Anahtar kelimeler: Mahsuba Silivri Açılarak İnceleyen Süreç İstismarı Sayı Dosyayı Hukukî Cinsel
Ceza Genel Kurulu         ████████ E.  ,  ████████ K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ
    :Ceza Dairesi
    SAYISI
    : 1214-2103
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    Çocuğun cinsel istismarı suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6763 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki 103/1-1. cümlesi, 103/4, 62, 53... . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Silivri Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.03.2019 tarihli ve 235-93 sayılı hükmün, sanık müdafii ve katılan ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 08.08.2019 tarih ve 1432-1706 sayı ile; İlk Derece Mahkemesince mağdur yönünden kurulan mahkûmiyet hükmünün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 280/2. maddesi uyarınca kaldırılmasına, sanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK'nın 6763 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki 6545 sayılı Kanun ile değişik 103/1, 103/4, 62, 53... maddeleri uyarınca 12... ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; bu hükmün de sanık müdafii ve katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 07.07.2020 tarih ve 7803-3175 sayı ile, "...Suç tarihinde on beş yaşından küçük olan mağdurenin aşamalarda değişen çelişkili anlatımları, olayın intikal şekli ve süresi, tanık anlatımları, savunma ile tüm dosya kapsamı nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi nedeniyle mahkumiyet kararlarının yerinde olmadığı anlaşıldığından, söz konusu hükümlere yönelik istinaf başvurusunun kabulü gerekirken değişik gerekçeyle hükümlerin kaldırılarak sanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi,'' isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 21.09.2020 tarih ve 1026-1093 sayı ile, müsnet suç yönünden bozmaya direnerek sanığın, çocuğun cinsel istismarı suçundan bu kez TCK'nın 6545 sayılı Kanun ile değişik 103/1-a maddesi yollaması ile 103/1-1 cümle, 62, 53... . maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, bu hükmün sanık müdafii, mağdur vekili ve katılan ... vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 08.06.2021 tarih ve 1345-4130 sayı ile; "...Anılan kararın direnme niteliği taşımayıp, yeni hüküm olduğu nazara alınarak..., Katılan mağdure vekilinin temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi gereğince reddine..., Suç tarihi itibarıyla on beş yaşından küçük mağdurenin aşamalarda değişen çelişkili anlatımları, olayın intikal şekli ve süresi, tanık anlatımları, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi ise 25.10.2021 tarih ve 1214-2103 sayı ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
    Direnme kararına konu bu hükmün sanık müdafii ile katılan ... vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.01.2022 tarihli ve 161584 sayılı red- bozma istekli tebliğnamesiyle dosya kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 12.04.2022 tarih ve 1179-3380 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    II.UYUŞMAZLIK KONUSU VE KAPSAMI
    Direnme ve temyizin kapsamına göre inceleme; sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    III. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya kapsamından;
    Süreçte tanzim olunan tahkikat ve kovuşturma evraklarında suç tarihinin 2015 yılı, 2016 yılı yaz ayları olarak belirtildiği, bunlara dayanak bir kısım beyanlarda ise 2017 yılı yaz ayları olduğunun ifade edildiği,
    ... ... ... İlkokulu Müdürlüğünün yazısı ve eki raporun, Silivri İlçe Millî Eğitim Müdürlüğünün 04.05.2018 tarihli üst yazısı ile kolluğa gönderilmesi üzerine olayın adli mercilere intikal ettiği,
    02.06.2009 doğumlu mağdur ...’nın suç tarihinde ailesiyle birlikte ... ilçesi ... Mahallesinde ikamet ettiği, olayın adli mercilere intikal tarihinde ... ... İlkokulunda üçüncü sınıfa devam ettiği aynı mahallede ikamet eden ve çevresince ... adıyla tanınan sanık ...’in 26.09.1952 doğumlu olduğu, eşi ...’ın ise 06.06.2015 tarihinde vefat ettiği,
