Anahtar kelimeler: Şoförlü Ulaştırma Konulu Tahsisi Akdedildiğini Proje Yolcu Taşıma Tanımlandığını Şirketler

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: ████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2021
NUMARASI
: ████████ E. - ████████ K.
DAVANIN KONUSU
: Tazminat (Yolcu taşıma sözleşmesinden kaynaklanan)
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı şirketler arasında şoförlü araç tahsisi ve hizmet konulu ''Ulaştırma Hizmetleri Sözleşmeleri'' akdedildiğini, sözleşmede davalıların ''Proje'' olarak, davacının ise ''Şirket'' olarak tanımlandığını, bu sözleşmelerin konusunun ...bağlı şirketleri (yeni ünvanı ...) veya iştirakleri konumunda bulunan ve sözleşmede belirtilen adreste faaliyet gösteren Projenin işyerinde çalışan personeline veya Projenin konuklarına davacı eliyle şoförlü araç tahsis edilmesi, işbu kişilerin ulaşımlarının sağlanması ile davacı tarafından verilen hizmet karşılığında yapılan her km başına ücret alınması olarak belirlendiğini, sözleşmelerin █████/2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere imzalandığını ve sözleşmelerin bitiş tarihinin de █████/2020 olarak kararlaştırıldığını, ancak dava konusu sözleşmelerin hiçbir gerekçe göstermeksizin davalılar tarafından █████/2018 tarihi itibariyle tek taraflı olarak feshettiğini, davacının şirketin bu sözleşmelere duyduğu inanç ve güven sebebiyle projede sözleşme kapsamında ve sözleşme süresince çalıştırılmak üzere toplam 150 araç ve her bir araç için toplam 150 personel, projede masa amiri olarak çalıştırılmak üzere 15 personel, şirket merkezinde bu hizmetin koordinasyonunu yapmak üzere 10 personel, bu araçların servis ve bakım hizmetlerini yürütmek üzere 5 personeli araç servis bölümünde istihdam ettiğini, davacının sözleşmelerin fesih tarihi olan █████/2018 tarihine kadar bu hizmeti tam ve eksiksiz yaptığını, davacının hizmetini ifa etmek için ..'den almak zorunda olduğu izin ve belgeler için de fahiş miktarda masrafa katlandığını, davacının bu sözleşmeler dolayısıyla yükümlülüğünü yerine getirmek için yaklaşık 10.000.000,00 TL tutarında ticari yatırım yaptığını, ancak ...ve yeni adıyla ... şirketleri olan davalıların sözleşmeleri feshettiklerini, davalıların sözleşmeleri feshettikten sonra o güne kadar tahakkuk etmiş hak edişlerini yani hizmet bedellerini de ödemekten kaçındıklarını, bu konuda davalıların bir çok kez yazılı ve şifahi olarak uyarıldığını ancak yine de ödeme yapılmadığını, davalı tarafın basiretli bir tacir gibi davranmayarak bitiş tarihi 31.12.2020 olan sözleşmeleri 27 ay önce feshederek davacıyı çok büyük zararlara uğrattığını, sözleşmelerin ''Mali Hükümler'' başlıklı bölümünün 7.█████ maddesinde ''Şirket, ... (yeni ünvanı ...) şirketleri bünyesinde işlettiği araç sayısının iptal edilen adedi %10'u geçtiğinde araç başına sözleşme sonuna kadar 800,00 TL + KDV bedele hak kazanacaktır, 1-5 araçlık gruplar bu uygulamaya dahil değildir.'' şeklinde düzenleme olduğunu ileri sürerek, dava ve taleplerini ıslah etme hakkı saklı kalmak kaydıyla, müvekkilinin uğramış olduğu zararların tazmini için şimdilik 10.000,00 TL tazminat ve kazanç kaybının sözleşmenin feshi tarihinden itibaren bankaların mevduata uyguladığı en yüksek faizle birlikte davalı ... AŞ (Eski Ünvan: ... AŞ)'den, 10.000,00 TL tazminat ve kazanç kaybının sözleşmenin feshi tarihinden itibaren bankaların mevduata uyguladığı en yüksek faizle birlikte davalı ... AŞ’den, 10.000,00 TL tazminat ve kazanç kaybının da sözleşmenin feshi tarihinden itibaren bankaların mevduata uyguladığı en yüksek faizle birlikte müşterek müteselsil sorumlu davalılar ... AŞ (Eski Unvan: ... A.