Anahtar kelimeler: Biraderi Kayın Mahsuba Öldürüldüğü Silivri Olayla İnceleyen Sayı Süreç Dosyayı

YARGITAY DAİRESİ
: 1. Ceza DairesiMAHKEMESİ
:Ağır CezaSAYISI
: 47-169I. HUKUKİ SÜREÇKasten öldürme suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Silivri Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.10.2021 tarihli ve 204-540 sayılı re'sen istinaf incelemesine tabi hükmün, sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından da istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 18.02.2022 tarih ve 1823-165 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.Hükmün, sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.12.2022 tarih ve 7486-10237 sayı ile; "Sanığın kayın biraderi olan ...'in 12.10.2018 tarihinde öldürüldüğü, olayla ilgili olarak ... hakkında kasten öldürme; ... hakkında da bu suça yardımdan kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda mahkemece ... hakkında mahkûmiyet, ... hakkında da beraat kararı verildiği anlaşıldığından, kayınbiraderinin öldürülmesi olayındaki şüphenin sanığın lehine yorumlanarak sanığın maktule duyduğu öfke ile hareket edip eylemini gerçekleştirdiğinin kabulü ile hakkında TCK'nın 29. maddesi gereğince uygulama yapılması ve azami hadden bir ceza belirlenmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.Silivri Ağır Ceza Mahkemesi ise 16.03.2023 tarih ve 47-169 sayı ile; "...Maktulden sanığa yönelik herhangi bir haksız hareketin bulunmaması, haksız hareketin varlığı kabul edilse bile, aradan geçen zaman aralığı ve öldürme olayının ani gelişen bir fiil olmayıp planlı bir şekilde gerçekleştirildiği dikkate alındığında haksız tahrik hükümlerinin uygulanma ihtimalinin bulunmadığı" şeklindeki gerekçe ile bozma ilamına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.Bu hükmün de sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.08.2023 tarihli ve 51837 sayılı onama istekli tebliğnamesiyle dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 21.02.2024 tarih ve 6825-1100 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.II. UYUŞMAZLIĞIN KONUSUÖzel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.III. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya muhteviyatından;Sanığın kayınbiraderi olan ...’in 12.10.2018 tarihinde av tüfeği ile vurularak öldürüldüğü, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca 15.05.2019 tarih ve 1902-101 sayı ile ...’ın tasarlayarak kasten öldürme suçundan; ...’ın da bu suça yardımdan cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açıldığı, Silivri Ağır Ceza Mahkemesince 10.12.2019 tarih ve 167-357 sayı ile ...’in haksız tahrik altında tasarlayarak kasten öldürme suçundan mahkûmiyetine, ...’ın ise CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verildiği, ...'un yakınları tarafından beraat hükmüne yönelik 31.12.2019 tarihinde istinaf yoluna başvurulduğu,Olay günü olan 23.01.2020 tarihinde sanığın bir kahvehanenin önünde oturduğu sırada yakından geçen maktul ...'ı gördüğü, belindeki tabancasını çıkararak toplamda on beş el ateş ettiği, otopsi raporuna göre atışlardan sekizinin isabet aldığı, sırtın sol orta ve bel boşluğunun sol kısımları ile oksipital bölgeden giren mermi çekirdeklerinin müstakilen öldürücü nitelikte oldukları, baş bölgesindeki atışın uzak, diğer tüm atışların ise yakın mesafeden yapıldıklarının bildirildiği, sonuç olarak maktulün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kafatası, omur ve kot kırıkları ile birlikte beyin kanaması ve beyin doku hasarı, iç organ ve büyük organ kanaması sonucu hayatını kaybettiği,Olay yerini gösteren bir kamera kaydı bulunmadığı, eylemin hemen akabinde sanığın karakola giderek teslim olduğu, aracında görülen Sarsılmaz marka tabanca, iki adet şarjör ve bir şarjör içerisinde bulunan 15 adet dolu fişek ile cep telefonuna el konulduğu,Suç mahallinde yapılan inceleme elde edilen 9x19 mm çapında on beş adet kovan, bir adet deforme mermi çekirdeği, bir adet mermi çekirdeği ve gömlek parçasının sanığın tabancasından atıldığının belirtildiği, sanık ve maktulün her iki el ve yüzünde atış artıkları görüldüğü, ACR isimli kayıt programını kullanan sanığın kendi rızası ile teslim ettiği cep telefonu incelendiğinde, olay sonrasında oğlu olduğu değerlendirilen şahıs ile "Oğlum ben şu anda ...'