    ... ... İlkokulunda görevli rehber öğretmen tarafından düzenlenen 04.05.2018 tarihli tutanakta; 02.05.2018 tarihinde verilen "vücudumuzdaki özel bölgeler, iyi dokunma ve kötü dokunma, çocuk istismarı'' konulu mahremiyet eğitimi semineri sonrasında mağdurun, "geçen yıl komşusu tarafından'' istismara uğradığını beyan ettiği, okul çıkış saati olması nedeniyle ayrıntılı görüşülemediği; 04.05.2018 tarihinde yapılan görüşmede beyanlarının yazılı olarak alındığı, istismar şüphesi üzerine durumun okul idaresine bildirildiği ve tutanak altına alındığı, ayrıca mağdurun ablasından da bahsetmesi nedeniyle ...'le de görüşüldüğünün belirtildiği,
    '' 14... Cuma saat 15.32'' tarihli mağdur tarafından el yazısıyla tanzim edilen yazıda, "Benim annem kek yapmıştı. Komşumuz ... abiye gönderdim. Onlara gittiğimde ... abi otur sana çay, kahve ısmarlayım dedi. Bende bir iki dakika oturdum, sonra ... abi hiç bir şey getirmedi. Beni koltuğa yatırıp özel bölgesini göstermeye çalıştı. Ben bakmamaya çalıştım. Onu üstümden atmaya çalıştım, sonra bir dakika geçtikten sonra beni bıraktı. Ben koşarak annemin yanına gittim. Ağlayarak olayı anneme anlattım. Tamam kızım bir daha onlara gitmeyin babanıza da sakın söylemeyin, yoksa baban ... abiyi öldürür dedi. Bu konuştuklarını kimseye anlatmayın dedi. Biz tamam anne dedik. Arkadaşım ve ablam da bunun gibi bir olayla karşılaştı. Biz bu olaydan sonra ... abinin evinin önünden geçerken kafamızı başka bir yere çevirip gidiyoruz.'' şeklinde ifadelere yer verildiği,
    İnceleme dışı mağdur ... aynı zamanda mağdurun ablası olan ... tarafından, 04.05.2018 tarihinde el yazısıyla tanzim edilen yazıda ise; özetle, geçen yıl ...’ın kendisini ve kardeşi ...’yı evine çağırdığını, kendisini odasına götürdüğünü, yatağına oturduğunu ve korktuğu için kısa süre sonra odadan ayrıldığını, kardeşinin ise aşağı balkonda beklediğini, bu sırada seslendiğini ama kardeşinin duymadığını, sanığın kendisine dokunmadığını, bir şey yapmadığını, iki üç dakika sonra odadan koşarak çıktığını ve kardeşinin yanına gittiğini, kardeşinin "Ne oldu?" diye sorması üzerine "Eve gidelim." dediğini ve birlikte eve döndüklerini, sanığın kardeşini de evin arka bahçesine götürdüğünü kardeşinin de korkmuş olduğunu, ancak nedenini anlatmadığını, bir gün sonra kardeşinin annesine "Sapık" dediğini, annelerinin de sanığın yanına gitmemeleri yönünde uyarıda bulunduğunu, sanığın sürekli kendilerini yanına çağırmaya devam ettiğini, ancak o günden sonra yaklaşmadıklarını, anne ve babasının ...'a bir şey söylemediklerini, babasının sürekli ...'ın evine gittiğini, oğlu ... ile sohbet ettiğini, sanığın dışarıda bisiklet sürerken kendilerine baktığını, hemen oradan uzaklaştıklarını, komşularından ...'nın annesi, babası, anneannesi ve dedesinin, arkadaşlarından ...'nın bildiğini, ...'nın kardeşi ...'nın da sanığa "Kötü adam." dediğini, ... ve ...'nın torunları olduğunu, ...'nın dedesinin kötü birisi olduğunu bildiğinin ifade edildiği,
    Görevli psikolog tarafından düzenlenen 08.05.2018 tarihli adli görüşme raporunda; mağdurun kendini ifade etme ve zihinsel kapasitesinin yaşına uygun olduğu, beyanlarının önceki ifadeleriyle tutarlı bulunduğu, görüşmenin güvenilir olduğu ve mağdurun cinsel istismara maruz kaldığının düşünüldüğü kanaatine varıldığı,
    Aynı tarihli diğer adli görüşme raporunda da inceleme dışı mağdur ...'in, sanığın kendisine yönelik eylemine ilişkin ifadesine yer verildiği, şahsına yönelik olayın dördüncü veya beşinci sınıfın yaz tatilinde gerçekleştiğini ve kimseye bahsetmediğini, kardeşi ...’nın annesine ... hakkında, "Sapık, herkese saldırıyor." dediğini ve ...’a kek götürdüğü sırada ...’ın özel bölgesini ...’ya gösterdiğini annesine anlattığını ifade ettiğinin; kendini ifade etme ve zihinsel kapasitesinin yaşıyla uyumlu ve beyanlarının tutarlı ancak biraz gergin olduğunun, suçluluk ve utanma duygusu ile dokunma detayları ile ilgili eksik ifade vermiş olabileceğinin düşünüldüğünün belirtildiği,
    Duruşmada görevli sosyal çalışmacı bilirkişi tarafından; mağdurların gelişim düzeylerinin yaşlarıyla uyumlu olduğu, zaman kavramını genel olarak bildikleri ancak tarih belirtmekte zorlandıkları, dinlenilmelerinde sakınca bulunmadığı ve beyanlarına itibar edilebileceğinin, ayrıca mağdurların sanığı ... adı ile bildikleri, mağdurlardan ...’nın ise yaşadığını belirttiği olaydaki cinsel bilginin çocuğun bulunduğu yaş dönemi haricindeki bir bilgi olduğunun ifade edildiği,
    Sanığın kullanmakta olduğu telefon hattının 01.01.20 15... .11.2015 tarihleri arasındaki baz istasyonu kayıtlarının celp edildiği,
    Olay yeri olan sanığa ait ev ve müştemilata ilişkin fotoğrafların sanık müdafii tarafından dosya kapsamında sunulduğu,
    Anlaşılmaktadır.
