Anahtar kelimeler: Cumhurbaşkanına Sübuta Süreç Edenin Görüşü Hukukî İii İstemi Neticesinde Özetle
4. Ceza Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI
: ████████ E. ████████ K.
SUÇ
: Cumhurbaşkanına hakaret
HÜKÜM
: İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde sanık hakkında verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince esastan reddedilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz istemi özetle; sübuta, usul ve yasaya aykırı olan hükmün bozulmasına ilişkindir.
III. GEREKÇE
Savunma ve tüm dosya kapsamından, Mahkemenin takdir ve gerekçesi yerinde bulunduğundan temyiz sebeplerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Sanığa yükletilen Cumhurbaşkanına hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından, yapılan incelemede isabetsizlik görülmemiştir.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesi ile sair yönlerden yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık olmadığından, 5271 sayılı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, tebliğnameye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Ankara 61. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,10.02.2026 tarihinde karar verildi
KARŞI OY
I) OLAY
:
Ankara 61. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan dolayı verilen Mahkumiyet kararının,istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi'nce istinaf başvurusunun kabul edilerek İstinaf Başvurusunun Esasten Reddine karar verildiği, bu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Hukuka aykırılık olmadığından 5271 sayılı .Kanun'un 302/1 maddesi uyarınca temyiz isteminin esastan reddi ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Daire kararının ONANMASINA karar verdiği,
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin ONAMA kararına aşağıda belirtilen nedenlerden dolayı katılmıyoruz.
II) DELİLLER
:
A) Hukuksal Değerlendirme
:
Cumhurbaşkanına hakaret suçu 765 sayılı mülga TCK’nın 158. ve 5237 sayılı TCK’nın 299. maddelerinde düzenlenmiştir.
765 sayılı mülga TCK’nın 158. maddesinde “Reisicumhura muvacehesinde hakaret ve sövme fiillerini işleyenler...'' cezalandırılır.
Hakaret ve sövme Reisicumhurun gıyabında vaki olmuş ise faili, bir seneden üç seneye kadar hapis olunur. Reisicumhurun ismi sarahaten zikredilmeyerek ima veya telmih suretiyle vaki olsa bile mahiyeti itibariyle Reisicumhura matufiyetinde tereddüt edilmeyecek derecede karineler varsa tecavüz sarahaten vuku bulmuş addolunur” hükmüne yer verilmiş,
Aynı fiiller 5237 sayılı TCK'da hakaret ve sövme ayrımının kaldırılması nedeniyle, Cumhurbaşkanına hakaret suçlarını yaptırıma bağlayan 299. maddesinde,
“(1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Uyuşmazlığın esasını oluşturan kanuni düzenlemelerin incelenmesi gerekmektedir.
765 sayılı mülga TCK’nın 158. ve 5237 sayılı TCK’nın 299. maddelerinde düzenlenen Cumhurbaşkanına hakaret suçunun öğeleri ile bu doğrultuda genel ve bu suç açısından özel bir hukuka uygunluk nedenini oluşturan eleştiri hakkı üzerinde durulmalıdır.
Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti; Çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin “olmazsa olmaz şartı” olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır.
İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek birçok uluslararası belgeye konu olmuş; T.C. Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur.
Bu bağlamda;
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde;
“Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir”,
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin; 10. maddesinin 1. fıkrasında;
“Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir”
Hükümlerine yer verilmiş;
Anayasa’nın;
25. maddesinde düşünce ve kanaat hürriyeti başlığı altında;
“Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz”,
26. maddesinde, İHAS’nin 10. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde;
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir”,
Hükümleri yer almış;
Ancak, ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa sınırlandırılmasının gerekeceği uluslararası ve ulusal alanda normlara konu edilmiştir.
Bu cümleden olarak uluslararası alanda;
İHAS’nin;
10. maddesinin 2. fıkrasında,
“Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir”,
17. maddesinde ise;
“Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz” Şekline düzenlemeler yapılmış,
Ulusal alanda ise Anayasa’nın;
2. maddesinde;
“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir”,
13. maddesinde;
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz”,
14. maddesinde;
“Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir”,
26. maddesinin 2 ve devamı fıkralarında ise;
“Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir”
Hükümlerine yer verilmiştir.
