Anahtar kelimeler: Https Url Zaptı Gününü Meşruhatlı Tensip Zedelendiğini Sitesinin İftira Surette

T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO
: ████████ Esas
KARAR NO
: █████████
DAVA
: Tazminat
DAVA TARİHİ
: █████/2021
KARAR TARİHİ
: █████/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH
: █████/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı internet sitesinin https: ...... com/d.... url adresinde yayınlanan gerçek dışı ve iftira niteliği taşıyan açıklamalar nedeniyle müvekkili şirketin ticari itibarı zedelendiğini, kişilik haklarının ağır surette ihlal edildiğini belirterek, 0,03-TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, yargılama giderlerinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı tarafından tebligata rağmen yasal süresi içerisinde davaya cevap verilmemiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ:
Mahkememizce tensip zaptı hazırlanmış ve taraflara duruşma gününü bildirir meşruhatlı davetiye usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir.
Bakırköy ...... Asliye Hukuk Mahkemesi ..... Esas ...... Karar sayılı görevsizlik kararı ile dosyanın Mahkememiz ..... esas sayısına sıra kaydı yapılarak tevzi edilmiş Mahkememizce karşı görevsizlik kararı verilmiştir.
Mahkememizce verilen karar İstanbul ..... Hukuk Dairesi'nin ..... Esas, ..... Karar sayılı ilamı gereğince yargı yeri belirlenmek üzere gönderilmiş olup mahkememiz yargı yeri olarak belirlendiği görülmüştür.
Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile davalının internet sitesinde yayınlanan dava dilekçesi ekinde tamamı sunulan haber nedeniyle kişilik haklarının ve ticari itibarının zedelendiğini bu sebeple manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
Bu bağlamda taraflar arasındaki tazminata konu uyuşmazlığın davacının kişilik haklarının ihlal edildiği iddiası ile basın ve ifade hürriyeti noktalarında toplandığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere basın özgürlüğü, haber alma ve haber verme hakkı Basın Kanunu ve Anayasa ile teminat altına alınmış olmakla birlikte söz konusu özgürlük sınırsız nitelikte değildir. Nitekim Anayasa ve Basın Kanunu belirli hallerde basın özgürlüğü, haber alma ve haber verme hakkının sınırlanabileceğini belirtmiştir.
Nitekim 1982 Anayasası'nın Basın Hürriyetini düzenleyen 28. Maddesinde basın hürriyetinin Anayasanın 26 ve 27. Maddeleri gereğince sınırlanabileceği belirtilmiş olup, Anayasanın 26. Maddesinde açık bir şekilde başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının korunması amaçlarıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Basın Kanunu'nda da aynı şekilde başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının korunması sebebiyle basın, düşünce ve ifadeyi yayma hürriyetinin sınırlanabileceği belirtilmiştir.
Yine kişilik hakları da Anayasa'nın 17. Maddesi ve Medeni Kanun'un 24. Maddesi gereğince koruma altına alınmıştır. 4721 sayılı Kanun'un 24. Maddesinin 2. Fıkrası şu şekildedir: "Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.
"
Bu noktada kişiler hakkında basın yoluyla yapılan haberlerin kişilik haklarına saldırı durumunda olması halinde basın özgürlüğü, düşünce ve ifade hürriyetine dair denge ile 4721 sayılı Kanun'un kişilik haklarının korunmasına dair kişisel menfaat arasındaki dengenin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda kişilik hakları ile basın, düşünce ve ifade özgürlüğü karşı karşıya geldiğinde; kişilik hakları ile kamunun haber alma, basın ve ifade özgürlükleri somut olayın koşullarına göre değerlendirilmeli, kamusal yararın bulunup bulunmadığı dolayısıyla ifade özgürlüğünün kamusal yarar sebebiyle hukuka uygunluk nedeninden faydalanıp faydalanamayacağı değerlendirilmelidir. Nitekim yerleşik Yargıtay içtihatlarında da konu hakkında aşağıdaki değerlendirmelere işaret edilmiştir.
“Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez.
Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir”.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ..... E., ..... K. Sayılı kararında ve sonra aynı yönde verdiği yerleşik içtihatlarında kişilik hakları ve basın ve ifade hürriyetinin korunması arasındaki menfaatler dengesi yönünden kriterleri ve yapılması gereken incelemeleri şu şekilde ifade etmiştir:
“Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır.
O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır”.
Bu bağlamda temel kriterlerin; haberin gerçek olması, güncel olması, kamu yararı ve toplumsal ilgilinin varlığı ve son olarak özle biçim arasında dengenin bulunması aranması gereken kriterlerdir. Söz konusu kriterlerinin basın yoluyla yapılan haberlerde bulunmaması halinde ise yapılan haber veya yazının kişilik haklarına saldırı mahiyetinde olacağı, basın ve ifade özgürlüğünden yararlanamayacağı söylenebilecektir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrası; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.” hükmünü içermekte olup hangi hâllerde ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği de aynı maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiştir.
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum"dan söz etmek mümkün değildir. (Handyside/Birleşik Krallık/Başvuru No: ███████, 07.12.1976/parag. 49).
AİHS'nin 10. maddesinde benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (Pakdemirli/Türkiye kararı, Başvuru No: ████████, 22.02.2005). İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında belirtilmiştir.
Basın özgürlüğü ise ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Basın; olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki, basının yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayımdaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Yine, basının manevi tazminat sorumluluğunun doğması TBK’nın 58. maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olmasına bağlıdır.
Somut olayda; dava konusu davalıya ait isimli internet sitesinde dava dilekçesinde belirtilen url adresinde yayınlanan yazılar ile ilgili olarak davacı tarafından kişilik hakları ve ticari itibarının zedelendiği iddiaları ile manevi tazminat talep edilmiş olup, bu kapsamda ve yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde davaya konu somut olay ve haber içeriği değerlendirildiğinde; davacının kamuya mal olmuş bir şirket olduğu, konunun güncel olması ve okuyucuları da ilgilendirmesi nedeniyle kamu yararı bulunduğu, toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu, gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekecek nitelikte aktarıldığı, eleştiri ve haber yapma sınırları içerisinde kaldığı, öz ile biçim arasındaki dengenin bozulmadığı gibi ilgili haberde geçen ifadelerin doğrudan davalıya ait olmadığı ve içeriğin doğrudan ...... isimli ajanstan alındığının da belirtildiği, ilgili ifadelerin ve haberin bir bütün olarak değerlendirilmesi karşısında basın ve ifade hürriyeti kapsamında kaldığı ve ilgili hakların kullanımı açısından belirtilen sınırın dışına çıkılmadığı böylelikle hukuka aykırılık unsurunun gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda; davacının kişilik haklarına yönelik bir saldırı bulunmadığından davalının tazminat sorumluluğunun bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılarak; davacının davasının reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M
: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-DAVANIN REDDİNE,
2-Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 615,40-TL harçtan peşin alınan 59,30-TL harcın mahsubu ile noksan kalan 556,10-TL harcın davacıdan alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine,
5-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine,
Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı davalının yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2025
Katip ......
Hakim ......

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!