Ş.), ... AŞ, ... ... AŞ, ... AŞ (Eski Unvan: ... AŞ), ... AŞ, .... AŞ, .... AŞ, .... AŞ (Eski Unvan: ... AŞ ve ... AŞ’den alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, savunmasında özetle; huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının hukuka aykırı olduğunu, ....... AŞ ile ... AŞ arasında imzalanan ''Hedef Şirketlerin Hisse Devri yoluyla satışı Sözleşme''lerine istinaden 16.05.2018 tarihinde hisse devri gerçekleştiğini, davalı şirketlerin unvanlarının ... AŞ, ... AŞ, ......... AŞ ve .... AŞ olarak değiştiğini, davacı ile şoförlü araç tahsisi ve ulaşım sağlanması hizmeti alınmasına ilişkin olarak davalılardan ... AŞ (Eski Unvanı: ... AŞ) ile 09.08.2017 tarihli, ... AŞ ile 01.01.2017 tarihli ve ... AŞ (Eski Unvan: ... AŞ), ........ AŞ, ... ... AŞ, . ...... ...... AŞ (Eski Unvan: ...... AŞ), ... AŞ, .....AŞ, .... AŞ, ....AŞ (Eski Unvan: .... A.Ş.) ve ... AŞ ile 10.08.2017 tarihli olmak üzere ayrı ayrı sözleşmelerin imzalandığını, sözleşmelerin ''Fesih ve Tazminat'' başlıklı maddelerindeki ''........ .... (müvekkil şirketler) 30 (otuz) gün öncesinden ihbar etmek kaydıyla dilediği zaman sözleşmeyi tek taraflı ve tazminatsız olarak fesih yetkisini de haizdir.'' hükmüne istinaden .... Noterliğinin ....08.2018 tarih ve ...yevmiye nolu ihtarnamesi ile sözleşmeler hukukuna ve usule uygun şekilde feshedildiğini, sözleşmelerin tacirler arasında ve sözleşme serbestisi ilkesi içerisinde özgür irade ile kabul edilerek imzalandığını, feshin süresinde ve yazılı bildirim yapılmak suretiyle sözleşmelerin müvekkili şirketlere tek taraflı ve tazminatsız olarak açık fesih hakkı veren hükümlerine ve hukuka uygun şekilde fesih edildiğini, fesih tarihinin davalı şirketin genel müdürü, genel müdür yardımcısı ile yapılan toplantı neticesinde davacının talebi de dikkate alınarak karşılıklı mutabakatlı olarak █████/2018 tarihi olarak belirlendiğini, davalının 2013 yılından itibaren müvekkili şirkete ulaştırma hizmeti vermeye başladığını, yani müvekkili şirketlere altı yıldır hizmet verdiğini, davacının yeni yatırım yapıldığı iddialarının yersiz olduğunu, müvekkili şirketlerin evvelce dava dışı ...ait şirketler olduğunu, ....... Grubu tarafından .....AŞ ile imzalanan ''Hedef Şirketlerin Hisse Devri Yoluyla Satışı Sözleşmesi"ne istinaden █████/2018 tarihi itibariyle devralındığını, davaya konu sözleşmelerin işbu hisse devri öncesinde ... ile davacı yan arasında imzalanan sözleşmeler olduğunu, şirket devrinden sonra müvekkillerinin davaya konu sözleşmelerin tarafı haline geldiğini, sözleşmelerin 11.1. maddesindeki "...proje 30 (otuz) gün öncesinden ihbar etmek kaydıyla dilediği zaman sözleşmeyi tek taraflı ve tazminatsız olarak fesih yetkisini de haizdir. İşbu halde şirket, söz konusu fesih tarihine kadar yerine getirdiği edimler hariç olmak üzere proje'den hangi nam ve ad altında olursa olsun, hiçbir hak, alacak, kar kaybı, tazminat vb. talepte bulunamaz.'' şeklindeki bu hükümle davacının bu fesih sebebi ile tazminat, kâr kaybı vb. taleplerde bulunamayacağının açıkça hükme bağlandığını, sözleşmelerin tamamen ticari ve ekonomik sebeplerden doğan gereklilik neticesinde feshedildiğini, herhangi bir kötü niyet ya da kasıtlı tutumun söz konusu olmadığını, bir hakkın hukuka uygun kullanımı olduğunu, sözleşmenin 7.█████. maddesinin sözleşmelerin feshine ilişkin olmadığını, düzenlenme şekli ya da lafzına bakıldığında, işbu maddenin sözleşmenin taraflar arasında yürürlüğünün devam ettiği süre içerisinde uygulama alanı bulacağını, maddenin sözleşme süresi içinde gerçekleşecek araç sayısındaki azalmalar için düzenlendiğini, basiretli bir tacir olan davacı bakımından öngörülemez veya sonradan ortaya çıkan bir durum söz konusu olmadığını, sözleşmenin başından beri sonuçları belli olan ve taraflar arasında müzakere sonucu kabul edilen hükümleri sebebi ile sözleşmenin devam edeceğine duyulan inançtan bahsedilemeyeceğini, her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiğini, bu ilkenin sözleşmenin imzası, ifası ve feshi aşamalarının hepsinde gözetilmesi gerektiğini, sözleşme hükümleri açık olup, davacının basiretli bir tacir olarak ileride ne gibi durumlarla karşılaşacağını