Anayasa’nın 2, 13, 14... /2. maddeleri ile İHAS’nin 10/2 ve 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otoritesinin ve tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Nitekim, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükârda gelişimi zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür.
Sınırlama veya müdahale için yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı, fıkrada sayılan sınırlama nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve demokratik toplum bakımından “zorunlu” olması gerekmektedir.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine göre;
“Sınırlama için belli bir sınırlama nedeninin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda demokratik bir toplum bakımından zorunluluk bulunmalıdır. Zorunluluk, ölçüsüz bir sınırlamaya olanak tanımaz. Üye devletlere sınırlamada bir takdir alanı tanınmakla birlikte, ifade özgürlüğünün önemi nedeniyle devletler üzerindeki denetim sıkı olmalı, sınırlandırma zorunluluğu inandırıcı bulunmalıdır. Dolayısıyla, sınırlamalar dar ve sınırlayıcı bir ölçüde yorumlanmalıdır. ‘Kamu düzeni’ genel hükmünde düşünülebilecek sınırlama nedenleri, genel çıkarların, yargı gücünün otorite ve yansızlığının ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması amacıyla sınırlamaya konu olabilir.
Anılan önlemin izlenen meşru amaçla sınırlı olması şeklinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, demokratik bir rejimin dayandığı ‘değerler’, (çoğulcu, hoşgörülü, hukuka ve bireysel özgürlüklere saygılı) öne çıkarılarak titiz ve derinleştirilmiş bir denetime tâbi tutulmalıdır” (Prof. Dr. İ.Özden Kaboğlu; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde İfade Özgürlüğü, sh. 1 11... .),“Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tölerans ve hoşgörünün gerekleridir” (Prof. Dr. D.Tezcan, Yrd. Doç. Dr. M. R. Erdem, Yrd. Doç. Dr. O. Sancaktar, Türkiyenin İnsan Hakları Sorunu, 2.Baskı, sh.462.).
Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnaları dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama hakkı korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.
Ne var ki iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.
Bu kapsamda, Cumhurbaşkanına hakaret ve sövme fiillerini yaptırıma bağlayan 765 sayılı mülga TCK’nın 158 ve aynı eylemleri yaptırıma bağlayan 5237 sayılı TCK’nın 299. maddeleri incelendiğinde;
765 sayılı mülga TCK’nın 158. maddesinde “Reisicumhura muvacehesinde hakaret ve sövme fiillerini işleyenler... cezalandırılır.
Hakaret ve sövme Reisicumhurun gıyabında vaki olmuş ise faili, bir seneden üç seneye kadar hapis olunur. Reisicumhurun ismi sarahaten zikredilmeyerek ima veya telmih suretiyle vaki olsa bile mahiyeti itibariyle Reisicumhura matufiyetinde tereddüt edilmeyecek derecede karineler varsa tecavüz sarahaten vuku bulmuş addolunur” hükmüne yer verilmiş,
Aynı fiiller 5237 sayılı TCK’da hakaret ve sövme ayrımının kaldırılması nedeniyle, Cumhurbaşkanına hakaret suçlarını yaptırıma bağlayan 299. maddesinde,
“(1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Her iki maddedeki suçun maddi unsuru, “hakaret ve sövme” teşkil edecek herhangi bir harekettir. Söz konusu hareketler; söz, yazı, resim, işaret veya benzeri vasıtalarla gerçekleştirebilir, ancak hakaret ve sövme içeren bu eylemlerin Cumhurbaşkanına matufiyeti şarttır. Maddedeki hakaret ve sövme terimleri 765 sayılı mülga TCK’nın 4 80... . maddeleri ile 5237 sayılı TCK’nın 125. maddesine göre belirlenecektir.
