Anahtar kelimeler: Fuarında Sökülüp Bittikten Davadavacı İstememiş Tldir Yapmayı Alabilmek Evvel Tevzi

T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: █████████ EsasKARAR NO
: ████████DAVA
: Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
: █████/2025KARAR TARİHİ
: █████/2026Mahkememize tevzi edilen dava dilekçesi mahkememiz esasının yukarıda belirtilen sırasına kaydedilip incelendiDAVA
:Davacı vekili -----harç tarihli dava dilekçesinde özetle; "Davalı ile müvekkil arasında ----- tarihinde---- tarihlerinde ---- düzenlenecek olan ----------- fuarında davalıya ait 120 m2lik dava dışı----------standın projelendirilmesi, kurulması ve sökülüp taşınmasını kapsayan bir eser sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşme bedeli 67.850,00 TL.’dir. Davalı, iş bittikten sonra iş sahibi dava dışı ----- kendisinden indirim istediğini belirterek müvekkilden indirim istemiştir. Müvekkil de indirim yapmayı istememiş olsa da parasını bir an evvel alabilmek için davalının indirim talebini kabul etmiş ve davalıya ------ bedelli faturayı düzenlemiştir. Davalı ---- tarihinde ---- tarihinde ---- tarihinde--- olmak üzere ---- ödenmiş, davalının ----- borcu kalmıştır. Taraflar arasında 13 madde ve 8 sayfadan oluşan ---- tarihli sözleşme düzenlenmiştir. Ancak tarafların bir araya gelememesi nedeniyle sözleşme imzalanamadan yürürlüğe girmiştir. ----------- sayılı dosyasından takibe geçilmiştir. HMK.’nın 17. ve 18. maddeleri yetkiye ilişkin düzenlemeler içermektedir. HMK. md. 18/2, sözleşmenin yazılı olması koşulunu getirmiş ise ------- sayılı dosyasından açmış olduğumuz davada mahkemece ------- Mahkemelerinin yetkili olduğunu karar verilmiş, bu karar Yargıtayca onanmış ve kesinleşmiştir. Karardan sonra tarafımızca ---- Sayılı dosyasından dava açılmıştır. Davamızın TAM KABULÜNE karar verilmiştir. Karar ------ ilamıyla kesinleşmiştir.----Mahkemesinin kararından sonra ----asıl alacak, işlenmiş faiz ve fer'ileri ile birlikte ---sayılı dosyasından (yetkisiz ----- tarihinde tahsil edilmiştir. Davalının müvekkile --- tarihinde ödemesi gereken ------- tarihinde davalıdan tahsil edilebilmiştir. Müvekkilin alacağı ödenmesi gereken tarihten 10 yıl sonra tahsil edilebilmiştir. Aradan çok uzun süre geçmiş olması nedeniyle ülkemizdeki ekonomik koşulların paranın değerinin düşmesine yol açtığı, buna karşılık mal ve hizmetlerin fiyatlarının arttığı bilinen bir durumdur. ---------- birçok içtihatı, öncelikle temerrüt tarihleri ile tahsil tarihlerindeki enflasyon verilerini gösterir----------oranları, bankalardan mevduat faiz oranları, döviz kurları, devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri ve diğer yatırım araçları ile ilgili bilgiler resmî kurumlardan sorulup tespit edildikten sonra tahsiline karar verilen alacağın tahsil edilip temerrüt tarihi itibariyle bu yatırım araçlarından oluşacak sepete yatırılması halinde tahsil tarihlerinde ulaşabileceği miktar ile bulunacak bu miktardan davada kabul edilen alacağın tahsil tarihinde ulaştığı miktar hesaplattırılıp faizle karşılanmayan zarar ve miktarı konusunda yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulundan gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınıp sonucuna uygun bir karar verilmesi gerektiği yönündedir. Müvekkilin alacağı para borcudur. Müvekkilin yaptığı iş ile enflasyonun artış miktarı dikkate alındığında temerrüt faiziyle karşılanamayacak bir zararın meydana geldiği, meydana gelen zararın davalının borcunu zamanında ödemediğinden temerrütün gerçekleşmiş olduğu, böylece zarar ile temerrüt arasında illiyet bağının da bulunduğu sabittir. Enflasyondaki artış ve paranın değerinin düşmesi gibi soyut yönden de ortaya bir zararın çıkacağı herkes tarafından bilinmektedir.