Anahtar kelimeler: Ham Vasfıyla Toprak Metrekare Bozulmuştur Alanında Köyü İlamına Yüzölçümündeki Kesinlik
8. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davasında İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sonucunda, ... köyü çalışma alanında bulunan 1 39... parsel sayılı 26.000 metrekare ve 1 41... parsel sayılı 5.985,06 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar ham toprak vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir.
Davacı ... vekili dava dilekçesinde; vergi kayıtlarına, miras yoluyla gelen hakka ve taksime dayanarak, dava konusu taşınmazların Hazine adına olan tapu kayıtlarının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; zilyetlikle kazanma koşullarının davacı lehine gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne ... ili ... ilçesi ... köyünde bulunan 1 41... parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline, 1 39... parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının kısmen iptali ile fen bilirkişisinin 29.06.2005 tarihli krokili raporunda (B) harfi ile gösterilen 6.588,23 metrelik kısmının ifraz edilerek, yeni bir parsel numarası ile davacı adına tapuya tesciline, fazlaya ilişkin talebinin vaki feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince; dava konusu 1 39... parsel sayılı taşınmazın tutanağında taşınmazın davacının dedesi ... oğlu ...’e, 1 41... parsel sayılı taşınmazın tutanağında ise davacının babası ... oğlu ...’e ait olduğu belirtilmekle birlikte mirasçılar arasında taksim yapılıp yapılmadığına ilişkin bilgi bulunmadığı, mahallinde yapılan keşifte mahalli bilirkişi ve davacı tanıklarının davacı yanın dayandığı 1946 tarih ve 5 73... sayılı vergi kayıtlarının taşınmaza uyduğunu, çekişme konusu taşınmazların davacının babası ...’e ait olduğunu, mirasçılar arasında taksim yapılıp yapılmadığını bilmediklerini beyan ettikleri, davacının, öncesinin murisine ait olduğu belirtilen taşınmazın kendi adına tescilini istediğine ve taksime dayandığına göre bu hususu kanıtlamak zorunda olduğu, İlk Derece Mahkemesince davacının dava dilekçesinde belirttiği taksim sözleşmesi getirtilmeden tanık ve bilirkişilerin taksim konusundaki yetersiz beyanları ile davacının aktif dava ehliyetinin bulunduğu kabul edilmek suretiyle karar verilmesinin isabetsiz olduğu, ayrıca tutanak içeriğinde terkten bahsedildiği halde bu hususun değerlendirilmesi bakımından hava fotoğrafı ve uydu fotoğrafları üzerinde inceleme yapılmadan ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun)
31. maddesi gereğince davanın aydınlatılması amacıyla tespit bilirkişilerinin tanık olarak beyanlarına başvurulmadan eksik inceleme ile davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde bulunmadığı gerekçeleriyle, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; 22.02.2018 tarihli duruşmada taksim sözleşmesini sunması için davacı yana 45 günlük kesin süre verildiği, sunulmadığı takdirde bundan doğacak sonucun aleyhlerine sayılacağı ihtarının yapıldığı, verilen kesin süre içinde taksim sözleşmesinin sunulmadığı, davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yazılı şekilde karar verilmiş ise de, bu karar usul ve kanuna uygun bulunmamaktadır.
Şöyle ki; 6100 sayılı Kanun'un 94. maddesi gereğince, kanunun belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir. Bu şekilde verilecek ikinci süre ise kesindir ve yeniden süre verilemez. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar. Ancak, böyle bir durumda kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararın kanuna ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir.
Kesin süreye ilişkin ara kararın verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Bu ilkenin doğal sonucu, yargısal kesin süreyle sadece tarafların değil, hakimin de bağlı olduğu, dolayısıyla hakimin bu tür bir ara kararından dönmesinin hukuken geçersiz bulunduğudur. Özetle, ister kanun, ister hakim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir.
6100 sayılı Kanun'un 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçlar doğurmakta, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.
Yine, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir.
Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince, davacı vekiline taksim sözleşmesi sunması için 45 günlük kesin süre verildiği, kesin süre içinde sözleşmenin sunulmaması halinde bundan doğacak sonucun aleyhlerine olacağının ihtar edildiği, davacı vekili tarafından ilgili belgenin 1986 tarihli dosya içinden temin edilmesi nedeniyle kesin süre içinde ibraz edilemediği beyan edilerek takip eden duruşmada taksim sözleşmesinin sunulduğu anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesince, verilen kesin süre içinde taksim sözleşmesi sunulmadığından bahisle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş ise de, verilen ara karar ile kesin süreye uymamanın sonuçlarının açıkça neler olacağı ihtar edilmediğinden, genel bir ifadeyle aleyhlerine sonuç doğuracağı şeklindeki ihtarın yukarıda açıklanan ilkelere uygun olduğundan söz edilemez. Öte yandan, taksim olgusunun ispatı için yazılı belge zorunlu olmayıp, bu husus her türlü delille ispatlanabilir.
Tüm bu nedenlerle, davacı tarafa verilen sürenin usulüne uygun bir kesin süre olduğundan bahsedilemeyeceğinden, bozma gereklerinin de yerine getirilmeyerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde bulunduğundan kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
08.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!