Anahtar kelimeler: Mahsuba Cümle Çektirilmesine Cezasıyla Kastamonu Süreç Sayı Rejimine Mükerrirlere Özgü
Ceza Genel Kurulu         ████████ E.  ,  ████████ K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ
    : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ
    :Ceza Dairesi
    SAYISI
    : 1235-383
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Teşebbüs aşamasında kalan çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/2, 103/3.c, 35, 53... . maddeleri uyarınca 18 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.02.2018 tarihli ve 302-461 sayılı hükmün, mağdur vekili, sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 31.05.20219 tarih ve 350-961 sayı ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, sanığın TCK’nın 103/1-1. cümle, 103/3.c, 62, 53... . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba; bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 16.11.2020 tarih ve 282-4964 sayı ile; "…Olayın intikal şekli ve süresi, tanık anlatımları, mağdure beyanı ile tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi ise 26.03.2021 tarih ve 1235-383 sayı ile; "...Her ne kadar sanık suçlamaları kabul etmemiş ise de, tanık ... ve ...'nin mağdurenin tanık ... ile kaçmadan önce sanığın kendisine cinsel istismarda bulunduğuna dair anlatımda bulunduğuna dair beyanları, mağdurenin amcasının küçük çocuğu olacağını belirtip onun ceza almasını istemediği şeklinde anlatımları, mağdurenin sanığa iftira atması için bir neden bulunmaması, sanığın erkek arkadaşı ... ile mesajlaşmalarında 23.12.2016 tarihinde babasının amcası sanığı karıştırmaması için kendisine baskı yaptığı, bu yüzden oturup ağladığı şeklindeki samimi mesajı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanık savunmasına itibar edilmemiş, mağdure anlatımlarına üstünlük tanınmıştır." gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
    Bu hükmün de sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.09.2021 tarihli ve 90166 sayılı onama istekli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 09.02.2022 tarih ve 24833-1107 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    II. UYUŞMAZLIK KONUSU
    Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    III. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya kapsamından;
    Mağdurun, 22.12.2016 tarihinde Kastamonu Şerife Bacı Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi Çocuk ve Ergen Sağlığı ve Hastalıkları Bölümünde tedavi gördüğü esnada, amcası olan sanığın yaklaşık altı ay önce kendisine cinsel istismarda bulunduğunu beyan etmesi üzerine ilgili doktorun olayı adli birimlere bildirdiği, sanık hakkındaki soruşturmanın bu şekilde başladığı,
    Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin 12.01.2017 tarihli sağlık kurulu raporunda; mağdurun, yapılan psikiyatrik değerlendirmesinde mağdur olduğu fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algıladığının bildirildiği,
    17.04.2017 tarihli sosyal inceleme raporuna göre; yapılan görüşmeler neticesinde, mağdurun söz konusu olaydan olumsuz etkilendiği, kendini kötü hissettiği, içine kapanık, sessiz bir yapıya büründüğü, amcası olan sanığın eşi ve çocuğuyla beraber ...’te yaşadığı, sanıkla görüşmediği ve sanığın evlerine gelmediği, mağdurun, amcasının aile düzeninin bozulmasını istememesi nedeniyle şikâyetçi olmadığı bilgilerinin öğrenildiği, mağdurun yaşadıklarından dolayı kendisini kötü hissettiği ve karmaşık duygular içerisinde olduğu, duygusal ve psikolojik olarak örselendiğinin düşünüldüğü,
    Mağdur ile tanık ... arasında iddianameye konu olaya ilişkin olarak;
    Whatsapp uygulaması üzerinden;
    "…
    Tanık ...
    : Tamam bitanem olayı baştan sona bi anlat anneme (30.11.2016 - 23.05)
    Tanık ...
    : De işte beni bu şekilde kabul ediyo ... de ama bizimkilerin kulağına gitmesin (30.11.2016 - 23.05)
    Tanık ...
    : Anneme anlat ama (30.11.2016 – 23.07)
    Tanık ...
    : Bana ... ekleşti de (30.11.2016 – 23.07)
    Tanık ...
    : Tamam bitanem (30.11.2016 – 23.10)
    Tanık ...
    : Ama benim herşeyi bildiğimi de söyle anneme (30.11.2016 – 23.10)
    Tanık ...
    : Boşver bitanem (30.11.2016 – 23.10)
    Tanık ...
    : Tamam bitanem (30.11.2016 – 23.18) …" şeklinde,
    Facebook uygulaması üzerinden de;
    "…
    Tanık ...
    : Hiç bşy demedimi (20.12.2016 – 22.03)
    Tanık ...
    : Kime banamı (20.12.2016 – 22.04)
    Tanık ...
    : Halan ne dedi - Benim köylü (20.12.2016 – 22.05)
    Tanık ...
    : Nasıl ya – Ne düşmanı (20.12.2016 – 22.06)
    Tanık ...
    : Aldınmı raporu (22.12.2016 – 22.27)
    Tanık ...
    : Niye (22.12.2016 – 22.27)
    Tanık ...
