Anahtar kelimeler: Ummanda Formeni Atölye Amerikan Doları Gündüz Vardiya Vardiyasında Çift Usd

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI
: █████████ E., ████████ K.DAVA TARİHİ
: 12.11.2015İLK DERECE MAHKEMESİ
: ... 36. İş MahkemesiSAYISI
: ████████ E., ████████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve katılma yoluyla davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 21.07.2012-01.06.2015 tarihleri arası davalılara ait Umman'da bulunan işyerinde atölye formeni olarak çalıştığını, ücretinin 2.750,00 Amerikan doları (USD) olduğunu, davacının 06.00-19. 00... .00-06.00 saatleri arasında çift vardiya çalıştığını, ancak davacının gündüz vardiyasında 21.00-22.00'a kadar, gece vardiyasında 08.00-09.00'a kadar çalıştığını, davacının iki haftada bir hafta tatili kullandığını, dinî bayramların ilk günü dışında kalan ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini, davacının fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödenmemesi nedeniyle davalı aleyhine Umman İş Mahkemesinde dava açtığını, bu dava üzerine davacının çalıştığı departmanın değiştirilerek hafriyata verildiğini, davacının bunu kabul etmeyerek şikâyet konusu yaptığını, davalının davacıdan bu şikâyet ve davalardan vazgeçmesini istediğini, davacının vazgeçmemesi nedeniyle 01.06.2015 tarihinde iş sözleşmesinin işverence feshedildiğini, pasaportunun verilmesi karşılığında ibraname imzalatıldığını, davacının son 7 aylık ücretinin ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları, ücret, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAP1. Davalı ... İnş. San. ve Tic. AŞ (... Şirketi) vekili cevap dilekçesinde; davacının 21.07.2012 tarihinde ...-... Joint Venture ortağı olarak faaliyet gösterdiği Umman'daki işyerinde çalışmaya başladığını, uyuşmazlığa Umman Sultanlığı kanunlarının uygulanması gerektiğini, yetkili mahkemenin de Umman mahkemeleri olduğunu, davacının 24.06.2014 tarihinde verdiği dilekçe ile sözleşmesini yenilemeyeceğini bildirdiğini, davacının kıdem ve ihbar tazminatı alacağının bulunmadığını, davacı ile yapılan iş sözleşmesine göre brüt ücreti 2.200,00 USD olan davacının bu ücretinin 1.581,00 USD asıl ücret, 619,00 USD sabit fazla çalışma ücretinden oluştuğunu, davacının ücret ve fazla çalışma ücreti alacağının bulunmadığını, davacıya hafta tatillerinin kullandırıldığını, çalıştığı hafta tatili ücretlerinin ödendiğini, Umman kanunlarına göre çalışan davacının tüm izinlerini kullandığını, davalı Şirketin Umman'da bulunan işçi ile ilgili olarak Türkiye'de hiçbir gelir ve gider tahakkuku yapılmamakta olduğundan çalışanlar için ücret bordrosu yapılmadığını, Sosyal Güvenlik Kurumu kesinti tutarlarının Umman Şube hesabına borç yazılmak suretiyle muhasebe kayıtlarının oluşturulduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.2. Davalı ... (... Şirketi) vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin merkezinin İtalya'da bulunan İtalya menşeili bir Şirket olduğunu, dava dilekçesinin ise Türkiye'deki şubesine tebliğ edildiğini, ... Şirketinin Türkiye şubesinin Umman'da herhangi bir faaliyette bulunmadığını, davacının davalı ... Şirketinin işçisi olduğunu ve davalı ... ile arasında hiçbir hukuki ve fiilî ilişkisinin bulunmadığını, bu nedenle davalı ... Şirketine husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının hizmet süresinin 21.07.2012-02.01.2015 tarihleri arasında toplam 2 yıl 5 ay 12 gün olarak belirlenmesinin dosya kapsamına uygun olduğu, dosya arasında bulunan yabancı mahkeme kararına ilişkin tanıma ve tenfiz işlemlerinin yapıldığına dair bir belge sunulmadığından bu kararın kesin hüküm olarak değerlendirilmesine imkân bulunmadığı, davacının ücretinin taraflar arasında imzalanan sözleşme esas alınarak belirlenmesi gerektiği, Umman Sultanlığı İş Kanunu'nun 37. ve 39. maddelerine göre davacının hizmet süresine karşılık gelen kıdem ve 30 günlük ücretine karşılık gelen ihbar tazminatının hesaplanarak hüküm altına alınmasının yerinde olduğu, dava tarihi 12.11.2015 olduğundan 12.11.2014 tarihinden önceki ücret alacaklarının zamanaşımına uğradığı, kasım ayına ait ücretler aralık ayında muaccel hâle geleceğinden