Anahtar kelimeler: Sami Ulus Esaskarar Doğum Yazim Yapmak Ankara Hmk Eksiklik Nun

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 23. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ████████ - ████████

T.C.
A N K A R A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ
23. H U K U K D A İ R E S İ (E S A S I İ N C E L E M E D E N
K A R A R I N K A L D I R I L M A S I)
ESAS NO
: ████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
:
MAHKEMESİ
: Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ
: █████/2020
ESAS-KARAR NUMARASI
: ████████E., ████████K.
DAVA
: Tazminat
KARAR TARİHİ
: █████/2026
YAZIM TARİHİ
: █████/2026
Davacılar vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla, istinaf incelemesinin dosya üzerinde yapılmasına karar verilerek dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
Davacılar vekili özetle
: Davacı ...'nun doğum yapmak için Ankara Dr. Sami Ulus Hastanesine başvurduğunu, davacı ile ilgili tüm takip işlemlerinin bu hastanede görevli ve davalıya sigortalı hekim Dr. ... tarafından gerçekleştirildiğini, davacının uzun süre suni sancı verilerek normal doğuma zorlandığını, █████/2013 tarihinde doğumun gerçekleştiğini, kötü tıbbi uygulama nedeni ile oksijensiz kalan küçük ...'nun özürlü olarak hayatını sürdürmek zorunda kaldığını beyan ederek; her bir davacı için ayrı ayrı 75.000,00 TL manevi tazminat ile 1.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili özetle
: Görevli Mahkemenin Ticaret Mahkemeleri olduğunu, sigortalı hekimin ve dolayısı ile kendilerinin sorumluluğunu gerektiren tıbbi kötü uygulama olmadığını, davanın sigortalı hekime ihbarını istediklerini belirtip, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince "... davacı ...'nun gebelik takibini yapan ve doğumu gerçekleştiren aralarında davalıya sigortalı hekiminde bulunduğu ekibin tüm aşamalarda olağan teşhis ve tedavi işlemlerini yaptıkları, yapılan işlemler arasında kötü tıbbi uygulama sayılması gereken işlem olmadığı, brakial pleksus hasarının normal doğum sırasında öngörülmeyen ve önlenemeyen bir komplikasyon olduğu, öngörülmesi ve önlenmesi mümkün olmayan bir komplikasyon nedeni ile sigortalı hekim ve sorumluluğunu üstlenen sigorta şirketinin sorumluluğundan söz edilemeyeceği kabul edilip, davadaki taleplerine reddine ..." karar verilmiştir.
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle: Davacı küçüğün doğum sırasında oksijensiz kalması nedeniyle %82 oranında zihinsel ve bedensel engelli haline geldiğini, bu nedenle doğumun gerçekleştiği 13.08.2013 tarihinden itibaren "Sürekli Tam İşgöremez" halde olduğunu, yani kalıcı olarak engelli iken daha sonra yaşadığı talihsiz hadiseler nedeniyle vefat ettiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun █████/2015 tarih ███████-2423 Esas █████████ karar sayılı ilamında; bedensel zararlara uğranılması ile talep edilecek maddi tazminat talebi halinde zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerektiğinin içtihat edildiğini, söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu 3'ncü İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşların çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü veya Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri dikkate alınarak yapılması gerektiğini, somut olayda ise küçük hakkında aldırılan Engelli Sağlık Kurulu Raporunun Eğitim ve Araştırma Hastanesince verildiğini, ancak davada hekimin kusuru olmadığı, komplikasyonlara bağlı gelişen engelli kalma olayında hekimin kusurunun tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddedildiğini, gerek Adli Tıp Raporunun gerekse diğer incelemelerin eksik ve taleplerini karşılar nitelikte olmadığını, bu yönüyle eksik araştırma ile karar verildiğini belirterek; Adli Tıp Genel Kurulu tarafından yeniden rapor aldırılmasını, talep ettikleri hususların araştırılmasını ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karar davacılar vekilince istinaf edilmiştir.
Davacı ile dava dışı doktor arasındaki ilişkinin temeli vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışı nedeniyle doğan zararlardan sorumludur. Bu nedenle vekil konumunda olan doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktorların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle özen borcunu yerine getirmeleri gerekir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutularak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yolu seçmek gerekir. Gerçekten de hasta mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil TBK 510.md (eski BK 394.md) hükmü uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır.
