Anahtar kelimeler: Şebekeye Patladığını Rögar Borusunun Bastığını Sular Kapağının Katta Sokakta Patlaması

T.C.

İSTANBUL
10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ████████ Esas
KARAR NO
: ████████
DAVA
: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
: █████/2022
KARAR TARİHİ
: █████/2026
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVA
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin, olay yeri olan ... adresinde spor malzemeleri üretimini ve satışını yaptığını, olay günü olan 25.08.2021 tarihinde müvekkili şirketin faaliyet adresinin bulunduğu sokakta hemen iş yerinin yanında bulunan davalı kuruma ait rögar kapağının bulunduğu yerdeki su borusunun patlaması sonucu 1. katta bulunan müvekkiline ait işletmeyi su bastığını ve müvekkiline ait birçok ürünün zayi olduğunu, iş yerinin su altında kaldığını ve kullanılamaz hale geldiğini, davacının binanın dışında bulunan ve ...’ye ait şebekeye bağlı su borusunun patladığını ve iş yerinin sular altında kaldığını sabah iş yerini açtığında fark etmiş olup hemen akabinde ... ekiplerine haber verdiğini, aynı zamanda ... Müdürlüğü’nü de aramak suretiyle tespit tutanağı tutulmasını talep ettiklerini, ancak Bayrampaşa ...’den gelen ekibin ihbardan 1,5-2 saat sonra olay yerine geldiğini ve gerektiği gibi müdahale edemediklerini, tamir işlemini yapamadıklarını, hasarı gideremediklerini, davacının daha sonra İtfaiye’ye haber verdiğini ve İtfaiye ekiplerinin de aynı gün saat 15:17:07 itibariyle olay yerine intikal ettiğini ancak herhangi bir işlem yapılmaksızın rapor tutulduğunu, bu rapora göre; 1. katta bulunan müvekkiline ait iş yerini su bastığının, muhtelif miktarda tekstil ve elektrik malzemelerinin ıslandığının tespit edildiğini, bu tespitin doğru olup EK-2’de sunulu fotoğraflardan da görüldüğünü, davacının zararının sadece işletme içerisinde bulunan malların zayi olması değil aynı zamanda su basması sonucu iş yerinin kullanılamaz hale gelmiş olması olup iş yerinin temizlenmesi ve hasar alan yerlerin tamir edilmesinin de zarar kapsamında değerlendirilmesinin gerektiğini, zira söz konusu zararların da davalı kuruma ait su borusunun patlaması sonucu meydana geldiğini, dolayısıyla davalı kurumun kendisi tarafından bakım ve onarımı yapılması gereken boruların patlaması sonucu oluşan zararda %100 kusurlu olup tüm zararı gidermesinin gerektiğini, zira 2560 Sayılı ... Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 1. 2. ve 17. Maddeleri amir hükümlerince temiz su ile yağmur ve atık sularının toplanması gereken yerlerin inşası ile bakım ve onarımının ... tarafından yapılması gerektiğinin açıkça vurgulandığını, bu konudaki; “Yargıtay 17. HD. ... E. ...K.”, “Yargıtay 3. HD.... E. ... K.” ve “Yargıtay 17. HD. ... E. ... K.” Sayılı ilamları gibi Yargıtay içtihatlarında da davalı kuruma ait olan su borularının patlamasına ilişkin doğan zararlardan ...’nin sorumlu olduğunun vurgulandığını, arz olunduğu üzere davalı kurumun sorumluluğunda olan su borusunun patlaması nedeniyle doğan zararın tazmini için dava şartı olarak getirilen arabuluculuk kapsamında 02.09.2021 tarihinde Arabuluculuğa başvurulduğunu ancak anlaşmanın sağlanamadığını, işbu nedenlerle müvekkilinin uğradığı tüm zararların tazmini adına huzurdaki davayı açmak zaruretinin hasıl olduğunu belirterek, müvekkili tarafça arz ve izah olunan sebeplere binaen, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla; Acilen ve Evveliyetle müvekkilinin mallarına ve iş yerine gelen zararın daha da büyümemesi ve delillerin ortadan kaybolmaması adına ön inceleme duruşmasından önce olay mahallinde ve zarar gören malların bulunduğu yerde Bilirkişi incelemesi yapılmasına, 6100 sayılı Yasa’nın 107. maddesi uyarınca toplanacak delillere göre arttırılacak olan taleplerinin şimdilik 5.000,00 TL maddi tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tazminine, yargılama