    Mağdur, soruşturma aşamasında 08.05.2018 tarihinde alınan ifadesinde ve buna dair kamera görüntülerinde özet olarak; dokuz yaşında olduğunu, ilkokul üçüncü sınıfa gittiğini, ... isimli kötü bir komşularının olduğunu, sanığın eşi ...'ın şeker hastası olması nedeniyle yiyemeyecekse de belki ...'ın yiyebileceğinden olay günü kendisinin yaptığı keki komşuları olan sanığa götürdüğünü, olayın 2017 yılında, geçen sene, birinci sınıfa giderken, sekiz yaşındayken olduğunu, birinci sınıfın yaz tatilinde gerçekleştiğini söyleyebileceğini, eve gittiğinde ...'ın yukarı odada uyuduğunu, kendisinin ise evin girişindeki biraz kapalı balkonda bulunduğunu, sanığın "Bir şey içer misin, kahve içer misin?" dediğini, "Bir bardak kahve içerim." dediğini, sanığın gittiğini ancak bir şey getirmeden geri döndüğünü, kendisini balkondaki uzun koltuğa yatırdığını, üzerine çıktığını, özel bölgesini bacaklarına sürtmeye çalıştığını, cinsel organını açtığını, göstermeye uğraştığını ancak bakmamaya çalıştığını, cinsel organını görmediğini, kendi kıyafetlerinin üzerinde olduğunu ancak sanığın fermuarının açık bulunduğunu, bu sırada bir şey söylemediğini, sanığı üzerinden atmaya çalıştığını, olayın bir ya da iki dakika sürdüğünü, vücudunda başka bir yerine dokunmadığını, sanığı iterek elini ısırdığını ve kollarını çimdiklediğini, ardından kaçıp evine gittiğini, arkasından sanığın gelmediğini ve bir şey yapmadığını, olayı annesine anlattığını ancak muhtemelen annesine yanlış söylediğini, annesinin de "Tamam öyle şeyler olur, o sizinle oynuyordur." dediğini, sonrasında sanıkla karşılaştıklarını fakat bir daha böyle bir şey yapmadığını, ablası ...’in "... bana da dokundu, erik vereceğim diyerek beni yatağa attı." dediğini, olayı önce annesine sonra ablasına anlattığını, annesinin "Babanıza sakın anlatmayın, çok sinirlenir o adamı öldürür, hapislerde yatar." dediğini ve şikâyetçi olmadığını,
    Mahkemede verdiği ifadesinde ise özetle; ikinci veya üçüncü sınıfa giderken annesinin kek yaptığını ve sanığa götürmesini istediğini, sanığın evine gittiğinde camla kapatılmış balkonda oturduğunu, sanığın "Ayran, kahve, bir şey içer misin?" diye sorduğunu, ayran istediğini, sanığın ayran getirmeye giderken bir anda geri dönüp koltuğa yatırdığını, kıyafetlerini çıkarmadığını, ancak pantolonunun fermuarını indirerek özel bölgesini dizlerine, bacaklarına sürttüğünü, kollarını tuttuğunu, başka bir yerine dokunmadığını, bu sırada bağırdığını, ağzını kapattığını hatırladığını, sanığı ısırıp çimdik attığını, sanığın kendisini bıraktığını, eve gidince ağladığını ancak sonrasını tam hatırlamadığını, olayı ÇİM’e gitmeden önce ablasına anlattığını, bir gün annesine "... kötü bir adam, sapık." dediğini, aynı şeyleri ablası ...’in de söylediğini, annesinin nedenini sorması üzerine "Bize kötü şeyler yapmaya başladı." dediklerini, annesinin de "Bir daha onun yanına gitmeyin." dediğini, arkadaşı ...'ya sanık için "Kötü bir adam, yaklaşma." dediğinde ...'nın "Tamam." dediğini, ancak neden böyle söylediğini sorup sormadığını hatırlamadığını, ablasının sanığın yaptıklarına ilişkin olarak bir şey anlatıp anlatmadığını hatırlamadığını, olaydan sonra eve gittiğinde annesinin neden ağladığını sorduğunda, kızarsa diye olayı anlatamadığını, sadece ''... kötü bir adam.'' dediğini hatırladığını, aslında o gün annesine her şeyi anlatıp anlatmadığını, sanığın yanına yattığını söyleyip söylemediğini ve olayın tam olarak ne zaman gerçekleştiğini hatırlamadığını, emin olmadığını, evin üst katında sanığın eşinin uyuduğunu, sanığın eşinin ne zaman öldüğünü hatırlamadığını, sapık kelimesini insanlara kötü şeyler yapanlara denildiğini bildiğini,
