Anahtar kelimeler: Heyete Cismani Bam Esaskarar Başkan Tevdi Yazim Katip Konya Ölüm

T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ...

T.C.
KONYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: ...
KARAR NO
: ...
KARAR TARİHİ
: █████/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN
: .... (...)
ÜYE
: .... (...)
ÜYE
: .... (...)
KATİP
: .... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ
: █████/2025
NUMARASI
: ... Esas ... Karar
DAVACI
: .......
VEKİLİ
: Av.....
DAVALI
: .......
VEKİLİ
: Av....
DAVA
: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
İSTİNAF KARAR TARİHİ
: █████/2025
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ
: █████/2025
Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin eşi muris .......'un 21.01.2021 tarihinde meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybettiğini, söz konusu trafik kazasının 21.01.2021 tarihinde Beyşehir- Isparta Karayolu ....... Mahallesi mevkinde davalı .......'ın sevk ve idaresindeki ....... plaka sayılı yolcu otobüsü ile murisin sevk ve idaresindeki ....... plaka sayılı aracın çarpışması sonucu çift taraflı ölümlü trafik kazası şeklinde meydana geldiğini, olaydan hemen sonra kaza tespit tutanağı tutulduğunu, olay sonrası Beyşehir Cumhuriyet Başsavcılığınca 13.04.2021 tarihli iddianame düzenlendiğini, akabinde Beyşehir Cumhuriyet Başsavcılığı ... Soruşturma Numaralı dosya ile soruşturma sürdürüldüğünü, soruşturma tamamlandıktan sonra 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu 85/1 Maddesi uyarınca taksirle ölüme neden olma suçlaması ile Beyşehir....Asliye Ceza Mahkemesi ... E. Sayılı dosya ile kovuşturma aşamasına geçildiğini, ceza yargılaması kapsamında alınan bilirkişi raporunda sanık sıfatıyla yargılanan ......., 2918 Sayılı Karayolları Tarfik Kanununun 52. Maddesi b bendinde hüküm altına alınan "sürücüler; hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava, ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak zorundandır" maddesinin ihlali gerekçesi ile tali kusurlu bulunduğunu, netice itibariyle davalının sigortalısı olan kazaya karışan araç sürücüsü ....... ceza dosyası kapsamında sanık olarak yargılandığını, yargılama sonucunda sanık ....... 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırıldığını, daha sonra verilen hapis cezası 12.100,00TL adli para cezasına çevrildiğini, Beyşehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığından alınan kusur raporunda müteveffa .......'un asli kusurlu, karşı taraf .......'ın tali kusurlu bulunduğunu, kazaya karışan taraflardan ....... plaka sayılı aracın ....... Poliçe numarası ile davalı şirketin sigortalısı olduğunu, söz konusu trafik kazası sonucu sonucu müvekkilinin eşi .......'un olay yerinde vefat ettiğini, müvekkilinin ekte sunmuş oldukları mirasçılık belgesinden anlaşılacağı üzere murisin eşi ve mirasçısı olduğunu, davacı müvekkilinin ev hanımı olduğunu, ve evin geçimini elim kazadan önce müteveffa eşi sağladığını, müvekkilinin eşinin başına gelen elim kazadan sonra cenaze işlemleri ile bir başına ilgilendiğini ve evin geçimini üstlendiğini, bu sebeple taraflarınca █████/2021 tarihinde davalı sigorta şirketine sigorta sözleşmesi uyarınca, sigorta tazminat miktarının tarafına ödenmesi hususunda başvuruda bulunulduğunu, başvurunun dilekçe ekinde sunulduğunu, başvuruları üzerine davalı sigorta şirketi tarafından taraflarına 17.05.2021 tarihinde 37.712,61-TL tutarında bir ödeme yapıldığını, davalı sigorta şirketince yapılan ödeme makbuzu da sunulduğunu, ancak sigorta şirketi tarafından müvekkiline yapılan 37.712,61-TL tutarılı bu ödeme yetersiz olduğunu, Şöyle müteveffanın 05.05.1966 doğumlu olup vefat ettiği tarihte 55 yaşında olduğunu, müteveffanın meslek olarak çiftçilikle uğraştığını, hayvancılık işleri ile meşgul olduğunu, işletmesinde 22 adet büyükbaş hayvan mevcut olup et ve süt satışı yaptığını, aylık sadece hayvan başı geliri 350,00-TL olup aylık ortalama geliri 6.000,00-TL olduğunu, yani asgari ücretin