giderlerinin ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı idare ...’nin; ... görev alanı, belediye imar sınırı ile mücavir alan içinde su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletmek üzere 2560 Sayılı yasa ile kurulmuş, tüzel kişiliği haiz olan ve kamu görevi yapan bir mahalli idare, bir kamu kuruluşu olup su ve kanalizasyon hizmetleri noktasında ise tekel manada yetkili ve görevli olup, idare aleyhine açılan ve konusu tam yargı davası olan tüm davalarda görevli yargı yolunun idare mahkemeleri olduğunu, dava konusu eylem hizmet kusuru niteliğinde olduğundan görevli mahkemenin idare mahkemeleri olduğunu, zira tazminat isteminin dayandırıldığı eylemin; müvekkili ... açısından kamu hizmetinin ifasına ilişkin bulunması ve hizmet kusuru ile bağımlı olması nedeni ile tam yargı davasının konusunu oluşturduğunu, müvekkili ...’nin davacıya sözleşmeye dayalı bir taahhüdünün ve borcunun olmadığını, bu yüzden ... aleyhine açılan davanın idari yargı yerinde görülmesinin gerektiğini, bu konudaki; “Yargıtay İBK, Tarih:11.02.1959, ...E., ... K.”, “Yargıtay 3. HD.... E.-... K.”, “Uyuşmazlık Mahkemesi ... E.-... K.”, “Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığının 08.04.2013 tarih,... ve ...” sayılı kararlarının da bu yönde olduğunu, her ne kadar idari ve adli yargı yoluna ilişkin ihtilaf nedeniyle müvekkili idarenin tacir kabul edilmesi gerektiğine ilişkin yargı kararları mevcut ise de esasen, idare açısından idari iş sayılmayacak ve kamu hizmeti açısından değerlendirilmesi gerekli olan davalarda idare mahkemelerinin görevli olduğunun kabul edildiğini, söz konusu kamu hizmetinden dolayı idarenin ticari şirketler gibi kar sağlama amacının da bulunmadığını, TTK 16. maddesindeki tacir sayılma kavramı tetkik edildiğinde tacir sayılma kriterinin kamu yararı olduğunun ve kamu yararına yapılan işlerden kaynaklı tam yargı davalarda İdari Yargının görevli kabul edildiğinin açıkça görüldüğünü, dolayısıyla Ticarethane kavramının kamu yararı kriterin ortadan kaldırmadığını, idare açısından dava konusu vakıanın; idarenin kamusal amacına ulaşmak için işlettiği bir işletme ve bu amaçla yürütülen bir işe ait olmayıp tümüyle kamu yararının esas alındığı kamu hizmeti ile ilgili olduğunu, aksi düşüncenin kabulü halinde; İdare Mahkemelerinde hiçbir İdare aleyhine hiçbir tam yargı davası görülemeyeceğini, İdari Yargılama Usulü Kanunundaki 2/1-b maddesinin uygulama imkanının aksinin kabulü halinde tamamen ortadan kalkacağını ve yasa hükmünün zımnen mülga hale geleceğini, Kanun koyucunun iradesinin yargı kararı ile ortadan kaldırılamayacağını, nitekim kanun koyucunun bu madde hükmünün devamı ve uygulama gereği hususunda iradesinin değiştiğini gösteren herhangi bir yasal düzenlemesinin de mevcut olmadığını, HMK 114(1) c maddesi gereğince dava konusu olayın İdari Yargı görev alanında olması ve Sayın Mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın HMK’nın 115/2. maddesi gereğince dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacı idare ...’ye işbu davada husumet yöneltilemeyeceğini, BK 49. ve 50. maddelerinin hükümleri gereği; tazminat sorumluluğunun