ı öldürdüm, köyde, en son kafasına sıktım, 15 tane mermi sıktım... ...'ı serdim köye, onlar dayını benim çiftlikte, ben de onu meydanda serdim."; eşi ile yaptığı görüşmede "Rahmetlinin kanı yerde kalmadı." şeklinde konuşmalarının olduğunun tutanağa bağlandığı,Anlaşılmaktadır.Katılanlar aynı yöndeki beyanlarında özetle; ...’un öldürülmesi olayı ile ilgili olarak yapılan duruşmalar sonrasında asıl sanığın maktule hitaben; "Sıra sana gelecek." şeklinde tehditte bulunduğunu, katılan ...’ın ilaveten; olayın hemen sonrasında sanığın yeğenine "Git bakalım öldü mü?" şeklinde sorduğunu, yeğeninin de "Ölmedi." demesine üzerine sanığın yerdeki oğlunun yanına gelerek kafasına da ateş ettiğini öğrenmiş olduğunu,Tanık ... soruşturmada; dayısı olan sanık ve kuzeni ... ...’ın, ...’ın iş yerine gittiklerini, kendisinin de aracı ile arkalarından geldiğini, aracını kahvehanenin yanına park ettiği esnada bağırış sesleri duyduğunu, akabinde kuzeninin yanına gelerek eve gitmeleri gerektiğini söylediğini, olayı görmediğini, dayısının yanlarındayken maktulle ilgili herhangi bir husustan bahsetmediğini,Mahkemede ilaveten; maktul ve ailesinin tarlada çalışan işçilerini rahatsız ettiklerini, ...'un öldürülmesi ile ilgili dosyanın duruşması sonrasında maktulün dayısına; "Sıra sana da gelecek." dediğini,Tanık ... ... ... soruşturmada; dayısı olan sanıkla birlikte ...’in kahvehanesine oturduklarını, kuzeni ...’in ise yan sokakta aracını park etmekte olduğunu, dayısının ...’e bakıp gelmesini söylemesi üzerine ayağa kalktığı sırada ... Caddesi tarafından maktulün geldiğini gördüğünü, devamında kendisinin ...’in aracına doğru yürüdüğünü, daha sonra dayısı ve maktul arasında ne dediklerini hatırlamadığı bir bağrışma olduğunu ve arkasından çok sayıda silah sesi duyduğunu, olayı görmediğini,Mahkemede ilaveten; maktulün araca bineceği yer ile dayısının oturduğu yer arasında yaklaşık on metre mesafe bulunduğunu, maktulün cebinde çakı tarzında bıçak taşıdığını bildiğini,Tanık ... soruşturmada; olay tarihinde sabah saatlerinde sanık ve yeğeni ...’in, kahvehanesine gelerek kapının önündeki masaya oturduklarını, onlara çay götürdüğünü, tam geri dönüp içeriye gireceği sırada sanık ve yeğeninin hızlıca masadan kalktıklarını ve ... Caddesine doğru gittiklerini, yaklaşık on saniye sonra çok sayıda silah sesi duyduğunu, devamında sanık ve yeğeninin iş yerinin önünden yine hızlıca geçerek orada bulunan araçlarına binip gittiklerini,Mahkemede; önce sanığın daha sonra ...’in geldiğini, sanığın daha önce böyle erken bir saatte iş yerine geldiğini hatırlamadığını, boş çay bardaklarını alırken sanık ve yeğeninin birlikte kalkıp gittiklerini, ellerinde bir şey görmediğini, daha sonra silah sesleri duyduğunu, uzaktan akrabası olan maktulün her sabah iş yerinin yakınında bulunan duraktan minibüse bindiğini ancak o gün maktulü görmediğini,Tanık ... soruşturmada; olayı görmediğini, o esnada iş yeri içinde olduğunu,Mahkemede farklı olarak; sesler üzerine dışarıya çıktığında maktul ve sanığı küfürleşirken gördüğünü, "Sıra sana da gelecek." şeklinde bir konuşma duymadığını, hemen içeriye geçtiğini,Beyan etmişlerdir.Sanık soruşturmada; olay günü sabah saat 07.00 sıralarında yeğenleri ... ..., ... ve çiftlikte işçisi olan ... ile birlikte ... isimli şahsın kahvehanesine gittiklerini, yarım saat kadar sonra maktulün akrabası ...'