    İnceleme dışı mağdur ..., soruşturma aşamasında 08.05.2018 tarihinde alınan ifadesinde ve buna dair kamera görüntülerinde özetle; bir veya iki yıl önce, üçüncü ya da dördüncü sınıfta iken, yaz aylarında sanığın evinde bulunduğu sırada istememesine rağmen kendisini odasına çıkardığını, kardeşi ...’nın aşağıda beklediğini, sanığın odada kollarından tutup gitmesini engellediğini, seslenmeye çalıştığında ağzını kapattığını, özel bölgelerine dokunmadığını ve dokunmaya da çalışmadığını ancak bu davranışları nedeniyle korktuğunu, sanığı iterek odadan çıktığını, kardeşine "Buradan çıkalım." dediğini, kardeşi "Niye?" diyerek sorduğunda "Boş ver." cevabını verdiğini, olayı kimseye anlatmadığını ancak kardeşinin annesine birkaç gün sonra "... sapık, herkese saldırıyor." dediğini, bir defasında kardeşi kek götürdüğünde sanığın özel bölgelerini gösterdiğini görmediğini ancak bildiğini, kendisinden sonra kardeşinin annesine sapık diye söylemiş olduğunu, olayı öğrenince annesinin kardeşine neden önceden söylemedin diyerek kızdığını, babasının da kardeşine kızdığını fakat olaydan haberinin olmadığını, kardeşinin ve kendisinin olayı öğretmene anlattığını, öğretmenin de bir şeyer yazmasını istediğini, sanıktan şikâyetçi olmadığını; mükerrer bahisler ihmal edilerek mahkemede verdiği ifadesinde ise özetle; kendisine yönelik olayın ikinci yahut üçüncü sınıfa giderken gerçekleştiğini, sanığın ağzını kapattığında elini ısırarak kaçtığını, kardeşi ...’nın sanık için "Kötü adam." dediğini ancak nedenini sormadığını, sanığın kardeşine özel bölgesini göstermeye çalıştığını ve kardeşinin bunu annesine söylemediğini bildiğini, ancak kendisine anlatıp anlatmadığını hatırlamadığını, şahsına yönelik olayı ise kimseye anlatmadığını, kardeşinin bir gün sanık için "Kötü adam, bir daha gitmeyelim." dediğini, nedenini sorduğunda "... beni arka bahçeye götürdü." cevabını verdiğini ancak orada ne yaşandığını sormadığını, kardeşiyle birlikte annelerine gidip sanık için "Sapık" dediklerini ve nedenini sorduğunda da kendisinin "... kötü bir adam." dediğini, kardeşinin bunun dışında annesine bir şey anlatıp anlatmadığını hatırlamadığını, sanığın kötü biri olduğunu kardeşiyle birlikte söylediklerinde de ...’nın nedenini sormadığını ve başkasına anlatıp anlatmadığını hatırlamadığını, bir gün kardeşi ..., arkadaşı ..., ...’nın kardeşi ... ve kendisi sanığın evinin önünden geçerken evinin önünde koltukta oturan sanığın kendilerine baktığını, ...’nın "Bu adam niye bakıyor?" dediğinde kendisinin "O kötü bir adam." şeklinde karşılık verdiğini, başkaca bir şey söylemediğini, bir gün kendi evlerinin balkonunda annesi otururken, kardeşi ...’nın annesine sanık için "Sapık." dediğini, bu sırada kendisinin de arka bahçede bulunduğunu, daha sonra annesinin yanına gidip kendisinin de sanığın ''Kötü bir adam.'' olduğunu söylediğini, annesi nedenini sorduğunda bir şey anlatmadıklarını hatırladığını, kardeşinin annesine sanık için "Herkese saldırıyor." deyip demediğini hatırlamadığını, ifadeye gitmeden önce kardeşi ...’nın kendisine sanığın özel bölgelerini göstermeye çalıştığını anlattığını, daha doğrusu kardeşinin annesine sanık için "Sapık" dediği gün, sanığın kendilerini evinin üst katına çıkardığını ve dokunmaya çalıştığını söylediği ve annesinin de "Bunu neden daha önce söylemediniz?" diyerek kızdığını beyan ettiği,