hesaplama başlangıç tarihinin 01.11.2014 olacağının tespiti ile yapılan hesaplamaların yerinde olduğu, davalı ... Şirketince cevap dilekçesinin 18.12.2023 tarihli dilekçe ile ıslahı yoluyla zamanaşımı def'i ileri sürmesinde hukuka aykırı bir yan bulunmadığı, hükme esas alınan 30.07.2023 tarihli bilirkişi raporu incelendiğinde yapılan hesaplamaların usul ve kanuna uygun olduğu, talep edilen alacakların dosya kapsamı ile uyumlu olarak tespit edildiği, dava tarihinin 12.11.2015 olması ve yabancı hukukun uygulanması sonucunda kısmen ret kararı verilmiş olması karşısında, Dairenin önceki uygulamasına güvenerek dava açan davacı aleyhine vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğu gerekçeleriyle davalıların istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine; davacı vekilinin istinaf başvurusunun vekâlet ücreti ve yargılama gideri yönünden kabulüyle İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz Sebepleri1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde;a. Davalıların zamanaşımı def'inde bulunmadığını,b. Davalı ... Şirketinin alacaklardan Türk hukukuna göre sorumlu olduğunu,c. Uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanması gerektiğini, Umman hukukunun uygulanamayacağını,d. Umman hukukuna göre zamanaşımı hesabının hatalı olduğunu,e. Davacının ücretinin 2.750,00 USD olarak kabul edilmesi gerektiğini, ücretinin düşük tespit edildiğini,f. Gerekçe ile hükmün farklı olduğunu,g. Davacının hizmet süresinin hatalı belirlendiğini,h. Umman iş hukuku uygulanması nedeniyle reddedilen kısım yönünden yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.2. Davalı ... Şirketi vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde;a. Umman İş Kanunu'nun 7. maddesine göre 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden davanın reddinin gerektiğini,b. Davacının Türk mahkemelerinde dava açmadan önce Umman mahkemelerinde dava açtığını, Umman Samail Mahkemesinin ████████ Esas sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, İlk Derece Mahkemesince bu husus göz önüne alınmadan karar verildiğini,c. Kıdem ve ihbar tazminatları ile ücret alacağı bakımından ıslaha karşı zamanaşımı def'inde bulunulduğunu, bu alacak talepleri yönünden zamanaşımı def'inin dikkate alınması gerektiğini,d. Davacının çalışmadığı sürenin dâhil edilerek hesaplama yapılmasının hukuka aykırı olduğunu,e. Davacının fazla çalışma ücreti ve hafta tatili ücreti alacağının bulunmadığını,f. Davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmadığını,g. İşverene karşı davası bulunan tanıkların beyanlarına itibar edilmemesi gerektiğini,h. Reddedilen miktar yönünden vekâlet ücreti takdir edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.3. Davalı ... Şirketi vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde;a. Davalı ... Şirketi yönünden davanın husumetten reddi gerektiğini,b. Umman hukukunda brüt ücret hesabı mevcut olmadığından davacının kıdem tazminatı alacağı tespitinin hatalı olduğunu,c. Davacının ihbar tazminatı, kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları ödendiğinden bu alacaklarının bulunmadığını,d. Umman İş Kanunu kapsamında günlük çalışma süresinin 9 saat belirlenebildiğini, davacının herhangi bir fazla çalışma alacağının bulunmadığını,e. Davacının bakiye ücret tespitinin hatalı olduğunu,f. Zamanaşımının def'inin değerlendirilmediğini,g. Reddedilen kısım yönünden davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, zamanaşımı def'i, davacının ücreti, hizmet süresi, davacının talep ettiği alacaklara hak kazanıp kazanmadığı, faiz, vekâlet ücreti ve yargılama gideri noktalarında toplanmaktadır.1. Yabancı bir mahkeme kararının bu kararın verildiği ülke dışında hüküm ve sonuç doğurması ilgili kararın tanınmasına veya tenfiz edilmesine bağlıdır. Türk hukukunda yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin hükümler 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (5718 sayılı Kanun) İkinci Kısmının İkinci Bölümünde düzenlenmiştir. Kanun'un 50... . maddeleri arasında "Tenfiz", 58... . maddelerinde ise "Tanıma" hükümlerine yer verilmiştir.Kural olarak tanıma ve tenfiz, açılacak ayrı bir dava ile