Anahtar kelimeler: Ödememesi Anadolu İşçilik Kesinlik Şartı Eksiklikleri İstanbul Tutarında Sayisi Kısmi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.DAVA TARİHİ
: 26.10.2023İLK DERECE MAHKEMESİ
: İstanbul Anadolu 30. İş MahkemesiSAYISI
: ████████ E., ███████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; davalının işçilik alacaklarını ödememesi nedeniyle açılan davada İstanbul Anadolu 12. İş Mahkemesi ████████ Esas sayılı dava dosyası ile açılan dava sonunda Mahkemece 14.12.2022 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, davalı tarafından 25.000,00 TL tutarında kısmi ödeme yapıldığını, davalı aleyhine İstanbul Anadolu 1. İcra Dairesinin ████████ E. sayılı dosyası üzerinden ilâmlı icra takibi yapıldığını, kararın kesinleşmesinden sonra 18.07.2023 tarihinde 62.200,00 TL tahsil edilebildiğini, işbu davanın alacağın geç tahsili nedeniyle faiz ile karşılanmayan zararlarının (munzam zarar) tahsilini amaçladığını, munzam zarar sorumluluğunun kusura dayanan temerrüdün hukuki bir sonucu ve borçlunun zararının faizi aşan bölümü olduğunu, borçlunun ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamak koşuluyla sorumluluktan kurtulabileceğini, Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin uzun süreden beri devam eden yerleşik uygulamasındaki munzam zararın davacı tarafından somut olarak ispatlanması gerektiği görüşünü değiştirdiğini, Anayasa Mahkemesinin █████████ başvuru numaralı, 21.12.2017 tarihli kararının da aynı yönde olduğu, buna göre temerrüt tarihleri ile tahsil tarihlerindeki enflasyon verilerini gösterir TEFE, TÜFE-ÜFE oranları, Bankalardan vadeli mevduat faiz oranları, döviz ve kıymetli maden kurları, Devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri ve diğer yatırım araçları ile ilgili bilgilerin resmî kurumlardan sorulup tespit edilerek uzman bilirkişiden rapor alınmak suretiyle gerçek zararın belirlenmesi gerektiğini belirterek, tespit edilecek munzam zararın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde; davacının munzam zararın ispatına yönelik herhangi bir delil sunmadığını, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmadığını, munzam zararı isteyebilmesi için parayı zamanında elde etmiş olsaydı onu değer kaybından etkilenmeyecek biçimde değerlendirebileceğini ispatlaması gerektiğini, yüksek enflasyon, döviz kurundaki artış, piyasadaki faiz oranlarının yüksek olmasının alacaklıyı munzam zararın gerçekleştiğini ispat etmesi yükünden kurtarmadığını, dava dilekçesinde atıf yaptığı Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin kapatılmadan önce verdiği karar olup ilgili Dairenin görev alanına giren konuların eser sözleşmeleri olduğu dava konusu ile ilgisi bulunmadığı, yine davacı tarafından atıf yapılan Anayasa Mahkemesi kararında ise davalıların birey değil kamu kurumu olduğu, ilgili kararın somut olaya uygulanamayacağını, güncel içtihadın zararın somut olarak ispatlanması yönünde olduğunu, yargılama süreci doğrultusunda hareket etmesi nedeniyle asıl borcun geç ödenmesinin kendisine yükletilebilecek bir kusur olmadığını ve buna bağlı ortaya çıkacak munzam zarardan sorumlu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ekonomik koşullardaki olumsuzlukların ve paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın alacaklı yönünden munzam zarar olarak nitelendirilemeyeceği ve salt bu olgulara dayanılmasının zararın ispatına elverişli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili temyiz dilekçesinde;1. Kararın Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru üzerine verdiği karara aykırı olduğu gibi yerleşik Yargıtay ve bölge adliye mahkemeleri kararlarına da aykırı olduğunu,2. Tazminat alacağı enflasyon karşısında eritilmiş olup davalının bu erimeden fayda sağladığını, munzam zararın yasal düzenleme ile davacı tarafından somut olarak ispatlanması gerektiği görüşünün değiştirildiğini, enflasyonun maruf ve meşhur vakıa olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, munzam zararın artık karine olarak kabul edildiğini ileri sürmüştür.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, davada varlığı iddia olunan munzam zarar olgusunun ispatına ilişkindir.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.VI. KARARAçıklanan sebeple;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.