Bu suçla Cumhurbaşkanlığının fonksiyonları değil, Cumhurbaşkanının şeref varlığı korunmaktadır. Genel hakaret ve sövme suçlarında olduğu gibi Cumhurbaşkanına hakaret ve sövme suçunun oluşması için de onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun sahip olduğu düşünce ve duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibarı ihlal edici olduğu, toplumda hâkim olan ortalama düşünüşe ve anlayışa göre belirlenmelidir. Bunu tayinde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir, bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez. (Erman S.Hakaret ve Sövme Suçları, s.80 vd.)
Suçun işlenmesi için genel kast yeterlidir, failde siyasi veya Devlet Başkanlığı sıfat ve görevi ile ilgili saik aranmasına gerek bulunmamaktadır.
Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan, diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. Bu kapsamda, basın yoluyla işlenen suçlarda hukuka uygunluk nedeni oluşturan haber verme ve eleştiri hakkı üzerinde de durulmasında yarar bulunmaktadır. Temelini Anayasa'nın 28 ve devamı maddelerinden alan haber verme ve eleştirme hakkının kabulü için, açıklama veya eleştiriye konu olan haberin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgisinin ve yararının bulunması, açıklanış şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması gerekir. Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri, demokratik toplumlarda vazgeçilmez bir haktır. Toplumun ilerlemesi ve yararı için zorunludur. İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenilmeye değmez görülen haber ve düşünceler için değil, devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bu, demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun gereğidir. Eleştiri de kaynağını bu özgürlükten alır. Eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmaz. Eleştiri övgü olmadığına göre sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır.
Ancak eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı; küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birisinin olmaması hâlinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilemeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır.
Bu kapsamda, Devletin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının da diğer Anayasal ve yasal kurumlar gibi eleştiriye açık olması doğaldır.
Anayasa Mahkemesi Hakaretin oluşması için gerekli olan şartları 15/5/2025 tarihli ███████████ Başvuru no'lu kararında ve diğer kararlarında açıkça belirtmiştir.
Esas Yönünden Aranan Şartlar
a.Müdahalenin Varlığı gerekir
Sanığın kullandığı hakaret sözleri nedeniyle mahkeme kararıyla mahkumiyet kararı verilerek ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalede bulunulması gerekir
b.Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı araştırılmalıdır.
Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Temel hak ve hürriyetler,... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,... demokratik toplum düzeninin... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Yukarıda anılan müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk şartlarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.
1.Kanunilik
5237 sayılı Kanun'un 1 25... . maddelerinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
2.Meşru Amaç
Müdahalenin başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı kanaatine ulaşılmıştır.
3.Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk
Anayasa Mahkemesi demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir. İfade özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun [GK], B. No: ██████████, 4/6/2015, §§ 51-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: █████████, 4/6/2015, §§ 68-72; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: █████████, 7/7/2015, § 51).
4.Orantılılık ise; sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına işaret etmektedir. Kamu gücünü kullanan organların düşüncelerin açıklanmasına ve yayılmasına müdahale ederken ifade özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan, korunması gereken bir menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, §§ 57; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50; Hakan Yiğit [2. B.], B. No: █████████, 5/7/2017, §§ 59, 68). Bununla birlikte ifade özgürlüğü, sıkı bir şekilde yorumlanması gereken istisnalara tabidir ve herhangi bir kısıtlama ihtiyacı ikna edici bir şekilde tesis edilmelidir. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2) [1. B.], B. No: █████████, 30/6/2014,§ 44). Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Adnan Oktar (3)[2. B.],B. No: █████████, 2/███████,§ 33;Nilgün Halloran[2. B.],B. No: █████████, 16/7/2014,§ 41;Bekir Coşkun,§ 45;Önder Balıkçı[2. B.],B. No: █████████, 15/2/2017,§ 44).
Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında bu iki hak arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirmiştir (İlhan Cihaner (2),§ 49;Nilgün Halloran,§ 27). Bu, soyut bir değerlendirme değildir. Çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için kullanılan ifadelerin türünün, kamusal tartışmalara katkı sunma kapasitesinin, ifadelere yönelik kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kim tarafından dile getirildiğinin, kime yöneldiğinin, tarafların ünlülük derecelerinin, ilgili kişilerin önceki davranışlarının ve kamu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığının değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran,§ 44;İlhan Cihaner (2),§§ 66-73;Kadir Sağdıç[GK], B. No: █████████, 8/4/2015, §§ 58-66;Ergün Poyraz (2)[GK], B. No: █████████, █████/2015,§ 56).
B) İncelenen Dosyada
:
Sanığın Facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde Cumhurbaşkanına yönelik ,ne yaparsanız yapın adınız hırsız, fakirdi ama hırsızlığı iyi biliyordu şimdi zengin vb sözlerle özet olarak hırsız anlamına gelecek şekilde paylaşımlarda bulunduğu belirlenmiştir.
C) Dosya kapsamı tüm açıklamalar ile birlikte değerlendirildiğinde;
Öncelikle Sanık hakkında Katılan'a karşı söylediği Dairemizce suç olarak kabul edilen sözlerin suç olup olmadığının araştırılması gerekmektedir.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi 14.12.2017 tarihli █████████ - esas █████████ sayılı kararında;
Toplanan grupla basın açıklaması yapan ... Partisi Öncü Gençlik İl Başkanı ...’ın açıklamasının bir bölümünde geçen “Bir Cumhurbaşkanı ülkesinin gençliği insanları tarafından hırsız, katil, diktatör olarak anılıyorsa o Cumhurbaşkanı artık Cumhurun başkanı değildir” şeklindeki sözlerin bir siyasi parti temsilcisi olan sanık tarafından yapılan açıklama bir bütün halinde değerlendirildiğinde suçun unsurlarının oluşmadığı, ağır eleştiri mahiyetinde olduğundan, yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekecektir. Şeklinde karar vermiştir.
Yargıtay 4.Ceza Dairesi 09.12.2025 1arihli ██████████ -esas ██████████ sayılı
Sanığın (Küçük hırsızları asıp yok ederler. Büyükleri çok ilerlemiştir ki ülkeyi ve sarayları yönetiyorlar şeklindeki Cumhurbaşkanına hırsızlık itham eden) paylaşımlarında yer alan sözlerinin muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, ifade özgürlüğü kapsamında ağır siyasi eleştiri niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığına karar vermiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun Dairemizce de benimsenen 13.09.2022 tarih ve 2018/ (Kapatılan)█████ esas sayılı kararında; Cumhurbaşkanına hakaret suçundan mahkûmiyetin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelip gelmediği ve gerçekleşmesi amaçlanan meşru amaçla orantılı olup olmadığı hususu açısından; siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle eleştiriye daha fazla katlanmak durumunda oldukları ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğu vurgulanmış olup sanığın, “... Bir Cumhurbaşkanı ülkesinin gençliği insanları tarafından hırsız, katil, diktatör olarak anılıyorsa o Cumhurbaşkanı artık Cumhurun başkanı değildir. Buradan ....’a sesleniyorum, Silivri zindanın yıkılışını hatırla” biçimindeki konuşmasının içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde sözleri ağır eleştiri niteliğinde olan ve mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyuta ulaşmayan Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi 15/5/2025 Tarihli Başvuru no: ██████████ olan ... ile ilgili kararında;
Başvurucu Sanığın ... isimli sosyal medya hesabından siyasetçi ve bürokrat olan katılan ...’yi kastederek ve katılanın fotoğrafının altına 'Hatırladınız mı rüşvetçi Hırsızı şimdi felçli.' ibareleri yazılı görseli paylaşmak suretiyle alenen hakarette bulunması nedeniyle mahkumiyet kararı verilmesinin demokratik toplumda zorunlu bir ihtiyacı karşılamadığından Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi █████/2020 Tarihli Başvuru no :██████████ olan Deniz Karadeniz ve diğerleri ile ilgili kararında;
19.03.2014 tarihinde Edirnede’ki ... Parti mitinginde ... parti binasına Hırsız ... diye pankart asılması, ayrıca Başbakan hakkında hırsız, katil şeklinde slogan atılmasından dolayı açılan kamu davası ile ilgili olarak yapılan müdahele ile Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.
