Anahtar kelimeler: Davatalepdavacı Ünvanlı Sektöründe Yürüttüğünü Tarafsız Katıldığını Payına Aktif Düşen Yemek

T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO
: ████████ Esas
KARAR NO
: ███████
DAVA
: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
: █████/2022
KARAR TARİHİ
: █████/2026
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasında yapılan yargılama sonucunda dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/
DAVA/TALEP;Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalılar ile müvekkilinin ----- ünvanlı şirkette ortak sıfatıyla hazır yemek sektöründe faaliyet yürüttüğünü, müvekkilinin ---- tarihinde şirkete ortak olarak katıldığını, davalılardan ------ tarihleri arasında şirketin yetkili müdürü olarak görev yaptığını, diğer davalı ------ ortak sıfatıyla aktif olarak şirketin ticari faaliyetlerine katıldığını, müvekkilinin ise şirketin sermayesi ile ilgili olarak ortaklık payına düşen sermaye miktarını nakden ödediğini, davalıların --- içerisinde şirketteki hisselerini ---devrederek ortaklıktan ayrıldıklarını, ------ şirkette ortak olduktan sonra müvekkilinin yeni ortak ile birlikte şirkette çalışmaya başladığını ve şirketin mali durumunu incelediğini, bu inceleme ve araştırma sırasında davalılar tarafından birçok usulsüz işlem yapıldığını ve maddi zararlarının oluştuğu tespit edildiğini, yapılan usulsüzlükleri tespit eden müvekkili davalı ---------yevmiye numaralı ihtarnamesini keşide ederek yapılan usulsüzlükleri ve oluşan zaraları bildirerek, ödenmesini talep ettiğini, müvekkilinin, şirket ortağı olduğu süreç içerisinde şirket hakkında herhangi bir kar/zarar ve bilanço bilgilerini bildirir genel kurul toplantısı yapılmadığından kar payı hakkında bilgisi olmadığını, müvekkilinin göndermiş olduğu ihtar ile ayrıca davalıdan temsil yetkisinin olduğu döneme ilişkin şirketin gelir, gider, kar/zarar durumunun yasal defter ve belgeler doğrultusunda kendisine yazılı olarak beyan edilmesini talep ettiğini, buna karşılık davalı------ yevmiye numaralı ihtarnamesiyle cevap verdiğini ve iddiaları kabul etmediğini bildirerek yazılı belge sunmaktan kaçındığını, davalıların faaliyet gösterdiği dönemde yapılan işlemler nedeniyle şirketin zarara uğratıldığını, ayrıca ortaklık süresi boyunca müvekkile herhangi bir şekilde kar payı da ödenmediğini, davalılar müvekkilinin gerek şirkete ortaklığı döneminde gerekse de sonrasında usulsüzlükler yaparak müvekkilinin psikolojik olarak yıpranmasına sebep olduklarını, müvekkilinin özellikle de katılmadığı müvekkilinin bilgisi dışında yapılan toplantıların yönetim kurulu toplantılarında müvekkilinin imzası taklit edildiğini, gelir elde etme amacıyla girdiği ticari işletmede karşısına sürekli borçlar çıkartıldığını ve en sonda da ortağı olduğu şirketin müşterilerinin büyük bir kısmı da yine bizzat davalılar tarafından başkaca bir şirkete kaydırılarak müşteri kaybı yaşanması sebebiyle şirketin tasfiye sürecine girmesi zorunluluğu doğduğunu, bu sürecin müvekkilini oldukça yıprattığını, açıklanan ve mahkeme tarafından yapılacak olan yargılama safahatında ortaya çıkacak sebeplerle, davalıların ortak oldukları------yaptıkları ve tüm iş ve işlemler sebebiyle müvekkilinin mahrum kaldığı her türlü kazanç kaybı, usulsüz