu itibarla, ceza davalarında kararların sanıklara tebliğ edilmesine gerek görmemek, müdafiine yapılan tebliği "geçerli saymak adalet ilkeleriyle bağdaştırılamıyacak bir durumdur.İşte,yukarıda 'belirtilen görüşlerin ışığı altında uygulamaya açıklık getirmek için 11 inci maddenin birinci fıkrası yeniden düzenlenmiş ve ...Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmesine ilişkin hükümleri saklı tutulmuştur." denilmesine,b. CMUK'un "Kararın tefhim ve tebliği" kenar başlıklı 33. maddesinin, alakadar tarafın gıyabında ittihaz edilen kararlarla ilgili; "Diğer kararlar tebliğ olunur." şeklindeki tebligatın muhatabının işaret edilmesi bakımından daha muğlak ve genel olduğu söylenebilecek ikinci fıkrasına karşılık gelen CMK'nın "Kararların açıklanması ve tebliği" başlıklı 35. maddesinin 2. fıkrasının; "Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur." hükmünün apaçıklığına, kararların öncelikle ve doğrudan "ilgili"sinin sanık olduğunda ve müdafii olsa bile aynı Kanun'un 260. maddesinin 1. fıkrası gereğince ayrıca kanun yoluna başvuru hakkını kullanabileceğinde kuşku ve tartışma bulunmamasına, Hukuk Genel Kurulunun 10.07.1940 tarihli ve 7-75 sayılı İçtihadı Birleştirme kararının 1086 sayılı Kanun'un tebligata dair 124. maddesinin tatbik edildiği döneme ilişkin olarak alınmasına rağmen anılan maddede öngörülen; "vekil vasıtasile cereyan eden davalarda tebliğ behemehal vekile yapılır." amir hükmüne,İstinaden oluşan uygulama, zikredilen yasal değişiklikler göz ardı edilerek sürdürülegelmiştir.6. a. Somut olay yönünden hüküm tarihi itibarıyla Ceza Genel Kurulunun 24.02.2022 tarihli ve 573-119 sayılı kararında, uygulamanın kanuni temelleri ile örtüşmeyen problemli yönüne işaret ederek sonuçları itibarıyla işbu içtihatla aynı düşünceyi benimsemekle birlikte, gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmeyen sanığın, süresinde kanun yoluna başvurmayan müdafiine yapılan tebligat tarihine göre süresinden sonra verdiği kanun yolu başvuru dilekçesinin; CMK'nın "Eski hâle getirme" kenar başlıklı 40. maddesi kapsamında, kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişinin, eski hâle getirme isteminde bulunabileceğine (1. fıkra), kanun yoluna başvuru hakkının kendisine bildirilmemesi hâlinde de kişinin kusursuz sayılacağına (2. fıkra) ilişkin düzenleme gereğince eski hâle getirme talebi olarak kabul edilmesi gerektiği gerekçesine dayanmıştır. Oysa esasen yukarıda yapılan açıklamalar muvacehesinde kanun yoluna etkin başvuru hakkını kullanabilmesi bağlamında, kanunun amir hükmüne rağmen gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmediği için süresinde kanun yoluna müracaat edemeyen sanığın, kanun yolu süresini kaçırdığından bahsetme imkânı yoktur. Zira temyiz istemi süresi, CMK'nın 291. maddesinin 1. fıkrası uyarınca hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren başlayacağından, başlamayan sürenin kaçırılması mevzubahis olamaz. Gerekçeli kararın -sadece- müdafie tebliğ edilmiş olması da bu gerçeği değiştirmez.b. Bir ceza yargılaması kurumu olarak müdafiin, ceza usul hukukumuz içindeki yerinin vekillikten farklı bir statü olarak belirlenmesi ve yargılama faaliyetinin doğası ile ilgili düzenlemeler itibarıyla savunmayı/sanığı temsil fonksiyonuna nazaran yardımcı rolünün baskın olması gerçeği de nazara alındığında, gerekçeli kararın sanığa tebliğinin sadece bilgilendirme amaçlı olduğuna ve buna başkaca anlam ve hukuki sonuç yüklenemeyeceğine dair bir yorum ve kabulün kanun yoluna etkin başvuru hakkının özüne yargı mercilerince yapılmış bir müdahale sonucunu doğuracağı açıktır.7. Temyiz mahkemesi, karardaki tüm hukuka aykırılıkların bir defada tespit edilmesi suretiyle hukuk güvenliği ve kesin hükmün otoritesinin korunmasını teminen temyiz davasına konu kararın ilgililerine bildirilip bildirilmediğini denetlemekle yükümlüdür. Ancak Anayasa'nın 36 ve AİHS'nin 6. maddeleri ile Ek 7 No.lu Protokol'ün "Cezai Konularda Temyiz Hakkı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrası gereğince kanun yoluna etkin başvuru hakkı bağlamında, "mahkeme tarafından ceza gerektiren bir suç nedeniyle mahkûm edilen herkese, mahkûmiyetinin veya hükmolunan cezanın yüksek bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesini sağlamak...", devletin/yargı mercilerinin pozitif yükümlülüğü arasındadır. Bu cümleden olarak, usul hükümleri yorumlanırken, esas itibarıyla maddi gerçeğe ve adalete etkin ve makul sürede erişmekte bir vasıta olan normlara, bir değer olarak adalete ve nihayet