Tıbbî müdahalede rızanın hukuk düzeninde geçerli olarak yerini alabilmesi için hekim tarafından aydınlatma yükümlülüğünün usulüne uygun bir şekilde yerine getirilmesi gerekir. Gerçekten de kişinin kendisine yapılacak tıbbî müdahale konusunda karar verebilmesi için neye rıza gösterdiğini bilmesi ve aydınlatılmış olarak rıza (onam) göstermesi gerekir. Başka bir deyişle tıbbî müdahale, hastanın tam olarak aydınlatılmasından sonra “aydınlatılmış rızanın (onamın)” verilmesi üzerine yapılmalıdır. Aydınlatılmış rıza (onam), Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları’nın 26. maddesinde; “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konusunda aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir.” şeklinde ifade edilmiştir. Dolayısıyla aydınlatılmış rıza, riskleri, yararları ile alternatifleri ve onların da risk ve yararlarını kapsayan tedavi uygulamasının, hekim tarafından yeterli düzeyde ve uygun şekilde açıklanmasından ve hasta tarafından hiçbir tereddüde yer kalmayacak şekilde anlaşılmasından sonra, tıbbî tedavinin ve uygulamanın hasta tarafından “gönüllülükle kabulü” anlamına gelmektedir. Öte yandan hekimin aydınlatma yükümlülüğü, aydınlatılmış rızayı kapsamına alan ancak ondan daha kapsamlı bir yükümlülüğü ifade eder. Başka bir deyişle aydınlatma yükümlülüğünün kapsamına aydınlatılmış rıza yanında hekimin hastasını uygulanan tedavi sonrasında yapılması gerekenler konusunda bilgilendirmesi de girer (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2021 tarihli ve 2018/(13)3-849 E., █████████ K. sayılı kararı). Görüldüğü üzere hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğünün fonksiyonu, hastanın bedensel ve ruhsal bütünlüğü ile ilgili olarak serbestçe karar alma özgürlüğünü temin etmeye yöneliktir. Bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğü açısından önem taşıyan husus, kişinin kendisini ilgilendiren konularda yalnız olarak ve üçüncü şahısların etkisi altında kalmaksızın kendiliğinden karar alabilmesi anlamına gelen kişinin kendi geleceğini belirleme hakkıdır. Kişinin kendi geleceğini belirleme hakkı, kişiye tanınan en yüksek değerdeki haklardan olup esasında hekimin aydınlatma yükümlülüğünün hukuksal temelini oluşturmaktadır. Zira hasta, kendi geleceğini belirleme hakkına sahip olarak vücudu üzerinde gerçekleştirilecek her türlü müdahaleye ilişkin olarak olumlu ya da olumsuz bir kararı, aydınlatma yükümlülüğü gereği gibi yerine getirildiği durumlarda verecektir. Hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğünün hukukî dayanaklarını genel olarak hekimin özen yükümlülüğü ve aydınlatma yükümlülüğünün rızanın bir koşulu olması nedeniyle hastanın rızasına ilişkin kanuni düzenlemeler oluşturmaktadır. Örneğin 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesi; “Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.)” hükmünü haizdir. Bununla birlikte bu genel nitelikli düzenlemeler yanında bazı özel nitelikli düzenlemelerde de hekimin aydınlatma yükümlülüğünün hukukî dayanaklarını bulmak mümkündür. Nitekim 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihli ve 25311 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesi’nin 5. maddesinde; 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunun 7. maddesinde; Tıbbî Deontoloji Nizamnamesi’nin 14. maddesinde; Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 15. maddesinde hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğü altında olduğu dolaylı da olsa belirtilmiş bulunmaktadır. Hekimin aydınlatma yükümlülüğünün ispatı hususunda mevzuatta bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak her tıbbî müdahalenin hukuksal açıdan kişinin vücut bütünlüğünün ihlali anlamını taşıdığı gözetildiğinde ve TMK’nin 24. maddesi gereğince kişinin müdahaleye rızasının bulunmadığına ilişkin yasal karine dolayısıyla hekimin aydınlatma yükümlülüğünde ispat yükü hekim üzerinde olmalıdır. Zira rıza, hukuka aykırılığı ortadan kaldırdığına göre rızanın bulunduğunu ve hastanın aydınlatıldığını savunan hekimin yasal karinenin aksi olan bu hususları ispatlaması gerekir. Öte yandan hekim tarafından ispat edilmesi gereken hukuksal haklılık sebebinin kapsamına hem aydınlatma yükümlülüğünün ispat edilmesi hem de mevcut riskler hakkında hastanın aydınlatılmış rızasının alınması dâhildir. Gerçekten de aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ispat külfetinin hekime yüklenmesi hastanın gereği gibi aydınlatılmış