borçlanma, fazla ödeme, akrabalara yapılan ödemeler vb. sebeplerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL kazanç kaybının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müşterekn ve müteselsilen tahsiline, davalıların------ ayrıldıktan sonra yeni bir ticari faaliyet içerisinde bizzat bulunarak müvekkiline karşı yürütülen haksız rekabet sebebiyle müvekkilinin mahrum kaldığı her türlü kazanç kaybı için fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalıların -------- iken yaptıkları her türlü usulsüzlük ve şirket ortaklığından ayrıldıktan sonra yürüttükleri faaliyetler sebebiyle müvekkilinin uğramış olduğu psikolojik yıkım sebebiyle 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, tüm yargılama giderleri ve avukatlık ücretlerinin de davalılara tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEP
:Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle;Davacı ----- müvekkilleri ------- ortakları olduğunu, şirketin faaliyet alanı, restoran ve yiyecek içecek hizmetleri olduğunu, bu kapsamda, bireysel ve toplu halde yemek hizmeti verildiğini, hem şirketin olduğu yerde gelen müşterilere yemek verilmekte hem de toplu halde firmalara/şirketlere yemek dağıtımı yapıldığını, müvekkillerinin şirketten ayrılma tarihinde ortalama en az 1.300 kişilik yemek çıkarıldığını ve dağıtıldığını, davacı ----- paya ayrıldığını,------- kısmını devraldığını, davacı taraf, her kadar, şirketin sermayesi ile ilgili olarak ortaklık payına düşen sermaye miktarını nakden ödediğini beyan etmişse de, bu beyanının doğru olmadığını, ödemenin yapılmadığını, müvekkillerinden ------ tarihli genel kurulu kararı le 1200 adet paya karşılık----- kısmını devralarak ortak olduğunu, şirketin yetkili temsilcisi veya müdürü olmadığını, bu süre zarfında, davacı ve davalılar dışında, dava dışı ------- belirli dönemlerde ortak olup ayrıldıklarını, müvekkillerinin ---- tarihli genel kurullarda alınmış kararlarla, şirketteki paylarının tamamını dava dışı ---- devrettiğini; böylece müvekkillerinin şirketle olan ortaklık ilişkisinin sona erdiğini, müvekkili ---- kuruluşunda şirketin tek müdürü olarak yetkilendirildiğini, müvekkili ------ mesleğinin aşçılık olduğunu, uzun yıllardan beridir, mesleğini severek icra ettiğini, bu nedenle, ------- faaliyet alanı içerisinde, müvekkilinin şirketin yemeklerini, müşterilere yemek dağıtımını, şoförlüğünü ve benzeri bütün işlerini yaptığını, müvekkilinin, bu kapsamda gece gündüz demeden çalıştığını, müvekkilleri şirketten ayrıldıktan sonra, paylarını devrettikleri ----- talebi üzerine, en az iki aydan fazla her iki müvekkilinin de şirkette herhangi bir karşılık beklemeden çalıştıklarını, bu süre zarfında, ortak olmamasına rağmen, --------- olarak çalıştığını ve herhangi bir ödemede yapılmadığını, yine ayrılma ile beraber, ----- talebi üzerine, şirketin çalışanı ve aşçı başı olan ----işten çıkışı yapıldığını, davacı ----- her ne kadar, resmi kayıtlarda, ---- ortağı olarak gözüküyorsa da, şirketin gerçek ortağı------olduğunu, -------olarak çalıştığını,------ memur olarak çalıştığından ve şirket ortağı olarak gözükmesinin kendisi açısından bazı sorunlara sebebiyet vereceğini, bunun yerine eşini ortak yapmak istediğini bildirmesi üzerine, bu talebi kabul gördüğünü ---- ortak