Anahtar kelimeler: Vukuu İnden Yazma Toki Satımdan Ton Alımsatım Ayın Şantiyesine Sunmuş

T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ...
T.C.KONYA TÜRK MİLLETİ ADINA. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARARESAS NO
:KARAR NO
:HAKİM
:KATİP
:DAVACI
:VEKİLİ
:DAVALI
:VEKİLİ
:DAVA
: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
:KARAR TARİHİ
:KARAR YAZMA TARİHİ
:Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:Davacı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirket ile davalı arasında █████/2018 tarihinde yapılan ... Alım/Satım Sözleşmesi uyarınca bir ticari faaliyetin vukuu bulduğunu, bu sözleşmeye göre müvekkilinin, davalı şirketin Toki Şantiyesine sözleşme çerçevesinde ... mal teslimini üstlendiğini, sözleşmede herhangi bir ton taahhüt edilmediğini, ödeme şeklinin ise taraflar arasında her ay ne kadar mal teslim edilmiş ise hesaplaması yapılıp takip eden ayın 15'inden sonra davalı tarafça müvekkiline ödeneceğinin kararlaştırıldığını, müvekkili şirket aslen Nevşehir'de bulunup buradaki şantiye sahasında faaliyetlerini sürdüren bir firma olduğunu, davalının ise söz konusu sözleşme yapılmadan önce müvekkilinin, içerisindeki araç gereçler ve ruhsatı ile birlikte devir almak amacıyla Konya Ladik'te bulunan taş ocağında faaliyetlerine başladığını bu doğrultuda 3.kişi veya kişilerde sözleşmelerini de yaptığını, maden ruhsatının devir süreci uzadığından taş ocağının mevcut sahibi ile aralarında kira sözleşmesi düzenleyerek işlerine başlamak durumunda kalan müvekkilinin 1 seneye yakın kiracı konumunda işlerini yürüttüğünü, müvekkilin devir almak maksadıyla yerleştiği taş ocağı şantiyesinin maden ruhsatı, müvekkili şirketten kaynaklanmayan sebeplerden ötürü müvekkile devredilemediğini, ruhsatın alınamadığı anlaşıldığında ise Nevşehir'de halihazırda mevcut sahası bulunan müvekkili şirket boş yere kira ödemeye devam etmemek için Konya şantiyesindeki araç ve malzemelerini de alarak Nevşehir'e dönmek ve burada mevcut bulunan şantiyede ticari faaliyetlerine devam etmek zorunda kaldığını, müvekkili şirketin bu zorunluluk halini davalı yana bildirdiğini, bunun üzerine taraflarca █████/2018 tarihinde ana sözleşmeye ek olarak 5 maddelik bir ek sözleşme imzalandığını, taraflar arasında mevcut ticari anlaşma gereği müvekkili şirketin davalıya ilgili sevkiyatları gerçekleştirdiğini, ancak her türlü uyarı ve ihtara rağmen davalının sevk olunan malın bedelini müvekkile ödemekten imtina ettiğini, davalının basiretli bir tacir gibi hareket etme yükümlülüğünü ihlal ettiğini, müvekkili şirketin munzam zararının adaletli bir şekilde karşılanması için öncelikli taleplerinin davalıya satılan ancak bedeli alınamayan malzemelerin cinsi, türü ve miktarının günümüz koşullarında rayiç bedellerinin hesaplanarak, asıl alacağın ticari temerrüt faizi ile birlikte hesabıyla oluşacak bedel ile arasındaki farkın davalıdan tahsiline karar verilmesi gerektiğini beyanla ihtiyati haciz taleplerinin kabulüne (öncelikle teminatsız olarak, sayın mahkeme aksi kanaatte ise uygun bir teminat karşılığında), davanın kabulü ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve daha sonra artırılmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL munzam zararın ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve daha sonra artırılmak kaydıyla şimdilik 50.445,00 TL ticari alacağın temerrüt tarihi olan █████/2018 tarihinden itibaren işlemiş ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekilinin Mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Davalının, davacı tarafa iddia edilen herhangi bir borcu bulunmadığını, davacı şirketin işbu davaya konu ettiği faturaların/sözleşmenin karşılığı olarak davalı müvekkilinin davacı şirkete yapmış olduğu ödemeler tarafların ticari defter kayıtlarında da mevcut olduğunu, davacı tarafın, davalıya kesilen 16.08.2018 tarihli 50.445 TL bedelli faturayı ticari defterlerine işlemediğini, bununla birlikte davacı taraf 1970,18 TL bedelli, 30.10.2018 vade ve seri ... nolu Garanti Bankası çeki ile kendisine yapılan ödemeyi de