düşünmesi ve buna göre hareket etmesi gerektiğini, sözleşmenin tazminatsız, tek taraflı fesih hakkı kabul edilmiş olmasına rağmen, sözleşmenin feshinden sonra bu hususun sözleşmeye aykırı olduğunun iddia edilmesinin ve akabinde huzurdaki davanın açılmasının sözleşmeye ve hukuka aykırı olduğu gibi kötü niyetli bir tutum olduğunu, feshe konu sözleşmelerin tacirler arasında, hükümleri mutabakat ve serbest irade ile belirlenmiş ve imzalanmış sözleşmeler olup müvekkili şirketlerin sözleşme hükümlerinden doğan haklarını hukuka uygun şekilde kullanarak fesih işlemini gerçekleştirdiğini, davacının personel istihdam ettiği konusundaki beyanlarının abartılı, samimiyetsiz ve gerçekliği yansıtmadığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin, dava konusu sözleşmelerin yürürlük tarihi olan 01.01.2017 tarihinde başlamadığını, davacının 2013 yılından itibaren davalıya ulaştırma hizmeti verdiğini, yaklaşık altı yıldır hizmet verdiğini, iddia edildiği gibi özellikle ve yeni bir yatırım yapılmadığını, işbu sözleşmelere duyulan inanç ve güven sebebi ile ekstra bir maliyete katlanılmadığını, davacının ana faaliyet alanı ulaştırma hizmetleri ve servis işletmeciliği olduğunu, hizmet verdiği tek şirketin de müvekkili şirketler olmadığını, genel işlem koşulları standart/çerçeve sözleşmeler bakımından uygulama alanı bulduğunu, somut olayda tacirler arasında yapılan işbu sözleşmelerin karşılıklı müzakereler sonucunda kabul edildiğini, sözleşmelerin standart, müzakere edilmeksizin imzalanan sözleşme olmadığını, bu sebeple aksi iddianın da yerinde olmadığını, sözleşmeye aykırılık ya da haksız fesih bulunmadığı gibi davalıların davaya konu sözleşmeyi feshetmesi için ticari ve ekonomik sebeplerle işletmesel zorunluluklar nedeniyle oldukça geçerli ve haklı sebepleri de olduğunu, davalıların evvelce dava dışı ...'na ait şirketler olup, 16.05.2018 tarihi itibariyle ile devralındıklarını, davaya konu sözleşmenin, işbu hisse devri öncesi ... ile davacı yan arasında imzalanan bir sözleşme olup, müvekkilleri ... şirketleri devirden sonra ve tabir-i caiz ise gayri ihtiyari sözleşmenin tarafı haline geldiğini, davalıların bizzat müzakere edemediğini, ... kapsamındaki şirketler bakımından ulaştırma hizmeti alacak şirket sayısının ...'nda bulunan hâlihazırdaki şirketlere ilaveten ... devralınan şirketleri de kapsar şekilde toplamda yirmi bire yükseldiğini, davalıların bünyesinde yer aldığı ..., dava dışı ...AŞ., ... AŞ ve ...gibi şirketleri de bünyesinde barındırmakta olduğunu, medya ve emlak sektöründe hizmet verdiğini, bu şirketlerin hâlihazırda ulaştırma hizmetleri alındığını, iki farklı ulaştırma ve taşıma şirketinin, aynı lokasyonda aynı hizmeti vermesi gibi bir garabet söz konusu olduğunu, ayrıca .......AŞ ve ... AŞ'nin almış oldukları hizmetin, kalite ve maliyet bakımından davacının vermiş olduğu hizmetten açıkça daha avantajlı olmakla, tamamen ticari ve ekonomik şebeplerle işletmesel karar alınmak mecburiyeti hasıl olduğunu, davacının faiz başlangıç tarihine ilişkin talebi ile faiz talebin de yerinde olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Dava; taraflar arasında imzalanan ulaştırma hizmetleri sözleşmesinin feshedilmesinden kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Taraflar arasında 01.01.2017 tarihinden geçerli olmak üzere ulaştırma hizmetleri sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin bitiş tarihinin 31.12.2020 olarak kararlaştırıldığı, öngörülen süreden önce davalıların sözleşmeyi feshettikleri hususlarında taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığı görülmüştür. İhtilaf; davalılar tarafından yapılan fesih bildiriminin haksız olup olmadığı ve buna bağlı olarak davacının cezai şart tazminatı ve uğranılan diğer zararları talep etme şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplandığı görülmüştür. Taraflar arasındaki sözleşmenin,"Fesih Ve Tazminat" başlıklı maddesine göre: "PROJE 30 (otuz) gün öncesinden ihbar etmek kaydıyla dilediği zaman sözleşmeyi tek taraflı ve tazminatsız olarak fesih yetkisini de haizdir. İş bu halde Şirket söz konusu fesih tarihine kadar yerine getirdiği edimler hariç olmak üzere Proje'den hangi nam ve ad altında olursa olsun hiçbir hak alacak kar kaybı tazminat vb. Talepte bulunamaz" şeklinde düzenleme mevcuttur. 