Dabrowski/Polonya davasında, bir gazeteci yerel bir siyasetçi ile ilgili devam etmekte olan ceza yargılamasına dair yazdığı yazıların gazetede yayınlanmasının ardından hakaret suçundan mahkûm olmuştur. Başvuran, hakaret ettiği iddia edilen belediye başkanının, hırsızlık suçundan ceza almasının ardından ''soyguncu belediye başkanı'' olarak tanımlamıştır. AİHM, bu başvuruda, 10. maddenin ihlal edildiğine karar verirken, gazetecinin bir dereceye kadar abartma hakkına sahip olmasına ve belediye başkanının kamuya mal olmuş bir kişi olarak, bazıları olgusal temelden yoksun olmayan değer yargısı olarak değerlendirilebilecek eleştirilere karşı, daha fazla hoşgörü göstermek zorunda olmasına özel bir ağırlık vermiştir. (Dabrowski /Polonya, ████████, █████/2006)
AİHM'nin 14.03.2013 tarihli Başvuru no
:████████ sayılı Eon Fıransa kararında; Fıransa Cumhurbaşkanının 28 Ağustos 2008 tarihinde yaptığı Laval ziyareti sırasında ve tam cumhurbaşkanlığı kortejinin geçeceği sırada başvuranın üzerinde “defol git, geri zekâlı” yazan bir levha kaldırması nedeniyle Fıransa Yargı makamları tarafından Cumhurbaşkanına hakaret suçundan mahkum olması üzerine Başvuranın AİHM'ne yaptığı başvuru neticesinde, AİHM; Devlet başkanına hakaret sebebiyle verilen mahkûmiyetin yararını ve başvuran üzerindeki etkisini tarttıktan sonra Mahkeme, kamu yetkililerinin cezalandırma yoluna başvurmalarının hedeflenen amaç ile orantılı olmadığına ve dolayısıyla demokratik bir toplumda gerekli olmadığına bu nedenlerle Sözleşmenin 10 .maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
AİHM siyasetçiler bakımından ilkelerini koyduğu ve bu konuda geniş değerlendirmelerde bulunduğu ilk dava .../Avusturya kararıdır. Söz konusu olayda, Avusturya’da 1975 yılında yapılan seçimlerden sonra, bir gazeteci olan başvuran ..., geçmişinde Nazi faaliyetleri bulunan bir siyasetçi ile koalisyon kuracağını açıklayan Federal Şansölye ...’yi eleştiren yazılarında, “ahlaksızca”, “yüz kızartıcı”, “en adi türden fırsatçılık” ifadelerine yer vermiştir. Başvuranın para cezasına mahkum olduğu bu davada AİHM, politikacıların kendilerine yöneltilen ağır eleştirilere tahammül etmek durumunda olduğunu vurgulamış ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, içtihatlarını tekrar ederek, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesine dayanmış ve mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiştir. Hararetli siyasi tartışmaların yaşandığı bir arka plan ışığında, başvurucunun açıklamaları, saldırgan olmakla birlikte hakaret niteliğinde görülmemiştir (.../Avusturya, ███████, █████/1986)
AİHM .../Avusturya kararının ardından aynı ilkeleri Oberschlick/Avusturya kararında da tekrar etmiştir. Bu kararda da; bir siyasi parti liderinin İkinci Dünya Savaşına katılan askerler ile ilgili olarak yapmış olduğu açıklamalar sonrasında gazeteci olan başvuran tarafından “ahmak/aptal” şeklinde ifadeler kullanması nedeniyle, başvuran hakkında başlatılan ceza davası sonucunda mahkumiyetine karar verilmiştir. AİHM, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesini yineleyerek mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğunu bu sebeple de başvuran hakkında ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir (Oberschlick/Avusturya, ████████, █████/1997).