olmaması halinde geçerli bir rızanın da söz konusu olmayacağı düşüncesine dayanmaktadır. Bu itibarla hasta ile hekim arasında sözleşme ilişkisi bulunsun veya bulunmasın hekimin mesleğini icra ederken göstermesi gereken özen yükümlülüğü gereğince, kendisi karşısında zayıf ve güçsüz konumda olan hastasını aydınlattığını ve hastanın aydınlatılmış rızasının alındığını ispatlaması gerekmektedir. Aydınlatma yükümlülüğünü ispat külfetinin hekim üzerinde olmasının bir diğer sebebi de hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının tıbbî açıdan gerekli olan hususlarda arşivleme ve kayıt tutma yükümlülüğünün bulunmasıdır. Bu yükümlülük her şeyden önce hekimin, teşhis ve tedavi süreci içerisinde sağlıklı karar verebilmesini ve aldığı kararları kontrol edebilmesini kolaylaştırmakta ve ayrıca yapılan işlemlerin belgelenmesini sağlamaktadır. Dolayısıyla arşivleme ve kayıt tutma yükümlülüğü hekim ve hastaların menfaatlerinin bir gereğidir. Arşivleme ve kayıt tutma yükümlülüğünün ihlali bizatihi tazminat sebebi olmasa da hasta lehine tıbbî müdahalenin yapılmadığı yönünde fiili bir karine yaratmaktadır. Bu açıdan bakıldığında da tıbben gerekli olan müdahalenin yapıldığını ispat yükü hekime düşmektedir. Türk hukukunda girişimsel bazı müdahalelerde hastanın yazılı rızasının alınması gerektiği öngörülmüş ise de aydınlatma yükümlülüğünün yazılı olarak yapılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Öte yandan Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 18. maddesi gereğince bilgi, mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde verilir; hasta, tıbbî müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbî müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirilir. Dolayısıyla hastanın aydınlatılması sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilebilir. Başka bir deyişle hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğü kapsamında yazılı aydınlatma belirli ölçüde ispat kolaylığı sağlasa da şekil serbestisi söz konusudur. O hâlde aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği hususu hekim tarafından her türlü delille ispatlanabilir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ███████-592 esas ████████ karar sayılı ilamı)
Yargılama sırasında Mahkemece Adli Tıp Kurumundan alınan raporda ; Dr. Sami Ulus Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünde yatışından itibaren annenin muayenesinin yapıldığı, normal doğuma engel muayene bulgusunun olmadığı, ÇKS (çocuk kalp sesleri) takibinin uygun aralıklarla yapıldığı, yazılan değerlere göre çocuğun kalp atım hızlarında fetal distresi gösterir bir değer bulunmadığı, doğum izleminde NST’sinin çekildiğinin belirtildiği ancak dosyada mevcut olmadığı, takibinde suyu gelmiş olan annenin doğum eyleminin ilerlediği, bu süre çinde yapılan muayenelerde servikal açıklığın ve silinmenin uygun aralıklarla takip edildiği ve 13.08.2013 tarihinde, saat 11:35’te doğumun gerçekleştiği, doğumun akabinde 5. dakikada bebekte görülen şüpheli göz hareketleri nedeniyle yenidoğan asistan hekiminin çağrıldığı cihetle; Dr. Sami Ulus Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünde bebeğin doğumuna katılan hekim ve yardımcı sağlık personelinin tıbbi uygulama hatası bulunmadığı Dosyada gönderilen mevcut tıbbi belgelerde müdahale öncesi anne ...’nun onamının alındığına dair bir belge mevcut olmadığı Brakial pleksus hasarının normal doğum sırasında öngörülemeyen ve önlenemeyen bir komplikasyon olduğu Hipoksik iskemik ensefalopati (HİE), prenatal, natal veya postnatal faktörlerin etkisiyle oluşan sistemik hipoksi sonucu serebral kan akımının azalmasıyla oluşan beyin zedelenmesidir. Hipoksik ensefalopatinin çok çeşitli sebeplerle oluşabileceği, en sık olarak doğum asfiksisi ve neonatal hipoksik iskemik ensefalopati sonucu meydana geldiğinin tıbben bilindiği, ancak dosyada mevcut tıbbi belgelerle çocukta ortaya çıkan hipoksik iskemik ensefalopatinin kaynağının tespit edilemediği, Dr. Sami Ulus Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Servisine şüpheli fetal asfiksi, şüpheli konvülsiyon brakial pleksus hasarı nedeniyle yatırıldığı, muayenesinin yapıldığı, fasial paralizi, sol paryetal bölgede 3x4 cm sefal hematom, sol sklerada hemorajik görünüm, subkostal retraksiyon +, alt ekstremitelerde peteşi +, sol kol hareketlerinde azalma, sol kolunu koruma, moro refleksinin solda aktif olmadığının tespit edildiği, kan tetkikleri, EEG, görüntüleme tetkikleri yapıldığı, ilgili branşlardan (Nöroloji, FTR, Göz Hast.) konsültasyonlar istendiği, tedavilerinin başlandığı, yatışı süresince takiplerinin ve tedavilerinin uygun şekilde yapıldığı, 27.09.2013 tarihinde önerilerle taburcu edildiği dikkate alındığında; Dr. Sami Ulus Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümünde çocuğun tedavisine katılan hekim ve yardımcı sağlık personelinin tıbbi uygulama hatası bulunmadığı belirtilmiştir.