6102 sayılı TTK'nın 18/2. (mülga 6762 sayılı TTK'nın 20/II.) maddesine göre her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Bu ilke sözleşmenin imzası, ifası ve feshi aşamalarının hepsinde gözetilmesi gereken ilke olması nedeniyle davalılar tarafından, sözleşmenin davacı aleyhine hükümler içermesine rağmen bu durumu kabul eden tacir davacının sözleşme serbestisi ilkesi ile sözleşme hükmü nazara alındığında tazminat, bedel vb. herhangi bir talepte bulunamaya cağı belirtilmiş ise de, imzalanmış sözleşmenin yürütümü sırasında da hukukun genel ilkelerinden olan TMK'nın 2. maddesi gereğince de, hak ve borçların kullanımı ve ifasında da iyiniyet kurallarına uyulması gerekmektedir. Bir hakkın sırf başkasını zarara sokacak şekilde kötüye kullanılmasını kanun himaye etmeyeceği uyuşmazlık konusu sözleşme hükmü bu açıdan değerlendirildiğinde bu sözleşme maddesinin davalılara keyfi olarak nitelendirilebilecek mutlak bir hak bahşetmediğinin kabulü gerektiği (T.C. YARGITAY 11. Hukuk Dairesi ESAS NO:████████ KARAR NO : ████████ vb ilamlar) buna göre davalının savunmaları da nazara alınarak, sözleşmeyi fesihte haklı olup olmadığı yönünde MK'nın 2. maddesi kapsamında mahkememizce değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna ulaşılarak; Tüm dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporu hep birlikte değerlendirildiğinde; davacı ile davalı şirketler arasında şoförlük araç tahsisi ve hizmet konulu 'Ulaştırma Hizmetleri Sözleşmeleri' akdedildiği, işbu sözleşmenin davacı tarafından ... ile imzalandığı, ...Grubuna 16.05.2018 tarihinde devri ile davalı şirketlerin sözleşmenin tarafı olduğu, ve davalılar tarafından .... Noterliğinin 14.08.2018 tarih ve ...yevmiye numaralı keşide edilerek sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiği, feshin sözleşmeye uygun olarak 30 gün önceden ihbar edildiği anlaşılmış olup; somut olayda davalı tarafından sözleşmenin feshine yönelik savunmaları gözetildiğinde; ...Grubunu devralması sonucunda ... kapsamındaki şirketler bakımından ulaştırma hizmeti alacak şirket sayısının ... bulunan halihazırdaki şirketlere ilaveten ... devralınan şirketleri de kapsar şekilde 21 sayısına ulaşması, ...dava dışı ...A.Ş. Ve ... A.Ş. Ve ...gibi şirketleri de bünyesinde barındırmakta olduğundan ve anılan hisse devri sözleşmesi sonrası iş bu şirketlerin merkez adresleri ve faaliyet yerlerini davalı şirketler adresine taşıdıkları ve bu nedenle 2 farklı ulaştırma ve taşıma şirketinin aynı lokasyonda aynı hizmeti vermesinden ötürü meydana gelen garabetin söz konusu olduğu ile davalılar tarafından dava dışı üçüncü şirketler ile aynı konuda yapılan sözleşmenin hizmet bedelinin daha düşük olmasından ötürü tasarruf sağlandığı ve buna göre ticari ve ekonomik sebeplerle feshin gerçekleştiği iddialarının gerek dosyaya sunulan sözleşmelerin karşılaştırılması ve delillerin incelenmesi gerekse ileri sürülen iddiaların mahkememizce haklı fesih sebebi olarak kabulünün gerektiği kanaatine varıldığından; bu halde davacının iddialarını ispat edemediği, davacının talebinde haksız olduğu ve haklı fesih söz konusu olduğundan cezai şart ve diğer tazminat istemlerinin talep edilemeyeceği anlaşılmakla; davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Ayrıca ... A.Ş. ... A.Ş., ... A.Ş. ... A.Ş., .... A.Ş., .... A.