yapıldığını, davacı ------ ev hanımı olup ticaretle uğraşmadığının bilindiğini, davacının eşi ------memur olması ve talebi üzerine, eşi---- ortak olarak gösterildiğini, ortak olduktan sonra, ilk bir iki ay ----- defa şirkete uğradığını, akabinde hiç uğramadığını, ---- ailesi ve müvekkili------- ailesi birbirlerini 30 yıldan fazla bir zamandan beridir tanıdığını, bu iki ailenin dostluklarının yıllara dayandığını, davacının, işbu davayı açmış olmasının tek nedeninin, müvekkilinin davacı tarafa devrettiği paylarının bedelini ve alacağını talep ettiğini, davacı -------, dolaylı zararın, şirket yerine kendisine ödenmesini talep ettiğinden, bu kapsamda dava şartı yokluğu nedeniyle, hukuki menfaati bulunmadığından, bu davanın reddi gerektiğini, ayrıca müdürlere karşı açılacak sorumluluk davalarında, ispat yükü davacı üzerinde olduğunu, davacı, iddia ettiği hususları ispat etmesi gerekirken, söz konusu iddialarını ispatlayabilecek tek bir delil dahi sunamadığını, haksız rekabet hükümlerinden dolayı ------- zarara uğraması nedeniyle, bu hakkın ileri sürülebilmesi yalnızca şirketin kendisine ait olduğunu, şirketin ortağı olan davacının şirket adına bu hususta bir hak talebinde bulunmasının mümkün olmadığını, bu yüzden, salt bu nedenle dava şartı yokluğunda davanın reddini talep ettiklerini, davacı taraf, 1.000,00 TL kazanç kaybı, haksız rekabet hükümlerinin ihlali sebebiyle 1.000,00 TL maddi tazminat ve 20.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini talep etmişse de, bu hususların ispatına ilişkin herhangi bir bilgi vermediği gibi tek bir delil dahi sunmadığını, davacı veya başka birinin yerine herhangi bir imza atılmadığını, eylem bir iftira niteliğinde olduğunu, şirketin faaliyet konusu yemek olduğundan ve devamlı olarak malzeme ihtiyacı olması karşısında, şirketin nakit parasının olmaması nedeniyle, müvekkili şirketin ihtiyaç duyduğu finansı kendi kredi kartından çekerek giderdiğini, devamında, kendi kredi kartından yaptığı ödemlerin karşılığının şirket tarafından kendisine ödendiğini, ancak hiçbir zaman, fazladan bir ödeme alınmadığını, bu hususun bütün ortaklar tarafından bilindiğini, hatta çoğu zaman davacı taraf, müvekkilinin bu fedakarlığını takdir ettiğini, ancak davacı taraf ortak olduğu ilk andan son ana kadar bunu bilmesine ve onaylamasına rağmen, müvekkilinin şirketten ayrıldıktan sonra, bu durumu kötü niyetli olarak kendisine karşı kullandığını, müvekkilinin Şirketi borçlandırması söz konusu olmadığını, verilen hizmet/ yemek karşılığında, ödemelerini çek ile yapan müşteriler bulunduğunu, çoğunlukla 5 veya 6 ay sonrasına veya daha uzun vadeli çekler verilebildiğini, ancak çeklerin vadelerin beklenmesinin şirketin zararına olacağını, şirketin devamlı surette, nakit paraya ihtiyacı olduğunu, şirketin işi yemek olduğundan, devamlı olarak malzeme alınması gerektiğini, şirketin nakit parası olmadığından, şirketin borçlanmaması amacıyla çeklerin bozdurulduğunu, ancak nakit ihtiyacının bu yolla karşılanmaması halinde, şirketin faaliyetleri duracak ve iş yapamaz hale gelebileceğini, şirketin devamlılığının sağlanmacı amacıyla en uygun çözüm olarak bu yol benimsendiğini, Covid-19 pandemi döneminde, müvekkili-----, yoğun uğraşları ve görüşmeleri sonucunda, işyeri kirasının