Anahtar kelimeler: İnceleyen Sayı Karabük Süreç Cezasıyla Dosyayı İstismarı Hukukî Beraatine Cinsel

YARGITAY DAİRESİ
: 9. Ceza DairesiMAHKEMESİ
:Ceza DairesiSAYISI
: 102-350I. HUKUKÎ SÜREÇÇocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan sanığın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Karabük Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.05.2017 tarihli ve 244-87 sayılı hükme yönelik Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 21.02.2018 tarih ve 1768-300 sayı ile; İlk Derece Mahkemesince kurulan hükmün kaldırılmasına ve sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun, 6545 sayılı Kanun ile değişik 103/2, 43/1, 62... . maddeleri uyarınca 16... ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, bu hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 30.10.2023 tarih ve 13365-6857 sayı ile; "Sanığın aşamalarda mağdurenin on sekiz yaşında olduğunu bildiğine dair istikrarlı savunması ile mağdurenin sanığın savunmalarını destekleyecek şekilde on sekiz yaşında olduğunu bildiği şeklindeki beyanı, mağdurenin İlk Derece Mahkemesindeki ifadesi sırasında huzurda bulunan sosyal çalışmacının mağdurenin dış görünümüyle alakalı olarak on sekiz - on dokuz yaş aralığında göründüğüne dair değerlendirmesi, mağdurenin heyetçe izlenen görüntülü ifadesindeki fiziksel özelliklerinin savunmayı doğrulaması ve tüm dosya içeriği karşısında, mağdurenin hastane doğumlu olmasının 5237 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmeyeceği gözetilip, mevcut haliyle olayda hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunduğu nazara alınmaksızın, hatalı değerlendirmeyle sanığın müsnet suçtan mahkumiyetine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi ise 13.03.2024 tarih ve 102-350 sayı ile; "...sanığın yaşamı ve tecrübesi, mağdurun yaşı, birbirlerini yakından tanıyor olmaları, sanığın daha önce yaşının küçük olması nedeniyle mağdurdan ayrılması Safranbolu Asliye Hukuk Mahkemesinin mağdurun yasal temsilcilerinin evlenmeye izin talebini yaş küçüklüğü talebiyle reddetmiş olması, ret tarihinin █████/2014 tarihi olup dini nikâhla evlilik tarihinden sonra oluşu, Yargıtay Bozma kararında beyanına atıf yapılan sosyal çalışmacının yaş konusunda herhangi bir uzmanlığı bulunmayıp tarafların evli olmaları nedeniyle sanığın ceza almasını engellemeye yönelik görüş açıklamış oluşu, mağdurun dış görünüşüyle ilgili gözlemin, gözlemde bulunana göre değişkenlik gösteren izafi bir durum olması, dosya kapsamına ve beşeri deney kurallarına göre sanığın kaçınılmaz hataya düştüğünden söz edilebilmesi için koşulların oluşmadığı..." gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.05.2024 tarihli ve 53586 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 20.01.2025 tarih ve 4885-483 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSUSanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf istemi Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmek suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme sanığa isnat edilen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; mağdurenin suç tarihindeki yaşı bakımından sanık hakkında TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma imkânının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.III. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya kapsamından;Dosyada mevcut nüfus kaydı ile doğum raporu suretinden 21.12.1999 tarihinde hastanede doğduğu anlaşılan ortaokul mezunu mağdurun; olayın adli mercilere bildirildiği tarihte on beş yaş üç aylık; nüfus kaydına göre 24.11.1992 doğumlu, ortaokul mezunu, sabıkasız ve işsiz; sanığın ise yirmi bir yaşında oldukları,Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) bilişim sistemi kullanılarak çıkartılan güncel nüfus kayıt örneğinde; sanık ve mağdurun 01.03.2018 tarihinde evlendikleri bilgisinin yer aldığı,Karabük Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki 30.03.2015 tarihli muayenesinde 21 haftalık gebe olduğu tespit edilen mağdurun, yaşı gözetilerek düzenlenen tutanak ile birlikte kolluğa teslim edilmesi üzerine soruşturmanın başladığı,Karabük Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 18.01.2017 tarihli raporunda; dosyada mevcut mağdura ait usg evrakı ve 06.08.2015 tarihli normal spontan doğuma dair veriler içeren tıbbi evrak bütünüyle değerlendirildiğinde, gebelik ile sonuçlandığı bildirilen dava konusu olayda, tahmini cinsel ilişkinin 09.11.20 14... .12.2014 arasındaki zaman diliminde gerçekleşmiş olduğunun kabulü gerektiği kanaatinin bildirildiği,İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 22.02.2017 tarihli raporuna göre; mağdurun 29.10.20 14... .11.2014 