Ş., ... ANONİM ŞİRKETİ, ... ANONİM ŞİRKETİ Şirketlerine ait dosyamıza sunulan tüm vekaletlerin süreli olduğu ve süresinin dolmuş olduğu görüldüğünden bu şirketler lehine vekalet ücreti takdir edilmemiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusun da bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; sözleşmenin haklı veya haksız, dürüstlük kuralına aykırı fesih edilip edilmediğinin bu ihtarname içeriğine göre belirlenmesi gerektiğini, davalının noter ihtarnamesi ile bağlı olup "fesih sebebi ile bağlılık ilkesi" gereği noter ihtarnamesinde zikredilmeyen bir sebebe dayanmayacağını, noter ihtarnamesine bakıldığında ise herhangi bir sebep gösterilmediğini, sadece sözleşmenin 11. maddesindeki ne şekilde fesih yapılabileceğine ilişkin hususa atıf yapıldığını, mahkemece, davalının ihtarname dışında huzurdaki davada sunmuş olduğu gerekçeleri de dikkate alarak hüküm oluşturmasının usul yasaya aykırı olduğunu, tarafların tacir olduğunu ve davalıların da tacir basiretine sahip olması gerektiğini, davalının sözleşmelerin feshini dayandırdığı 11.1 maddesinde 30 gün önceden bildirmek suretiyle sözleşmeyi sona erdirme gibi bir hakkı bulunmasına rağmen tüm haklarda olduğu gibi bu hakkın kullanılmasının da TMK'nın 2. maddesinde zikredilen dürüstlüt kuralıyla sınırlı olduğunu, davalının bu hakkını kötüye kullandığını, davalıların devraldıkları sözleşmelere bağlılığını, ahde vefasını devam ettirmesi gerektiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin █████████ Esas, █████████ Karars ayılı kararın iddialarını doğruladığını, bir ay önceden bildirim şartına dayalı olarak yapılan ve başkaca sebep gösterilmeyen feshin TMK 'nın 21. maddesine aykırı ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunun tespit edildiğini, mahkemece verilen kararda tüm davalılar yönünden davanın aynı sebeple reddedilmiş olmasına rağmen 4.080 TL vekalet ücretine iki kez ayrı ayrı hükmedilmesinin doğru olmayıp bu yönden de kararın kaldırılması gerektiğini, AAÜT'nin 3/2 maddesine açıkça aykırılık bulunduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, taraflar arasındaki ulaştırma hizmetleri sözleşmelerinin süresinden önce feshedilmesinden dolayı doğduğu iddia edilen zararların tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Dava dosyası istinaf incelemesi için Dairemize gelmiş ve █████████ Esas sırasına kaydı yapılmıştır. Bu dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 26.02.2025 tarihli, █████████ E - ████████ K sayılı kararla; HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davcı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile vekalet ücreti yönünden düzeltilmek üzere ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizin anılan hükmünün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 6. Yargıtay Hukuk Dairesinin █████████ Esas - █████████ Karar sayılı, 01.12.2025 tarihli kararıyla, Dairemizin anılan hükmü bozulmuştur.Yargıtay bozma ilamında; "...Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ulaştırma hizmetleri sözleşmelerinin süresinden önce feshedilmesinden dolayı tazminat istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki sözleşmenin davalılarca 30.09.2018 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde süresinden önce feshedildiği anlaşılmaktadır. Davacı, feshin haksız olduğunu ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, fesih nedeniyle uğradığı zararlardan davalıların sorumlu olduğunu ileri sürmüş; davalı ise feshin sözleşmenin 11.1 maddesinde öngörülen usule uygun şekilde yapıldığını savunmuştur. Sözleşmenin 'Fesih ve Tazminat' başlıklı 11.1 maddesinde 'roje 30 (otuz) gün öncesinden ihbar etmek kaydıyla dilediği zaman sözleşmeyi tek taraflı ve tazminatsız olarak fesih yetkisini de haizdir. İş bu halde şirket söz konusu fesih tarihine kadar yerine getirdiği edimler hariç olmak üzere projeden hangi nam ve ad altında olursa olsun hiçbir hak, alacak, kar kaybı, tazminat vb. talepte bulunamaz.' düzenlemesini içermektedir. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 18/2. maddesine göre her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca, 'Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.' hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir. Her ne kadar mahkemece feshin sözleşmeye uygun yapıldığı, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca yapılan değerlendirmede dava dışı üçüncü şirketlerle aynı konuda yapılan sözleşmenin hizmet bedelinin daha düşük olması sebebiyle tasarruf sağlandığı yönündeki davalı iddialarının haklı fesih olarak kabulü gerektiği belirtilmiş ise de; davalı tarafça davacıyla olan sözleşmenin feshedilmesinden sonra dava dışı üçüncü kişiyle aynı konuda sözleşme yapıldığı uyuşmazlık dışı olup bu durum ise davalıların sözleşmenin feshinde kötüniyetle hareket ettiğini göstermektedir. Davalıların sözleşmeyi haksız ve kötü niyetle feshettiği dikkate alınarak davacının dava konusu talepleri değerlendirilerek sözleşmenin feshi nedeniyle varsa uğradığı zararlarının tespit edilmesi gerekirken hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş kararın bozulması gerekmiştir..." denilmiştir.Bozma üzerine, Dairemizce, dosyanın yukarıdaki yeni esas numarasına kaydı yapılarak HMK'nın 373/3. maddesi uyarınca duruşma açılmış, taraflara duruşma günü tebliğ edilmiştir. Duruşmada, davalılar vekili önceki kararda direnilmesini talep etmiş; HMK'nın 377/5. maddesi uyarınca, Dairemizin bozulun hükmünde direnilmesine karar verilmiştir.
DİRENME GEREKÇESİ
Bozulan karar gerekçesinde de belirtildiği üzere;
Taraflar arasında 09.08.2017 tarihli, 01.01.2017 tarihli ve 10.08.2017 tarihli olmak üzere üç ayrı ulaştırma hizmetleri sözleşmesi bulunmakta olup, sözleşmerin başlangıç tarihlerinin 01.01.2017, bitiş tarihlerinin ise 31.12.2020 tarihi olduğu; davacı ile sözleşmeyi yapan ... şirketlerinin sözleşmeden sonra davalılarca 31.05.2018 ve 26.06.2018 tarihlerinde devralınması sonrasında davalıların sözleşmenin tarafı hâline geldikleri, davalıların 14.08.2018 tarihli ihbarname ile sözleşmede belirtilen süre olan otuz gün önceden bildirmek suretiyle sözleşmelerin feshedildiğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.
Davacı, feshin haksız olduğunu ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, haksız fesih sebebiyle sözleşmenin 7.11 maddesinde öngörülen tazminattan ve kazanç kaybı nedeniyle uğradığı zarardan davalıların sorumlu olduğunu ileri sürmüş; davalı ise feshin sözleşmenin 11.1 maddesinde öngörülen usule uygun şekilde olduğunu savunmuştur. Sözleşmelerin ''Fesih ve Tazminat'' başlıklı 11.1 maddesinde ''... ... (otuz) gün öncesinden ihbar etmek kaydıyla dilediği zaman sözleşmeyi tek taraflı ve tazminatsız olarak fesih yetkisini de haizdir. İş bu halde Şirket söz konusu fesih tarihine kadar yerine getirdiği edimler hariç olmak üzere Proje'den hangi nam ve ad altında olursa olsun hiçbir hak alacak kar kaybı tazminat vb. talepte bulunamaz." şeklinde düzenlemeye yer verildiği görülmektedir. Somut olayda, davacı, feshin haksız ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu ileri sürerek, cezai şart olarak nitelediği sözleşmenin 7.11. maddesindeki tazminatı ve müspet zarar (kâr-kazanç kaybını) talep etmiştir.Sözleşmelerin 11.1 maddeleri kapsamında davalıların, diledikleri zaman tek taraflı ve tazminatsız olarak sözleşmeyi fesih yetkileri mevcuttur. Her iki taraf tacir olup, özgür iradeleri ile sözleşmeyi imzalamışlardır. Sözleşmenin yukarıda yer verilen hükümleri kapsamında, davalı şirketler tarafından sözleşmeler, ihbar önellerine ve ihbar şekline riayet edilerek tek taraflı ve tazminatsız olarak feshedilmiştir. Bu kapsamda, sözleşmelerin, tarafların birlikte belirlemiş oldukları sözleşme hükümlerine uygun olarak feshedildiği açıktır. Sözleşmelerin açık koşulları dikkate alındığında, haksız veya erken fesihden söz etmek mümkün görünmemektedir. Taraflar, birer sermaye şirketidir. Mahkemece bu husus nazara alınarak feshin sözleşmeye uygun olduğunun tespiti yerinde olmuştur. Sözleşmenin her