Anahtar kelimeler: Sosyalekonomik Gayriresmi Restaurant Üstelik Akışına Yapıp İnceleyen Kaldı Süreç Sayı

YARGITAY DAİRESİ
: 11. Ceza DairesiMAHKEMESİ
:Ağır CezaSAYISI
: 407-127I. HUKUKÎ SÜREÇNitelikli dolandırıcılık suçundan sanığın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.09.2014 tarihli ve 215-304 sayılı hükmün, katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 24.12.2020 tarih ve 37730-12976 sayı ile; "...Sanık hakkında başlatılan icra dosyaları ve yapılan sosyal-ekonomik durumuna göre katılanlara 160.000 TL gibi yüksek bir paranın üstelik herhangi bir sözleşme ve belge alınmadan verilmesinin restaurant işletmeciliği işi yapıp ticaret hayatında olan biri için hayatın olağan akışına uygun olmadığı, kaldı ki söz konusu paranın gayri-resmi ortaklık olarak verildiğine ve katılanların hesabına aktarıldığına yönelik bir belge ibraz edememiş olması, suça konu senedin tanık Av. ... ... yanında verildiğini iddia etmesine rağmen tanığın sanık beyanlarını doğrulamamış olması, katılanların aşamalarda değişmeyen istikrarlı beyanları ve bu beyanları destekler nitelikteki tanık anlatımları ile tüm dosya kapsamına göre; sanığın savunmasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu, bu hâlde sanığın sahte olarak oluşturduğu bonoyu kullanmak suretiyle kamu kurumu olan icra dairesini aracı kılmak suretiyle katılanlardan haksız menfaat elde ettiği, bu surette sanığın resmî belgede sahtecilik ve kamu kurum ve kuruluşlarını araç olarak kullanmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçlarından mahkûmiyeti yerine yetersiz gerekçe ile beraat hükmü verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.Yerel Mahkemece 23.09.2021 tarih ve 82-416 sayı ile bozma kararına direnilerek sanığın beraatine ilişkin verilen hükmün katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesince 06.10.2022 tarih ve 1574-15740 sayı ile; "...Yerel mahkemece direnme kararı verildiği belirtilmekle birlikte, hükmün gerekçesinin değiştirildiği, bu nedenle mahkeme kararının direnme niteliğinde olmayıp eylemli uyma olduğu," kabul edilerek yapılan incelemede önceki bozma ilamında yer verilen gerekçelerle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.Yerel Mahkeme ise 06.04.2023 tarih ve 407-127 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın beraatine karar vermiştir.Direnme kararına konu bu hükmün de katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.07.2023 tarihli ve 51589 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 15.01.2024 tarih ve 4348-368 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI ve KONUSUSanık hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan Özel Dairece zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmiş olup direnmenin ve temyizin kapsamına göre inceleme sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli dolandırıcılık suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.III. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya kapsamından;Dosyada mevcut 05.10.2010 düzenleme ve 25.10.2010 ödeme tarihli suça konu senedin alacaklısının sanık, borçlusunun katılan ..., kefilinin katılan ... ve tutarının da 160.000 TL olduğu,Mersin 2. İcra Müdürlüğünün ██████████ esas sayılı dosyasında yer alan 30.11.2010 tarihli ödeme emrine göre; sanık tarafından katılanlar aleyhinde başlatılan icra takip işleminin dayanağının suça konu senet olduğu, ödeme emrinin katılanlara 02.12.2010 tarihinde tebliğ edildiği, tebligat parçasında; "Site görevlisi ...'