doğması için tazminat talep edilenin zarara neden olan olayda kusurunun olmasının, tazminat talep edilen hasar ile fiili arasında illiyet bağının bulunmasının gerektiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ve Yargıtay Hukuk Dairelerinin kökleşmiş içitihatlarındaki “HGK 24.06.1964 gün ve ... sayılı” ve “4. HD 16.02.1998 gün ...E-...K. Sayılı” kararlarının da bu yönde olduğunu, müvekkili idarenin ise olayda kusurlu olmadığını, gerçekleştiği iddia edilen olay ile idarenin fiilleri arasında illiyet bağının kurulmasının da mümkün olmadığını, davalı idareye hasar başvurusunda bulunulduğuna ilişkin herhangi bir belge sunulmadığının anlaşıldığını, esasa ilişkin itiraz hakları saklı kalmak kaydıyla hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazında bulunduklarını, dolayısıyla söz konusu vakıanın hangi tarihte gerçekleştiği belli olmadığından ve/veya sonradan teminat altına alınmış olması ihtimalinde haksız fiil zamanaşımı nedeniyle dava tarihinde zamanaşımı süresi geçmiş olacağından işbu davanın zamanaşımı ve hak düşürücü sürede açılmamış olmasından dolayı usul hukukuna göre reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacının, davasını hasarın oluştuğuna ilişkin fotoğraf kayıtlarına dayandırdığını, ancak bu delilin taraflarına bilgi verilmeden tek taraflı olarak düzenlendiğini ve elde edildiğini, tek taraflı hazırlanan belgelerin sıhhatinin tartışmalı ve ihtilaflı olduğunu, bu belgelerin hukuki delil niteliğinin olmadığını, davacının meydana geldiği iddia edilen zararı dava dosyasına sunmuş olduğu bilgi, belge ve deliller ile de ispat edebilmiş olmadığını, öncelikle objektif olarak kusur sorumluluğunun olup olmadığının tespitini talep ettiklerini, keza işbu davada kusur ve sorumluluk tespitinin zarar tespitinin önünde yer aldığını, zira İdarenin zarar verici eylemini olmadığı gibi iddia edilen zarar ile idarenin eylemi arasında illiyet bağının da bulunmadığını, ayrıca sigortacının zararın varlığını objektif belge ve deliller ile ispat etmesinin de gerekli olduğunu, bu itibarla; hasar miktarı, hasarın oluşumu ve sebepleri ile hasara neden olan sorumluların tespiti bakımından keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasını talep ettiklerini, ispata yarar delil bulunmadığının anlaşılması halinde öncelikle usul hukuku uyarınca ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacı su şebekesindeki arızadan hasar meydana geldiğini iddia etmekte ise de söz konusu arızadan dolayı bu hasarın meydana gelmesinin mümkün olmadığını, zira bina sahiplerinin bina dışından gelen su arızalarına karşı gerekli yalıtımı/izolasyonu yapmış olmasının şart olduğunu, gerekli önlemi almayan davacının hasar iddiasının kabul edilemeyeceğini, dolayısıyla davacı şirketin isteminin da hukuka aykırı olduğunu, davacının iddiasında hasarın 25.08.2021 tarihinde meydana geldiğini belirtip iddia edilen hasarın gerçekleştiği tarihten 8 ay sonra mahkemeden hasar tespit talebinde bulunduğunu, davacı şirketin bu talep durumun bile davacı şirketin basiretli bir tacir gibi davranmadığının ve iddia edilen hasarın meydana gelmesinde ve büyümesinde asli kusurun davacı şirkette olduğunun en açık göstergesi olduğunu, ayrıca davacının dava dilekçesinde; olay yeri, hasarın ne olduğu ve hasarın nicelik ve niteliği gibi hususlar hakkında hiçbir bilgiye yer vermediğini, bu hususların Mahkemece tespit edilmesi amacıyla dosyanın bilirkişiye tevdii edildiğini ancak bilirkişi tarafından düzenlenen 28.04.2022 tarihli raporda; davacının iddia