------------ kararları incelendiğinde somut ispat yerine soyut ispatı yeterli saydığı görülmektedir. (---- sayılı kararı; ---- sayılı kararı; ------ sayılı kararı; ---- sayılı kararı; ----------- sayılı kararı) -------soyut ispatı yeterli sayma gerekçelerinden biri de HMK. md. 187/2 hükmüdür. Buna göre, herkesçe bilinen vakıalar çekişmeli sayılmaz. Bu maddeden hareketle, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının da bilinen vakıalar olduğu ve bunların ispatlanmasının gerekmediğini ----- kabul etmektedir. ------ buradan hareketle alacaklının zararını ispatladığını karine olarak kabul edilmektedir. Muzam zarara ilişkin olarak -----önüne gelen bireysel başvurular da olumştur. Son yıllarda verilen kararlarda konuya ağırlıklı olarak mülkiyet hakkının ihlali penceresinden bakılmış ve alacaklının uzun süren yargılamalardan dolayı alacağına geç kavuşmasıyla faizle karşılanamayan zararların olduğunu, bunun mülkiyet hakkının ihlali olduğunu değerlendirilmiştir. -------- bu kararında, alacağın geç ödenmesi durumunda geçen süre zarfında enflasyon nedeniyle paranın değerinde meydana gelen hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değerinin azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkanının da bulunmadığını, bu yolla kişilerin mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratıldıklarına karar vermiştir. ------ önceki kararlarında somut ispat ararken-------- kararından sonra görüşünü değiştirerek; mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması ------ ihlâl kararlarının bağlayıcılığı göz önünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği yönünden kararlar vermiştir.---- ayında gram altın alış fiyatı ortalama ------ ayında gram altın alış fiyatı ortalama 5.460,05 TL'dir. ---- ayında dolar kuru ortalama 2.8413 TL = 1 $ USD, ---- ayında dolar kuru ortalama 42.2523 TL = 1 $ USD'dir. ----ayında EURO kuru ortalama 3.0196 TL = 1 EURO, ----------- ayında EURO kuru ortalama 48.7130 TL = 1 EURO'dur. ---- Kasım ayında ---- kuru ortalama 4.2963 TL = 1 £, --------- ayında------ kuru ortalama 55.1453 TL = 1 £'dır. ---- avans faizi ---- ----- avans faizi 42,25'dir.Davalı---- tarihinde müvekkilin ----- alacağını ödemeyerek temerrüde düşmüştür. Müvekkil alacağını ancak ---- tarihinde davalıdan tahsil edebilmiştir. Enflasyonun artması, paranın değerinin düşmesi nedeniyle müvekkilin zarara uğradığı sabittir. Davalı ile yapılan arabuluculuk görüşmeleri --- tarihinde anlaşamama ile sonuçlanmıştır. Bu nedenlerle fazlasını talep ve dava hakkımız saklı kalmak kaydıyla HMK md. 107 uyarınca müvekkilin uğradığı zarardan şimdilik ---- tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili için dava açma zorunluluğu doğmuştur." denmiştir.CEVAP
: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; "Davaya konu sözleşme, taraflar arasında ------ tarihinde e-mail ortamında karşılıklı gönderilmiş ve iddia edildiğinin aksine imzalı değildir. Zaten davacının gerek icra dosyasına ve gerekse mahkeme dosyasına sunmuş olduğu sözleşmede de imza olmadığı açıktır. Ancak tarafların imzasız da olsa; ----tarihleri arasında ----- düzenlenecek olan ---- Salon kapalı alanında müvekkilim tarafında yapılacak --------120 m2’lik ahşap fuar standının yine bu sözleşme dahilinde, belli şart ve evsaflarda montaj ve demontaj işlemlerinin yapılmasına dair karşılıklı hak ve yükümlülükleri düzenleyen bir anlaşma yapıldığı tarafların kabulündedir. Huzurdaki davanın konusu bu olmamakla beraber Davacı yan tarafından dilekçesinde yer verildiği için izahat verilmek durumunda kalınmaktadır. Davacı yan bahsi geçen eser sözleşmesinde saptanan hizmetlerinde kusurlu ve eksik üretimde bulunduğu gibi, eseri de sözleşmenin ana gayesini aşacak şekilde geç teslim etmiş; müvekkilimin iş yaptığı ------- firmasına karşı ticari anlamda zor durumda kalmasına ve hak ettiği ücret üzerinden indirim yaptırılmasına sebebiyet vermiştir. Davalı Müvekkilim, iş sahibi olarak --- alanındaki eksik ifaları gerek kendi tespitleri ve gerekse fuar alanını düzenleme işini üstlendiği dava dışı ------- yetkililerinin şifahi ve yazılı bildirimleri ile derhal davacı yana bildirmiştir. Sözleşme gereği davacı yanın üstlendiği bir kısım işlere ait ayıpları işin ivediliği gereği başka yüklenicilere yaptırmış ve masraflarını bizzat ödemek zorunda kalmıştır. Ancak -------- zaman ve yerde yapılması zorunlu olan işlerden- olduğundan, seçimlik hakkını işi kabul etmemek yönünde kullanamamış, Yasanın kendisine tanıdığı ayıp bedellerini indirmek suretiyle Davacının da bilgisi dahilinde üzerine düşen ödemeyi yapmıştır. Ayrıca