ün imzasız beyanı ile muhatabın şehir dışında olduğu belirtildiğinden muhtara bırakıldı." şerhinin yazıldığı ancak Mersin 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 09.06.2011 tarihli ve 368-598 sayılı kararı ile ödeme emri tebliğinin usulsüz olduğuna ve tebliğ tarihinin 23.03.2011 tarihi olarak düzeltilmesine karar verildiği, söz konusu kararın Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 06.03.2021 tarih ve 21603-6447 sayı ile onanmak suretiyle kesinleştiği,Katılanlar vekili tarafından 29.03.2011 tarihinde "Davalının (sanığın) Mersin 2. İcra Müdürlüğünün ██████████ sayılı dosyası ile icra takibi başlattığı, takibi usulsüz tebliğ ile kesinleştirdiği ve davacının (katılan ...'in) üzerine kayıtlı evin üzerine haciz koydurarak 26.03.2011 tarihinde kıymet takdiri yaptırdığı, bu evin davacının (katılan ...'in) sağlık ve sosyal durumuna uygun tek evi olduğu belirtilerek satışın tedbiren durdurulmasına ve haczin kaldırılmasına karar verilmesi," istemiyle açılan haczedilmezlik davasında Mersin 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 21.03.2013 tarihli ve 373-156 sayılı kararı ile davanın reddine ancak haczedilen evin satışının 180.000 TL'den aşağı olmak üzere yapılmasına ve bu bedelin davacıya verilerek varsa artanın alacaklıya ödenmesine ilişkin hükmün Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 10.09.2013 tarih ve 18312-27881 sayı ile eksik incelemeyle karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasından sonra bozmaya uyularak yapılan yargılamada Mersin 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 25.09.2014 tarihli ve 633-459 sayılı kararı ile davanın reddine ancak haczedilen evin satışının 150.000 TL'den aşağı olmamak kaydı ile yapılmasına ve bu bedelin hale münasip ev alabilmesi için davacı tarafa verilmesine hükmedildiği, dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 22.04.2015 tarih ve 33785-10994 sayı ile onanmak suretiyle kesinleştiği,Katılanlar vekili tarafından 27.03.2012 tarihinde; "Davacıların (katılanların) davalıya (sanığa) borçlu olmadıklarının tespiti," istemiyle açılan menfi tespit davasında Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesince 15.09.2021 tarih ve 76-500 sayı ile; sanık aleyhinde Mersin 4. İcra Müdürlüğünün ████████ sayılı dosyasında 3.390,12 TL, ████████ sayılı dosyasında 22.016,36 TL ve █████████ sayılı dosyasında 1.898,72 TL, Mersin 2. İcra Müdürlüğünün ██████████ sayılı dosyasında 1.561,59 TL, Mersin 1. İcra Müdürlüğünün ██████████ sayılı dosyasında ise 13.280,15 TL tutarındaki alacaklara yönelik icra takipleri yapıldığı belirtilerek ve inceleme konusu dosyaya ilişkin Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin bozma gerekçelerinden bahsedilerek davanın kabulü ile suça konu senetten dolayı davacıların (katılanların) davalıya (sanığa) borçlu olmadığının tespitine ilişkin verilen hükmün istinaf edilmeden kesinleştiği,Adli Tıp ve Grafoloji uzmanı tarafından düzenlenen 15.03.2013 tarihli bilirkişi raporuna göre; suça konu senette bulunan "...", "... ANNEGRET", "... MAH. ... II A...- BLOCK 14/ 31" ve "... ..." ibareleri ile borçlu sıfatıyla atılı imzaların katılan ...'in eli ürünü olduğu; "25.10.2010", "160.000.00", " 25... ", "YÜZALTMIŞBİN", "NAKDEN", "MERSİN", "M 05.10.2010" ve "MEZİTLİ / MERSİN" ibarelerinin katılan ... veya sanık eli ürünü olmadığı ve diğer katılan ...'e ait bu yönde bir yazı örneği bulunmadığından inceleme yapılamadığı, kefil sıfatıyla atılı imzaların katılan ...'in eli ürünü olduğu, ayrıca halen gerek ülkemizde gerekse yurt dışında yazı yaşı tayininde zaman birimleri açısından kullanılagelen bir yöntem mevcut