ticari defter kayıtlarına işlemediğini, davacının taraflar arasındaki sözleşme yükümlülüklerine uymaması sonrası davalının mal temini başkaca firmadan karşılandığını, yekünde davacının temin etmekle yükümlü olduğu 19.000 Ton malzemenin müvekkili firmanın başka satıcıdan temin etmesi durumundaki fiyat farkı tutarı olan 42.750 TL+ KDV yani 50.445 TL'lik fatura kesilerek kendisine gönderildiğini, davacının bu faturaya itiraz etmesi yahut ticari defter kayıtlarına işlememiş olması davalının taraflar arasındaki ticari ilişkide borçlu olduğu sonucunu doğurmayacağı gibi nedenlerle hukuka aykırı ve haksız davanın reddini, ücreti vekalet ve yargılama giderlerinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.ÇEKİŞMELİ HUSUSLAR, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Konya . Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E. ... K. Sayılı dosyası uyap sistemi üzerinden mahkememiz dosyası arasına alındığı görülmüştür.Mahkememizin █████/2025 tarihli duruşmasında dosyanın bilirkişiye tevdine karar verilmiştir.Mahkememize sunulan █████/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Tarafların Ticari Defter açılış ve kapanış tasdiklerinin Muhasebe usul ve esaslarına göre yaptırıldığı, taraflar arasında cari hesap ilişkisinin 28.02.2018 tarihinde başladığı, davacı ticari defterlerine göre, 31.12.2018 tarihi itibariyle davalıdan 52.415,21 TL alacaklı olduğu, davacının düzenlediği faturalara ait irsaliye belgelerinin dosyada olduğu, davalının ticari defterlerine göre, 31.12.2018 tarihi itibariyle davacı cari hesabının Borç/Alacak bakiyesinin olmadığı, tarafların cari hesaplarının birbirini doğrulamadığı, farklılığın nedenlerinin davalının düzenlediği iade faturalarının davacı ticari defterlerinde olmamasından kaynaklandığı, davalının iade faturasına ilişkin teslim taşıma belgelerinin olmadığı, davacı tarafından düzenlenen satış faturalarının davalının defterinde kayıtlı olduğu, davalının 16.08.2018 tarihli iade faturasının TTK'da belirtilen 8 günlük süreye uygun olmadığı, davacının en son düzenlediği Fatura tarihinin 31.07.2018 tarihli olduğu, TTK'nın m.21/f2 hükmünde: “Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.” Denilmek suretiyle, faturaya karşı ancak tebellüğ edildiği tarihten itibaren 8 (sekiz) gün içinde itiraz edilebileceği ifade edilmiştir, bu nedenle davalının iade fatura tarihi itibariyle 8 günlük süreye uymadığı, davacının takip tarihi itibariyle 52.415,21 TL alacaklı olduğu kanaatini bildirir rapor sunulduğu görülmüştür.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın davaya konu faturalardan kaynaklı davacının davalıdan varsa alacağının ve miktarının belirlenerek tazmini ve munzam zarara ilişkin olduğu görülmüştür.Somut olayda, taraflar arasında yapılan anlaşma uyarınca davacının, davalı şirketin TOKİ şantiyesine sözleşme çerçevesinde ... mal teslimini üstlendiği, davacının taş ocağı şantiyesinin maden ruhsatını devralamaması nedeniyle kendisine ait diğer şantiyeye dönme safhasında yani şantiyenin taşınma aşamasında davalıya veremeyeceği ve davalının dışarıdan temin etmek zorunda kalacağı malzemenin fiyat farkını üstlenmeyi taahhüt ettiği, davacı tarafça sunulan dayanak ek sözleşmeye davalının itirazının olmadığı gibi aralarındaki ihtarname süreçlerinden de bu hususun aynı şekilde anlaşıldığı, ek sözleşmeye göre davalının kesmiş olduğu fiyat farkı faturasının davacı tarafından kabul edilerek Mayıs ve Haziran ayındaki teslimatındaki alacağından mahsup edildiği, ticari deftere de bu şekilde kaydedildiği, daha sonra davacı tarafından temmuz ayında teslim edilen malzemelerle ilgili olarak da davalının ek sözleşme uyarınca fiyat farkını mahsup ettiğinin anlaşıldığı, oysaki taraflar arasındaki anlaşmada bir ton taahhüdü bulunmadığı gibi ek sözleşmenin temmuz ayını kapsamadığı, davalının, davacıdan daha fazla mal alma isteğine ya da davacının bunu temin edemeyeceğine dair bir belge de bulunmadığı görülmekle davacının davalıdan 50.445,00 TL alacağı bulunduğu değerlendirilmiştir.MUNZAM ZARAR TALEBİ YÖNÜNDEN;Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.Borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz.Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (... ; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127).Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (... : 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (... , s. 816).Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.Dava dilekçesi özünde; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez. Kaldı ki dava dilekçesi içeriğinde hiçbir şekilde bu yönde bir iddia bulunmamaktadır.Öte yandan davacının alacağının gecikmesi, özünde davalıdan kaynaklanan bir sebepten değil, davacının açtığı ilk davaya ilişkin olarak usulden ret kararı verilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu anlamda bir munzam zarar ispatlansaydı dahi bu zararın davalıya yüklenmesi mümkün olmayacaktır.Son olarak, bir an için davanın bu haliyle kabulüne karar verileceği düşünüldüğünde eldeki karar bakımından da yine başka bir munzam zarar davasının açılmasının önünde bir engel bulunmayacağı açıktır. Zira davacı somut bir zarara değil birim fiyatlardaki artışa dayanmaktadır.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ... E. ... sayılı ve █████/2022 tarihli aynı konuda oybirliği ile vermiş olduğu karar ve eldeki dava bakımından emsal niteliktedir.Yine Yargıtay . HD Esas No
: ... Karar No : ... sayılı kararı eldeki dava bakımından emsal niteliktedir.Yine Yargıtay . HD Esas No
: ... Karar No : ... sayılı kararı eldeki dava bakımından emsal niteliktedir.Yine Yargıtay . HDEsas No
: ... Karar No : ... sayılı kararı eldeki dava bakımından emsal niteliktedir.Tüm bu nedenlerle munzam zarar davasının reddine karar vermek gerekmiştir.HÜKÜM
:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davanın KISMEN KABULÜ İLE;-50.445,00TL'nin █████/2018 tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,2-Munzam zarar talebinin REDDİNE,3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 3.445,90-TL karar ve ilam harcından dava açılırken alınan 878,56-TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 2.567,34-TL davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,4-Hazine tarafından karşılanan 4.600,00-TL arabuluculuk giderinin davanın haklılık oranına göre (50.445,█████.445,00) hesaplanan 4.510,58-TL'nin davalıdan, 89,42-TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,5-Davacı tarafından yapılan 615,40-TL başvuru harcı ve 878,56 TL peşin harç olmak üzere üzere toplam 1.493,96-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,6-Davacı tarafından sarfedilen 180,00-TL posta ve tebligat gideri, 87,50-TL vekalet harcı, 8.000,00TL bilirkişi ücreti gideri olmak üzere toplam 8.267,50-TL yargılama giderinden davanın haklılık oranına (50.445,█████.445,00) göre hesaplanan 8.106,79-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmının davacı üzerinde bırakılmasına,7-Davalı tarafından 87,50-TL vekalet harcı giderinin davanın haklılık oranına (1.000,█████.445,00) göre hesaplanan 1,70TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalan kısmın davalı üzerinde bırakılmasına,8-Davacı vekili yararına AAÜT'ye göre hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,9-Davalı vekili yararına AAÜT'ye göre hesaplanan 1.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,10-6100 Sayılı HMK'nın 323–333. maddeleri gereğince hükmün verilmesinden kesinleşmesine kadar olan dönemde davacının sorumlu olduğu yargılama giderleri de ödendikten sonra var ise karar kesinleştiğinde; Kullanılamayan ve bakiye kalan gider avansının Hukuk Muhakemeleri Kanunun Gider Avansı Tarifesinin 5. Maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra talep eden tarafından hesap numarası bildirilmiş ise iade elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle, talep eden tarafından hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak İADESİNE,Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Konya Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere yapılan yargılama sonunda karar verildi. █████/2026Katip Hakim