ettiği zarar olgusunun ispat edilemediğinin, davacı sigorta şirketinin basiretli bir tacir gibi davranmadığının ve bina izolasyon zafiyeti ile birlikte davacının da ürünleri palet üzerinde depolamaması nedeni ile sorumluluğunun olduğunun açıkça ifade edildiğini, bu sebep ile basiretli bir tacir gibi hareket etmeyen davacının zararın tamamına katlanması gerektiğinden müvekkili İdareye kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, Yargıtayın yerleşik içtihatlarında bodrum gibi su basma olayının yaşanabileceği alanlarda tacirin en az 12 cm paletler kullanması suretiyle emtianın muhafaza edilmesi gerektiğinin belirtildiğini, olaydan anlaşılacağı üzere ve müvekkili İdare ... Abone İşleri Dairesi Başkanlığının ... tarih ve ... sayılı ilgili yazısındaki daire başkanlığı görüşünde de belirtildiği üzere su basması olayının zemin yüzeyinde vidanjörün su çekemeyecek düzeyde olduğunu, dolayısıyla açıklandığı üzere yasal süresi dahilinde müdahale edilen su arızasında müvekkili İdareye ait herhangi bir hizmet kusuru bulunmadığını, davacının kendi kusurlu eylemi ile zarara sebebiyet verdiğini bu sebep ile idareye kusur atfedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, TBK 69. maddesi uyarınca bir binanın veya diğer yapı eserlerinin malikinin bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlü olduğunu, intifa ve oturma hakkı sahiplerinin de binanın bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan malikle birlikte müteselsilen sorumlu olduklarını, sorumluların bu sebeplerle kendilerine karşı sorumlu olan diğer kişilere rücu hakkının saklı olduğunu, yapılan tespitler ve yönetmeliğin ilgili maddesinden de anlaşılacağı üzere hasarın binanın toprağa dayalı olan bodrum katının pencere veya kapısından değil binanın dışından ve ilgili binanın izolasyon olmadığı anlaşılan perde duvarından sızdığının aşikar olup binanın dış etkenlere karşı izolasyon, drenaj sistemi vb. gibi gerekli inşaat teknikleri kullanması durumunda su borusundan kaynaklı su girişinin, her türlü rutubet, yağmur suyu ve zemin suyu girişinin de engellenmiş olacağını, diğer yandan ... Abone Hizmetleri Tarife ve Uygulama Yönetmeliği 49(ğ) maddesi ve İmar Yönetmeliği madde 6.09.11 de göz önünde bulundurulduğunda bütün bu sayılan sebeplerden dolayı meydana gelen olayda müvekkili İdarenin herhangi bir sorumluluğunun bulunmamasıyla birlikte gelen şikayetin çok kısa sürede bulunup tamir edildiği de göz önüne alındığında oluşan hasarda müvekkili İdarenin bir kusurunun/ihmalinin olmadığının açık olduğunu, ayrıca zararın meydana gelmesine bina/yapı ve mülk sahiplerinin neden olduğunun anlaşılması halinde idarenin bina/yapı ve mülk sahipleri ile birlikte sorumluluğunun da yasa hükmü icabı iddia edilemeyeceğini, binanın projeye uygun yapılmış olup olmadığının araştırılmasının gerektiğini, idare yazısına göre onaylı proje çekvalf ile olduğu halde bina sahiplerinin çekvalf olmadan tesisat yaptığının tespit edildiğini, olayın gerçekleşme şekli bina malikinin kusurları ve mevzuata aykırı uygulamaları birlikte değerlendirildiğinde müvekkili idareye bir kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, bu konudaki; “Yargıtay 17. HD E. ...K. ... sayı 08.12.2016 tarihli”, “Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Esas No:... Karar No:... sayılı 14.11.2013 tarihli” ilamlarının da bu yönde olduğunu, davacının zararın meydana gelmesinde kusurlu olup olmadığı hususunun belirlenmediğini, nitekim bina/yapı mülk sahibi maliklerin sorumlu oldukları iddiaları