Davacının söz konusu eser sözleşmesinde akdedilen malzeme detayları, teknik detaylar, elektrik ve pano bağlantıları, dekorasyon unsurları, aydınlatma unsurları, logo ve görseller sözleşemeye uygun ifa edilmemiş, bu durum yazılı olarak karşı yana bildirilmiş ve yine sözleşmeye uygun olmayan şekillerde bazı ufak tefek derme çatma düzeltmeler (Fuarın devam ediyor olması sebebi ile) yapılmışsa da ayıplar gizlenememiş ve müvekkilim hizmet verdiği dava dışı ----yönünden mahçup edilmiş ve ticari itibarı zedelenmiştir. Davacının dilekçesinde bahsettiği --------- Karar sayılı dosyası ile bakiye borcun varlığının yegane kabul edilme sebebi, gerekçesinde de yer verildiği üzere, ayıp ihbarlarının o dönemde hukuki bir danışmanı olmaması nedeni ile noter ihtarı şeklinde karşı tarafa bildirilmemiş olmasıdır. Üstelik bu dosyada yer aldığı üzere Davacı yan, Müvekkilimin müşterisi olan -------- Makarnadan Müvekkilimden habersiz bir şekilde ücret almıştır. Buna dair dekont dosyada mübrezdir. Yani aşkın zarar değil, aşkın kar vardır. Ancak bu olay sebebi ile Müvekkilimin müşterisi olan -------- ile tüm ticari ilişkisi bozulmuştur. Yine ertesi sene ve devam eden yıllarda aynı fuara katılan --------standlarını müşterisini elinden alan Davacı taraf üstelik Müvekkilimin tasarımları ile malzemeleri ile kurmuş ve yıllarca emek hırsızlığı yaparak haksız ticari kazanç elde etmiştir. Buna dair tarafımızdan ----- D.İş sayılı dosyası ile delil tespiti yapılmış ve alınan raporda açıkça ---- tarihlerinde --- düzenlenen---- fuarında---- firması için kurulan standın, ---- yılında ----- düzenlenen---- fuarında ------------projelendirilen ve kurulan stand tasarımıyla konumlama, plan, çizim, malzeme kullanımı, ------- benzer ayırt edici öğelerle benzeştiği ve tasarımın orjinalini karıştırmaya yol açacak iltibasın bulunduğu" tespit edilmiştir. Davacı firma ------hesaplarında yayınladıkları foto ve videolarla da sabit olduğu üzere sonraki yıllarda da Müvekkilimin elinden aldığı --------firmasının tüm fuar standlarını kurmaya devam etmiş ve haksız kazanç elde etmeye devam etmiştir. Buna dair görüntüler delillerimiz arasındadır. Halen --------- şeklindeki instagram hesaplarında çizimi ve tasarımı Müvekkile ait görsller yer almaktadır. Aynı dönemde Davacı şahıs kendisine ticaret yasak olmasına rağmen okullarda müdürlük görevine de devam edegelmiştir. Özetle demek istediğimiz ne Davacı yanın ne de dava dışı ----------- Makarnanın hiç bir şekilde ticari kaybı yoktur, bir çok diğer fuarlarda da stand kurmuştur. Bu izahatların sebebi Davacı yanın tıpkı adli yardım talebinde bulunması samimiyeti kadar, munzam zarar iddiası da samimi ve doğru değildir. Kendisini acınacak bir halde imiş göstermeye çalışırken aynı zamanda halen haksız kazanca devam etme çabası Sayın Mahkemenin takdirinedir. Davacı her ne kadar davasını -eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat- başlığı altında açmış ise de huzurdaki davanın konusu eser sözleşmesi yada tazminat değildir. Bu davanın konusu "munzam zarar" tespitidir. Dolayısı ile bu yönden de davanın reddediyoruz.Davacı dilekçesinde ---- tarihinde ödemesi gereken ---- tarihinde davalıdan -------- sonunda tahsil edebilmiştir demektedir. Bunun sebebi Müvekkilim değildir. Vatandaşa adil yargılama sebebi ile tanınan dereceli sistemin sebebi de, derece sisteminin uzun yıllara dayanmasının sebebi de Müvekkilim değildir. Bunun yanında Davacının dilekçesinde munzam zarar iddiasına dayanak yapabildiği (faizi aşan bir zarar unsuru ispatlanamamıştır) ülkenin ekonomik istikrarının sebebi de Müvekkilim değildir. Söz konusu borç vaktinde ödenmediği için, alacaklının bir başkasına sözleşme cezası ödemiş olması, alacağını vaktinde tahsil edememiş olması nedeniyle temerrüt faizinden daha yüksek faizle tüketim ödüncü, kredi vs almış olması, bir fırsatı kaçırması vs. hallerinde enflasyon farkı, munzam (aşkın) zararın varlığından bahsedilebilir. Gene alacaklının alacağını vaktinde tahsil edememiş olması nedeniyle bir başkasına olan borcunu ödeyememesinden dolayı hakkında takibe geçilmiş olması durumunda bu takip nedeniyle uğranılan zararlar da aşkın zarar olarak görülebilecektir. Bu