yarı yarıya ödendiği aylar olduğunu, Yine bu konu zaten müvekkili -----tarafından, ortaklara bildirildiğini, müvekkili----- bu konuyu ortaklara bildirmemiş olsaydı, davacı tarafın bilgisinin olması mümkün olmadığını, ancak buna rağmen, kötü niyetli olarak, bu durumun müvekkilinin aleyhine karşı kullanıldığını, şirketin faaliyet alanı içerisinde müşterilerine yemek dağıtımı yapılması gerektiğini, bu işin bir araba olmaksızın yapılmasının mümkün olmadığını, şirketlerin masraflarının artmaması için, müvekkili ------ kendi aracını şirkete kiraladığını, aylık kirası makul bir bedelde tutulduğunu, müvekkilinin bundan herhangi bir kazancı olmadığını, sadece aracın masraflarını karşılayacak miktarda asgari bir ödeme kararlaştırıldığını, kar payının ödenebilmesi için, şirketin dağıtılabilir kâr payının olması gerektiğini, Covid-19 pandemisi nedeniyle, işlerin iyi gitmediğini, şirketin mevcut bütün kaynakları şirketin personel maaş ödemesi, personel ------ primleri, temizlik, dağıtım giderleri, işyeri kirası ve benzeri bir sürü gideri için harcandığını, davacı tarafın zaten şirkete borçları bulunduğunu, dolayısıyla kâr almasının zaten mümkün olmadığını, pandemi etkilerinin azalması ile beraber, şirketin pandemiden dolayı biriken borçları ödenmeye başlandığını, müvekillerinin şirketten ayrıldıklarında, ortalama 1.300 kişilik yemek çıkarılabildiğini, ancak müvekkillerinin paylarını devralarak şirketin ortağı ve yetkili temsilcisi olan ------ bu işi beceremediği düşünüldüğünü, şirketin işleri devir yapıldığında gayet iyi olduğunu, davacı taraf soyut iddiaların dayanağı olarak, müvekkillerinin paylarını devrettiği ---- imzasını taşıyan aslı astarı olmayan, kim tarafından imzalandığı belli olmayan bir kaç belge ile neyin hesap tablosu olduğu bilinmeyen ve açıklama içermeyen bir tabloyu gösterdiğini, hatta aralarında imzasız belgeler dahi bulunduğunu,------ imzasını taşıyan belgelerin, bu kişi tarafından doldurulup doldurulmadığı veya kim tarafından doldurulduğunun tespitinin mümkün olmadığını, davacı---- şahsına veya aile üyelerinden birine karşı tek bir haksızlık dahi yapılmadığını, tam aksine müvekkili------ alacaklarını talep ettiğinden işbu dava ile karşı karşıya kalındığını, manevi tazminat ödenmesi gerektirecek herhangi bir husus bulunmadığını, açıklanan ve re'sen nazara alınacak nedenlerle, fazlaya ilişkin her türlü yasal hakları saklı kalmak kaydıyla, davacının, ortağı olduğu şirket adına, kazanç payı ve haksız rekabetten kaynaklı olarak işbu davayı açamayacağından, bu taleplerin ancak ve ancak dava dışı----- tarafından ileri sürülebileceğinden, davacının hukuki menfaati bulunmadığından, işbu davanın öncelikle dava şartı yokluğundan reddine, bu talepleri kabul görmemesi halinde davanın esastan reddine, davacının bütün taleplerinin reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesi beyan ve talep edilmiştir.
DELİLLER
: Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, ----- yevmiye numaralı ihtarnamesi ve tebliğ şerhli örneği ile --------- tarihli ihtarnamesi ve tebliğ şerhli örneği, Taraflara ait nüfus aile kayıt tablosu, ---- Kayıtları, ----Gazetesi, ---- Kayıtları, ---- Kayıtları,--- sonuçları, ---- esas sayılı dosyası, Tanık beyanlanları, dosyadaki sair bilgi ve belgeler.
İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİNE GÖRE, VAKIA VE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI: Dava, 6102 sayılı TTK'nin 553/1,555/1 maddeleri gereğince maddi ve TMK, 24 ve TBK, 58. maddeleri gereğince manevi tazminat istemine ilişkindir. (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) 6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince dava değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322. maddeleri gereğince basit yargılama usulüne tabi işbu davada dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda basit yargılama usulüne göre duruşma açılarak öncelikle arabuluculuk başta olmak üzere dava şartları ve ilk itirazlar incelenmek suretiyle ön inceleme duruşması icra edilmiş, uyuşmazlık belirlenmiş ve vaki davete rağmen duruşmaya katılan davacı vekilinin sulh olmak istemediklerine yönelik beyanı üzerine tahkikata geçilerek tahkikat işlem ve incelemelerine geçilmiş, tahkikat tamamlanmadan davanın her aşamasında resen gözetilmesi gereken taraf sıfatına yönelik itiraz resen değerlendirilerek Davacının maddi tazminat taleplerine ilişkin davalarında 'davacı taraf sıfatı' (aktif husumet ehliyeti) bulunmadığından davanın esastan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine Mahkememizin ----sayılı kararının------ Karar sayılı ilamıyl kaldırılmasına kesin olarak karar verilmiştir. Karar içeriğinde verilen hükmün yerinde olduğu ancak manevi tazminat talebi yönünden değerlendirme yapılmadığı açıklanmış ve karar tamamen kaldırılmıştır. Şu halde işin bütünlüğünün korunması bakımından ----- denetiminden geçen bölümler aynen korunacak ve akabinde manevi tazminat talebi değerlendirilerek sonuca bağlanacaktır. Burada Dosyaya mübrez Hukuk Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Arabuluculuk Son Tutanağına göre zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği ve anlaşmazlık üzerine işbu davanın açıldığı da ifade edilmelidir. Burada öncelikle ve özellikle taraf ve dava ehliyeti ile sıfat kavramları üzerinde bir kısım hukuki açıklamalar yapılarak somut olaya uyarlanması uygun olacaktır. Taraf ehliyeti; davada taraf olabilme, usulî hukukî ilişkinin sujesi olabilme yeteneğidir. Medeni (maddi) hukuktaki medeni haklardan istifade (hak) ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şekil olan taraf ehliyetini haiz olup olunmadığı hususu 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na (TMK) göre belirlenir. Buna göre medeni haklardan istifade ehliyeti bulunan her gerçek (TMK, m. 8) ve tüzel (TMK, m. 46) kişi davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir [6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), m. 50]. Her gerçek kişi sağ doğmakla, yaşadığı sürece taraf ehliyetine sahip olur. Tüzel kişiliğin ve buna bağlı olarak taraf ehliyetinin ne zaman kazanılacağı ise maddi hukuk normlarıyla belirlenir. Gerçek veya tüzel kişiliği olmayan kuruluş yahut toplulukların taraf ehliyeti de bulunmamaktadır.Dava ehliyeti; 6100 Sayılı HMK’nin 51. maddesinde açıkça düzenlenmiş olup kişinin kendisi veya yetkili kılacağı bir temsilci aracılığı ile bir davayı takip etme ve usul işlemlerini yapma ehliyetini ifade eder. Dava ehliyeti, medeni (maddi) hukuktaki TMK'nin 9. maddesinde düzenlenen medeni hakları kullanma (fiil) ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekil olarak anlaşılmalıdır. Buna göre; medeni hakları kullanma ehliyeti bulunan her gerçek ya da tüzel kişi dava ehliyetine sahip kabul edilmelidir. 6100 Sayılı HMK’nin 114/1-d maddesinde açıkça düzenlendiği üzere dava ve taraf ehliyeti dava şartlarındandır. Bu düzenlemede husumet ya da başka bir deyişle taraf sıfatı dava şartları arasında sayılmamıştır. Dava şartının özelliği tıpkı taraf sıfatı gibi davanın esastan görülüp karara bağlanabilmesi için varlığı ya da yokluğu hâkim tarafından davanın her aşamasında kendiliğinden gözetilen ve taraflarca noksanlığı davanın her aşamasında ileri sürülebilen nitelikte olmasıdır.Taraf sıfatı, bir başka deyişle husumet ehliyeti ise, dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Yargısal uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti, davalı sıfatı ise pasif husumeti karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukukî koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Sıfat dava şartı olmayıp, itirazdır. Zira bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı ancak davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir ve bu durumda dava ret veya kabul ile sonuçlanır. Başka bir anlatımla dava şartların işin esasının incelenmesine engel teşkil eder mahiyetteyken, bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümüne girilmeden, davanın sıfat yokluğundan reddi gerekir. Sıfat, ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi, davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def’î de teşkil etmediğinden davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde re’sen nazara alınması gerekli hukukî bir durumdur ------- Açıklanan işbu ilke ve hususlar YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNUN BİR ÇOK KARARINDA DA YER BULMUŞTUR.