nedeniyle davacının sorumluluğunun araştırılmasının gerektiğinin açık olduğunu, keza olayda kusuru bulunan ve kusuru ile olayın meydana gelmesine sebebiyet verenin, kendi kusuru ile meydana gelen zarar nedeniyle zararın tazminine yönelen bir alacak iddiasında bulunmasının mümkün olmadığını, BK 52. maddesi uyarınca da davacının da böyle bir hak iddiasının söz konusu olamayacağını, davaya konu alacak iddiasındaki faiz başlangıcının temerrüt tarihinden itibaren istenmesinin hukuka aykırı olduğunu, zira davalı idarenin açılan işbu dava ile birlikte mütemerrit hale geldiğini, bu nedenle faiz isteminde dava tarihinin esas alınmasının gerektiğini, ayrıca talep edilen alacak miktarının da fahiş olduğunu, idare temerrüde düşürülmeden hasar tarihinden itibaren faiz talep edilmesinin hukuk dışı olduğunu, İdare kayıtlarının delilleri arasında olduğunu, yukarıda açıklandığı üzere; davaya ilişkin müphem hususlarda idareye müzekker yazılmasını, idare kayıtlarının ve yukarıda belirtilen sair hususlarda bilgi ve belge istenmesini, ayrıca sair bilgi ve belgelerin ilgili kurumlardan yazı ile celbini, yine bu belgeler esas alınarak keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasını talep ettiklerini, belirterek, müvekkili tarafça arz ve izah edilen nedenler ve ayrıca Mahkemece re’sen dikkate alınacak sair hususlara göre; öncelikle yargı yolu ve görev itirazlarının kabulü ile görevsizlik kararı verilerek İdari yargı yolunun görevli olduğunun tespitine, davanın öncelikle Usule Aykırılık İtirazları nedeniyle reddine, davacının davasının Esastan ve Tümüyle reddine, davacının faiz isteminin tümüyle reddine, davacının yargılama masrafı ve avukatlık ücreti isteminin reddine, yargılama masraflarının davacı/karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DAVA DEĞER ARTIRIM
: Davacı vekili █████/2026 tarihli değer artırım dilekçesi ile bilirkişi raporunda müvekkilin hasara ilişkin zararı 25.170,97 TL olarak tespit edildiğini belirterek dava değerini 5.000,00 TL'den 20.170,97 TL artırarak toplam 25.170,97 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte, yargılama giderleri ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE;
Taraflara usulüne uygun davetiyeler tebliğ edilmiş olup, parsel baca fotoğrafı, iş emri ve imalat fotoğrafı, imar işlem dosyası, mimari projesi, yapı ruhsatı, yapı kullanma izin belgesi ve encümen kararını içeren DVD dosyamız içerisine alınmıştır.
Mahkememizin █████/2022 tarihli ara kararı uyarınca davacı vekilinin delil tespiti talebi kabul edilmiş olup dosya Su Baskını Konusunda Uzman bilirkişi ve İnşaat Mühendisi bilirkişiye tevdi edilmiş, düzenlenen █████/2022 tarihli raporda; 25.08.2021 günü, ... arasındaki kaldırım üzerinde bulunan davalı ... ye ait temiz su borusunun birleşim yerinden patladığı, ortalığa yayılan suların bir yolunu bularak davacının kullanımındaki bodrum kata girdiği, burada bulunan tekstil ürünlerini ıslatarak zarara neden olduğu, davacının zararla ilgili bir kısım faturayı dosyaya ibraz ettiği, ancak bu faturaları incelemenin kurulları uzmanlık alanı dışında olmadığından herhangi bir değerlendirme yapılamadığı, suyun girdiği kısımlarda oluşan inşaat ile ilgili hasarın giderimi ile boya badanasının 1.000,-TL sinin giderilebileceği, boru patlamasından davalı ... nin sorumlu olduğu, ancak ana binanın da izolasyon zafiyeti ve davacının da ürünleri palet üzerinde depolamaması nedeni ile sorumlulukları olduğu, nihai kusur oranı konusundaki takdirin Mahkemede olduğu belirtilmiştir.