    Katılan müşteki ..., kollukta verdiği ifadesinde; sanığın on beş yıldır komşuları olduğunu ve aralarının gayet iyi olduğunu, çocuklarıyla ilgilenip oyun oynadığını, içli dışlı olduklarını, çocuklarının bir anda sanıktan kaçmaya başladıklarını fakat nedenini söylemediklerini, jandarmanın araması ve hastaneye gitmeleriyle olayı öğrendiğini, çocuğunun anlattığına göre yaklaşık üç yıl önce kızı ... kek götürdüğü zaman odaya çağırmış ve cinsel organını göstermiş olduğunu, bir şey yapıp yapmadığını sorduğunda yapmadığını söylediklerini, çocukları soğuk durmaya başladıklarında nedenini sorduğunda bir şey söylemediklerini, çoğu kez sorduğunda da bir şey söylemeyerek sadece pislik diyerek bağırdıklarını, şikâyetçi ve davacı olmadığını; savcılık ifadesinde ise, tarihini tam hatırlamamakla birlikte sanığın eşinin hayatta olduğunu, hatırladığı bir zamanda kızlarının sanığa hitaben "Sapık, pislik." şeklinde beyanda bulunduklarını, nedenini sormasının akabinde "... bizim oramızı, buramızı elliyor." şeklinde cevap verdiklerini, kızlarına "Bir daha gitmeyin olayı kimseye söylemeyin, babanıza da söylemeyin yoksa babanız kavga çıkarır." dediğini, öğretmenlerine olayı anlatana kadar kimseye söylemediklerini, ...'nın ifadesinde belirttiği olayın bu olduğunu, haricinde kızlarının herhangi bir şey anlatmadıklarını,
    Mahkemede ise, çocuklarının sanığı dedeleri gibi sevdiklerini, sanığın hanımının hasta olduğunu ve torunlarının olduğunu, bu sebeple çocuklarıyla birlikte gidip kendisini gördüklerini, sanığın eşi vefat ettikten sonra ise evine gitmediklerini, bir gün sanıkla konuşurken çocuklarının biranda sanığa ''Sapıksın, pisliksin.'' diye bağırmaya başladıklarını, neden hakaret ediyorsunuz diye sorduğunda kızı ...'in ''... oramıza buramıza dokunuyor, beni çatı katına çıkardı, koltuğa uzattı, göğüslerimi elledi, pantolonu da üzerindeyken üzerimize çıkmaya çalışıyor.'' dediğini, ...'in bu olayları anlatırken sanığın hem ...'ya hem kendisine karşı bu eylemleri gerçekleştirdiğini belirttiğini, sanığın cinsel organını açıp açmadığını sorduğunda ikisinin de "Hayır açmadı.'' dediklerini, "Babanıza söylemeyin." dediğini, yine bir gün eşi, kendisi ve çocuklarının sanığın evinin önünden geçerken çocuklarının sanığa "Pisliksin, sapıksın." diye bağırdıklarını, eşinin de sanığa dönerek "Ne oldu?" diye sorduğunu, sanığın da "Bilmiyorum." dediğini, aradan uzun bir zaman geçtikten sonra eşinin durumu bilmediği için "Sanık ...'ı yemeğe çağıralım, sıcak bir çorba içsin." dediğinde çağırmayalım dediğini ancak eşinin çağırdığını, sanık eve geldiğinde ise çocuklarının odaya dahi girmediklerini, jandarmanın çağrısı üzerine hastaneye gittiklerinde kızı ...'nın kusmaya başladığını ve "Anne ... özel bölgesini çıkardı gösterdi, bacaklarıma sürttü." dediğini, bunun dışında başka bir şey olmadığını söylemediğini, ayrıca sanığın evinin balkonunu 2018 yılında kapattığını söylese de balkonun yarısının sekiz yıldır buzlu camla kapalı olduğunu, yarısını sonradan kapattırdığını, kızı ...'nın sanığa kek götürdüğünü yahut ağladığı günü hatırlamadığını; kolluk beyanı sorulduğunda, kızları olayı