ın gelmesi üzerine buradan kalktıklarını, yolda ... ve ...’un yanlarından ayrıldığını, kendisinin yayan bir şekilde ...’in iş yerine gittiğini, yeğenlerinin de araçla arkasından gelmekte olduklarını, kapının önündeki masada oturduğu sırada yoldan geçen maktulün kendisine dil çıkardığını, maktule "Ne var lan." dediğini, onun da "Sıra sana da gelecek." şeklinde karşılık verdiğini, maktulün, kayınbiraderinin öldürülmesi olayında sanık olarak yargılandığını, o dosya kapsamındaki bir duruşma sonrasında da dil çıkararak aynı hareket ve sözle kendisini tahrik etmiş olduğunu, olay günü de bir anlık öfkeyle maktulün üzerine koştuğunu, belinde bulunan tabancasını çıkararak arkasından 3-4 el ateş ettiğini, maktulün ayakta olup diğer kahvehanedeki akrabalarından yardım isteyerek onlardan silah alacağını düşündüğünü,Mahkemede; kayınbiraderinin öldürülmesinden sonra maktul aleyhine ifade verdiğini, bu nedenle maktul ve ailesinin kendisine hakaret ettiklerini, tarlasına ve ürünlerine zarar verdiklerini, maktulün aracıyla ikametinin etrafında dolaşarak kendisini rahatsız ettiğini, kayın biraderinin öldürülmesiyle ilgili yargılamanın bitiminde katılan ...’nin; "Ağabeyim adalet önünde de Allah huzurunda da aklanmıştır, yalancılıkları ve iftiracılıkları kanıtlanmıştır." şeklinde kendisine yönelik bir paylaşımda bulunduğunu, bu şikâyetleri ile ilgili olarak kolluğa müracaat ettiğini, ancak bir çoğunda jandarma komutanının ara bularak kendilerini barıştırmaya çalıştığını, olay tarihinde dışarıda çay içerken "..." diye bir ses duyduğunu, baktığında maktulü gördüğünü, gülerek "Sıra sana da gelecek demiştim." dediğini ve elleri cebinde hamle yaptığını, bunun üzerine kendisinin de belindeki tabancasını çıkarıp maktule doğrultarak üzerine doğru yürüdüğünü, maktul elini belinden çekmeyince birkaç el ateş ettiğini,Savunmuştur.IV. GEREKÇEA. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin AçıklamalarUyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi bakımından kan gütme saiki ile kasten öldürme ve haksız tahrik hükümlerinin tarihi süreç içindeki görünümlerinin ele alınmasında fayda bulunmaktadır.1. Genel olarak kan gütme saiki ile kasten öldürme suçu765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 450. maddesine, 15.07.1953 tarihli Resmî Gazete‘de yayımlanan 6123 sayılı Kanun'la eklenen kan gütme saiki ile öldürme suçuna dair 10. fıkranın gerekçesinde; "450. maddeye ilave edilen bir bent ile kan gütme saikiyle adam öldürme suçlarına da ölüm cezası verilmiştir. Filhakika kan gütme sebebiyle işlenen öldürme suçlarının, hemen her daim evvelden tasmim ve tasavvur edilen fiilin icrası için gerekli bütün imkan ve şartların önceden hazırlanmakta olduğu nazarı dikkate alınırsa, bu gibi fiillerin 450.maddenin 4 no.lu bendinin şumulüne dahil olduğunda şüphe yoksa da tatbikatta taammüt keyfiyeti tesbit edilemediğinden, maddeye bu bendin ilavesine zaruret hasıl olmuştur. (Millet Meclisinin, 10.12.1952 tarihli ve 2/248 sayılı Kanun teklifi).450. maddeye 10. bent olarak ilave edilen kan gütme sebebiyle işlenen ölüm suçlarının cezasının da ölüm olacağı kabul edilmiştir. Memleketimizde vukuu fazlalaşan katil suçlarının bu suretle ağır müeyyideler altına alınması suretiyle önlenmesi yolundaki teklif komisyonumuzca da muvafık görülerek bu maddeye ait tadil teklifi aynen kabul edilmiştir. (22.2.1953 gün ve Karar No. 32 sayılı Adalet Komisyonu Raporu- 6123 sayılı Kanunun gerekçesi.)" şeklinde açıklamalarda bulunulmuştur.Kan gütme sebebiyle nitelikli kasten öldürme eylemini kasten öldürme suçundan ayıran özellik, kan gütme saikiyle öldürme suçunda, söz