olmadığından yazı yaşı tayini yapılamadığı,30.03.2004 tarihli Oto Satış Mukavelesine göre; satıcının sanık, alıcının katılan ..., satışa konu aracın 20 03... TS ... plakalı Fiat Palio araç ve satış bedelinin 15.000 TL olduğu, bedelin tamamının peşin olarak katılan ... tarafından ödendiği,Akbank Mersin Şubesince "... F S ... ... ..." adına çıkartılan hesap cüzdanına göre; 02.04.2004 tarihinde 11.000 Euro'nun nakit olarak hesaptan ödendiği,Dosyada mevcut pasaport ve elektronik uçuş bilet fotokopilerine göre; katılanların 01.11.2010 tarihinde ülkeden çıkış ve 16.03.2011 tarihinde ülkeye giriş yaptıkları,Yeminli Tercüman ... tarafından düzenlenen 23.03.2011 tarihli iki adet belgeden ilkinin;"Bay ... ... Opel Corsa marka bir otomobilin satın alınması amacıyla bugün 11.000 € alacaktır.Bay ... ... 10 gün içerisinde en az 11.400 € geri alacaktır. En geç 17.04.2004 tarihine kadar daha yüksek bir satış bedelinin elde edilecek olması halinde, 11.650 € geri almayı bekliyorum.... II... ... İMZA 21.04.2004 tarihinde 400 geri alındı",İkincisinin ise;"...., ... ..., 22337 Hamburg Almanya (aşağıda borç veren olarak adlandırılacaktır)ve... (...) ..., ... 2 St. A1 Blk. 6. Kat No. ... .../ Mersin (aşağıda borç alan olarak adlandırılacaktır)Borç alan 02.04.2004 tarihinde borç veren tarafından 11.900 € tutarında bir borç alacaktır.Borcun vadesi maksimum Mart Aralık 2006 tarihine kadar olup, borcu verene nakit 12.500,- € tutarında geri ödenecektir.Teminat olarak, aile mülkiyetinde bulunan, 33 ST ... plaka numaralı (Opel Corsa) araç gösterilmiş olup, bu araç borcu verenin muvafakati olmadan satılamaz veya sair suretle teminat olarak kullanılamaz.Yetkili mahkeme Hamburg'tur.02.04.2004Okudum ve anladımBORÇ ALAN İMZA BORÇ VEREN İMZA"Şeklinde olduğu,Anlaşılmaktadır.Katılan ... ...; sanık ile aynı sitede oturduklarını ve aralarında komşuluk ilişkisi bulunduğunu, ayrıca sanığın Almanca bildiği için kendisine ve eşine yardımcı olduğunu, 2004 yılında eşi ile bir araç satın almak istediklerini, sanığın kendi kullandığı aracı satmayı teklif ettiğini, 10.000 Euro karşılığında bu aracı satın aldığını, daha sonraki görüşmelerinde sanığın eşi için araba almak istediğini söyleyip borç istemesi üzerine sanığa 11.900 Euro verdiğini, borcunu ödemesini istediğinde sorunları olduğunu söyleyerek çeşitli bahanelerle ödemediğini, 2007 yılında sanık ile biraraya geldiklerinde sanığın başka borçları da olduğunu, borçlarını sıraya koyduğunu, sırayla ödeyeceğini ancak vergi dairesinin kimlere borcu olduğunu gösterir bir liste istediğini, bunun için imzaya gerek olduğunu söylediğini ve kendisinin borçlu olduğuna dair bir kâğıdı imzalamalarını istediğini, üzerinde sanığın, kendisinin ve eşi olan katılanın isimlerinin yazılı olduğu tarihsiz ve miktarı olmayan boş belgeyi eşi ile birlikte imzaladıklarını, sonra sanığın borcunu ödemesi için üç yıl daha beklediklerini, 2010 yılı Kasım ayında Almanya'ya gittiklerini, 2011 yılı Nisan ayında geri döndüklerinde sanığa borçlu olduklarına dair yazının tebliğ edildiğini,Katılan ... ...; aynı sitede komşuları olan sanık ile 2002 yılından beri tanıştıklarını, Almanca bilmesi sebebiyle sanığın kendilerine yardımcı olduğunu, yılda 3 defa Türkiye'ye gelerek ... sitesindeki evlerinde eşi olan katılan ile birlikte kaldıklarını, sanığın 2004 yılında araç alacağını söyleyerek kendilerinden borç istediğini, 11.900 Euro'yu sanığa borç olarak verdiklerini, sanığın bu parayı geri ödemediğini, 2007 yılında çok borcu olduğunu söyleyip kendilerine olan borcunu belgelemek amacıyla üzerinde isimlerinin yazılı