Anahtar kelimeler: İntifa Talebiyle Dahili Katıldığını Eşinin Süreci Eşi Eski Maliki Sıfatıyla

MAHKEMESİ : Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)
SAYISI
: ███████ E., ████████ K.1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı Yargıtay 4. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda, davanın reddine karar verilmiştir.2. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:I. YARGILAMA SÜRECİDavacı İstemi4. Davacı dava dilekçesinde; maliki olduğu taşınmaz ile ilgili olarak eski eşi tarafından 30.11.2010 tarihinde, intifa hakkının eski hâle getirilmesi için tapu kaydının düzeltilmesi talebiyle dava açıldığını, kendisinin dâhili davalı olarak davaya katıldığını, İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.09.2017 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiğini, eski eşinin vekili tarafından istinaf talebinde bulunulduğunu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 26.03.2018 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine iadesine kesin olarak karar verildiğini, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak inceleme yapılacağı düzenlenmesine rağmen istinaf sebebi olarak gösterilmeyen bir gerekçe ile karşı tarafın istinaf talebinin kabulüne karar verilmesi yanlış olduğu gibi kesin olarak da karar verilemeyeceğini, bu kararın düzeltilmesi için 07.05.2018 tarihli dilekçe ile yaptığı başvurunun, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 16.05.2018 tarihli ek kararı reddedildiğini, asıl ve ek kararı temyiz ettiğini, Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 23.10.2018 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile “Somut olayda, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararının HMK 353/1-a-6. bendi uyarınca kesin olması ve HMK’nın 68. maddesine göre fer’i müdahilin mahkeme kararını tek başına temyiz etme hakkı bulunmamasına göre fer’i müdahilin temyiz isteği yerinde değildir” gerekçesiyle temyiz dilekçesinin reddine karar verildiğini, bu kararın hatalı olduğunu ayrıca Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin bu kararında başkan olarak imzası bulunan ...’ın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 29/5. maddesi gereğince davalarından çekilmiş olmasına ve talebine rağmen gerekçe gösterilmeden bu davaya bakmasının hatalı olduğunu, zira ...’ın üye olarak imzasının bulunduğu Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin ██████████ Esas, ██████████ Karar ve yine ██████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararları ile davaya bakmaktan çekildiğini, aralarında husumet oluştuğundan karara katılamayacağını, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin bu kararının düzeltilmesi için 10.07.20 18... .11.2018 tarihli dilekçelerini İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğunu, ancak karar düzeltme talebinin hâkim ... tarafından Yargıtaya gönderilmediğini, daha sonra da karar düzeltme talebinin Yargıtaya gönderilmesi için İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu 11.09.2019, 14.09.2019, 16.09.20 19... .10.2019 tarihli dilekçelerine ve 17.09.2019 tarihli duruşmadaki talebine rağmen hâkim ...’in 24.10.2019 tarihli duruşmada verdiği 4 No.lu ara kararı ile dosyayı Yargıtaya göndermediğini, böylece 6100 sayılı Kanun’un 46. maddesine göre “Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin kanun hükümlerine aykırı” kararların hâkimlerin hukuki sorumluluklarını gerektirdiğini, hak arama yollarının kapatıldığını, Musevi-Yahudi dinine mensup olması nedeni ile ayrımcılık yapıldığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 30.000,00 TL maddi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı Cevabı5. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın süresinde açılmadığını, tazminat talebinin yasal dayanağının bulunmadığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 46. maddesindeki şartların oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.Özel Daire Kararı6. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 03.12.2024 tarihli ve ███████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile;“… Hakimlerin verdikleri kararlardan dolayı ilke olarak sorumlu tutulmayacakları esas olmakla birlikte, hakimin bağımsızlığı kadar tarafsızlığını da teminat altına almak amacıyla hukuki sorumluluğunun tespiti özel bir usule tabi tutulmuştur. Kanunun öngördüğü sorumluluk sebepleri sınırlı sayılmıştır (numerus clausus) ve bunların varlığının kabul edilebilmesi için hakimlerin genel olarak kasıtlı veya ağır kusurlu tutum ve davranışlarının varlığı gerekmektedir. Hakimin sorumluluğu nedeniyle dava açılabilmesi için kanunda sayılan sebeplerin varlığı gerekmekte olup kanunda sayılmayan sebeplerden dolayı tazminat davası açılamaz. Bu tür davalarda davacı, hakimin yargılama faaliyetinin 6100 sayılı HMK’nın 46.maddesinde sayılan sebeplerden birisine girdiğini, yani hakim tarafından hukuka aykırı (haksız) yargısal işlem/eylem yapıldığını, hakimin ağır kusuru veya kastı olduğunu, bundan dolayı zarar gördüğünü ve hakimin davranışıyla zarar arasındaki illiyet (nedensellik) bağının varlığını ispatla yükümlüdür. Hakimlerin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine açılan eldeki tazminat davasında davacı tarafından davaya dayanak yapılan iddialar özetle; yerel mahkemece verilen ilk kararın doğru olduğu, Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf incelemesini istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapacağı düzenlenmesine rağmen istinaf sebebi olarak gösterilmeyen bir gerekçe ile karşı tarafın istinaf talebinin kabulüne kesin olarak karar verildiği, maddi hata dilekçesinin ek karar ile hukuka aykırı olarak reddedildiği, temyiz üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin kararının hatalı olduğu, Başkan olarak imzası bulunan ...’