konusu olan acı ve öfke duygusunun değil, öç almak şeklinde beliren ahlaka aykırı düşünce ve tutkunun etken oluşudur. Bu tür suçlar için ayrı bir bent ile daha ağır bir ceza yaptırımı konmasındaki sosyal amaç ise, toplumda kökleşmiş olan kötü bir göreneğin ortadan kaldırılmasından ibarettir.Kanun vazıı, anılan bendin mülga 765 sayılı TCK’nın 450. maddesine ilave edilmesinden önce de bu sosyal yaraya seyirci kalmamış ve bu amaçla "Kan gütme sebebiyle işlenen adam öldürme ve buna teşebbüs cürümleri failleri, hısımları hakkında tatbik olunacak muameleye dair" 26.3.1937 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 3236 sayılı Kanun'u çıkarmıştır.3236 sayılı Kanun'un; "Bu Kanun, suçun münhasıran kan gütme sebebiyle işlenmesi halinde kabili tatbiktir. Binaenaleyh, suçun işlenmesindeki saik kanunun tatbiki hususunda birinci derecede ehemmiyettedir. Akrabasından birisini öldürmüş olan kimseye karşı memleketindeki an'aneye tabi olarak fail husumet besleyebilir. Fakat, bu husumet onda katil suçunu işlemeğe sevk edecek kafi bir muharrik vazifesini görmeyip de başka sebeplerin inzimamiyle suçu işlemiş olduğu takdirde bu kanunun tatbikine mahal yoktur. Failleri azmettiren ve tahrik edenler hakkında da bu mütalaa aynen variddir. Bunun içindir ki, kanunun isabetle tatbiki suçun saikinin isabetle tayinine bağlıdır.Saik, öldürülenin kanının behemehal alınması hakkındaki kötü an'aneden ibaret kalmalıdır. Mukabil katli işleyen katil ilk katili veya hısımlarından herhangi birini mahza bu an'aneye uyarak öldürdüğü sabit olduğu takdirdedir ki akrabası hakkında bu kanun hükümleri tatbik olunur.Kanun, bu sakim itiyadı ortadan kaldırmak maksadiyle vaz'edilmiş olduğuna göre, katil yakın kan hısımlarından biri aleyhine işlenmiş olan ilk katlin husule getirdiği elem ve gazabın buhran ve tesiri altında kalmayarak mücerret bu sakim an'aneye tabi olmak suretiyle mukabil katli işlemiş veya işletmiş olmalıdır. Eğer mukabil katil, ilk katlin husule getirdiği haklı ve şiddetli elemin tesiri altında hissiyatın feveranı neticesi olarak işlenmiş ise, memleketinde yaşıyan iptidai ve vahşi an'ane ile bir alakası bulunmayan katilin veya muharrikinin akrabası hakkında bu an'aneyi yıkmak maksadiyle vaz'olunan bu kanun hükümleri bittabi tatbik edilmeyecektir.İptidai devirlerden kalma bir zihniyetin eseri olan bu kötü an'anenin velevki memleketin mahdut bazı yerinde olsun devamına seyirci kalmanın doğru olmadığına ve bu an'aneyi kökünden kaldırabilmek için esaslı ve şiddetli tedbirler almanın lüzumuna kaani olan encümenimiz layihayı esas itibariyle kabule şayan görmüştür. (08.06.1937 tarihli ve esas no: 1/626, karar no: 42 sayılı Adliye Encümeni Mazbatası)" biçimindeki gerekçesinden kan gütme saikiyle öldürme suçunu kasten öldürme suçlarından ayıran özellikler açık bir biçimde ortaya konulmuştur.Kan gütme saiki ile öldürme suçu, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 82. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde, kasten öldürme suçunun nitelikli hâli olarak düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCK'da gerek madde metninde, gerekse gerekçesinde kan gütme saiki kavramının tanımına yer verilmemiş, bu konunun açıklığa kavuşturulması doktrin ve uygulamaya bırakılmıştır.Doktrin tarafından benimsenen ve hâlen de uygulanma şartları bulunan Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.05.1999 tarihli ve 91-93, 25.03.1997 tarihli ve 25-61, 11.06.1996 tarihli ve 105-130, 14.10.1991 tarihli ve 230-264 sayılı kararlarında kabul edildiği üzere, kan gütme; failin, daha önce öldürülen bir kimsenin intikamını almak için ilk olayın doğurduğu elem ve infial geçtikten sonra, suçlunun mensubu bulunduğu gruptan birisini veya suçluyu öldürmesi hâlinde söz konusu