anlattıklarında ...'nın birinci sınıfa, ...'in üçüncü sınıfa gittiğini, ifadesinde ...'nın yaşadıklarını hastaneye gittiğinde öğrendiğini belirttiğini, ilk başta ...'nın hiç bir şey anlatmadığını, ...'in anlattığı her şeyi ...'nın kafasını sallayarak doğruladığını, çocuklarının yanlış anlayabileceğini düşündüğünden belirtilen şekilde ifade verdiğini, ...'nın yaşadıklarını hastaneye gittiğinde öğrendiğini; savcılık beyanı sorulduğunda, sanığın eşi hayattayken çocuklarının sürekli evine gidip geldiklerini ancak eşi öldükten sonra ne kendisi ne de çocuklarının sanığın evine gitmediklerini, çocuklarının sanık hakkında "Sapık, pislik.'' dediklerinde sanığın eşinin hayatta olmadığını, yanlış hatırladığı için o şekilde beyanda bulunduğunu, sanığa kek yaptığında gönderdiğini, ... ile de gönderdiğini, en son yaklaşık üç yıl önce gönderdiğini, şikâyetçi olduğunu,
    Katılan müşteki ..., aşamalarda verdiği ifadelerinde; olayla ilgili bir görgü veya bilgisinin bulunmadığını, sanığın yaklaşık on bir yıldır komşuları olduğunu, iyi bir insan olarak tanıdığını, kollukta şikâyetçi olmamış ise de şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini,
    Kollukta bilgilerine başvurulan ... ve ..., ifadelerinde; tarafların mahalleden komşuları olduklarını, kızları ...’nın kendilerine herhangi bir şey anlatmadığını, olayla ilgili bilgi ve görgülerinin bulunmadığını,
    Tanık ..., soruşturma aşamasında annesi refakatinde verdiği ifadesinde; geçen yıl ... ve ... ile birlikte bisiklete bindiklerini, evlerine giderken yol üzerindeki bir evin önünde oturan yaşlı bir adamın kendilerine uzun uzun baktığını, ...’e bunun nedenini sorduğunda "Bu adam sapık." cevabını aldığını, ardından evlerine gidip oyun oynadıklarını, sanığı tanımadığını, sapık kelimesinin bir adamın atletle gezmesi, ayıp demeden kendisini salması olduğunu anladığını; kovuşturma aşamasında da yaklaşık 2-3 yıl önce ...'e "Bu adam bana niye bakıyor?" diye sorduğunda "Sapık." dediğini, bunun dışında başka bir şey söylemediğini, neden sapık dediğini sormadığını, ... yahut ...' nın sanıkla ilgili herhangi bir şey anlatmadığını,
    Tanık ...; sanıkla sekiz yıldır komşu olduklarını, sanığın ismini ... olarak bildiğini, olayı tutuklandıktan sonra duyduğunu, başta inanmadığını, eşinin torunu ...'nın bu olayları kendisine daha önce anlattığını söylediğini, eşinin ''... ...'i yatırmış bunu ...'in ...'ya da ... söylemiş.'' dediğini,
    Tanık ... kollukta vermiş olduğu ifadesinde; taraflarla sekiz yıldır komşu olduklarını, iki yıl önce torunu ...'nın "Anneanne sana bir sır söyleyeyim ama kimseye söylemeyeceksin." dediğini, söyle dediğinde "Anneanne ... amca ...'i uzatmış orasını burasını hatta anneanne memelerini kurcalamış, ... kardeşi ...'ya seslenince bırakmış." dediğini, bunları kimseye anlatmamasını söylediğini, olayı ...'in annesinden duyunca durumu kendisine anlattığını; kovuşturmada ise bir gün torunu ...'nın "Anneanne kimseye bir şey söylemezsen sana bir şeyler anlatacağım." dediğini, "Tamam kızım kimseye söylemeyeceğim anlat." dediğinde, "Anneanne, ... ...'a gitmiş, ... ...'in orasını burasını kurcalamış." dediğini, bunun üzerine "Kızım sana bunu kim söyledi?" diye sorduğunda "... söyledi." dediğini ve sanıkla aralarında herhangi bir husumet bulunmadığını,