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesince sunulan 27.07.2018 tarihli bilirkişi raporunda; Söz konusu hastada gelişen “hipoksik iskemik ensefalopatinin” oluşma zaman ve nedenini tam olarak açıklamanın mümkün olmadığı Bebeğin kilosunun 2560 gr. Olduğu gelişen brakial pleksus zedelenmesini de sadece doğum travması ile açıklamanın mümkün olmadığı Verilen hekimlik hizmeti standard olup, ihmal veya kötü tıbbi uygulama söz konusu olmadığı belirtilmiştir.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbı Genetik Anabilim dalı öğretim üyelerince sunulan 24.12.2018 tarihli bilirkişi raporunda, davacı ...'nun 10.08.2013 tarihinde yatış yaptığı, Polihidramnios tespit edildiği ve NST'de kontraksiyonlarının olduğu, 13.08.2013 tarihinde normal yolla doğum yaptığı doğumdan 5 dakika sonra bebeğin gözünde kayma olması nedeniyle yenidoğan takibine alındığı Dosya'daki epikriz raporlarının değerlendirilmesinde, 23 yaşında olan ...'nun ilk gebeliği olduğu, dış merkez takipleri olduğu, ve bu takiplerinde gebelikte sık görülen kromozom anomalileri (Örnek: Down Sendromu gibi.) takibinde kullanılan ikili ve üçlü tarama testlerinin ve OGTT testinin normal olduğu bilgisinin kaydedildiği Test raporlarının dosyada bulunmadığı Ancak ikili ve üçlü tarama testleri sık görülen kromozom anomalileri dışındaki genetik hastalıklar için bilgi vermediğini mahkemenin bilirkişiden talep ettiği soruların doğrudan doğum eylemi ile ilgili olup olmadığı Kadın Doğum ve Perinatoloji alanında son derece deneyimli olan Prof. Dr. ...'ın konu hakkındaki görüşünün yeterli olduğu belirtilmiştir.
Yukarıya özetlenen bilgi ve bulgular ışığında eldeki davaya bakıldığında; Mahkemece hükme esas alınan 24.12.2018 tarihli bilirkişi heyetinin alanında uzman olmayan Genetik Anabilim dalı öğretim üyelerinden oluşturulduğu, 27.07.2018 tarihli raporun tek kişilik doktor raporu olduğu, Adli Tıp Kurumu raporunda NTS kayıtlarının ve onam belgesinin eksik olduğunun belirtildiği anlaşılmış olup mahkemece, NTS kayıtları, ve davacının aydınlatıldığına ilişkin onam belgesi getirtilmeden, alanında uzman olmayan bilirkişilerce düzenlenmiş raporlar esas alınarak davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bu durumda, mahkemece alınan raporların hüküm kurmaya yeterli mahiyette olmadığı gözetilerek doğuma ilişkin NTS kayıtları ve aydınlatılmış onam belgesi celp edilerek, davacıların iddiaları ve itirazlarını karşılar şekilde, üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak konusunda uzman, akademik kariyere sahip 2 kadın doğum uzmanı 1 perinatoloji uzmanından oluşturulacak bilirkişi kurulundan, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Kanun yolu denetimine elverişli rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.
Dava dosyası kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri birlikte değerlendirildiğinde, HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 353/1-a-6 maddesinde öngörülen şartlar gerçekleştiğinden davacıların istinaf talebinin kabulüne karar verilmiştir.
HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-) Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK m. 353/1.a.6 gereğince kabulü ile:
Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████E., ████████K. sayılı █████/2020 tarihli kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,
2-) Peşin alınan istinaf karar harcının iadesine,
3-) İstinaf kanun yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından hükümle birlikte değerlendirilmesine,
4-) HMK m. 359/4 gereğince kararın tebliği, harç tahsil müzekkeresi yazılması ve gider avansı iadesi işlemleri ile m. 302/5 gereğince kesinleşme kaydı ve kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,
dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK m. 353/1.a ve 362/1.g gereğince KESİN olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. █████/2026
Başkan Üye Üye Katip

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!