olur.Sözlük anlamı "sevk eden", "güdü" olarak açıklanan saik; ceza hukuku açısından failin eyleme geçmesine etken olan neden veya nedenlerdir. Kanun‘un suç unsuru veya nitelikli hâl olarak kabul ettiği hâllerde saike itibar edilmelidir.Kasten öldürme suçunun kan gütme saiki ile işlendiğinin kabulü için aşağıdaki şartlarınn gerçekleşmesi gerekir.a- Suçun işlenmesine neden olan önceki olay, ölümle sonuçlanmış olmalıdır.b- Fail, önceki suçun failini veya onun mensubu bulunduğu grup ya da aileden birisini, öç alma duygusuyla ve bir görev bilinciyle öldürmelidir.c- İlk öldürülen ile ikinci suçun faili arasında kan hısımlığı şart olmayıp, suçun münhasıran kan gütme saiki ile işlenmesi yeterlidir.d- İlk öldürme olayı ile ikinci olay arasında çok kısa olmayan bir süre geçmeli, bu süre içinde fail, ilk öldürme olayından duyduğu her türlü acı, kızgınlık ve öfkeden arınarak geleneklerin etkisiyle bir görevi yerine getirme istek ve bilinciyle hareket etmelidir.Fail, münhasıran kan gütme saiki ile değil, başka sebepler nedeniyle suçu işlediğinde, bu nitelikli hâlin uygulanması mümkün değildir. Failin, eylemi gerçekleştirmesinin bir başka sebebe bağlanamadığı, münhasıran kan gütme saiki ve görev bilinci ile kasten öldürme suçunu işlediği hâllerde, kan gütme saiki ile öldürme gündeme gelecektir.2.Haksız tahrik kurumuHaksız tahrik TCK’nın 29. maddesinde;"Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir, diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” biçiminde ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir.765 sayılı mülga TCK’nın 51. maddesinde ağır tahrik-hafif tahrik şeklinde ikili bir ayırım yapılarak her tahrik hâli için farklı oranlarda ceza indirimine gidilmesi kabul edilmesine karşın, 5237 sayılı TCK'da bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemiş, tahriki oluşturan fiilin, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilmesi yapılıp, sanığın iradesine olan etkisi ve tahrikle ilgili diğer nedenler birlikte göz önüne alınarak maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda indirim yapılması esası kabul edilmiştir. Ancak bu durum 5237 sayılı TCK döneminde gerek derece mahkemeleri gerekse de temyiz denetiminde tahrikin ağırlığının derecelendirilmeyeceği anlamına da gelmemektedir (CGK, 31.03.2009 tarihli ve 248-82 sayılı) Her iki Kanun arasındaki bir diğer fark da, mülga Kanun'a göre, suçun, "haksız bir tahrikin doğurduğu gazap veya şiddetli elemin etkisi altında" işlenmiş olmasına karşılık, TCK’nın 29. maddesi uyarınca bu indirimin "haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet ve şiddeti elemin etkisi altında suç işleyen kimse" hakkında yapılabilmesidir.Haksız tahrik, ceza hukuku bakımından, failin haksız bir eylemin yarattığı gazap veya şiddetli elemin etkisi altında hareket ederek bir suç işlemesini ifade eder. Bu hâlde fail, haksız fiilin doğurduğu öfke veya elemin tesiri altında, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışardan gelen etkinin ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile doktrinde de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sadır olmalıdır.Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.Evrensel bir ceza hukuku ilkesi olan kuşkudan sanık yararlanır prensibi uyarınca bir olayda ilk haksız hareketin sanıktan mı, yoksa maktul ya da mağdurdan mı kaynaklandığının her türlü şüpheden uzak ve inandırıcı delillerle kanıtlanamaması hâlinde, oluşan kuşku sanık lehine yorumlanarak sanığın TCK'nın 29. maddesindeki haksız tahrik hükmünden yararlandırılması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamakta ise de bu kabulün dosya kapsamından anlaşılan olayın gerçekleşme biçimine, somut olayın özelliklerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmesi zorunluluğu karşısında her olayın kendine özgü koşulları değerlendirilerek bir sonuca varılması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır.3.Kan gütme saiki ile kasten öldürme suçlarında haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı sorunuÖncelikle ifade etmek gerekir ki, daha önce öldürülen bir kimsenin intikamını almak amacıyla öldürme olaylarında, kişinin haksız bir tahrikin etkisi altında bulunması muhtemeldir. Bu nedenle kan gütme saiki ile kasten öldürme suçlarında da önceki öldürmenin, duruma göre haksız tahrik oluşturabileceği söylenebilir. Ne var ki, kan davalarını önlemek, insan hayatını en etkin biçimde korumak amacı güden kanun vazıının, kan gütme saikini doğrudan suçun nitelikli hali kabul ettiğine göre, bu durumun aynı zamanda haksız tahrik oluşturmasını murad etmediği evleviyetle/a priori söylenmelidir. Zira, hüküm va'zetmek de, hüküm vermek de abesiyetten arınmış bir hikmete dayanmalıdır. Bu normların birlikte yorumlanması da aynı hassasiyeti gerektirir.Nitekim TCK'nın 82/1-a maddesinin gerekçesinde de; "...Haksız tahrikin koşullarının bulunduğu hâllerde bu bent hükmü uygulanmaz." ifadelerine yer verilerek, hem nitelikli halin yukarıda belirtilen bir unsuru vurgulanmış, hem de mefhumu muhalifi ile kan gütme saiki ile kasten öldürme suçlarında haksız tahrik hükümlerinin uygulanamayacağına işaret olunmuştur. Gerekçede belirtilen husus, nitelikli hâlin oluşabilmesi için evvelki hadisenin meydana getirdiği her türlü acı, kızgınlık ve öfkeden arınarak ve ananenin yerine getirildiği bilinci ile hareket edilmesi gerektiğine, aksi durumda yani evvelki olayın yarattığı üzüntü veya kızgınlığın tesiri altında suçun işlenmesi durumunda nitelikli hâlin uygulanmayacağına temas etmektedir.Netice itibarıyla, Kanun'da yasaklayıcı bir hüküm bulunmamakla birlikte, soğukkanlı ve sistemli şekilde alınmış bir öldürme kararının varlığı ve normun amacı nazara alındığında, haksız tahrik maddesinin, kan gütme saiki ile kasten öldürme suçlarında uygulanma yeri bulunmadığı söylenmelidir. Müstekar uygulama da böyledir. (CGK, 04.06.1973 tarihli ve 332-458 sayılı)Şu hale göre, her iki kurumun hukuki nitelikleri ile normun ratio legisi birlikte değerlendirildiğinde, gerekli kıstasları taşımaması nedeniyle kan gütme saikinin varlığının kabul edilemediği durumlarda, ilk olayın varlığı gerekçe kılınarak ikinci eylemin haksız tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturacağına ilişkin genel bir karinenin varlığından da bahsedilemez. Bu cümleden olarak, taraflar arasında önceden gerçekleşmiş bulunan olayın yargılamaya konu edilmesi ve hatta mahkûmiyetle sonuçlanıp cezanın infaz edilmesi ya da fiilin suç oluşturmaması nedeniyle kişinin beraat etmesi, dava veya cezanın afla ortadan kaldırılması gibi durumların Kanun'da da aksi yönde bir düzenleme olmadığından haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği savunulabilir ise de (CGK, 11.05.2004 tarihli ve 74-118; 09.06.2015 tarihli ve 809-205 sayılı), haksız tahrik kurumunun şartları her olay özelinde aranıp değerlendirilmeden, bu hallerin her halükarda bir karine olarak haksız tahrik hükmünün tatbikine vücut vereceğinden söz edilemez. Aksinin kabulü, müsnet suçu nitelikli hâl şeklinde yaptırıma bağlayan kanun koyucunun amacına uygun düşmediği gibi kişisel intikam duygusu ile hareket etmenin önünü açacak, kendiliğinden hak alma yöntemini de teşvik edecektir.B. Hukuki Nitelendirme;Açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Sanığın, öncesinde yanında tarım işçisi olarak çalışan ve kayınbiraderini öldürdüğü iddiasıyla yargılanmakta olan maktulü kan gütme saikiyle kasten öldürdüğü iddiasıyla açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda eylemin kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilip mahkûmiyetine gidilen uyuşmazlıkta;Sanığın kayınbiraderi olan ...’in 12.10.2018 tarihinde öldürüldüğü, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca 15.05.2019 tarih ve 1902-101 sayı ile dava dışı ...’