Anahtar kelimeler: Darlığından İstemli İleriye Yoğunluğu Motorlu Ötürü Araçlar Birleşen San İlamına

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
SAYISI
: ████████ Esas, ████████ KararHÜKÜM
: Asıl davada hüküm kurulmasına yer olmadığı, birleşen davanın kısmen kabulüMahkemece bozma ilamına uyularak verilen karar, Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 07.10.2025 günü hazır bulunan asıl ve birleşen davada davacı vekili Avukat ... ile asıl ve birleşen davada davalılar vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.KARARI. DAVA1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde, davalılardan ... Motorlu Araçlar San. ve Tic. Ltd. Şti. ile diğer davalı ...’in müteselsil kefaleti ile 01.03.2006 tarihli pazarlama destek sözleşmesi imzalanarak sözleşmedeki şartlara göre davalı şirkete 200.000,00 USD tutarında avans sağlandığını, sözleşmeye göre her yıl belli miktarda ürün satın alma taahhüdü bulunan davalının herhangi bir yılda eksik mal alması durumunda hedef tonajın altında kaldığı miktarın açık miktar olduğunun ve her kontrat yılını takip eden 30 gün içerisinde ödeme yükümlülüğünün sözleşmenin 3.3 (B) maddesinde kayıtlı olduğu halde 20 08... yıllarına ait açık tutar olan 30.672,80 USD’yi müvekkiline ödemediğini, ayrıca 12.02.2010’dan itibaren müvekkilinden mal almayı kestiğini, "..." değil "..." marka yağ satın almaya başladığını şifahen belirttiğini, ...’den farklı marka ürün satılmasının sözleşmenin 9.1. maddesine göre ihlal teşkil ettiği, yazılı uyarıya rağmen 15 gün içinde durdurulmaması halinde sözleşmenin haklı sebeple tek taraflı olarak feshedilebileceğini, davalıya, açık tutar olan 30.672,80 USD ile davalıya 06.06.2007 tarihinde tebliğ edilen tadil protokolünün 2. maddesi uyarınca 200.000,00 USD cezai şartı ödemesinin ve sözleşmeye göre verilen ekipmanı iade etmesinin, teminat mektubunun nakde çevrileceğinin, ayrıca her türlü zarar ve ziyandan dolayı talep hakkının saklı tutulduğunun ihtar edildiğini, ihtarın 04.06.2010 tarihinde tebliğ edildiğini, ancak ihlalin durdurulmadığını, muaccel hale gelen 127.666,77 TL alacaklarının 114.000,00 TL’sinin teminat mektubundan tahsil edildiğini, davalının cevabi ihtarnamesinin çok sonra 13.07.2010 tarihinde gönderildiğini ve hukuki gerekçesinin olmadığını, buna karşı 21.07.2010 tarihinde ihtarname keşide edildiğini, bakiye 18.531,16 TL alacak için İstanbul 8. İcra Müdürlüğünün ██████████ E. sayılı ve İstanbul 5. İcra Müdürlüğünün ██████████ E. sayılı dosyasından yapılan takibe davalının haksız olarak itiraz ettiğini, delil sözleşmesi niteliğindeki sözleşmenin 11. maddesi uyarınca müvekkilinin kayıtlarının kesin delil olduğunu ileri sürerek bakiye 18.531,16 TL alacağın 04.06.2010 tarihinden itibaren reeskont faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.2.Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili ile davalı şirket arasında 01.03.2006 tarihli Pazarlama Destek Sözleşmesi imzalandığını, işbu sözleşmenin diğer davalı ... tarafından da müteselsil kefil sıfatı ile imzalandığını, müvekkili şirketin sözleşmenin 2. maddesi ve 3.1. maddesi kapsamında davalıya münhasıran "..." ürünlerinin satışı ve ticari faaliyetlerinin geliştirilmesi amacı ile sözleşme ile düzenlenen şartlara bağlı olarak toplam 200.000,00 USD tutarında avans sağladığını, sözleşmeye göre davalının münhasıran "..." ürünü kullanmakla ve her yıl belirli miktarda "..." ürünü müvekkili şirketten satın almakla mükellef olduğunu, sözleşmeye ek tadil protokolünün 1. maddesi uyarınca 01.03.2011 tarihine kadar geçerli olan sözleşmenin 5.5. maddesi uyarınca davalı şirketin sözleşme