    Tanık ... kovuşturmada verdiği ifadesinde; yaklaşık iki ya da üç yıl önce ..., ... ve kendisinin sanığın evine gittiklerini, hep birlikte üst katta oturduklarını, bir süre sonra sıkılarak ... ile birlikte bahçeye indiklerini, daha sonra ...'in birden bağırdığını, sesini duyunca merdivenlerden çıkmaya başladıklarını ancak bu sırada ...'in merdivenlerden aşağıya doğru indiğini, galiba bu sırada ...'in ağladığını, üçü birlikte evlerine doğru gittiklerini, yolda ...'i sakinleştirmeye çalışarak ne olduğunu sorduğunu ancak bir şey anlatmadığını; ...'in beyanı okunup sorulduğunda ise, ..., ... ve kendisinin sanığın evinden koşarak çıkmalarından sonra yolda ağladığı için ...'i sakinleştirdiğini, bu sırada sorduğunda ''... benim oramı buramı kurcaladı.'' dediğini, başka bir şey söylemediğini, ...'nın yaşadıklarına ilişkin herhangi bir bilgisinin olmadığını, bunları anneannesine anlattığını, sanığın evine neden gittiklerini hatırlamadığını ancak kendiliklerinden evine gittiklerini,
    Tanık ... ... kovuşturmada verdiği ifadesinde; sanık olan babasıyla birlikte yaz aylarında ...'da bulunan evde, kış aylarında Gaziosmanpaşa'daki adreste yaşadıklarını, mağdurun babası ... dışında evlerine mağdurun annesi yahut mağdurların gelmediğini, kimsenin yemek getirip götürmediğini, getirmiş olsalar dahi kabul etmeyeceğini, sanık gürültüyü sevmediği için çocukların eve gelmesini istemediğini, ablasının çocuklarıyla mağdurlar oynarken de babasının "Çıkın dışarıda oynayın." ya da "Gidin bahçenizde oynayın." dediğini, annesinin sağlığında müşteki ...'nin de evlerine sık gelmediğini, ayda bir iki defa, bazen tek bazen çocuklarıyla geldiğini, 2018 yılı Ocak ayında tanık ...'dan babasıyla birlikte çerçeveleri aldıklarını ve Şubat ayının sonlarına doğru balkonu kapattıklarını, önceden balkonun tamamen açık olduğunu, müşteki ...'in neredeyse haftanın yedi günü kendilerine geldiğini ve her akşam oturduklarını,
    Tanık ... kovuşturmada verdiği ifadesinde; sanığı tanıdığını, karşılıklı olarak birkaç kez görüştüklerini, 2017 yılı Haziran ayında ...’dan ev alarak yerleştiğini, 2018 yılı Ocak sonu, Şubat başında evinin PVC kapı ve pencerelerini yenilediğini, sanığın o dönemde eskilerini istemesi üzerine sökülen uygun PVC’leri sanığın evinin veranda şeklindeki balkonuna monte ettiklerini, balkonun önceden tamamen açık olduğunu, müşteki ...’yi tanıdığını ancak balkona ilişkin söylediklerinin doğru olmadığını, sanığı ... adıyla bildiğini,
    Tanık ..., kanuni temsilcisinin refakatinde istinaf mahkemesinde verdiği ifadesinde; sanığın dedesi olduğunu, ...’i yazlıktan tanıdığını ve yazısında bahsettiği şekilde bir konuşma yapmadığını, dedesinin kötü biri olduğunu söylemediğini, dedesinin kendisini balık tutmaya ve denize götürdüğünü, onların dedelerinin ise denize götürmediklerinden kendisine "Senin deden ne kadar iyi biri sana dondurma alıyor, denize götürüyor." diyerek konuştuklarını, bu konuşmaların anneannesi hayattayken ve sonrasında da sürdüğünü, oyuncaklarını almak için dedesinin evine birkaç kez mağdurla birlikte girdiklerini,
    Tanık ..., istinaf mahkemesinde verdiği ifadesinde; sanık ... katılanın komşusu olduğunu, olaylar resmiyete yansıyınca iddiaları duyduğunu ancak bilgi ve görgüsünün bulunmadığını, sık sık sanığın evine gittiğini, zaman zaman ...’in de evde bulunduğunu, çocukları evde hiç görmediğini, bu konuda imalı bir konuşmaya ya da çocukların eve yiyecek getirmesine şahit olmadığını,
    Beyan etmişlerdir.