ın tasarlayarak kasten öldürme suçundan; incelemeye konu dosyanın maktulü olan ...’ın da bu suça yardımdan cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açıldığı, Silivri Ağır Ceza Mahkemesince 10.12.2019 tarih ve 167-357 sayı ile, ...’in müsnet suçtan mahkûmiyetine, maktulün ise CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verildiği, ...'un ablası olan sanığın eşi ve diğer yakınlarınca beraat hükmüne yönelik 31.12.2019 tarihinde istinaf yoluna başvurulduğu, kanun yolu süreci devam ederken 23.01.2020 tarihinde sanığın cadde üzerinde oturduğu sırada önünden geçen maktulü görerek belindeki tabancasını çıkarıp toplamda on beş el ateş ettiği, atışlardan sekizinin isabet alıp maktulün suç mahallinde hayatını kaybettiği olayda,Sanığın soruşturmada, bir kahvehane önünde oturduğu esnada yoldan geçen maktulün kendisine dil çıkardığını, maktule "Ne var lan." dediğini, onun da "Sıra sana da gelecek." şeklinde karşılık verdiğini savunmasına rağmen kovuşturmada, "..." şeklinde ses duyması üzerine dönüp baktığında gördüğü maktulün; "Sıra sana da gelecek demiştim." dediği ve elleri cebinde hamle yaptığı, bunun üzerine belindeki tabancasını çıkarıp maktule doğrultarak üzerine doğru yürüdüğü, maktul elini belinden çekmeyince birkaç el ateş ettiği yolunda önceki savunmalarını genişletmesi, olayın hemen akabinde dinlenen tanık ...'in; iş yerinin dışarısındaki masada oturan sanık ve yeğenine çay götürdüğünü, tam geri dönüp içeriye gireceği sırada sanık ve yeğeninin hızlıca masadan kalktıklarını, on saniye kadar sonra da çok sayıda silah sesi duyduğunu beyan etmesi, sanığın yakınında olmasına rağmen maktulün sarf ettiği iddia edilen tehdit içeren sözlere ilişkin bir anlatımının bulunmaması, soruşturma aşamasında olayı görmediğini ifade eden tanık ...'in, sesler üzerine dışarıya çıktığında maktul ve sanığı küfürleşirken gördüğü yönündeki mahkemedeki beyanlarına itibar edilemeyeceği cihetle, kanun yolu aşamasının devam ediyor olması da nazara alınıp kayın biraderinin öldürülmesinden duyulan acı, üzüntü ve kızgınlığın yerini kan gütme saikine bıraktığı ve sanığın münhasıran belli bir görev bilinci ile hareket ettiğine ilişkin elverişli delil tespit edilemediğinden incelemeye konu eylemin basit kasten öldürme suçu olarak vasıflandırılmasının isabetli bulunduğu, ancak maktulün dil çıkartıp "Sıra sana da gelecek." dediği yönündeki iddianın, tanık anlatımları ile doğrulanmaması ve olayın gelişim seyrine uygun düşmemesi karşısında, maktulden kaynaklanan ve sanık lehine haksız tahrik oluşturabilecek her hangi bir eylemin bulunmadığı, buna göre sanığın tahrik hükümlerinden faydalanma amacına dönük savunmasına itibar edilemeyeceği, kaldı ki olaydan sonra sanığın eşi ve oğluna göndermiş olduğu mesajların içeriklerinin de öldürme kastını açıkça ortaya koyduğu anlaşıldığından sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir.Bu itibarla, sonucu itibarıyla isabetli bulunan direnme kararına konu hükmün denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi; Direnme gerekçesinin isabetli olmadığı, sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.V. KARARAçıklanan nedenlerle;1-Silivri 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.03.2023 tarihli ve 47-169 sayılı hükme yönelik direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,2-Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi amacıyla Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.11.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.