Anahtar kelimeler: Ekipbaşı Öneli Montaj Çelik Projelerinde Ücretli Usd Yılları Yurt Ödemesi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi
SAYISI
: █████████ E., ████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ
: İstanbul 1. İş MahkemesiSAYISI
: ████████ E., ███████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işverenin yurt dışı projelerinde 2005-2017 yılları arasında çelik montaj ekipbaşı olarak en son net 2.450,00-2.500,00 USD ücret ile çalıştığını, ayrıca prim ödemesi yapıldığını, usulüne uygun ihbar öneli verilmeksizin iş sözleşmesine haksız ve hukuka aykırı olarak son verildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki ihtilafta yabancı hukukun uygulanması gerektiğini, zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının ücrete, hizmet süresine ve sözleşmenin sona erme şekline ilişkin iddialarını kabul etmediklerini, davacının her türlü hakkının bordroya yansıtılmak suretiyle banka kanalıyla ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının işe giriş bildirgesi ve hizmet döküm cetveline göre 02.10.2005-29.08.2006, 12.04.2007-10.07.20 09... .11.2012- 31.01.2017 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığı, hizmetinin 7 yıl 3 ay 27 gün olduğu, 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27. maddesine göre değerlendirme yapıldığında, iş sözleşmesi konusunda hukuk seçimi imkânının iş sözleşmelerinin niteliği gereği ancak işçi lehine ve sınırlı olarak tanındığı, taraflarca hukuk seçiminin uygulanacak hukukun işçiyi koruyan hükümlerinden daha elverişsiz hükümler içermesi hâlinde mümkün olmadığı, somut olayda taraflar arasında yabancı ülke hukukunun uygulanacağı konusunda bir sözleşme bulunmadığı, Yargıtayın “…Davacı Türk uyruklu ve davalı da Türk Ticaret Sicilinde kayıtlı işveren olup, millilik ve iş hukukunun emredicilik ilkesi gereğince kıdem ve ihbar tazminatının Türk Hukuk Mevzuatı uygulanarak belirlenmesi gerekir…” şeklindeki emsal kararları nazara alındığında mevcut davada Türk hukukunun ve 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerinin uygulanmasının gerektiği, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin işveren tarafından ispat edilmesi gerektiği, davalı işveren tarafından bu hususta delil ibraz edilmediği, davacıya kıdem ve ihbar tazminatı tahakkuku yapılarak ödeme yapılmış olduğu, bu nedenle davacının iş sözleşmesinin haksız ve bildirim sürelerine uyulmadan feshedildiğinin anlaşıldığı, davacının kıdem ve ihbar tazminatı talebinin kabulüne karar verildiği, davacının çalışma süresi de nazara alındığında 110 gün izin hakkının doğduğu, davalı tarafından, davacının yıllık izinlerinin kullandırıldığına ilişkin yazılı bir delil ibraz edilmediği gibi yıllık izin ücreti ödemesine ilişkin de herhangi bir ödeme belgesi sunulmadığı, dinlenen tanık beyanlarına göre davacının haftalık normal çalışma süresi olan 45 saatin üzerinde çalışmasının bulunduğu ayrıca hafta tatilleri ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde de çalıştığı ancak fazla çalışma, hafta tatilleri ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışma ücretlerinin davalı tarafından ödenmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Anayasa Mahkemesince 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptal edildiği, iptal hükmünün kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildiği, eldeki davada uygulanacak hukukun Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki gerekçesi de dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği, 5718 sayılı Kanun'un 27/4 hükmü gereğince hâlin bütün şartlarına göre iş sözleşmesiyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşmeye ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri yerine bu hukukun uygulanabileceği, eldeki davada davacının Türk vatandaşı olduğu, davacının yerleşim yeri ile sosyal ve hukuki ilişkilerinin yoğunlaştığı ülkenin de Türkiye olduğu, iş sözleşmesiyle daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğunun açık olduğu, 5718 sayılı Kanun'un 27/4 hükmünde tanınan yetki kapsamında sözleşmeye uygulanacak hukukun, hukuka ve hakkaniyete göre belirlenmesi, bu değerlendirme yapılırken 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 49. maddesine göre Devletin çalışanların korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüklerinin dikkate alınması gerektiği, sözleşmeyle daha sıkı ilişkili hukukun işçiye mutad işyeri hukukundan daha yüksek düzeyde bir koruma sağlaması durumunda hâkimin, mutad işyeri hukuku yerine daha sıkı ilişkili hukuku uygulayabileceği, bu nedenlerle davada sözleşmeyle daha sıkı ilişkili olduğu anlaşılan Türk hukukunun uygulanmasının hukuka uygun olduğu, davacının ücretine