mahkemeye erişim hakkının özüne müdahale oluşturacak bir anlam yüklemek kabul edilebilir bir yaklaşım olamaz. Yargılama faaliyetinin -bir bütün hâlinde- çatışan haklar arasında adil bir denge kurma sanatı olduğu da gözetilerek, yasada öngörülen usul ve şartlara uygun olarak müdafi tarafından yapılan kanun yolu başvurusu bulunan durumlarda, kural olarak makul sürede yargılanma hakkı ve/veya devletin davaları makul sürede ve en az masrafla sonuçlandırma görevi birlikte değerlendirildiğinde gerekçeli kararın sanığa da tebliğ edilmemesinin bir tevdi-mahalline iade sebebi yapılmasının maksada uygun düşmeyeceği açıktır. Burada belirleyici kriter, kanun yoluna başvuru hakkının olaysal olarak doğrudan ya da müdafi marifetiyle etkin biçimde kullanılıp kullanılmadığıdır.8. Şu hâle göre, ceza yargılaması neticesinde verilen (gerekçeli) kararın, kural olarak hem ilgilisine/sanığa hem de varsa müdafie ayrı ayrı tebliğ edilmesi gerekir. Müdafie tebliğ, her hâlükârda yasal zorunluluktur. Yasada öngörülen usul ve şartlara uygun olarak müdafi tarafından yapılan kanun yolu başvurusu bulunan durumlarda, kanun yoluna başvuru hakkının etkin biçimde kullanılmadığına dair yasal ve olgusal temellere dayanan bir itiraz bulunmadıkça ayrıca sanığa da tebliğe ihtiyaç yoktur. Ancak somut olayda da vuku bulduğu üzere, gerekçeli karar tebliğ edilen müdafiin, öngörülen usul ve şartlara uygun olarak kanun yolu başvurusunda bulunmadığı hâllerde gerekçeli karar kendisine tebliğ edilmeyen sanığa da tebliğ mazbatası çıkarılarak kanun yolu süresinin, tebliğ tarihinden ya da kararı öğrendiğini beyan ettiği tarihten itibaren başlatılması gerekir.Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanığın mahkûmiyetine ilişkin İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.04.2022 tarihli ve 268-139 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesince 24.03.2023 tarih ve 2554-1477 sayı ile düzelterek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, gıyapta verilen hükmün yalnızca sanık müdafiine 01.04.2023 tarihinde tebliğ edildiği, müdafiin temyiz isteminde bulunmadığı, temyiz edilmeksizin kesinleşen hükmü sanığın 25.05.2023 tarihli dilekçe ile temyiz ettiği, inceleme yapan Özel Dairece, sanığın temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verildiği anlaşılan olayda, sanığın 25.05.2023 tarihli temyiz isteminin süresinde olduğunun kabulü gerekir.Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.İtirazın kabulü yönündeki çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sayın çoğunluk özetle, sanık ve müdafinin yokluğunda verilen kararın müdafiye yapılan tebligatın yeterli olmadığı, ayrıca sanığın şahsına da yapılması gerektiği şeklinde görüşe aşağıdaki nedenlerle katılmıyorum.'Müdafinin', 'vekilden' farklı olduğu vekil kavramının daha geniş anlamda sanığı temsil ettiği müdafinin temsil etmediği gerekçesi; müdafi ve vekil kavramı gerçek ve hukuki anlamda literatür anlamı yanlış değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır.Müdafi kavramı; şahsı savunan, bu savunma sırasında karşı tarafın ileri sürdüğü iddialara karşı yeni iddialar sunabilen kapsamlı bir anlam ifade eder. Kelime kökeni olarak da müdafaadan gelmekte bunun sonucu sanığın her yönüyle korunmasını kapsayan geniş bir anlamı vardır. Vekil kavramının içerisinde asil ile arasında ücrete dayalı bir menfaat ilişkisinde bulunmamaktadır. Bu kapsamda 'müdafi'nin anlamı 'vekil' kavramından çok daha geniş bir anlam ve görev ile hareket eder.'Mevrid-i nassta içtihada mesağ yoktur.'(Kanun açık olduğu durumda içtihadda akıl yürütmeye veya yoruma yer yoktur.)Kanunda açık düzenleme bulunduğu durumlarda yorum ve kıyasla hak arama yolları genişletilemez ve daraltılamaz. Bu kapsamda 7201 sayılı Tebligat Kanunu 11. maddesinde; 'Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır.' Açık yasal düzenlemesi yürürlükte bulunduğu ve ceza yargılaması, ceza usul uygulaması yürürlükte iken, Hukuk Usulü Muhakemesi atıflar yapılacak merciileri, usulü, yargılama şekilleri farklı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunundaki 'vekil' kavramı mukayese edilemez.Cumhuriyetin kurulduğu günden bugüne kadar 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre; kanun yolları müracaatta sadece müdafiye tebligatın yeterli görüldüğü, bu konuda yerleşik uygulamada istikrar kazanmış sorunsuz yürüyen sistem vardır. İstisnai durumlarda eski hale iade sistemi uygulama koşulları da mümkünken, yepyeni bir içtihad ve hukuka aykırı kıyasla mevcut sorunsuz sistemin değiştirilmesi, ceza yargılaması ve kanun yolları açısından kaos oluşturacaktır.Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Ceza Daire uygulamaları ve özellikle Ceza Genel Kurulunun 01.07.20 21... /16-MD-572 E., ████████ K sayılı kararında belirtildiği üzere;CMK'nın 'Kanun yollarına başvurma hakkı' başlıklı 260. maddesinin ilk fıkrasında;'Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır' denilmek suretiyle sanıkların kanun yoluna başvuru haklarının bulunduğu açıkça kabul edilmiştir.Aynı Kanun'un 'Avukatın başvurma hakkı' başlıklı 261. maddesi ise;'Avukat, müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişilerin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla kanun yollarına başvurabilir.' şeklinde düzenlenerek müdafinin ve vekilin kanun yoluna başvuru haklarının bulunduğu açıkça kabul edilmiştir.Temyiz kanun yolu, kural olarak bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafindan verilen hükümlerle, bu dairelerin hükme esas teşkil eden ara kararlarına ve 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca iade taleplerine ilişkin ağır ceza mahkemeleri tarafindan verilen kararlara karşı başvurulan bir olağan kanun yoludur.2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 15. maddesinin 3. fıkrası ile 'İlk derece mahkemesi olarak ilgili dairelerce verilen hükümlerin temyiz yoluyla incelemesini yapmak' görevi Yargıtay Ceza Genel Kuruluna verilmiştir.CMK'nın 'Temyiz istemi ve süresi' başlığını taşıyan 291. maddesi hüküm tarihi itibarıyla;'(1) Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren onbeş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu bulunan sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır.(2) Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar.',CMK'nın 'Temyiz başvurusunun içeriği' başlığını taşıyan 294. maddesi;'(1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.(2) Temyiz sebebi, ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'CMK'nın 'Temyiz gerekçesi' başlığını taşıyan 295. maddesi ise;'(1) Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bilmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir.(2) Temyiz, sanık tarafından yapılmış ise, ek dilekçe kendisi veya müdafii tarafından imza edilerek verilir.(3) Müdafii yoksa sanık, tutanağa bağlanmak üzere zabıt kâtibine yapacağı bir beyanla gerekçesini açıklayabilir; tutanak hâkime onaylatılır. Sanığın yasal temsilcisi ve eşi hakkında 262 nci madde, tutuklu sanık hakkında ise 263 üncü madde hükümleri saklıdır.'Hükümlerini içermektedir.5271 sayılı CMK'nın 'Temyiz isteminin kabule değer sayılmamasından dolayı hükmü veren mahkemece reddi' başlığını taşıyan 296. maddesinin birinci fıkrası;'Temyiz istemi, kanunî sürenin geçmesinden sonra yapılmış veya temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmiş veya temyiz edenin buna hakkı yoksa, hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bir karar ile temyiz istemini reddeder.' şeklindedir.Sanık müdafine usulüne uygun tebligatın yeterli olduğundan, hükmün müdafiye yapılan tebligat ile başlaması ve kanun yolu imkânı sağlayacağından, eski hale iade talebi de bulunmadığından, ayrıca sanığın şahsına tebligatın yapılması gerekmediği kanaatiyle sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum." gerekçesiyle,İtirazın kabulü yönündeki çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; kanun yolu başvurusu için ayrıca sanığa tebligat yapılması gerekmediği ve buna bağlı olarak sanığın öğrenme üzerine yaptığı temyiz isteminin süresinde olmadığı düşüncesiyle,Karşı oy kullanmışlardır.Ulaşılan sonuç karşısında bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanık müdafii tarafından kanun yoluna başvurulmadığında ayrıca sanığa da tebligat yapılması gerektiği ancak bu tebliğin sanık için kanun yolu süresi başlatmadığı yolunda farklı görüş açıklamıştır.VI. KARARAçıklanan nedenlerle;1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 09.07.2024 tarihli ve 1185-9370 sayılı sayılı temyiz isteminin reddi ile ek kararın onanması kararının KALDIRILMASINA,3- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilerek Özel Dairenin kararının kaldırılmasına karar verilmesi nedeniyle sanık hakkında verilen cezaların İNFAZININ DURDURULMASINA ve sanığın TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde derhâl salıverilmesi için YAZI YAZILMASINA,4- Temyiz incelemesi yapılması amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.11.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.