gerçekleştirilir. Tanıma veya tenfiz davası sonucu verilen karar ile birlikte yabancı mahkeme kararı, mahalli mahkeme kararı kuvvet ve niteliğini kazanır. Tanıma veya tenfiz davalarından hangisinin açılacağı ise etki doğurması istenen kararın içeriğine göre belirlenir. Yabancı mahkeme kararının içeriğinde icra dairesine başvurulmasını gerektiren yani o devletin icra organlarının harekete geçmesini gerektiren bir durum varsa, açılacak dava tenfiz davası olacaktır. Ancak kararın böyle bir özelliği yoksa açılması gereken dava tanıma davasıdır. İçerdiği hükümler sebebiyle tenfiz davası açılması gereken bir yabancı mahkeme kararı hakkında tanıma davası açılabilmesi için, davacının tenfiz yerine tanıma istemesinde haklı bir menfaatinin bulunması gerektiği kabul edilmektedir.Diğer yandan tanıma, 5718 sayılı Kanun gerekçesinde açıklandığı üzere, yabancı ilâmların cebri icraya yol açmaksızın kesin hükmün kuvvetinin kabulüdür. Bir yabancı mahkeme kararının tanınması o kararın icra edilmesi niteliğini kazandırmaz. Tanınmasına karar verilen bir karar, açılan bir davada kesin hüküm olarak veya kesin delil olarak ileri sürülebilir. Ayrıca idari bir işlemin yapılması içinde tanıma kararı verilebilir. Açılmış bir davada kesin hüküm veya kesin delil olarak itiraz olarak ileri sürülmemiş veya idari bir işlemin yapılmasında gerekli değilse yabancı bir mahkeme kararının tanınmasında hukuki yarar yoktur. Hukuki yarar dava şartı olup mahkemece yargılamanın her aşamasında taraflar ileri sürmese dahi resen gözetilmelidir (Baki Kuru, Hukuk Mahkemeleri Usulü, C.VI, İstanbul, Altıncı Baskı, 2001, s.5813 vd.; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 30.09.1985 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı). Yabancı mahkeme kararının tanınması veya tenfizinde talepte bulunan tarafın hukuki yararının bulunduğunun kabul edilebilmesi için, tarafın o kararın tanınması ve tenfizinde güncel, hukuki veya ekonomik yararının bulunması ve bu yararın sadece mahkeme yoluyla elde edilebilme zorunluluğu bulunması gerekir.Somut olayda, davalı ... Şirketi vekilinin süresinde verdiği cevap dilekçesinde davacının Umman Sultanlığı Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı ... numaralı davaya ilişkin dosyanın bir örneğinin celbini talep etmiş ve yargılama sırasında mahkeme kararını sunarak kararın kesin hüküm niteliğinde olduğunu savunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, dosya arasında bulunan yabancı mahkeme kararına ilişkin tanıma ve tenfiz işlemlerinin yapıldığına dair bir belge sunulmadığından bu kararın kesin hüküm olarak değerlendirilmesine imkân bulunmadığı kabul edilmiş ise de yukarıdaki açıklamalarda da belirtildiği üzere yabancı mahkeme kararının aleyhe açılmış olan davada kesin hüküm veya kesin delil olarak tespitinin savunma olarak ileri sürülmesi mümkündür. Bu itibarla, dosyaya sunulan yabancı mahkeme kararının 5718 sayılı Kanun'un 50... maddelerinde düzenlenen şartları taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesi ve sonucuna göre eldeki dava bakımından kesin hüküm veya kesin delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.2. Kabule göre ise;a. Maddi hukukun bir müessesesi olan zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir (Vahit Doğan, Milletlerarası Özel Hukuk, ..., 2022, s.315; Gülin Güngör, Türk Milletlerarası Özel Hukuku, ..., 2021, s.127). Buna göre Umman Sultanlığı İş Kanunu'nun bu konudaki hükümlerinin uyuşmazlıkta uygulanması, 5718 sayılı Kanun'un 2 ve 8. maddelerinin bir gereğidir. Umman Sultanlığı İş Kanunu'nun 7. maddesi şöyledir: "Çalışanın işbu kanunda öngörülen haklardan herhangi birine ilişkin talepte bulunma hakkı, söz konusu hakkı kazandığı tarihten itibaren bir sene sonra zamanaşımına uğrayacaktır."Somut uyuşmazlıkta; dava tarihi itibarıyla zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Dava dilekçesine göre fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları belirsiz alacak davası; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve ücret alacağı ise kısmi dava açıldığı belirtilerek talep edilmiştir. Davacı vekili 02.03.2018 tarihinde ıslah dilekçesi vermiş ve davalılar süresinde