Anahtar kelimeler: Kastla Olası Vasfına Vasfı Olabilecekleri Görüşü Ret Tür Aleyhe Sınırlı
1. Ceza Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ
:Ceza Dairesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
SUÇ
: Olası kastla yaralama
HÜKÜM
: İstinaf başvurularının esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Ret
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında katılana yönelik olası kastla yaralama suçundan kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın niteliği, hükmolunan cezanın tür ve miktarı gözetildiğinde kesin nitelikte olduğu ve temyizinin mümkün olmadığı anlaşılmış ise de; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.03.2009 tarihli ve 2009/2-43 Esas, ███████ Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; kesin nitelikteki hükmün suç vasfına yönelik aleyhe temyiz yoluna başvurulması halinde temyize konu olabilecekleri kabul edildiğinden, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının sanık hakkındaki hükmü "suç vasfına" ilişkin temyiz ettiği anlaşılmakla, "suç vasfı ile sınırlı olarak" temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü;
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Mersin 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.02.2023 tarihli ve ████████ Esas, ███████ Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, katılana yönelik olası kastla yaralama suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 86/1, 86/3-e, 21/2, 53, 58/6. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
2. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 12.02.2025 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile ilk derece mahkemesince verilen hükme yönelik sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısının istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz sebepleri özetle, sanığın eyleminin kasten öldürmeye teşebbüs olduğundan bahisle suç vasfına ilişkindir.
III. GEREKÇE
Dosya içerisinde bulunan .................Büro tarafından düzenlenen adli video analizi bilirkişi raporu , CD içeriği inceleme tutanağı ve tüm dosya kapsamına göre; tanık ...'in borçlusu... isimli şahısla telefonda bu konuyu buluşup konuşmak için sözleştikleri, ardından tanık ... ve sanığın da bulunduğu şahıslar iki araçla buluşma yerine gittiklerinde burada yaya olarak gelen katılanın da bulunduğu karşı grup ile aralarında kavga çıktığı, kamera görüntülerinden katılanın olayın başından itibaren olayların içinde olduğunun anlaşıldığı, bu sırada sanığın aracın şoför kapısını açarak içerisinden aldığı silahla üzerine doğru gelmekte olan katılana yakın mesafeden hedef gözeterek ateş etmesi nedeniyle katılanın sağ meme çevresinde yumuşak doku seyirli giriş çıkış deliği oluşturan ve yaşamını tehlikeye sokan bir durum oluşturmayan, basit tıbbi müdahale ile giderilemez şekilde yaraladığı anlaşılan olayda; suçta kullanılan silahın elverişliliği, hedef gözeterek ateş etmesi, hedef alınan vücut bölgesi, atış mesafesi birlikte değerlendirildiğinde sanığın eylemine bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu anlaşılmakla, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılması gerekirken suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde olası kastla, yaralama suçundan cezalandırılması, hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklandığı üzere suç vasfının hatalı belirlenmesi nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 12.02.2025 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, Sayın Üye ...'ün karşı oyu ve oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Mersin 9. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.10.2025 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
CMK m 286/2 uyarınca temyiz edilmesi mümkün olmayan kararlar yönünden, suçun vasfının hatalı belirlendiği iddiasıyla yapılan temyiz başvurularının incelenmeksizin reddedilmesi gerektiği kanaatiyle bu karşı oy yazısı yazılmıştır.
07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edilerek 20.07.2016 tarihinde göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle ülkemizin de taraf olduğu İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 No.lu Protokol'de yer verilen güvenceler güçlendirilmiştir.
Bölge adliye mahkemelerinin Türk yargı sistemine ikinci kez dâhil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir durum ve anlayış ortaya çıkmıştır.İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı başvurulabilen, hatta başvuru olmasa da bir kısmı için re'sen öngörülen bir kanun yolu (CMK madde 272/1) olarak istinafta, hem maddi vakıa denetimi hem de hukuki denetim yapılabilmekte, sebep gösterilmese de ilk derece mahkemesi hükmü, bir bütün olarak incelenmekte, varsa hukuka aykırılıklar re'sen belirlenerek, kural olarak yeniden yapılacak yargılama ile ıslah edilmekte iken, Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerini konu edinen temyiz kanun yolu, bir hukuki denetim mekanizması olarak öngörülmüş, temyiz merciinin yetkisi de kural olarak Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerince verilen kararların, maddi ceza hukuku ve muhakeme hukuku normlarının kullanılması bakımından hukuka aykırılık taşıyıp taşımadıklarının incelenmesi ile sınırlanmış (CMK. madde 288/1, 294/2), hukuka aykırılık, aynı Kanun maddesinin ikinci fıkrasında; "Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması" olarak tanımlanmıştır.
CMK'nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine; ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları ile ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez. Norm kapsamına göre; bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen kararların, CMK'nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bendi kapsamında değerlendirilebilmesi için; a. İlk derece mahkemelerince verilen beş yıl veya daha az hapis cezası ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı bölge adliye mahkemesince esastan ret kararı verilmiş olması b. İlk derece mahkemesinden verilen "beş yıl veya daha az hapis cezalarına" ilişkin bir "mahkûmiyet" hükmünün bulunması ve bölge adliye mahkemesi ceza dairesince verilen kararın, ilk derece mahkemelerince hükmolunan beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmaması gerekir.