Dosya delil tespiti raporu sunan bilirkişilere Tekstil Mühendisi bilirkişide eklenmek suretiyle tevdi edilmiş, düzenlenen █████/2022 tarihli ek raporda; dosyada fotokopi faturalar dışında; Tekstil emtia olarak yeterli bir somut tespit bulgu olmadığından, hasara yönelik, gerekli incelemeler yapılamadığından, tekstil emtiası açısından; Mevcut olay ve durum itibariyle bir emtia hasar tespiti çıkarılmasının, mümkün olmayacağı, kusur ve zarar durumu ile ilgili olarak kök rapordaki görüş ve kanaat aynen muhafaza edildiği belirtilmiştir.
Dosya Tekstil Mühendisi bilirkişiye tevdi edilmiş, düzenlenen █████/2025 tarihli raporda; davacı işyerinde 25.08.2021 tarihinde meydana gelen su baskını sonucu 10.534,44 TL kumaş hasarı ve 39.807,50 TL hazır giyim ürünlerinde oluşan hasar olmak üzere toplam 50.341,94 TL hasar oluştuğu, davacının emtiaları yerden 12 cm yükseklikte palet üzerine yerleştirmeyerek hasarın artmasında 9650 kusurlu olduğu, davacının oluşan hasardaki kusur oranı dikkate alındığında oluşan hasarın 25.170,97 TL kısmını talep edebileceği belirtilmiştir.
Dosya yeniden bilirkişiye tevdi edilmiş, düzenlenen █████/2025 tarihli ek raporda; somut olaydaki iddia, savunma, vakıa ve sunulan belgeler Mahkemenin tarafına tevdi ettiği görev kapsamında değerlendirildiğinde; tarafların kök bilirkişi raporuna karşı beyan ve itirazları raporda değerlendirilmiş olup, kök rapordaki tespit ve değerlendirmelerinde herhangi bir değişiklik bulunmadığı belirtilmiştir.
Tarafların iddia ve savunmaları, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; Uyuşmazlık; dava konusu hasarın kaynağı, zarar miktarı ve oluşan zarardan tarafların kusuru ve sorumluğu bulunup bulunmadığı noktalarında toplandığı kısaca haksız fiilden kaynaklanan tazminat davası olduğu anlaşılmaktadır.
Olayın oluş şekli, nedeni ve zarar miktarı ile ilgili mahallinde yapılan yerinde inceleme neticesinde düzenlenen 28.04.2022 Tarihli bilirkişi raporuna göre; 25.08.2021 günü, ... arasındaki kaldırım üzerinde bulunan davalı ... ye ait temiz su borusunun birleşim yerinden patladığı, ortalığa yayılan suların bir yolunu bularak davacının kullanımındaki bodrum kata girdiği, burada bulunan tekstil ürünlerini ıslatarak zarara neden olduğu, davacının zararla ilgili bir kısım faturayı dosyaya ibraz ettiği, ancak bu faturaları incelemenin uzmanlık alanı dışında olduğundan herhangi bir değerlendirme yapılamadığı, boru patlamasından davalı ... nin sorumlu olduğu, ancak ana binanın da izolasyon zafiyeti ve davacının da ürünleri palet üzerinde depolamaması nedeni ile sorumlulukları olduğu, nihai kusur oranı konusundaki takdirin sayın mahkemede olduğuna dair görüş bildirildiği görülmüştür.