ıslaha karşı zamanaşımı def'inde bulunmuştur. Bu durumda davacının kısmi dava açarak talep ettiği kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve ücret alacaklarının dava dilekçesinde talep ettiği miktarlar dışındaki kısmının zamanaşımına uğradığı anlaşılmaktadır. Sözü edilen alacak kalemleri yönünden davalıların ıslah zamanaşımı def'i değerlendirilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.b. Muacceliyet en yalın anlatımıyla, ödeme zamanının gelmiş olmasıdır. Borcun ifası için bir vade öngörülmüşse kural olarak bu vadenin gelmesiyle muacceliyet oluşur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 10.10.2012 tarihli ve 2012/7-502 Esas, ████████ Karar sayılı kararı).Alacağın muaccel hâle gelmesi ile borçlunun temerrüde düşmesi farklı kavramlardır. Temerrüt alacaklı tarafından talep edilebilir (muaccel) hâle gelmiş bir borcun ifasındaki gecikmedir ve kural olarak muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Bununla birlikte borcun ifâ edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle ifa gününü belirlemişse bu günün geçmesiyle borçlu temerrüde düşmüş olur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.11.2023 tarihli ve 2022/3-1269 Esas, █████████ Karar sayılı kararı).Diğer yandan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 99. maddesine göre, Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir.Öğretide 6098 sayılı Kanun'un 99. maddesinde geçen “vade tarihi” ifadesinin, borcun muaccel olacağı tarihi ifade ettiği, "ödeme gününde ödenmemesi" ifadesinden anlaşılması gerekenin de vade (muacceliyet) tarihi olduğu belirtilmektedir. Buna göre temerrüdün oluşması için ihtara gerek olmayan hâllerde; muacceliyet ile temerrüt, diğer koşullar da oluşmuşsa aynı anda doğar. Fakat temerrüt için ihtara gerek olan, ancak henüz ihtar olmadığı için temerrüdün oluşmadığı hâllerde, muacceliyet tarihi ile temerrüdün doğumu farklı tarihlerde gerçekleşmektedir (Serkan Ayan, "Yabancı Para Borçlarının İfası" https://dergipark.org.tr/tr/download/article-fil e/... 1, [Erişim Tarihi: 06.01.2025], s.511-570).6098 sayılı Kanun'un 99. maddesi yabancı para borcunun ifasına yönelik olup yabancı para borcuna hükmedilecek faizin başlangıç tarihine ilişkin değildir. Yabancı para borcuna hangi faizin uygulanacağı 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un "Yabancı para borcunda faiz" kenar başlıklı 4/a hükmünde düzenlenmiş olup ilgili düzenlemede; “Sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hâllerde, yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır.” kuralına yer verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesince; yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alınmaksızın hüküm altına alınan alacaklara hem dava ve ıslah tarihinden hem de vade (muacceliyet) tarihinden itibaren faize hükmedilmiş olması infazda tereddüte yol açacak mahiyette olduğundan hatalıdır.c. Yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklarda, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukukun tespiti bakımından yeni esaslar belirlenerek yabancı hukukun uygulanması yönünde içtihat değişikliğine gidilmiştir. Diğer taraftan gerek Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin gerekse Dairemizin önceki uygulamasına güvenilerek açılan davaların bir kısmında, benimsenen yeni görüş doğrultusunda yabancı hukukun uygulanması, davacı taraf aleyhine bazı olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına sebebiyet verebilmektedir. Bu sebeple Dairenin önceki uygulamasına güvenilerek açılan davalarda, Mahkemece görüş değişikliğine bağlı olarak yabancı hukukun uygulanması sonucunda ret kararı verilmesi hâlinde, davacı aleyhine vekâlet ücreti ile yargılama giderine hükmedilmesinin hakkaniyetli olmayacağı ve adaletsizliğe yol açacağı sonucuna varılmıştır.Somut olayda; Bölge Adliye Mahkemesince gerekçede vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmeyeceği belirtilmesine rağmen hükümde davacı aleyhine vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi doğru olmamıştır.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,25.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.