süresi boyunca "..." ürünleri dışında rakip ürünleri doğrudan veya dolaylı yollarla satın almamayı, satmamayı, kullanmamayı ve bulundurmamayı kabul ve taahhüt ettiğini, bu hükme rağmen davalı şirketin 12.02.2010 tarihi itibariyle müvekkili şirketten alım yapmayı durdurduğunu, görüşmeler esnasında davalının, münhasıran "..." marka ürünleri satın almakla ve kullanmakla yükümlü olduğunu ve bu şartla kendisine yatırım yapıldığı halde, "..." marka motor yağı kullanmaya başladığını bu nedenle müvekkili şirkete ürün siparişi vermediğini, müvekkili şirketten ürün satın almayacağını şifahen açıkça ifade ettiği, sözleşmenin 3. maddesi uyarınca, her kontrat yılının bitiminden sonra, müvekkili şirketin bir önceki kontrat yılı boyunca Bayi tarafından satın alınmış olan ürünlerin miktarını saptadığını, o yıl gerçek miktarın yıllık hedef tonaj miktarının altında kalması halinde, bu eksikliğin “Açık Miktar” olarak adlandırıldığını, ayrıca davalı şirketin sözleşmenin 3.3 (B) maddesi uyarınca, her kontrat yılını takip eden 30 gün içerisinde kontrat yılına ilişkin ödemekle yükümlü olduğu halde, 20 08... yıllarına ait toplam 30.672,80 USD tutarındaki açık tutarı müvekkili şirkete ödemediğini, sözleşmenin 9.1 maddesinde, “Bayinin doğrudan ve dolaylı surette ... ürünleri dışında ürün satın alması, satması, kullanması, bulundurması ve sözleşmenin Bayi tarafından başka nedenlerle ihlal edilmesi, yükümlülüklerin, taahhütlerin yerine getirilmemesi ve gönderilen yazılı uyarıya rağmen 15 gün içerisinde bu ihlale son verilmemesi” halinde müvekkili şirketin sözleşmeyi tek taraflı olarak haklı sebeple feshedebileceğinin düzenlendiğini, müvekkili şirketin davalı şirkete ihtarname keşide ederek "sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini, söz konusu feshi takiben davalı şirketin sözleşmeden doğan tüm borçlarının muaccel hale geldiğini, ayrıca sözleşmenin 9.1 maddesi uyarınca haklı nedenle feshedilmiş olması sebebi ile tadil protokolünün 2. maddesi uyarınca 200.000,00 USD tutarındaki cezai şartın fiili ödeme gününde uygulanmakta olan T.C. Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk lirası karşılığının faizi ile birlikte talep edilmesi zaruretinin hasıl olduğu, teminat mektubunun nakde çevrileceği" hususlarının ihtar edildiğini, feshe ilişkin ihtarnamenin ise 28.06.2010 tarihinde davalıya tebliğ edildiğini, davalının sözleşme kapsamındaki tüm borçlarına tekabül eden 82.750,05 USD’nin muaccel hale geldiğini ve teminat mektubunun nakde çevrilerek TL karşılığı 127.666,77 TL’nin 114.000,00 TL’sinin söz konusu teminat mektubundan tahsil edildiğini ileri sürerek fazlaya dair her türlü yasal hak ve talepleri saklı kalmak üzere, Pazarlama ve Destek Sözleşmesi’ne ek tadil protokolünün 2. maddesi uyarınca 200.000,00 USD tutarında cezai şartın fiili ödeme gününde uygulanmakta olan T.C. Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığının faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPAsıl ve birleşen davada davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, talep edilen cezai şartın fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.III.MAHKEME KARARIMahkemece bozma ilamına uyularak taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 2006 tarihli olması nedeniyle bilirkişiden ek rapor alındığı, teknik olarak denetime ve hükme esas almaya elverişli bilirkişi ek raporuna itibar edildiği gerekçesiyle asıl davanın onanmasına karar verildiğinden tekrardan hüküm kurulmasına yer olmadığına, birleşen davanın kabulüne, 200.000,00 USD tutarında cezai şart alacağından takdiren % 50 oranında indirim yapılarak 100.000,00 USD cezai şart alacağının dava tarihinden itibaren fiili ödeme gününde uygulanacak olan TCMB efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığının faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.IV. TEMYİZA. Dava ve Hukuki NitelendirmeAsıl dava, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında bakiye kalan açık prim alacağı istemine, birleşen dava ise sözleşmenin haklı nedenle feshine ilişkin cezai şart tazminatı istemine ilişkindir.B. Değerlendirme ve Gerekçe1.Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalılar vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.2.Davacı tarafın temyiz itirazlarına gelince; cezai şart istemli birleşen davada mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine yapılan temyiz incelemesi neticesinde Dairemizce, davalıların cezai şartın fahiş olduğu ve ekonomik mahva yol açacağı yönündeki iddialarının değerlendirilmesi ile tenkisine gerek olup olmadığının tespiti bakımından değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulduğu gerekçesiyle mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.Bozma ilamına uyularak devam olunan yargılamada; bilirkişi heyetince davalının gelir tabloları incelenmiş ve sözleşmede yazılı olan cezai şart miktarının fahiş olmadığı, ödenebilecek mahiyette olup ekonomik mahva sebep olmayacağına kanaat getirilmiştir. Davalıların itirazı üzerine alınan ek raporda ise, 01.03.2016 sözleşme tarihi itibariyle söz konusu cezai şart miktarının fahiş olduğu, şirketin sermayesinin yetersiz olduğu, cezai şartın ödenmesi halinde şirket için nakit sıkıntısı yaratacağı kanaatine varılmıştır. Mahkemece, bilirkişilerce hazırlanan ek rapor hükme esas alınmış ve sözleşmenin düzenlendiği tarihte tarafların iktisadi durumu, davalı borçlunun ödeme gücü ve kabiliyeti göz önüne alınması gerektiğinden fahiş olan cezai şart miktarında tenkis yapılarak birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Cezai şart 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 179. maddesi ve devamı hükümlerde düzenlenmiştir. Cezai şart, borçlunun asıl borcunun ileride hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği, ekonomik bir değer taşıyan edim olarak tanımlanabilir. Cezai şart, irade özerkliği ve sözleşme özgürlüğü ilkelerine dayalı olarak taraflarca serbestçe kararlaştırılabilir. Ahde vefa ilkesinin gereği olarak tarafların kendi iradeleri ile belirledikleri cezai şarta uymaları gerekmektedir. Ancak ahde vefa ilkesinin çok sıkı uygulanması bazı hallerde borçlunun kişilik haklarına, ticari faaliyetlerine ve ekonomik özgürlüğüne zarar verecek sonuçlar doğurabileceği gibi hakkaniyete de uygun düşmeyecektir. Bu sebeple, hukuk sistemimizde, cezai şart miktarlarına bir takım sınırlamalar getirilmesi kabul edilmiştir. TBK'nın 182/2 hükmüne göre, hakim aşırı gördüğü ceza koşulunu indirebilecektir. Ancak hakimin ceza şartının "aşırı olup olmadığını" değerlendirmesi için borçlu tarafından dile getirilmesi, cezai şart miktarının fahiş olduğunu ileri sürerek mahkemeden bu konuda değerlendirme yapmasını talep etmesi gerekir. Bununla birlikte tarafların ceza miktarı konusundaki anlaşmaları adalet ve hakkaniyete açıkça aykırılık oluşturmadığı sürece, tarafların serbest iradeleri ile kararlaştırdıkları cezanın indirilmemesi gerekir. Ceza miktarının fahiş olup olmadığı değerlendirilirken, tarafların ekonomik durumu, özel olarak borçlunun ödeme gücü, sözleşmenin süresi, alacaklının menfaati, alacaklının sözleşmeye aykırılık nedeniyle uğradığı zarar, borçlunun borcunu yerine getirmeyerek sağladığı yarar, borçlunun kusur derecesi ve borca aykırı davranışın ağırlığı