2560 sayılı ... Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 1. Maddesinde, “ ...hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak , kurulu olanları devralmak ve bir elden işletmek üzere ... kurulduğu “ belirtilmiş, aynı yasanın 2. maddesinin “b” bendinde “kullanılmış sular ile yağış sularının toplanması, yerleşim yerlerinden uzaklaştırılması ve zararsız biçimde boşaltma yerine ulaştırılması veya bu sulardan yeniden yararlanılması için abonelerden başlanarak bu suların toplanacakları veya bırakacakları noktaya kadar her türlü tesisin etüt ve projesini yapmak ve yaptırmak gerektiğinde bu projelere göre tesisleri kurmak ya da kurdurmak kurulu olanları devralıp işletmek bunların bakım ve onarımını yapmak, yaptırmak ve gerekli yenilemelere girişmek “ ve “d” bendinde, “ ... konusunda hizmeti alan içindeki belediyelere verilen görevleri yürütmek ve bu konulardaki yetkileri kullanmak “ ...’ nin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
Yapı malikinin sorumluluğu, bir bina ya da diğer bir inşa eserinin bizatihi kendisinden kaynaklanan bir nedenle oluşan zarardan sorumluluğu kapsamakta olup, niteliği itibariyle kusursuz sorumluluk türlerinden "olağan sebep sorumluluğu"dur. Burada malike kurtuluş kanıtı sunma olanağı tanınmamıştır. Malik, ancak illiyet bağını kesen sebeplerin (mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru, üçüncü kişinin ağır kusuru gibi) varlığı durumunda sorumluluktan kurtulabilir.
Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür (TBK. m.69; BK. m.58).
Somut olayda da; davalının sorumluluğu yapı eseri malikinin sorumluluğu olup, bu kusursuz sorumluluktur. Dolayısıyla davalının sorumluluğunun mevcudiyeti konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Davacının kusuru varsa bu husus davalının sorumluluğunu ortadan kaldıran bir neden olmayıp, ancak müterafik kusur teşkil edebilir.
Somut olayda incelendiğinde; dava konusu hasarın meydana geldiği yer, binanın zemin ve birinci bodrum katında olduğu, binanın izolasyon zaafiyeti olduğu, davacının aynı zamanda tekstil ürünlerini palet üzerinde depolamaması nedeniyle müterafik oranda kusurlu olduğu, ...'ye ait temiz su borusunun birleşim noktasında patlaması sebebiyle uzun süre dışarı akan suyun binanın bodrum katına girerek hasarın meydana geldiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Hasarın, davalıya ait temiz su borusunun patlamasından ve zamanında müdahale edilmemesinden dolayı davacıya ait binaya su basmasından dolayı davalı ... oluşan hasardan sorumludur. Ancak bilirkişi raporunda belirtildiği üzere hasarın meydana geldiği binanın dışarıdan gelecek sulara karşı yeterli izolasyonun olmayışı, bodrum kata akan suların uzaklaştırılması için bir giderin bulunmayışı, ürünlerin paletlerin üzerine konulmaması nedenleri ile meydana gelen hasardan bina malikinin de müterafik kusuru bulunmakla, söz konusu raporlara istinaden davacıya ve davalıya %50 kusur izafe edildiği ve bilirkişi heyetince belirlenen kusur oranı ve hasar miktarı uygun ve makul olduğu değerlendirildiğinden bilirkişi kök ve ek raporları hükme esas alınarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenler ve dosya içeriğine göre;
1-Davanın Kabulü ile, 25.170,97-TL tazminatın 25.08.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine
2-Harçlar Kanunu gereğince ve karar tarihi itibariyle alınması gereken 1.719,43 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 429,86 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.289,57 TL harcın Davalıdan alınarak hazineye irad kaydına,
3-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T'ne göre vekalet ücreti dava değerini geçemeyeceğinden 25.170,97-TL vekalet ücretinin Davalıdan alınarak kendisini vekil ile temsil eden Davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan 85,39 TL peşin/nisbi harcı, 344,47 TL tamamlama harcı, 14.500,00 TL bilirkişi ödemeleri, 1.292,25 TL tebligat+posta+diğer masraflar, olmak üzere toplam 16.222,11 TL yargılama giderinin Davalıdan alınarak Davacıya verilmesine,
5-6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(11)-(13) maddesi ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00-TL Arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak Hazine adına gelir kaydına,
6-Taraflarca yatırılan ancak kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran taraflara İADESİNE,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı 5235 sayılı Kanun'un 33-(1), 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341-(1) ve devamı maddeleri uyarınca, gerekçeli kararın usulen taraflardan her birine tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre dahilinde, Mahkememize dilekçe ile başvurmak suretiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. █████/2026
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!