hususlardan hangisi dava dilekçesinde ileri sürülebilmiş hangi delil ile ispatlanabilmiştir?Bu tarz davaların somut ya da soyut yöntemlerle ispatı her olayın kendine has özellikleri ile ------ tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Her olayın kendi özelinde değerlendirilmesi gerekir. Dava konusu rakamın menşei ---- yılındaki sözleşmeye dayanmakta ve o tarihte işin bedeli olan kısmın -layıkı ile sözleşmeye uygun şekilde yapılan kısmın- bedeli olan --------- zaten Davacıya ödendiği ihtilaflı bir konu değildir. Davacı bu enflasyonist ortamda, paranın değer kaybında o zaman tahsil ettiği miktar ile -ki bu miktar büyük kısımdır- nasıl yatırımlar yapmıştır? bu hususları nasıl ispat etmektedir? Davacı sadece basiretsiz bir tacir olarak düştüğü son durumda elinde ne kalmış ise kendileri ile uğraşmaktadır. Bu tarz bir yaklaşımı hukuk düzeni korumaz. ------- yılında bu rakamla bir iş yatırımı yapmak mümkün olmadığı gibi günümüzde de mümkün değildir. Adliyeleri munzam zarar iddiaları ile meşgul etmemek her vatandaşın görevi olmalıdır. Yasal merciler tarafından belirlenmiş en yüksek faiz oranı uygulanarak tahsil edilmiş, tahsil edildiği için de yine Devletimizin yasal organı olan icra müdürlüğü tarafından infaz sebepli kapatılan bir dosyada alacak peşinde koşmanın takdiri elbette Sayın Mahkeme'nindir.Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle, haksız ve mesnetsiz açılmış davanın reddini talep etmek zorunluluğu hasıl olduğundan verilen süre içerisinde cevaplarımızı sunmaktayız." denmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Dava, TBKnın 122.maddesine dayalı munzam zarar istemine ilişkindir.Hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur----------Munzam zarara ilişkin düzenleme ise TBK’nın 122. Maddesinde yapılmış olup, anılan madde “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Munzam zarar talep edebilmek için ilk koşul bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. İkinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Dördüncü koşul ise borçlunun temerrüdü ile alacaklının munzam zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir.Alacaklının böyle bir zararının doğduğu, yani geçmiş günler faizinin uğranılan zararı karşılamadığını ispat yükü, TBK md. 50’de ki genel kural gereğince alacaklıya aittir.TBK 122 maddesinde karşılanması öngörülen faizi geçen zararın, ülkede varlığı kabul edilen genel ekonomik olumsuzlukların(ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri ‘malum ve meşhur’ olgular olarak kabulü ile değil, bunlar dışında somut ve davacının durumuna özgü somut vakıalarla) kanıtlanması gerekir.-----------Esas ve Karar sayılı kararında belirtildiği üzere munzam zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerinde olup, alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz -------- Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak munzam zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.--------Tüm dosya kapsamına göre davacı tarafından dava dilekçesinde kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı, davacının ispata yeter herhangi bir delil sunmadığı, ekonomik koşullar nedeniyle genel ve soyut hususlardan dolayı davacının alacağına geç kavuşması nedeniyle kendisinin şahsen ve somut olarak uğradığı zarar olgusunu ileri sürüp ispatlayamadığı anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.Hüküm; Ayrıntısı ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davanın REDDİNE,2-Alınması gerekli 732,00 TL harçtan peşin yatırılan 615,40 TL harcın düşümü ile geri kalan 116,60 TL harcın davacı taraftan tahsili ile hazineye İRAD KAYDINA ,3-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına ,4-Davacı tarafça peşin yatırılmış olan gider avansından artan kısmın, karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,5-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ye göre 100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,6-4.600,00 TL Arabulucu ücretinin davacıdan tahsiliyle hazineye irad kaydına,Dair; Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olduğuna dair tarafların yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2026