    Sanık, soruşturma aşamasında verdiği ifadelerinde; on beş yıldır aynı adreste ikamet ettiğini, ...’da ... olarak tanındığını, karakola zorluk çıkarmadan gittiğini, komşusu ...’in de karakolda olduğunu ve "Abi korkma, yanlışlık var." dediğini, oğlu ...’ün ise ...’in çocuklarına meyve vermesi nedeniyle böyle bir iddia yöneltildiğini söylediğini, ... ile on beş yıldır kardeş gibi komşuluk yaptıklarını, aile gibi olduklarını, aralarında hiçbir sorun bulunmadığını, çocukların evine gelmediğini, eşini 2015 yılı Haziran ayında kaybettiğini ve oğluyla yaşadığını, yalnızca bir kez ...’ye çamaşır makinesi konusunda soru sorduğunu, sonrasında onun ya da çocuklarının evine gelmediklerini, ...’le çoğu akşam birlikte oturduklarını, eşi vefat edene kadar ailecek görüştüklerini, torunları tatile geldiklerinde ... ve ... ile birlikte dışarıda oynadıklarını ancak torunları ile dahi olsa evine kesinlikle gelmediklerini, suçlamaların iftira olduğunu ve kabul etmediğini, neden iftirada bulundukları hususunda herhangi bir fikrinin olmadığını,
    Mahkemede ve İstinaf Mahkemesinde verdiği ifadelerinde ise, mağdur ...'nın geçen sene yaz aylarında olduğunu iddia ettiği olayda evde yattığını söylemişse de eşinin 2015 yılında vefat ettiğini, balkonunun kapalı olduğunu söylemişse de 2018 yılının Şubat ayında kapattırdığını, balkonda cinsel organını çıkarttığını söylemişse de balkonun yola baktığını, bir sürü evin olduğunu, kaldı ki böyle bir şey yaptıysa neden bağırmadığını, müşteki ... her şeyi bildiğini savcılıkta beyan etmişse de ...'den çamaşır makinesini çalıştırması için yardım istediğini ve onun da geldiğini, müşteki ...'in haftanın yedi günü evine geldiğini, şahıslarla herhangi bir husumetinin bulunmadığını, kardeş gibi olduklarını, neden iftirada bulunduklarını bilemediğini, mağdurların babalarının her gün gelmesi nedeni ile kıskanmış olabileceklerini, karakolda müşteki ...'in "Benim abim böyle bir şey yapmaz." dediğini, ayrıca bir gün mağdur ... hastalandığında onu hastaneye götürdüğünü, hastaneden müşteki ... ile birlikte 26 km boyunca başbaşa döndüklerini, yine müştekilerin evini satın almaya çalıştıklarını, satmayınca da böyle bir iftira attıklarını düşündüğünü, BTK kayıtlarına bir diyeceğinin olmadığını, yaz döneminde diğer çocuklarının yazlığa yanına geldiklerini, çocuklarının olduğu ortamda böyle bir şeyi yapmayacağını, müşteki ...'nin boşanmış kız kardeşinin de evine gidip geldiğini, hatta çamaşırlarını yıkamak için evine geldiğini, sırf evde yalnız kalmamak için güvercinlerinin yanına gittiğini, ona yönelik bir hareketinin bu karakterde olsa yapmasının beklenmesi gerektiğini, şu yaşında iftira olması bir yana çoluğu çocuğunun yüzüne bakamaz hâlde olduğunu, intiharı bile düşündüğünü,
    Savunmuştur.
    IV. GEREKÇE
    Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
    Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
    Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
    Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkân sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
    Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
    Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
    Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık değerlendirildiğinde:
    Mağdur ...’nın, sanığın ikametinde bulunduğu sırada, kendisini balkon kısmındaki koltuğa yatırarak kıyafetleri üzerindeyken cinsel organını bacağına sürtmek suretiyle istismarda bulunduğunu; sanığın ise suçlamayı kabul etmeyip olayın gerçekleşmediğini savunduğu olayda;
    Mahkûmiyet kararlarında dahi, olayın gerçekleştiği zaman ve ayrıntılara ilişkin beyanlarda mübayenetler görüldüğü, ancak yaş küçüklüğünün tabii bir neticesi olarak bu hâlin mazur telakki edildiği belirtilen; 02.05.2018 tarihinde eğitim gördüğü okulda verilen "Vücudumuzdaki özel bölgeler, iyi dokunma ve kötü dokunma, çocuk istismarı" konulu mahremiyet eğitimi semineri sonrasında, geçen yıl komşusunun istismarına maruz kaldığına dair beyanına müteakip yapılan 04.05.2018 tarihli mülakat ve 14.02.2017 tarihli yazısına istinaden, inceleme dışı bulunmakla birlikte isnatta bulunduğu anlaşılan ablası ...’in de ifadesine başvurulmak suretiyle adli mercilere intikali gerçekleşen olaya dair; bilhassa sanığın eşinin vefat ettiği tarih de nazara alındığında, mağdurun beyanlarında ortaya çıkan tenakuz, olayın vukûundan itibaren adli mercilere intikal tarihine kadar aradan geçen süre ve şekli, görgü tanığı bulunmayan olaya ilişkin sanığın istikrarlı inkâra dayalı savunmaları ile mağdurun beyanlarının başkaca maddi delillerle tevsik olunamaması hususları birlikte değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın müsnet suçu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesi direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; direnme gerekçesinin isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    V. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin 25.10.2021 tarihli ve 1214-2103 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanığa isnat edilen çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.11.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!