Siyasetçiler/politikacılar için ortaya koyduğu ilkelerin aynısını AİHM, hükümet politikaları için yapılan eleştiriler ve yorumlar için de kabul etmiştir. Bu kapsamda Castells/İspanya kararında AİHM hükümet politikalarına karşı yapılan eleştiri ve yorumların siyasetçilerden bile daha geniş olduğuna vurgu yapmıştır. AİHM kararında hükümetin eylem ve işlemlerinin sadece yasama ve yargı organları tarafından değil aynı zamanda gazeteciler ve kamuoyu tarafından da takip edilmekte ve eleştirilmekte olduğunu belirtmiştir. Bu itibarla, hükümetlerin söz konusu eleştirilere yönelik başka yollardan cevap verme hakkının bulunduğuna dikkat çeken AİHM, ceza yaptırımlarına yönelik makul ve aşırıya kaçmayan tedbirleri alabileceğine hükmetmiştir. (Castells/İspanya, ████████, █████/1992)
Eon/Fransa davasında AİHM, bir siyasî eylemcinin, 2008 yılında Fransa Cumhurbaşkanı‘nın ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı korteji geçmek üzereyken, üzerinde “Defol git, salak herif” yazılı bir pankart açarak Fransa Cumhurbaşkanı’na hakaret etmekten hüküm giymesini incelemiştir. AİHM, bu içtihadında yerginin, pek çok kez, özünde var olan abartma ve saptırma vasıfları yoluyla, doğal olarak kışkırtmayı ve galeyana getirmeyi amaçlayan bir sanatsal ifade ve toplumsal eleştiri biçimi olduğunu belirttikten sonra, ceza verilmesinin, güncel konular hakkında yergi niteliğinde ortaya konulan ifade biçimleri üzerinde bir soğutma etkisi yapmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir. Bu tür ifade biçimlerinin kendisi, kamu menfaatini ilgilendiren sorunların serbestçe tartışılmasında oldukça önemli bir rol oynayabilmektedir ki; serbest tartışma olmadan demokratik toplum mümkün olamaz. (Eon/ Fransa, ████████, █████/2013)
AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay yerleşik uygulamalarında, Siyasetçiler ve toplumda tanınan kişilere yapılan eleştirilerin hoşgörü ile karşılanması gerektiği belirtilmiştir.
Somut olayda; Sanığın Facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde Cumhurbaşkanına yönelik ''ne yaparsanız yapın adınız hırsız, fakirdi ama hırsızlığı iyi biliyordu şimdi zengin vb. sözlerle özet olarak hırsız anlamına gelecek'' şeklindeki sözlerinin Yargıtay ilgili Daire kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararları ve AİHM'nin kararları birlikte değerledirildiğinde, Katılanın onur şeref ve saygınlığını rencide edici mahiyette olmayıp Katılanın yaptığı uygulamaya tepki olarak söylenen sözlerin ağır siyasi eleştiri niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Sayın Çoğunluğun görüşü doğrultusunda Sanığın mahkumiyeti cihetine gidilmesi halinde mahkumiyet kararı verilmesinin Anayasanın 13. maddesinde belirtilen, AİHM ve Anayasa Mahkemesinin istikrar kazanmış kararlarında aranan demokratik toplumda hangi zorunlu ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı tam olarak belirlenemedeğinden İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin; 10. maddesinde ve Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlali sonucunu doğuracaktır.
SONUÇ
:
Yukarıda belirtilen gerekçelerle;
Anayasa Mahkemesi kararları, AİHM'nin kararları, Yargıtay Ceza Genel Kurul Kararları ile Dairemizin yerleşik ictihatları doğrultusunda;
Sanık hakkında ilk derece Mahkemesince verilen mahkumiyet kararının istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Ceza Daire tarafından verilen istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının açıklanan gerekçeler ile BOZULMASINA karar verilmesi gerekirken ONANMASINA karşıyız. 10.02.2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!