esas alınır.Cezai miktarının indirilmesinde dikkate alınacak en önemli unsurlardan biri de tarafların ekonomik durumudur. Dairemiz bozma ilamında da ifade edildiği üzere, cezai şartın fahiş olduğu ve borçlunun ekonomik mahva yol açacağı yönündeki iddialarının değerlendirilmesi gerekir. Ceza miktarının borçlunun ekonomik olarak mahvına neden olacak ölçüde ağır olması durumda aynı zamanda ahlaka aykırılık nedeniyle geçersizlik de gündeme gelecektir. Ceza miktarının fahiş olup olup olmadığının tespitinde hangi tarihin esas alınacağının da belirlenmesi önemlidir. Zira cezai şartın belirlendiği tarih ile hakimin değerlendirme yaptığı tarih arasında önemli bir zaman aralığı geçmiş ve koşullar çok fazla değişmiş olabilir. Özellikle cezanın bir miktar para olarak kararlaştırıldığı ve enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde aradan geçen önemli zaman aralığında koşulların değişmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu durumda, ceza miktarının fahiş olup olup olmadığının tespitinde, cezai şartın kararlaştırıldığı sözleşme tarihinin, borcun muaccel olduğu tarihin ve yahut sözleşmenin fesih tarihinin esas alınması hakkaniyete aykırı sonuçlara yol açması kaçınılmaz olacaktır. O halde, taraflar arasındaki kararlaştırılan cezai şartın talep edilmesi ile borçlu tarafça ceza miktarının fahiş olduğu, ekonomik mahvına sebep olacağı ileri sürüldüğünde, mahkemece yapılması gereken, değişen koşulları da gözeterek, tarafların-özellikle borçlunun- ekonomik durumlarının tespiti ile ceza miktarının borçlunun ekonomik mahvına sebep olup olmayacağını en güncel haliyle -hüküm tarihine en yakın tarih itibariyle- tespit edilmesi gerekir.Somut olaya baktığımızda; taraflar arasında sözleşme serbestisi kapsamında kararlaştırılan ceza miktarına karşı davalılar, dosya kapsamındaki beyanlarında açıkça cezai şartın fahiş olduğunu ve tazminata hükmedilmesi halinde ekonomik mahva sebep olacağını ileri sürmüş olup, bu sebeple taleple bağlı olarak mahkemece cezai şartın geçerliliği ve fahiş olup olmadığı hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Değerlendirme yapılırken, ekonomik koşulların hızla değiştiği günümüz koşullarında, şirketlerin sözleşme tarihindeki ticari kapasitelerinden ziyade hüküm tarihine en yakın tarihteki ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılarak, ceza miktarının fahiş olup olmadığı ve ekonomik mahva yol açıp açmayacağı değerlendirilerek bir sonuca varılması hakkaniyete daha uygun bir yaklaşım olacaktır. Çünkü ekonomik mahva neden olma infazla doğrudan ilişkili olup, sözleşme tarihi gibi yıllar öncesine ait olabilecek bir tarih esas alınarak değerlendirme yapılması gerçekçi olmayacaktır. Nitekim taraflar arasındaki sözleşmenin tarihi 01.03.2006 olup o tarih itibariyle fahiş sayılabilecek cezai şart miktarı, bilirkişi incelemesinin yapıldığı 25.11.2024 tarihi itibariyle şirketin ekonomik gerçekliğiyle uyumlu değildir. Halihazırda davalı şirketin ciro ve net kâr oranları yüksek olup cezayı ödeme konusunda yeterli olduğundan cezai şart miktarının fahiş olmadığı, o halde cezai şarttan tenkis yapılmasının da doğru olmayacağı gözetilerek birleşen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.V. SONUÇ
: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının BOZULMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin birleşen davanın davalılarından alınarak birleşen davanın davacısına verilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacılara iadesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalılara yükletilmesine, 24.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.