Yukarıda açıklanan hususlar ve yapılan yargılama çerçevesinde yeniden somut olaya bakıldığında ; dava ve taraf ehliyetine sahip olan gerçek kişi davacının dava dışı ------1.600,00 sermaye adeti ile ortağı olduğu, davalı gerçek kişi ---- şirketin 3.600,00 sermaye davalı --- 2.800,00 sermaye adedi ile şirket ortağı oldukları, davalıların ----- tarihli genel kurullarda alınan kararlara göre şirketteki paylarını dava dışı ------- isimli kişiye devrettikleri ve böylece şirket ile hukuken bir bağlantılanın kalmadığı anlaşılmıştır. İşbu dava ise --- tarihinde açılmış olup, davalılardan --- yetkili müdür olarak diğer davalı -------- ise şirket ortağı sıfatıyla şirketin ticari faaliyetlerine katıldıkları öne sürülerek bu sıfatla yaptıkları usulsüz işlemlerle şirketi maddi zararlara uğrattıkları iddiasına dayanılmıştır. Bu durum, davalıların şirketin içini boşaltarak şirketi borca batık bir şekilde davacıya ve hisse devri sonrası yeni ortak konumu kazanan dava dışı ------- bırakıldığı şeklinde özetlenmiş ve bu eylemlere bağlı olarak bizatihi davacı için maddi ve manevi tazminat talep edilmiştir. Burada basiretli tacir kavramı esasında; şirketin genel kurulları ve hisse devri sırasında şirketin bilançosu, kâr zarar durumu, mevcut hak ve borçları , mal varlığı gibi mali durumunun ve yapısının araştırılması, denetlenmesi ve ona göre hareket edilmesinin gerektiği anlaşılmakla birlikte işbu durumun karar sonucuna doğrudan bir etkisi bulunmadığından ayrıntılı olarak değerlendirilmesine gerek görülmemiş, sadece değinilmekle yetinildiği ifade edilmelidir. Zira olayda 6102 sayılı TTK'nin 644/1.a maddesi yollamasıyla şirket yöneticilerinin sorumluluğu hakkında anonim şirketlerin bu konudaki hükümleri uygulanacaktır. Yukarıda açıklandığı üzere davacı 6102 Sayılı TTK'nin 553/1 maddesi gereğince davalıların birlikte hareket ederek şirketi zarara uğrattıkları ve bu zarardan sorumlu olduklarını öne sürmüş ve kendi kişisel zararının tazmin edilmesini istemiştir. Oysa 6102 Sayılı TTK'nin 555/1 maddesinde aynen ''şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilir' hükmü düzenlenmiştir. Mahkememizce 6100 sayılı HMK'nin 31. maddesine göre davayı aydınlatma ödevi kapsamında sorulduğu halde, davacı vekili tarafından talebin doğrudan davacı adına olduğu imzalı beyanıyla bir kez daha teyit edilmiştir. Filhakika, davacının dava dilekçesi içeriğinde öne sürdüğü maddi ve manevi zararlarının dolaylı zarar niteliğinde olduğu , hükmedilecek tazminatın ancak doğrudan şirkete ödenmesini talep edebileceği tespit ve tayin edilmekle; HMK'nin 26/1 maddesinde yer bulan taleple bağlılık ilkesi nazarında işbu davada davacının, aktif husumet ehliyetinin (davacı sıfatının) olmadığı sonuç ve kanaati hasıl olmuştur. Binaenaleyh; davacının davada, davacı 'taraf sıfatı' (aktif husumet ehliyeti) bulunmadığından; davanın esastan reddine karar verilmiştir.-----Davacının manevi tazminat talebine gelince; 6102 sayılı TTK'nin 553. maddesi uyarınca, şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. TTK'nın 553-555 maddeleri gereğince, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmaları imkanı mevcuttur. Yöneticinin, ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların da dolaylı zarar görmesine yol açar. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların ve alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Şirket ortağı veya alacaklısı konumunda olan kişilerin sorumluluk davası yolu ile kendileri adına istemde bulunabilmelerinin koşulu ise, oluştuğu ileri sürülen zararın, doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır. Buna göre 6098 sayılı TBK'nin 49. madde hükmündeki haksız fiilden doğan genel hükümlere veya şirketler hukukundaki özel hükümlere (TTK 553-556 maddeler) dayanılabilir. Bu kapsamda 6098 sayılı TBK'nin 58/1 maddesine göre kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebileceğinden, kişilik hakkı ihlal edilen şirket ortağının, şirket yöneticisine karşı yönetici sorumluluğuna dayalı olarak manevi tazminat talep hakkı bulunmaktadır. Manevi tazminat, zarar görenin kişilik değerlerinde iradesi dışında meydana gelen eksilmenin (manevi zararın) giderilmesidir. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan, acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. Kanun koyucu önce Anayasanın 5, 12, 17, 20 ve 26. maddelerinde kişilik değerlerinin önemini esas alarak bunların gelişmesini, ihlâl fiillerine karşı korunmasını garanti altına almış, sonra da TMK ve özellikle de TBK'da manevi tazminatı çeşitli maddelerde düzenlemiştir. TMK'nın 25/3. maddesi manevi tazminat davası açma hakkını saklı tutmuştur. Buna göre manevi tazminat davası açılacak haller TMK m. 26, 121, 158/2 ve TBK m. 56'da özel olarak sayılmıştır. Ancak TBK m. 58, bu özel hâller dışında, manevi tazminatla ilgili diğer bir hükmü içermektedir. Bu maddeye göre, kişilik hakkı (kişilik değerleri) hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat olarak bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Bu madde, genel bir hüküm niteliğinde olup bununla Medeni Kanun ve Borçlar Kanununda özel bir düzenlemeyle koruma altına alınmış kişilik değerleri dışındaki kişilik değerlerinin ihlâl edilmesi halinde, zarar gören manevi tazminat davası açabilir. Bu niteliğiyle TBK m. 58, kişilik hakkını koruyan genel bir sorumluluk normudur. Özel hüküm olmadığı yerde TBK m. 58 uygulanır. TMK’nin 24. ve TBK’nin 58. maddesinde belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır. Kişilik hakları ise, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. Tekniğin gelişimi ve yaşam koşullarına göre belirlenmiş varlıklar, açıklanan olgularla çevrelendirildiğinde, davaya konu olayın bu çerçeve dışında kalması durumunda manevi tazminat isteği reddedilmelidir. Bu açıklamalar ışığında somut olaya döndüğümüzde taraflar arasındaki iddia ve savunma , HMK'nin 144.maddesi gereğince alınan taraf beyanları, tanık beyanları, olayların gerçekleşme biçimi ve objektif tüm durum ve delilere göre davacının yalnızca şirketin evrak üzerinde ortağı olduğu, şirket ve ticari faaliyeti o dönem devlet memuru olan eşi --------- tarafından yürütüldüğü, eşinin ölümü nedeniyle davacının şirket ortaklığı ve işleri ile bir dönem ilgilenmeye başladığı, bu sırada yemek sektöründe faaliyet gösteren şirketin faaliyetlerini sürdürmekte zorlandığı, yeni ortak alımı ve ortaklıktan çıkma gibi hadiselerin yaşandığı, davalıların kendi ticari iş ve yeteneklerine göre şirketin faaliyetini sürdürmeye çalıştıkları ancak başarılı olamadıkları, buna göre esasen ortada sadece gerçek anlamda bir ticari başarısızlık örneği olduğu, olayda olduğu gibi küçük ölçekli şirketlerin aynı zamanda ortakların fiilen çalıştığı , konu komşu, eş dost ve arkadaştan oluşan bu ortaklık yapısı ve çalışma sistemi ile yaşamalarının pek de mümkün olmadığı, davalıların eylemlerinin doğrudan veya dolaylı olarak davacının kişilik haklarına yönelik olmadığı, asliye ceza mahkemesi dosyasındaki iddianame de eylemlerin dolandırıcılık faaliyeti sayılamayacağının belirtildiği, özel evrakta sahtecilik iddiasının az yukarıdaki değerlendirmeler kapsamında tam da bu tür şirketlerin resmi işlemlerinin