olduğu tarihsiz ve miktarı olmayan boş bir belgeyi imzalattığını, sanığın belgeyi imzalatırken alacaklı olduklarını söylediği halde kendilerini borçlandırdığını sonradan öğrendiklerini,Tanık ...; sanığın hukuk mahkemelerindeki davalarında vekilliğini yaptığını, katılanları tanımadığını, yanında iken sanığın bir senet aldığını görmediğini,İfade etmişlerdir.Sanık; katılanları aynı sitede oturmaları sebebiyle tanıdığını, katılanlardan borç almadığını, katılanların kendisine ait aracı satın almak istediklerini, 15.000 TL'ye anlaştıklarını, parayı aldıktan sonra aracın devrini verdiğini, daha sonra ... Bulvarında bulunan restoranını satınca katılanların parayı ne yapacağını sorduklarını, henüz düşünmediğini söyleyince katılan ...'in Hamburg'da ihale ile bir yer alacağını söyleyip ortak olmayı önerdiğini, bunun üzerine kendisine 73.500 Euro verdiğini, karşılığında senet almadığını, sorduğunda işlerinin iyi gittiğini, Hamburg'da emlak alım satım işini yaptığını söylediğini ancak herhangi bir kâr payı vermediğini, aradan iki yıl geçince Almanya'da kriz olduğunu söyleyip ayda 1.100 Euro göndermeyi teklif ettiğini, kabul etmediğini ve parasını istediğini, bu defa sitedeki evini vermeyi önerdiğini, bunu da kabul etmediğini, 2010 yılında daha önceden hazırlamış oldukları senedi restoranındaki ofisinde tanık ... ile birlikte çay içtiği sırada verdiklerini ve 15-20 gün içerisinde ödeyeceklerini söylediklerini, senedin üzerinde 160.000 TL yazılı olduğunu görünce; "Benim senden alacağım bu kadar değil, neden böyle yazdın?" diye sorduğunda katılan ...'in "Olsun ben seni aksattım." dediğini, 2-2,5 ay beklediğini, ödemeyince senedi icraya koyduğunu savunmuştur.IV. GEREKÇEA. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin AçıklamalarAnayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, muhtemel şüphenin gerekçeli bir şekilde tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti durumunda vicdani kanaate ulaşılmasının mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.B. Somut Olayda Hukuki DeğerlendirmeAlman vatandaşı olan ve 2002 yılından itibaren belli zamanlarda Mersin'de satın aldıkları evde hayatlarını devam ettiren katılanların sanık ile aynı sitede komşu oldukları ve sanığın Almanca dilini bilmesi nedeniyle de katılanlara yardımcı olup yakınlık kurduğu, katılan ...'in 2004 yılında bir araç almak istemesi üzerine sanığın kendi aracını satmayı teklif ettiği, katılanların parasını vererek sanığın aracını satın aldıkları, hemen akabinde sanığın kendi eşine araç alacağını söyleyip katılanlardan borç istediği, katılanların da 02.04.2004 tarihinde ortak banka hesaplarından 11.000 Euro çekip üzerine 900 Euro ekleyerek sanığa verdikleri ancak katılanların istemelerine rağmen sanığın borcunu ödemediği gibi değişik bahanelerle katılanları sürekli oyaladığı, 2007 yılında katılanların tekrar sanıktan borcunu ödemesini istemeleri üzerine sanığın başka borçları da olduğunu, borçlarını ödeme sırasına koyduğunu ancak vergi dairesinin kimlere borcu olduğunu gösteren bir liste istediğini söyleyip kendisinin katılanlara borçlu olduğuna dair bir kâğıdı imzalamalarını istediğini, katılanların da üzerinde sanığın ve kendilerinin isimlerinin yazılı olduğu suça konu senedi imzaladıkları, sanığın borcunu yine ödemediği, katılanların 2010 yılı Kasım ayında Almanya'ya gittikleri ve 2011 yılı Nisan ayında geri döndüklerinde sanığa borçlu olduklarına dair ödeme emrini ve haklarında icra takibi yapıldığını öğrendikleri iddia olunan olayda;Sanık katılanlardan borç almadığını, aksine 2004 yılında sattığı