bir maddesi tarafların hak ve edimleri ile birlikte sözleşme süresi ve fesih şekilleri de dâhil olmak üzere, ayrıntılı ve açık şekilde düzenlenmiştir. Davacı vekili, fesih ihbarnamesi kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğini, davalıların daha sonra ileri sürdükleri fesih sebebinin incelenemeyeceğini ileri sürmüş ise de ilk derece mahkemesince, feshin, sözleşmelerin 11.1 maddelerinde öngörülen tek taraflı ve tazminatsız olarak fesih yetkisi kapsamında olduğu tespit edilmiştir. Fesih ihbarnamesinde açıkça, sözleşmelerde yer alan fesih yetkisine dayanıldığı ve sözleşme hükümleri uyarınca otuz günlük süre sonunda sözleşmelerin sona ereceğinin ihbar edildiği, ilk derece mahkemesince de sözleşmedeki tek taraflı fesih haklarına dayanarak hüküm kurulduğu, dolayısıyla, davadaki savunmada ihbarnamedeki fesih sebebinin değiştirilmediği anlaşılmaktadır. Ancak bu fesih hakkın kullanımının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığı değerlendirmesini yaparken, davalıların ileri sürdüğü ve dosyaya sunduğu hisse devri öncesinde mevcut ulaşım hizmet sözleşmelerinin bulunması ve bunun yeterli olması sebebiyle feshin ekonomik ve ticari sebepler gözetilerek yapıldığı ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde davalı davranışının bulunmadığı sonucuna ulaşılmış olmasında da usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir. Davacı vekilince Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ilamına emsal olarak dayanılmış ise de, söz konusu karardaki somut olay ile eldeki davaya konu somut olay farklı olup her dava konusu uyuşmazlığın kendine özgü özellikleri olduğu nazara alındığında bu kararın somut olay için emsal olamayacağı anlaşıldığından aksi yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Yüce 6. HD bozma ilamında, "...davalı tarafça davacıyla olan sözleşmenin feshedilmesinden sonra dava dışı üçüncü kişiyle aynı konuda sözleşme yapıldığı uyuşmazlık dışı olup bu durum ise davalıların sözleşmenin feshinde kötüniyetle hareket ettiğini göstermektedir. Davalıların sözleşmeyi haksız ve kötü niyetle feshettiği dikkate alınarak davacının dava konusu talepleri değerlendirilerek sözleşmenin feshi nedeniyle varsa uğradığı zararlarının tespit edilmesi..." gerektiği belirtilmiş ise de bu görüşe katılmak mümkün olmamıştır. Zira yukarıda açıklandığı üzere, sözleşmelerin tarafları ve aynı zamanda eldeki davanın tarafları olan şirketler tacirdir. Tacir olmaya bağlanan en önemli yükümlülüklerden birisi ise TTK'nın 18/2 hükmü uyarınca, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğüdür. Davacı tacir, kendi özgür iradesiyle taşıma sözleşmeleri imzalamış olup bu sözleşmelerdeki tüm koşullarla bağlıdır. Sözleşmede, TBK'nın 27. maddesi uyarınca sözleşme yapma özgürlüğü sınırlarını aşan her hangi bir hüküm yoktur. Bu sözleşmelerde davalılara verilen tek taraflı ve tazminatsız fesih haklarının, davacının açık kabulü ile verildiği ve davacının bu sözleşme hükümleriyle bağlı olduğu açıktır.Yüce Yargıtay 6. HD'nin bozma kararında da isabetle belirtildiği üzere, sözleşmede verilen fesih hakkının TMK'nın 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kuralına aykırı kullanılmasını elbette kanun himaye etmez. Ancak eldeki uyuşmazlıkta, davacının tek taraflı fesih hakkını kullanmasında dürüstlük kuralına aykırı bir durum bulunduğu kanıtlanmamıştır. Davalıların, davacı ile olan sözleşmeleri feshettikten sonra, personel taşıma konusunda başka bir şirketle sözleşme yapmış olması, tek başına davalıların fesih haklarını kötüye kullandıkları anlamına gelmez. Davalı şirketler, fesihten sonra da ticari tercihleri doğrultusunda personel taşıma konusunda elbette sözleşmeler yapacaklardır. Kaldı ki sözleşmelerde fesih hakkının kullanılması herhangi bir koşula bağlanmamıştır. Davalı şirketlerin, fesihten sonra başka şirketlerle taşıma sözleşmesi yapmayacaklarına dair bir taahhütleri de yoktur.