ve genel kurullarının zorunlu olarak yapılması gerektiğinden kaynaklandığı, bu dosyanın sonucunun dosyamıza hiçbir etkisinin görülmediği, mahkememiz açısından davalıların eylemlerinin olsa olsa ticari ve ekonomik olarak borçtan ve batmaktan kurtulmaya matuf iş ve eylemler sayılabileceği, duruşma tutanaklarından da görüleceği üzere herkesin herkese küstüğü, kimsenin kimseye hakkını helal etmediği amatör bir ticari girişimin sonuçlarına basiretli tacir kavramı gereği herkesin hissesi oranında katlanması gerektiği, tüm bu sebeplerle somut olayda temel meselenin davacı tanığı aynı zamanda şirketin sonraki ortaklarından --------- beyanlarında da anlaşıldığı üzere, tamamen kar dağıtımı, bilanço, karar zarar dengesi, hisse gibi şirketin ve ortakların ekonomik sorunlarına ve uyuşmazlıklarına ilişkin olduğu, bu süreç nedeniyle yaşanın üzüntünün ve/veya sıkıntının kişilik haklarına saldırı olarak kabul edilemeyeceği gibi her üzüntüye hukuki sonuç da bağlanamayacağı, buna göre işin niteliği ve olayların akışı gereği ortaya çıkan ticari zararın ve baştan alınan ticari riskin manevi zarar adı altında ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bulunduğu, sonuçta manevi zararın unsurlarının oluşmadığı sonuç ve kanaatiyle manevi tazminat talebinin de reddine karar verilmesi gerekmiştir.
6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden aynı yasanın 326/1 maddesi gereğince davacı sorumlu tutulmuş ve davadaki vaki maddi ve manevi tazminat taleplerine göre ayrı ayrı yürürlükte bulunan AAÜT dikkate alınarak davalılar lehine ret sebebi ortak olduğu da gözetilerke vekalet ücretleri hesap ve takdir edilmiştir. Ayrıca Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi ----- bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de yargılama gideri kapsamında davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
HÜKÜM
:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-)Davacının maddi tazminat taleplerine ilişkin davalarında 'davacı taraf sıfatı' (aktif husumet ehliyeti) bulunmadığından davanın esastan reddine,
2-)Davacının manevi tazminat davasının esastan reddine,
3-)Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 375,71 TL harçtan mahsubuyla bakiye 356,29 TL harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacıya iadesine,
5-)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca ------- bütçesinden ödenen 1.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
6-)Davalılar kendilerini bir vekil ile temsil ettirdiğinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalılar vekili için, maddi tazminat talebi yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 3/2, 7/2, 13/1,13/2, maddeleri uyarınca hesap ve takdir edilen 2.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara müştereken (1/2) verilmesine,
7-)Davalılar kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalılar vekili için, manevi tazminat talebi yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 3/2,10/3-4 maddeleri uyarınca hesap ve takdir edilen 20.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara müştereken (1/2)verilmesine,
8-)Davalılar tarafından vekille temsil dışında (HMK.323/1/ğ) yapılmış başkaca yargılama gideri bulunmadığından işbu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
9-)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, )
Dair, taraf vekillerinin ve davalı asılların yüzlerine karşı ; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle ----------- Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.█████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!