    : Sonra - Gitcenmi (22.12.2016 – 22.28)
    Her şeyi anlattım benim rızam oldu dedim bi kaç ay sonra mahkeme olurmuş şikayetçi olmadım ceza almazsın
    Öyle diyolar
    Baksana bi ya (22.12.2016 – 22.28)
    Tanık ...
    : Belliydi böyle oluca (22.12.2016 – 22.30)
    Tanık ...
    : Ben seni bir anlık zevk için değil değil mutlu olmak için mutlu etmek sevdim
    Ben varım işte ben unutturcam yaşadıklarını diye varım seni mutlu etmek için varım
    Ve seni öyle çok seviyorum ki kimse tahmin bile edemez (23.12.2016 – 00.21)
    Yazışmaların olduğu,
    Anlaşılmaktadır.
    Mağdur aşamalarda; ... ilçesinde kardeşleri ile birlikte babaannesinin yanında kaldığını, anne ve babasının ... Köyünde oturduklarını, ...’de yaşadıkları evde amcası olan sanığın da kendileriyle kaldığını, 2016 yılının Mayıs veya Haziran ayında sanığın, cinsel organını çıkarıp kendisinin de pantolonunu indirdiğini ve cinsel organını kendi cinsel organına sokmaya çalıştığını, kendisi "Amca acıyor." dediğinde sanığın kendisini bıraktığını, havanın kararmaya yakın olduğunu, o sırada sanıkla evde yalnız olduklarını, sanığın cinsel organını tam sokmadığını, sokmaya çalıştığını, olay günü koltukta oturduklarını, bir anda sanığın cinsel organını çıkardığını, üzerine doğru geldiğini, kendi çamaşırlarını çıkardığını, cinsel organını kendi cinsel organına değdirmeye çalıştığını, ancak izin vermediğini, bağırdığını, sanığı ittiğini, herhangi bir temasın olmadığını, daha sonra sosyal medyadan tanıştığı tanık ...’la yaşadığı ilişki üzerine amcası olan sanığın kendisine bir kez tacizde bulunduğunu ...’a anlattığını, o dönem sanık ile yaşadığı olay nedeniyle kendisine bir şey olduğunu zannettiğini ancak sanıkla ilişkiye girmediğini, sanığın kendisine sadece tacizde bulunduğunu, babasının bu olayları tanık ...’un kendisini kaçırmasıyla öğrendiğini, amcası olan sanıkla ilgili olarak da babasının kendisine "Böyle bir şey yoksa amcanı katma." şeklinde konuştuğunu, sanıktan şikâyetçi olmadığını, sorulduğunda; ifadelerini baskı sonucu vermediğini, kendi özgür iradesi ile verdiğini, böyle bir olayın yaşandığını, sorulduğunda; ...’in halası olduğunu, bu olayı ... Halası ile de paylaştığını, sanığın böyle bir şey yapmış olabileceğine inanmadıklarını, aslında sanığın yaptığını anlattığını, söylediğini, halasının bir gün kendisini sıkıştırdığını, üzerine çok gelmemesi için halasına "Yapmadı." şeklinde söylediğini, olay hakkında verdiği önceki ifadelerin doğru olduğunu, şikâyetçi olmadığını,
    Sosyal Çalışmacı ...; mağdurun fiziksel ve zihinsel gelişiminin yaşı ile uygun olduğunu gözlemlediğini, kendisine yöneltilen açık uçlu soruları doğru algılayıp cevap verebildiğini, beden dili ile anlatımının birbiriyle tutarlı olduğu kanaatinde bulunduğunu,
    Bilirkişi (Psikolog) ...; mağdur ile yaptıkları görüşmede, mağdurun, amcası olan sanığın kendisine cinsel tacizde bulunduğunu, ileri boyutta bir şey olmadığını belirttiğini, amcasından şikâyetçi olmak istemediğini, tanık ...’dan şikâyetçi olmak istediğini, aklının çok karışık ve psikolojisinin bozulmuş olabileceğini, beyanlarına şu anda itibar edilmez olduğunu düşündüğünü,
    Tanık ... soruşturma evresinde; mağdur ile Facebook üzerinden tanıştığını, daha sonra sevgili olduklarını, 2016 yılının Kasım veya Aralık ayında tarihini tam hatırlamadığı bir günde ormanlık alanda mağdurla cinsel ilişkiye girdiklerini, mağdurun ilk ilişkiden sonra amcası tarafından cinsel tacize uğradığını ve bu sebepten ötürü ilaç içerek intihara kalkıştığını kendisine anlattığını,
    Kovuşturma evresinde ise mağdur ile ilişkiye girdiklerinde kanama olmadığını fark ettiğini, mağdura daha önce kimseyle birlikte olup olmadığını sorduğunu, mağdurun da amcası olan sanığın cinsel organını kendi cinsel organına sokmak suretiyle eylemde bulunduğunu anlattığını ve bu eylemden sonra tuvalete gittiğinde mağdurun cinsel organından kan geldiğini fark etmiş olduğunu söylediğini,
    Tanık ...; mağdurun yeğeni olduğunu, bir gün evine gelerek başına bir şey geldiğinden bahsettiğini, anlatmasını istediğinde amcası olan sanığın kendisine tecavüz etmeye kalkıştığını belirttiğini, detayını sorduğunda amcasının üzerine doğru geldiğini, "Canım acıyor, yapma." demesi üzerine sanığın mağduru bıraktığını, sadece sürtündüğünü anlattığını,