Dairenin uygulamasına göre CMK'nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bendi kapsamında olsa dahi, “kesinlik sınırını aşar nitelikle yaptırım içermek koşuluyla suç vasfına yönelik temyiz üzerine bu hususla sınırlı biçimde temyiz incelemesine konu olabilecekleri” kabul edilmektedir. Zira suçun doğru nitelendirilmesi halinde, verilecek ceza değişeceğinden, kesinlik sınırının altında bir ceza verilmeyecek ve bu karar temyiz kanun yoluna tabi olacaktır. Daire uygulaması dışında Yargıtay’ın bazı dairelerinin de bu yönde kararlar verdiği görülmektedir. Üstelik Ceza Genel Kurulunun 21.12.2010 tarihli ve 230-264; 12.03.2013 tarihli ve 1515-2 02... .03.2014 tarihli ve 532-126 sayılı kararları başta olmak üzere bir çok kararında, kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabileceğine karar verilmiştir.
CMK m. 298 uyarınca, Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder. Dikkat edilmelidir ki, kanun söz konusu dört neden bakımından bir ayrıma gitmemiştir. Bu nedenle, bir gün süreyle temyiz başvurusu süresini kaçıran kişi ağırlaştırılmış müebbet cezası almış olsa bile temyiz talebi reddedilecektir. Bu kişinin de suçunun vasfı yanlış belirlenmiş veya dosyadaki delillere göre beraat etmesi gereken bir kişi olması mümkündür. Ancak Yargıtay uygulamasında hiçbir tartışma olmadan söz konusu temyiz talebi süre nedeniyle reddedilmektedir. Temyiz edenin buna hakkı olmadığını veya temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediği durumda da hüküm açıkça hukuka aykırı olsa bile, Yargıtay daireleri ön inceleme sırasında temyiz başvurusunu reddetmektedir. Ayrıca temyiz yasakları sayma suretiyle istisnai olarak düzenlendiğinden, bu nedenlerin yorum vasıtasıyla daraltılması veya genişletilmesi hukuken mümkün olmadığı gibi, kanun koyucunun açık iradesinin de ihlali niteliğindedir. Zira beş yıldan fazla hapis cezası verilebilen suçlarda, suç vasfına ilişkin temyiz başvurularının kabul edilmesi, bu suçlar bakımından sonuç ceza dikkate alınarak yapılan temyiz sınırlamasını anlamsız hale getirmektedir.
Aynı kapsamda ve nitelikte düzenlenmiş olmasına rağmen, “hükmün temyiz edilemez” olması nedeniyle ön inceleme sırasında reddedilmesi gereken bir karar, vasıf hatası olduğu iddiası olduğu durumlarda, açık yasal düzenlemeye aykırı şekilde yorum yoluyla hükmün esasının incelenebilmesine yol açmaktadır. Oysa CMK m. 286/2’nin (a) ve (b) bendi kapsamında kalan bir karara karşı temyiz
kanun yolu kapatılmış olduğundan, dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonunda, CMK m. 298 uyarınca, dosyanın esasına girmeden temyiz başvurusunun reddine karar verilmesi gerekmektedir. Bölge adliye mahkemesinin suçun nitelendirilmesinde hata yapıp yapmadığının incelenmesi, dosyanın esasının incelenmesini gerektirir. Zira dosyadaki deliller değerlendirilmeden suçun vasfında hata yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi mümkün değildir. Oysa temyiz edilemeyecek nitelikteki kararlar bakımından, Yargıtay dosyanın esasını inceleme yetkisine sahip olmadığından, diğer ret sebeplerinde olduğu gibi bölge adliye mahkemesinde kesinleşen kararlar bakımından temyiz talebini reddetmek zorundadır.
Kanun koyucunun açık iradesi, bölge adliye mahkemesi ceza dairesince verilen, ilk derece mahkemelerinin beş yıl veya daha az hapis cezalarını hukuka uygun bulan veya artırmayan kararlarının kesin olması yönündedir. Kanun koyucu bu kararlar bakımından bölge adliye mahkemelerince yapılan denetimin uyuşmazlığı kesin hükümle çözme konusunda yeterli olduğuna karar vermiş ve bu kararların kesin hüküm niteliğini kazanarak infaz edilmesini istemiştir. Bu nedenle kararın hukuka uygun olması ve adaletin sağlanması gerekçesiyle olsa bile, yorum yoluyla vasıf hatalarının temyiz denetimine açılması kanun koyucunun bölge adliye mahkemelerinin kurulması ile amaçladığı sistemi bozacak niteliktedir. Buna göre, suçun niteliğinin yanlış belirlendiği gerekçesiyle bölge adliye mahkemelerinin pek çok kararının Yargıtay’a taşınacak olması bölge adliye mahkemeleriyle kurulan sistemi işlevsiz hale gelecektir. Zira vasıf hatası nedeniyle birbirine dönüşme ihtimali olan binlerce dosyanın temyize taşınması mümkündür. Bu suçların sayısının mülga CMUK döneminde verildiği anda kesin olan suç sayısıyla kıyası mümkün değildir. Dolayısıyla söz konusu uygulama kanun koyucunun istinafta kesinleşmesini istediği binlerce dosyanın temyiz denetiminden geçmesine neden olacaktır. Ayrıca, vasıf hataları iddiasıyla temyiz başvurularının kabul edilmesi, “kesin hükmün otoritesini” ihlal edecek sonuçlara yol açmaktadır. Zira söz konusu uygulama ancak olağanüstü kanun yolunda giderilebilecek bir hukuka aykırılığın olağan kanun yolunda giderilmesine izin vermektedir. Bu ise, verildiği anda kanuna göre kesin olmasına rağmen, Yargıtay’ın vasıf yönünden inceleme yapmasına ve ret kararı vermesine kadar kararın gerçekte kesinleşmemiş olduğu anlamına gelmektedir.
