Anahtar kelimeler: Tekirdağ Olunmuş Şerhi Sistemlerinin Tanzim Görüşü Belgede Sahtecilik Kısmi Suçlar

MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI
: ████████ E., ███████ K.SUÇLAR
: Özel belgede sahtecilik, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılıkHÜKÜMLER
: Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, mahkûmiyetTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Kısmi incelemeksizin iade, kısmi onamaTekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 02.03.2016 tarihli ve ████████ Esas, ███████ Karar sayılı kararının sanık tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü:I. Özel Belgede Sahtecilik Suçu YönündenHer ne kadar sanık hakkında özel belgede sahtecilik suçundan 5271 sayılı CMK'nın 231/5 maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz edilmeden kesinleştiğine dair kesinleştirme şerhi tanzim olunmuş ise de sanığın temyiz dilekçesi içeriğinin, hakkında verilen kararlara karşı bir bütün olarak kanun yolu başvuru iradesi taşıdığı belirlenmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 03.02.2009 tarihli ve ███████-250 Esas, ███████ Karar sayılı kararı ile karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK’nın ██████ maddesi gereği söz konusu kararın itiraz yoluna tabi olduğu, temyizinin mümkün olmadığı ve aynı Kanun’un 264 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer verilen; “Kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz.” şeklindeki düzenleme dikkate alınarak kanun yolu incelemesinin itiraz merciince yapılması gerektiği anlaşılmakla, dava dosyasının, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE,II. Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına ve Bilişim Sistemlerinin, Banka veya Kredi Kurumlarının Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık Suçu YönündenYapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:1. Banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinin ya da bu faaliyeti yürüten sujelerin veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların, hilenin sergilenmesinde mağdura karşı araç olarak kullanılması, bu şekilde tesis edilen güven ile haksız menfaat elde edilmesinin gerektiği; bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması hâlinde 5237 sayılı TCK'nın 158/1-(f) maddesinin unsurlarının oluşmayacağı nazara alındığında; Şarköy İlçe Müftülüğünde hizmetli olarak çalışan sanığın, Müftü imzasıyla oluşturduğu para çekme yetkisini içeren belgeyi Ziraat Bankasına ibraz ederek "Müftülük Yardım Hesabı"ndan 4.790,00 TL para çektiği iddia olunan olayda bankanın ödeme aracı olarak kullanılması nedeniyle banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılmasından söz edilemeyeceği; sanığın eyleminin sübutu hâlinde sadece 5237 sayılı TCK'nın 158/1-(e) maddesinde tanımlanan kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarını taşıyacağı anlaşılmakla, suç vasfının aynı zamanda 158/1-(f) maddesi kapsamında da değerlendirilmesi,2. Sanığın yargılama konusu eylemini Diyanet İşleri Başkanlığı tüzel kişiliğine karşı işlediği, bu itibarla öncelikli olarak söz konusu Kurum'un dava ve duruşmalarda kendisini bir vekille temsilinin sağlanması, akabinde kamu davasına Kurum sıfatıyla katılma hususunun değerlendirilmesi ve sanığın elde ettiği haksız kazanç miktarının 1.000,00 TL'lik kısmını ödediğinin dosya kapsamı itibarıyla sabit olması karşısında kamu davasına katılma hakkı bulunan Kurum'dan kısmi ödemeye muvafakatinin bulunup bulunmadığı sorularak sonucuna göre sanığın, hakkındaki 08.12.2015 tarihli iddianame henüz tanzim edilmeden kısmi ödeme yaptığı da gözetilerek 5237 sayılı TCK'nın 168/1 maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tespiti gerekirken hatalı değerlendirme ile "dava konusu paranın kamu kurumuna ait olması nedeniyle kısmi iadeye muvafakatin de söz konusu olmayacağı" şeklindeki hukuki dayanaktan yoksun gerekçeyle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,3. Sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 52/2 maddesi uyarınca belirlenen 8.000,00 TL adli para cezasının 1'er aylık taksitler hâlinde ödenmesine karar verildiği hâlde taksit sayısının belirlenmemesi ve adli para cezasının taksitlendirilmesine ilişkin uygulama maddesinin gösterilmemesi,4. Sanık hakkında hükmolunan adli para cezası yönünden, 28.06.2014 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 81. maddesi ile 5275 sayılı Kanun’un 106/3 maddesinde yer verilen; “Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir.” şeklindeki düzenlemeye aykırı olarak, infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde adli para cezasının ödenmemesi durumunda hapse çevrileceğine karar verilmesi,5. Sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezalarına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak uygulanmasına karar verilen hak yoksunlukları yönünden, hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 53/3 maddesinin birinci cümlesine; “... ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen; “... denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ...” ibarelerinin eklendiği gözetilerek hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunlululuk bulunması,6. Kabule göre; sanığın yargılama konusu dolandırıcılık eylemini, 5237 sayılı TCK'nın 158/1-(e) maddesinde yer verilen kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olacak şekilde ve aynı Kanun'un 158/1-(f) maddesinde belirtilen bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle gerçekleştirdiğinin kabul edilmesi karşısında sanık hakkında hüküm kurulurken temel cezanın tayininde 5237 sayılı TCK'nın 61/1 maddesinde belirtilen, suçun işleniş biçimi, meydana gelen zararın ağırlığı ve sanığın kastının yoğunluğu gibi cezanın bireyselleştirilmesine yönelik kriterler ile aynı Kanun'un 3. maddesinde yer alan “cezada orantılılık ilkesi” de gözetilerek, hakkaniyete uygun ve sonuca etkili olacak şekilde alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği gözetilmeyerek hüküm tesisi,Yasaya aykırı, sanığın temyiz talebi bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca hükmün, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, aleyhe temyiz bulunmadığından sonuç ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkının saklı tutulmasına,23.02.2026 tarihinde karar verildi.