ın HMK’nın 29/5. maddesi gereğince davalarından çekilmiş olmasına ve yine talebine rağmen gerekçe gösterilmeden duruşma yapılmaksızın bu davaya bakmasının hatalı olduğu, dosyanın karar düzeltme için Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay’a gönderilmesine ilişkin verdiği 4 ayrı dilekçenin yerel mahkeme hakimince reddedilerek hak arama yollarının kapatıldığı iddialarıdır.6100 sayılı HMK’nın 46.maddesinde sayılan sebeplere bakıldığında bu sebeplerin tamamının nitelikleri gereği hukuka aykırılık taşıdığı ve hakimin ağır kusuruna (hatta kastına) dayalı olduğu (örneğin; taraf tutma, duruşma tutanağında yazılı olmayan sebeple karar verme, menfaat karşılığı karar verme, kanuna açık aykırılık, adalet dağıtmaktan kaçınma, duruşma tutanağını tahrif vs.) görülmektedir.Hakimin takdir yetkisi kapsamında kalan delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin hususlar tazminata konu edilemez. Çünkü HMK’nın 46.maddesindeki koşullar hakimin takdir yetkisinin ötesinde kasıt veya kasta yakın ağır kusur hallerinde başka türlü yorumlanması mümkün olmayan hukuk kurallarının yanlış uygulanması söz konusu olduğunda oluşabilecektir. Somut olayda HMK’nın 46. maddesindeki koşullardan hiçbirisi gerçekleşmemiştir. Davacı, HMK’nın 46. maddede sayılan sınırlı hukuki sorumluluk nedenlerinin eldeki davada gerçekleştiğini kanıtlayamamıştır. Hal böyle olunca davanın reddine karar vermek gerekmiştir.Öte yandan HMK’nın 49. maddesi uyarınca, davanın esastan reddi halinde disiplin para cezasına hükmedilmesi gerektiğinden, bu konuda dava konusu olayın gelişim biçimi ve dosyaya yansıyan olgular göz önünde bulundurulmuş ve 2.000,00-TL disiplin para cezasının verilmesinin uygun olacağı değerlendirilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-...nun 46. maddesindeki koşullar oluşmadığından davanın esastan reddine,2-...nun 49.maddesine göre takdiren 2.000,00-TL disiplin para cezasının davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine,3-Alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 512,32 TL’den mahsubuna, kalan 84,72 TL’nin istek halinde davacıya iadesine,4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi uyarınca 30.000,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,5-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,…” karar verilmiştir.Kararın Temyizi7. Özel Daire kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.II. ÖN SORUN8. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, davacı vekilinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına yönelik istemi ön sorun olarak tartışılmış ve değerlendirilmiştir.III. GEREKÇEÖn sorun yönünden9. Ön sorun ile ilgili hususların açıklığa kavuşturulması açısından temyiz incelemesinde duruşma yapılmasına ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesi ve konunun adil yargılanma hakkı kapsamında irdelenmesi gereklidir.10. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin 1. fıkrasında:"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." hükmü yer almaktadır.11. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir. Anılan maddeye göre, “Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir…”.12. Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birisi de Anayasanın 141. maddesinde düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin 1. fıkrası:“Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir” şeklindedir.13. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada keyfiliği önlemektir. Bu yönüyle anılan ilke hukuk devletinin en önemli gerçekleştirme araçlarından birisini oluşturur. "Duruşmalı yargılama hakkı" her türlü yargılamanın mutlaka duruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez.14. Usul ekonomisi ilkesi, pozitif temelleri olan bir ilkedir. Zira, Anayasanın 141. maddesine göre Devlet, yargılamanın basit, çabuk ve ucuz gerçekleşmesi için gereken tedbirleri almak zorundadır. Bundan başka AİHS’nin 6. maddesine göre, herkes davasının makul bir süre içinde adil ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir. HMK’nın 30. maddesinde “usul ekonomisi” başlığı altında düzenlenen hükme göre hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür (Aziz Serkan Arslan, E-Duruşma Hukuk Yargılamasında Videokonferans Yöntemi, İstanbul 2023, s. 82-83). Bu nedenle adil yargılama ilkelerine uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma yapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlâlini oluşturmaz.15. Özellikle ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun yolu incelemesinin, tarafların iddia veya savunmaları yazılı olarak alındıktan sonra dosya üzerinden yapılması hâlinde adil yargılanma hakkının ihlâlinden söz edilemez (Anayasa Mahkemesi, Mehmet Soysal ve diğerleri, B. No: █████████, 17.11.2016, § 36; Cengiz Topel Çelikoğlu, B. No: █████████, 18.02.2016, § 80; Kırmızı GAA İnşaat Turizm Gıda Sanayi ve Tic. Ltd. Şti, B. No: █████████, 11.12.2014, § 23; Nevruz Bozkurt, B. No: ████████, 17.9.2013, § 32).16. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) inandırıcılık sorunu taşımayan, karmaşık olmayan veya olaylarla ilgili hiçbir tartışmanın bulunmadığı, oldukça teknik davalar ile mahkemelerin tarafların sunduğu görüşlere ve diğer belgelere dayanarak, adil ve makul bir biçimde karar verebilecekleri davalar için duruşma yapılmasının gerekli olmayabileceğini belirtmiştir (AİHM, Jussila/Finlandiya, § 41, Döry/İsveç, B. No:████████, 12.11.2002, § 37, Mehmet Emin Şimşek/Türkiye, B. No: ███████, 28.2.2012, § 30), (Adnan Altın, kararı, § 47).17. Temyiz yolunda, hüküm mahkemesinin kararı sadece hukuka uygunluk bakımından inceleme konusu yapılabilir. Yargıtay, istinaf mahkemesi gibi, bir vakıa, tahkikat ve yargılama mahkemesi değildir. Temyiz yolunda, hüküm mahkemesinin kararı incelenerek, hüküm mahkemesine bildirilmiş olan vakıaların usulüne uygun biçimde incelenip incelenmediği, özellikle o vakıalara kanunların (hukukun) doğru uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilir.18. Nitekim Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuru yoluyla önüne gelen davalarda verdiği kararlarında, başvurucuların duruşma talepleri bulunmasına rağmen dosya üzerinden inceleme yapılmasının adil yargılanma hakkının ve bu kapsamda aleni yargılama hakkının ihlâli niteliğinde olduğu yönündeki başvurularının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.19. Yukarıda yapılan açıklamalar ve özellikle temyiz yolunda yeni vakıa ve delillerin Yargıtay tarafından incelenemeyecek olması karşısında, duruşma isteminin reddi kararlarının hak ihlâli olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemektedir.20. Aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 18.05.2021 tarihli ve ███████-2540 Esas, ████████ Karar; 17.09.2019 tarihli ve 2019/4-60 Esas, ████████ Karar; 22.11.2017 tarihli ve ███████-1239 Esas, █████████ Karar ve 22.11.2017 tarihli ve 2017/8-2835 Esas, █████████ Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.21. Somut olayda dava, HMK’nın 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkin olup, karmaşık bir dava türü olmadığı gibi verilen karara karşı temyiz istemleri için taraflara başvuru olanağı tanınmış, temyiz dilekçesinin bir örneği cevap hakkı için karşı tarafa tebliğ edilmiştir.22. Hâkimlerin sorumluluğunu düzenleyen ve eldeki davanın dayanağı olan HMK’nın 46 ve devamı maddeleri gereğince, Dairelerin ilk derece mahkemesi sıfatıyla karar verdiği ve temyiz incelemesini Hukuk Genel Kurulunun yaptığı işlerde duruşmalı olarak temyiz incelemesi yapılacağı konusunda açık bir düzenleme yer almamaktadır. Ayrıca Yargıtay Kanunu’nda da bu işlerin temyizinin duruşmalı olarak inceleneceği konusunda açık bir hükme yer verilmemiştir.23. Şu durumda, Hukuk Genel Kurulunun ağırlıklı işini oluşturan direnme kararlarının dahi temyiz incelemelerinin açıklanan nedenlerle duruşmalı yapılamayacağı öngörülmüşken, diğer işlerinin duruşmalı yapılacağını kabule olanak verecek yasal bir düzenleme ve gereklilik bulunmadığı açıktır. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunun incelemesine tabi işlerde ayrık ve açık bir düzenleme olmadığı sürece duruşmalı inceleme yapılması olanaklı görülmemektedir.24. Bu nedenle davacı vekilinin duruşma isteğinin reddine oy birliğiyle karar verildikten sonra işin esasının incelenmesine geçilmiştir.Esas Yönünden25. Dava, HMK’nın 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.26. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesinde sorumluluk nedenleri sınırlı olarak sayılmıştır. Anılan maddede “(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir:a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması.ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması.d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması.e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması.” düzenlemesi bulunmaktadır.27. Somut olayda HMK’nın 46. maddesinde sınırlı sayıda belirtilen sorumluluk sebeplerinden hiçbiri bulunmadığından ve hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı tazminat şartları oluşmadığından Özel Dairece davanın reddine karar verilmesi yerindedir.28. Hâl böyle olunca, yapılan açıklamalara, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, Daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.IV. KARARAçıklanan sebeplerle;Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın ONANMASINA,Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,25.12.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.