Ayrıca bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinden sonra mülga CMUK döneminde Yargıtay’ın tür ve miktarı itibarıyla kesin olan kararların, suç vasfına yönelik temyizlerini kabul etmesine ilişkin kararlara atıf yapılması hatalıdır. Diğer bir ifadeyle bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinden sonra, suç vasfının hatalı olması nedeniyle Ceza Genel Kurulunun 04.10.1993 gün ve 187-227 sayılı kesin nitelikteki hükümlerin, suç vasfına yönelik temyiz halinde, bu hususla sınırlı biçimde Yargıtay denetimine tabi olduğunu kabul edildiği içtihadının dikkate alınmaması gerekir. Zira söz konusu karar yargılamanın iki dereceli olduğu döneme ilişkindir. Öğrenme muhakemesiyle kararın maddi ve hukuki yönden denetiminin yapıldığı istinaf incelemesinden geçen kararlar için artık suç vasfının hatalı olduğuna dair iddiada bulunulamamalıdır. Üstelik vasıf hataları gerekçesiyle temyiz başvurularının incelenmemesinin adil yargılanma hakkını ihlal eden bir yönü de bulunmamaktadır. İstinaf kanun yolunda denetlenen ve kesinleşen hükümler bakımından AİHS Ek Protokolde düzenlenen denetim güvencesi sağlanmış bulunmaktadır. İstinaf kanun yolunda denetlenen hükümler bakımından AİHS Ek Protokolde düzenlenen denetim güvencesi sağlanmış bulunmaktadır. 7. Ek Protokolün “Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı” başlıklı 2. maddesine göre, bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkına sahiptir. Bölge adliye mahkemeleri derece olarak ilk derece mahkemelerinin üstünde bulunduğundan, ilk derece mahkemelerince verilen kararların bölge adliye mahkemelerinde denetlenmeleri adil yargılanma hakkı bakımından yeterli olduğundan, kararların ayrıca Yargıtay da incelenmesi adil yargılanma hakkı bakımından zorunluluk değildir.
Ayrıca belirtmeliyiz ki vasıf hataları nedeniyle sadece sanık aleyhine yapılan temyiz başvurularının denetleniyor olması da bu uygulamanın sorunlu olduğunu göstermektedir. Zira Yargıtay’ın görevi sanığın yüksek ceza alması değildir. Temyiz denetiminin amacı hükümlerdeki hukuka aykırılıkları giderilmek olduğundan, Yargıtay sanığın lehine veya aleyhine olduğuna bakmaksızın hükümdeki hukuka aykırılıkları gidermekle yükümlüdür. Üstelik kazanılmış hak suçun vasfı yönünden değil, ceza miktarı bakımındandır. Dolayısıyla vasıf hatalarının temyiz denetimine açık olduğu kabul ediliyorsa, vasıf hataları maddi ceza hukukuna ilişkin olduğundan, maddi ceza hukukuna ilişkin lehe veya aleyhe tüm temyiz başvurularında, Yargıtay’ın ön inceleme sırasında ret kararı vermeden önce sanık lehine veya aleyhine olduğuna bakmaksızın resen dosyada vasıf hatası olup olmadığını incelemesi gerekir.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, ceza miktarı nedeniyle kesin nitelikte olan hükümlerdeki hukuka aykırılıkların ancak olağanüstü kanun yoluna başvurulması suretiyle giderilmesi mümkün olması karşısında, kesin nitelikte olan kararda suçun nitelendirilmesinde hata yapıldığı gerekçesiyle temyiz incelenmesi yapılması mümkün olmadığından, dosyanın esasına girilmeden reddedilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte suç vasfına ilişkin temyiz başvurularının incelenmesi gerektiğine ilişkin görüşler, kanımızca beş yıllık temyiz sınırının yüksekliğinden kaynaklanmaktadır. Ancak bu sorun açık yasal düzenlemeyi aşacak şekilde temyiz başvurularının kapsamının genişletilmesi suretiyle değil, kanun koyucu tarafından beş yıllık sınırın değiştirilmesi suretiyle çözülmelidir.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!