restorantın bedeli olan 73.500 Euro'yu katılan ...'in Hamburg'da ortak iş yapma vaadiyle kendisinden istemesi üzerine borç olarak verdiğini, bu borcun ödenmediğini, suça konu senedin de vermiş olduğu borç karşılığında tamamen dolu ve imzalı bir hâlde tanık ... ile iş yerindeki ofisinde bulunduğu sırada katılanlar tarafından 2007 yılında teslim edildiğini ve ödenmeyince de icra takibi yaptığını savunmuş ise de verdiğini iddia ettiği paranın yurt dışına çıkarılacağının söylenmesine rağmen ticari hayatın gereklerine aykırı şekilde herhangi bir belge almaması, vaadedilen ortak iş kapsamında 2007 yılına kadar kâr zarar hesabı yapmaması, 2007 yılından 2011 yılına kadar da senedi bekletmesinin hayatın olağan akışına uygun düşmemesi ve tanık ...'ın kendisinin yanında sanığın bir senet aldığını görmediği şeklindeki anlatımı karşısında, sanığın savunmalarına itibar edilmesinin mümkün olmaması, katılanların 01.11.2010 tarihinde ülkeden çıkış yaptıklarını bilen sanığın ödeme emrinin tebliğini katılanların yurt dışında oldukları bir tarihe denk getirmek için katılanlar aleyhindeki icra takibini 30.11.2010 tarihinde başlatması ve takibin kesinleşmesi üzerine yine katılanlar yurt dışında iken evlerine haciz koydurması, katılanların suça konu senedi miktar ve tarih yazılı değilken imzaladıkları yönündeki ifadelerinden açığa imzalı kâğıt verdikleri ve bu iddialarını ancak senet ile ispat etmeleri gerektiği düşünülebilir ise de öncelikle imzalı boş kâğıdın hile ile alınmış olduğu iddiasının senede karşı senetle ispat zorunluluğunun istisnası olması, katılanların sanıktan borcunu ödemesini istemeleri sonucunda sanığın vergi dairesinden kimlere borçlu olduğunu gösteren bir liste istendiğini söyleyerek suça konu senedi imzalattığını beyan etmeleri ve sanığın da senedin kendisine tamamen doldurulmuş bir hâlde verildiğini savunması, katılanlar vekili tarafından açılan menfi tespit davasında Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesince 15.09.2021 tarih ve 76-500 sayı ile katılanların sanığa suça konu senet nedeniyle borçlu olmadığının tespitine ilişkin verilen hükmün istinaf edilmeden kesinleşmiş olması ve söz konusu menfi tespit yargılamasında Mahkemece sanık aleyhinde 2009, 20 10... yıllarında açılmış icra takiplerinin olduğunun tespit edilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın katılanlardan daha önceden vergi dairesine vereceğini söyleyerek hile ile aldığı senedin miktar ve tarih kısımlarını doldurup başlattığı icra takibi neticesinde katılanların evini haciz ettirmek suretiyle gerçekleştirdiği ve bu hâliyle TCK'nın 158/1-d maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturan eyleminin sabit olduğu kabul edilmelidir.Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmündeki gerekçelerinin isabetli olmadığına ve sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığa isnat edilen nitelikli dolandırıcılık suçunun sabit olmadığı ve direnme kararına konu Yerel Mahkeme hükmünün gerekçesinin isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.V. KARARAçıklanan nedenlerle;1- Mersin 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.04.2023 tarihli ve 407-127 sayılı direnme kararına konu sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan beraat hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA ve söz konusu hükmün sanığın eyleminin TCK'nın 158/1-d maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğunun ve sabit olduğunun gözetilmeyerek mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.10.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.