    Tanık ... soruşturma evresinde; mağdurun yeğeni, ...’nin de ablası olduğunu, 2016 yılının Aralık ayında ablası ...’nin kendisini arayarak kardeşleri olan sanığın yeğenleri olan mağdura tecavüz ettiğini söylediğini, bunun üzerine mağduru aradığını, mağdurun yanına geldiğini, mağdura ...’nin anlattıklarının doğru olup olmadığını sorduğunu, mağdurun doğru olduğunu söylediğini, daha sonra da sanığın yeni çocuğu olması nedeniyle olay daha fazla büyümesin ve aile dağılmasın diye mağdurun "Ben yandım, o yanmasın." dediğini, mağdurun sanığın ismini neden verdiğini bilmediğini,
    Kovuşturma evresinde farklı olarak; mağdurun babası ile kardeşleri olan sanığın arasının iyi olmadığını, mağdurun bunu dikkate alarak böyle bir şey söylemiş olabileceğini düşündüğünü, en son iki ay önce mağdurla konuştuklarında mağdurun, sanığın kendisine bir şey yapmadığını, bunda amcasının bir suçu olmadığını, tanık ...’un beraber kaçmaları için kendisini tehdit ettiğini bizzat anlattığını, tanık ...’un sanık ile ilgili konuda bir baskı yapıp yapmadığını bilmediğini,
    İfade etmişlerdir.
    Sanık aşamalarda; mağdurun yeğeni olduğunu, iddia ettiği olay tarihinde ...’de bulunduğunu, 2016 yılının yedinci ayında Karabük’e taşındığını, o tarihlerde babasının ...’deki evinde hep birlikte kaldıklarını ancak kesinlikle mağdura karşı iddia edilen eylemlerde bulunmadığını, mağdurla aralarında herhangi bir husumet bulunmamakla birlikte mağdurun babasının kendisinden zaman zaman mağduru takip etmesini istediğini, bir seferinde erkek arkadaşı yüzünden mağduru uyardığını, neden kendisi hakkında böyle bir şey söylediğini bilmediğini, takip ettiği için kendisine iftira atmış olabileceğini, ...’de bulunduğu süre içerisinde beton mikseri işinde çalıştığını, işinin çok yoğun olduğunu, bazen gece yarılarına kadar çalıştığını, evde durduğu zamanın çok az olduğunu, ev ortamının çok kalabalık olması nedeniyle mağdurla yalnız kalmalarının mümkün olmadığını, mağdurun bahsettiği tarihlerde evli olduğunu, kendisinin eşi ile birlikte bir odada, çocukların ise ayrı bir odada kaldıklarını, ...’e taşınmadan önce mağdurun babası olan abisi ile bir tartışma yaşadıklarını, bu nedenle bir dönem küs kaldıklarını, mağdurun belki babası ile aralarındaki sıkıntıyı problem yapmış olabileceğini, anlattığı gibi bir cinsel eylemde bulunmadığını, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur.
    IV. GEREKÇE
    Anayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
    Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
    Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
    Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
    Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
    Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
    Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
    Mağdurun amcası olan sanığın, olay tarihinde evde yalnız oldukları sırada cinsel organını çıkarıp mağdurun da pantolonunu indirerek cinsel organını mağdurun cinsel organına sokmaya çalıştığı, mağdurun "Amca acıyor." demesi üzerine mağduru bıraktığı iddia edilen olayda;
    Sanıkla aralarında iftira atmasını gerektiren bir husumet bulunmayan mağdurun, aşamalarda istikrarlı ve tutarlı şekilde sanığın suça konu eylemi gerçekleştirdiğini belirtmesi ve eylemin oluşunu aynı biçimde anlatması, dosya içerisine alınan mağdur ... tanık ... arasındaki mesajlaşma içerikleri ile tanık beyanlarının da mağdurun anlatımlarını doğrulaması hususları bir bütün olarak göz önünde bulundurulduğunda; sanığın, mağdura karşı herhangi bir cinsel eylemde bulunmadığına dair suçtan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilemeyeceği, iddiaya konu edilen eylemi gerçekleştirdiğinin sabit olduğu kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmündeki sanığın eyleminin sabit olduğuna ilişkin gerekçesinin isabetli olduğuna ve uygulamanın denetlenmesi için dosyanın Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; direnme kararına konu mahkûmiyet hükmündeki suç vasfına ilişkin nitelendirme ve gerekçenin isabetli olmadığı görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
    V. KARAR
    Açıklanan nedenlerle,
    1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 26.03.2021 tarihli ve 1235-383 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmündeki sanığın eyleminin sabit olduğuna ilişkin gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
    2- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.11.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!