tarihleri arasında hamile kalmış olabileceği, mevcut verilerle kesin tarihin bilinemeyeceği,Karabük Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 14.02.2017 tarihli raporunda; mağdurun radyolojik kemik yaşının on dokuz yaş ile uyumlu olduğunun belirtildiği, belirtilen tarihte mağdurun kayden on yedi yaşında olduğu,Safranbolu Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.09.2014 tarihli 282-587 sayılı dosyasında; mağdurun ebeveynlerince 24.03.2014'te evliliğe izin talebiyle açılan davanın, talep tarihi itibarıyla mağdurun 16 yaşını doldurmaması nedeniyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 124. maddesi gereğince reddine karar verildiği,08.02.2017 tarihli duruşmada on yedi yaş bir aylık olan mağdurun, duruşmada hazır bulunan uzman tarafından dış görünüşü itibarıyla on dokuz-yirmi yaşında gösterdiğinin belirtildiği, aynı celsede mağdurun 160-170 metre boylarında, 70 kg civarında olduğunu ifade ettiği, kayıtlı beyan CD'si izlendiğinde mağdur ile mübaşirin yan yana getirildikleri, mağdur ile aynı boyda olan mübaşirin 170 cm uzunluğunda olduğunu açıkladığının görüldüğü,Mağdurun soruşturma evresinde beyanının alınması sırasında hazır bulunan Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğünde görevli sosyal çalışmacı tarafından; sanıkla severek evlenen mağdurun sevgi evlerinde kalması hâlinde diğer öğrencilerin de bu durumdan etkileneceklerinden ailesinin yanına verilmesi gerektiği kanaatinin bildirildiği,Anlaşılmaktadır.Mağdur ... (...) ...; askerden geldikten sonra gördüğü sanığa aşık olduğunu, yolunu kestiği sanığı evlenmeye ikna etmek için intihar teşebbüsünde bulunduğunu, babasını da evden kaçmakla korkuttuğunu, soruşturma aşamasında 2014 yılı Nisan ayında imam nikâhı yaptıklarını beyan etmişken kovuşturma evresinde 2014-2015 sonlarında evlendiklerini, ilişkiye rızayla ve büyük ihtimalle 2015 yılında girdiklerini, fiziksel olarak yaşından büyük göründüğünü, sanığın kendisini on sekiz yaşından büyük bildiğini,Şikâyetçi ...; kızı olan mağdurun sanık ile evlenmek istediğini söylediğini, yaşı küçük olduğu için buna karşı çıkınca da intihara teşebbüs ettiğini, kendisini evden kaçacağından bahisle korkuttuğunu, söz dinletemediği mağdurun evliliğine rıza göstermek zorunda kaldığını, soruşturma evresinde 30.03.2015'ten yedi-sekiz ay önce, kovuşturma evresinde ise 2014 yılının sonlarına doğru mağdur ve sanığın imam nikâhıyla evlendiklerini,Tanık ...; sanık ile mağdurun akrabası olduklarını, mağdurun sanığı uzun zamandır sevdiğini, hatta intihara teşebbüste bulunduğunu, sanık ile evlenmek için babasını evden kaçmakla korkuttuğunu,İfade etmişlerdir.Sanık; askerden geldikten sonra mağdurun kendisini görüp sevdiğine dair haber gönderdiğini, sevgilisi olduğunu söylese de benzer şekilde mesajlar iletmeye devam ettiğini, o sırada belediyede temizlik işlerinde çalıştığını, işe giderken defalarca yolunu kesip evlenmek istediğini, aksi hâlde hap içerek intihar edeceğini söylediğini, bir kere kahvehanede otururken evden kaçan mağdurun ailesinin kendisini bularak haberi olup olmadığını sorduğunu, mağdurun kayalıklarda bulunduğunu duyduğunu, aile büyüklerinin araya girip mağdurla evlenmesini telkin ettiklerini, aksi hâlde mağdurun hayatına kast edeceğini söylediklerini, bunun üzerine mağdur ile arkadaşlık yaptıklarını, mağdurla kendisine zarar vermemesi için tam olarak bilmediği bir tarihte imam nikâhı ile evlendiklerini, 2014 yılı sonlarında, mağdurun on sekiz yaşında olduğunu sandığı bir zaman diliminde karşılıklı rızayla cinsel ilişkiye girdiklerini, mağdurun yaşının küçük olduğunu bilmediğini savunmuş; soruşturma evresinde kollukta müdafii olmaksızın alınan savunmasında 14.04.2014'te imam nikâhı yaptıklarını belirtmişken kovuşturma evresinde söz konusu ifadesinden dönmüştür.IV. GEREKÇEAyrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 30.04.2025 tarihli ve 462-193 sayılı, 05.03.2025 tarihli ve 448-107 sayılı, 08.01.2025 tarihli ve 38-7 sayılı, 04.12.2024 tarihli ve 176-394 sayılı, 04.12.2024 tarihli ve 227-395 sayılı kararlarında açıklandığı üzere;TCK'nın 30. maddesinde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir.Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır.Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun maddi unsurlarından birisi de mağdur olup kanun koyucu TCK'nın 103. maddesinde üç grup mağdura yer vermiştir. Birincisi on beş yaşını tamamlamamış olan çocuklar, ikincisi on beş yaşını tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklar, üçüncüsü ise on beş yaşını tamamlayıp on sekiz yaşını tamamlamamış olan çocuklardır. Birinci ve ikinci grupta yer alan çocuklara karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın dahi gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış istismar suçunu oluşturmakta, eylemin bu kişilere karşı cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi ise anılan maddenin dördüncü fıkrası uyarınca cezanın yarı oranında artırılmasını gerektirmektedir. Üçüncü grupta yer alan çocuklar yönüyle eylemin suç oluşturması için gerçekleştirilen cinsel davranışların cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Nitekim cebir, tehdit ve hile olmaksızın on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, anılan Kanun'un 103. maddesinde düzenlenmiş olan çocukların cinsel istismarı suçundan cezalandırılamayacaktır.Fail, cinsel ilişkide bulunduğu mağdurenin on beş yaşını doldurmadığı hâlde, doldurduğu düşüncesiyle mağdur ile rızasıyla cinsel ilişkide bulunur ve şikâyetçi olmayan mağdurun yaşı konusundaki hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca suçun maddi unsurlarından olan mağdurenin yaşına ilişkin bu hatasından yaralanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve bu suçun taksirle işlenmesi hâli cezalandırılmadığından CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatine karar verilmesi gerekecektir.Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede, in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, muhtemel şüphenin gerekçeli bir şekilde tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti durumunda vicdani kanaate ulaşılmasının mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:30.03.2015 tarihinde rahatsızlanarak kaldırıldığı Karabük Eğitim ve Araştırma Hastanesinde muayene edilen ve nüfus kaydına göre belirtilen tarih itibarıyla 15... ay 9 günlük olan mağdurun yirmi bir haftalık hamile olduğunun ortaya çıktığı, yapılan soruşturma neticesinde sanık ile mağdurun 2014 yılı içerisinde aileleri arasında yapılan düğün merasimi ile gayriresmî olarak evlendirildiklerinin ve birden fazla kez cinsel ilişkiye girdiklerinin anlaşıldığı hususunda Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında herhangi bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya kapsamı itibarıyla isabetsizlik bulunmayan olayda;Sanık, CMK’nın 148/4. maddesi gereğince yargılama evresinde doğrulanmadığı için hükme esas alınamayacak kolluk ifadesi haricinde tüm aşamalarda, evlendikleri ve cinsel ilişkiye girdikleri tarihlerde mağdurun on sekiz yaşında olduğunu bildiğini savunmuş, bu savunması mağdurun aynı yöndeki anlatımları ile doğrulanmıştır. 08.02.2017 tarihli duruşmada hazır bulunan uzman tarafından kayden on yedi yaşını doldurmuş olan mağdurun fiziksel olarak on dokuz-yirmi yaşlarında gösterdiği kanaati bildirilmiştir. Hastane doğumlu olması sebebiyle yaş tespiti yapılamayacak olan mağdurun, Karabük Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 14.02.2017 tarihli raporda yer alan radyolojik kemik yaşı itibarıyla on dokuz yaş ile uyumlu olduğuna ilişkin değerlendirme de savunma ve uzman kanaati ile uyumluluk göstermektedir. Tespit edilen gebelik haftası esas alınarak sanık ile mağdurun cinsel ilişkiye girdikleri muhtemel tarihin belirlenmesine ilişkin Adli Tıp Şube Müdürlüğünce 19.11.2014 – 02.12.2014; Adli Tıp İhtisas Dairesince ise 29.10.2014 – 30.11.2024 tarihleri arasındaki zaman dilimlerinde gerçekleşmiş olabileceğine dikkat çekilmesi karşısında, kesin tarihi belirlenemediğinden sanığın en lehine değerlendirmeyle gebeliğe konu cinsel ilişki tarihinde mağdurun 14... ay 11 günlük olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Bu cümleden olarak sanıkla cinsel ilişkiye girdiği tarihte mağdurun on beş yaşını neredeyse dolduracak olması da dikkate alındığında; sanığın olay tarihinde içinde bulunduğu sosyal ortam, eğitim düzeyi, kültürel durumu, kişisel özellikleri ve olayın seyri gözetildiğine, mağdurun gerçek yaşını bilmediğine dair istikrar gösteren savunmalarının aksi kanıtlanamadığından, bu hususta oluşan kuşkunun da in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince lehine değerlendirilmesi gerektiği dikkate alındığında; mağdurun suç tarihindeki yaşı bakımından sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanmasında zorunluluk bulunduğu kabul edilmelidir.Bu itibarla, isabetsiz bulunan Bölge Adliye Mahkemesinin direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.V. KARARAçıklanan nedenlerle;1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 13.03.2024 tarihli ve 102-350 sayılı direnme kararına konu hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının oluştuğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,2- Dosyanın, gereği için kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.