ilişkin kabulün yerinde olduğu, davacının iş sözleşmesinin tazminat gerektirmeyecek şekilde sona erdirildiğini davalı işverenin kanıtlayamadığı, davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığı, bordro hilesi yapıldığından bordrolarda yer alan tahakkukların davacının gerçek ücreti olduğu, davacının davalı işyerinde fazla çalışma yaptığını, ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili günlerinde çalıştığını kanıtladığı, davacının hüküm altına alınan alacaklara hak kazandığı, davacının yıllık ücretli izin alacağının bulunduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hesaplamaların dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavalı vekili temyiz dilekçesinde;1. Dava konusu olayda yabancı hukuk araştırmasının yapılmaması, seçilmiş hukuk olan ve davacının mutad işyeri olan Umman hukukunun uygulanmamış olmasının hatalı olduğunu,2. Bireysel iş sözleşmesi, imzalı bordrolar ve banka kayıtlarına rağmen davacı iddiasına göre ücret tespiti yapılmış olmasının hatalı olduğunu,3. Davacının bordrolarında yer alan tahakkukların mahsup edilmemiş olmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, ücret miktarı, dava konusu alacakların ispatı ve hesaplanmasına ilişkindir.Somut uyuşmazlıkta davacı işçi; davalı Şirketin yurt dışı projelerinde çalıştığını, ücretinin USD olarak ödendiğini ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş, davalı işveren ise yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince davalı vekilinin bu savunmasına değer verilmeksizin uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanmak suretiyle yargılama sonuçlandırılmış, Bölge Adliye Mahkemesince de somut olayda Türk hukukunun uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır.Davalı işverenin projelerinde çalıştırılmak üzere istihdam edilen davacı işçi, 02.10.2005-29.08.2006, 12.04.2007-10.07.20 09... .11.2012-31.01.2017 tarihlerinde davalı Şirketin yurt dışındaki projelerinde üç dönem çalışmış olup birinci ve ikinci çalışma dönemi ..., üçüncü çalışma dönemi ise Umman'da bulunan davalıya ait işyerinde geçmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; 02.10.2005-29.08.20 06... .04.2007-10.07.2009 tarihleri arasında ...'da çalışan davacı işçi ile işveren davalının tâbiiyeti, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer ile ücretin Türkiye'de ödendiği dikkate alındığında hukuk seçimi anlaşması bulunmayan söz konusu çalışma dönemlerinde daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu anlaşıldığından Türk hukukunun uygulanması yerinde ise de 29.11.2012-31.01.2017 tarihleri arasındaki üçüncü çalışma dönemi bakımından varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemiştir.Bu noktada Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir.Anayasa'nın 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir.Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmış olduğundan herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir.Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden ... hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir.Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır.İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve ██████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararında açıklanmıştır.Davacının üçüncü çalışma dönemi için taraflar arasında yurt dışı iş sözleşmesi imzalanmıştır. Taraflar arasındaki 29.11.2012 tarihli bireysel iş sözleşmesinde tarafların iş ilişkisindeki hak ve yükümlüklerine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı, bu sözleşmenin ücrete ilişkin 3. maddesinde aylık temel ücretin Umman Sultanlığı kanunlarına göre hesaplanacak olan normal çalışma saat ücreti üzerinden, yapılan fazla çalışma ücretinin ise çalışana Umman Sultanlığı kanunlarına göre ödeneceği düzenlenmiş olup resmî tatil günleri için proje şart ve koşullarına atıf yapılmış, 6. maddesinde yıllık izin, 12. maddesinde feshe ilişkin düzenlemelere yer verilmiş, "Uygulanacak Hukuk" başlıklı 16. maddesinde ise çalışılan ülke mevzuatı ve düzenlemelerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.Yurt dışı iş sözleşmesinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, yukarıda açıklandığı gibi uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmesinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir.Tüm bu nedenlerle 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunduğu anlaşıldığından davacının üçüncü dönemi için seçilen hukuk olan Umman Sultanlığı hukuku uygulanmalıdır. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.VI. KARARAçıklanan sebeple;1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,02.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.