Davalılar vekili, müvekkili şirketlerdeki hissedar değişimi sonrasında, gurup bünyesinde daha önceden var olan şirketlerle birlikte tüm şirketlerin personellerinin taşınması konusunun yeniden düzenlenmesi ihtiyacı doğduğunu, bu kapsamda ortaya çıkan ticari gereksinimler doğrultusunda davacıyla olan sözleşmelerin feshedildiğini ve zaten gurup bünyesindeki diğer şirketlerin personelini taşımakta olan şirketle anlaşma yaptıklarını savunmaktadır. Bu savunmanın aksini gösteren bir iddia ve delil de dosyada mevcut değildir.Davalı şirketlerin, davacıyla olan sözleşmelerdeki fesih hakları dürüstlük kuralına aykırı şekilde kullandıkları söyleyebilmek için, davalıların sırf davacıya zarar vermek amacıyla ve hiç bir objektif gerekçe yokken bu feshi yaptıklarının kanıtlanması gerekir. Oysa davalılar vekili, feshin objektif ve ekonomik gerekçelerini ortaya koymuş ve fesih sebebini açıklamıştır. Davalı şirketlerin kendi ekonomik menfaatlerinin ve ticari tercihlerinin bir gereği olarak davacıyla olan sözleşmeleri feshetmeleri, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilemez. Tacir, sözleşmedeki tek taraflı fesih hakkını elbette kendi ticari ihtiyaçları gerektirdiğinde kullanacaktır. Aksi takdirde sözleşmelere konulmuş olan tek taraflı ve tazminatsız fesih haklarının hiç bir anlamı da kalmaz.Açıklanan bu nedenlerle, davacı vekilinin esasa dair ileri sürdüğü istinaf sebepleri yerinde görülmemiş ve Yüce 6. HD'nin bozma ilamına uyulmamıştır.Bozulan kararımızda da belirtildiği üzere; ilk derece mahkemesince tüm davalılar yönünden davanın reddi sebebinin aynı olduğu dikkate alınarak, vekille temsil edilen davalılar yararına tek bir vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, hüküm fıkrasında Mozaik ... AŞ, ... ... AŞ ile ... ... AŞ lehlerine ayrı ayrı vekalet ücretlerine hükmedilmiş olması usule aykırı bulunmuş ve bu yöne ilişkin davacı istinafının kabulü ile hükmün düzeltilmesi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, Yargıtay bozma kararı üzerine HMK'nın 373. maddesi uyarınca duruşmalı olarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda, Dairemizin 26.02.2025 tarihli, █████████ E. - ████████ K. sayılı kararında direnilmesine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
Dairemizin 26.02.2025 tarihli, █████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararında direnilmesine, bu doğrultuda;
HMK'nın 353/1.b.2 hükmü uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının vekalet ücreti yönünden düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;
1-Davanın reddine,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcından, peşin yatırılan 512,33 TL'nin mahsubu ile bakiye 219,67 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına.
4-Davalılar tarafından yapılan 47,00 TL yargılama davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
5-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden, iş bu hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 30.000,00 TL avukatlık ücretinin davcıdan alınıp, eşit miktarlarda davalılara verilmesine,
6-Artan gider ve delil avanslarının, karar kesinleştiğinde, yatıran taraflara iadesine,
7-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden:
a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, karar kesinleştikten sonra ve talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,
b-Davacı tarafından harcanan 162,10 TL istinaf başvuru harcı gideri ile 55,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 217,10 TL kanun yolu giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
c-İstinaf yargılamasında bir duruşma icra edildiğinden ve istinaf başvurusu kısmen kabul edilmiş olup her iki taraf yarına avukatlık ücreti taktiri gerekmekle, iş bu hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT uyarınca davadaki talep sonucunu geçmemek üzere belirlenen:
i- 30.000,00 TL avukatlık ücretinin davalılardan alınıp davacıya verilmesine;
ii-30.000,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınıp davalara verilmesine,
8-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara tebliğine,
9-Dosyanın, karar kesinleştikten sonra, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;
Davalılar vekilinin yüzüne karşı, davacı vekilinin yokluğunda, gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihinden itibaren ikişer haftalık süreler içinde temyiz yolu açık olmak üzere ve oy birliği ile verilen karar açıkça okundu █████/2026
KANUN YOLU
: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!