çok üstünde olduğunu, müteveffa, ailesinin geçimini buradan elde ettiği gelir ile sağladığını, buna göre sigorta şirketinin yapmış olduğu ödeme ile zarar arasında fahiş bir fark olduğunu, tüm bu nedenlerle fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla davalı sigorta şirketi açısından sigorta poliçe tutarı ile sınırlı olmak üzere; şimdilik 500,00-TL olmak üzere destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafına yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesinden özetle; davanın görevli Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesi gerektiğini, dava dilekçesinde bahsi geçen █████/2021 tarihli kazaya karıştığı belirtilen, ....... plakalı aracın müvekkil şirkete █████/2020-2021 tarihleri arasında geçerli olmak üzere Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Poliçesi ile sigortalı olduğunu, söz konusu poliçede teminat limiti kişi başı 820.000 TL olduğunu, başvuruya konu kaza sebebiyle davacı müvekkil sigorta şirketine başvuru yapmış olup, müvekkil sigorta şirketi nezdinde açılan hasar dosyası altında aktüeryal rapor hazırlandığını, hazırlanan rapor sonucuna göre TRH 2010 tablosuna, %1,8 teknik faiz ve sigortalı araç sürücüsünün %15 kusur oranına istinaden █████/2021 tarihinde müteveffanın destekleri olan davacılardan ....... için 37.712,61TL tazminat ödemesi gerçekleştirildiğini, davacıya gerekli ödeme yapıldığını, işbu başvurunun reddi gerektiğini, hasar aşamasından yapılan ödeme, poliçe tanzim tarihi itibariyle amir Genel Şartlar’a uygun olarak hesaplandığını, bakiye tazminat söz konusu olmadığını, yapılan bu ödeme ile müvekkili şirketin sorumluluğu sona erdiğini, bu nedenle de davacının söz konusu talebinin reddi gerektiğini, bir an için dahi kabul anlamına gelmemekle birlikte eğer herhangi bir tazminat sorumlukları doğacak ise, ödeme tarihinden itibaren faiz güncellemesi yapılarak söz konusu ödeme tazminattan mahsup edilmesi gerektiğini, sigorta şirketi sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında sorumlu olduğunu, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, tazminat hesaplaması aktüer sıfatına sahip bilirkişiler tarafından ZMMS genel şartları çerçevesinde yapılması gerektiğini, destekten yoksun kalma tazminatı talebi hakkında kanuna ve Yargıtay uygulamalarına uygun değerlendirme yapılması gerektiğini, hesaplamada TRH-2010 mortalite tablosu esas alınması gerektiğini, davacıların ceza yargılaması sırasında şikayetlerinden vazgeçmeleri ya da uzlaşma bildirimleri mahkemece ceza dosyasından tetkik edilerek araştırılması gerektiğini, faiz talebinin reddinin gerektiğini, davacının yargılama giderleri ve vekalet ücreti taleplerinin reddinin gerektiğini, tüm bu nedenlerle davanın görevli mahkemede ikame edilmemiş olması sebebiyle reddine, davanın yeterli ödemenin gerçekleştirilmiş olması nedeniyle reddine, dosyada kusur tespiti yapılmasına, müterafik kusur indirimi yapılmasına, tazminat sorumluluklarının doğması durumunda hesaplamaların Hazine Müsteşarlığına kayıtlı uzman bilirkişilerce TRH-2010 Mortalite tablosu esas alınarak yapılmasına, aleyhlerine faize hükmedilmemesine, aleyhlerine hüküm kurulmaması halinde yargılama giderleri ve masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
:
İlk derece mahkemesinin kararı ile; "Dava, müteveffanın eşi tarafından açılan, karşı aracın zorunlu mali mesuliyet sigortacısına karşı destekten yoksun kalma tazminatına ilişkindir.
Somut olayda öncelikle kazanın taraflarının kusur durumlarının irdelenmesi gerekir.
Kusur durumuna ilişkin yapılan değerlendirmede;
Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde, "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür", yine aynı kanunun 50.maddesinde, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır" denilmektedir.
Karayolları Trafik Kanunun 86/1 maddesinde, "İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur" denilmektedir.
Somut olayda mahkememizce aldırılan kusura ilişkin bilirkişi raporunun oluşa uygun olup gerekçeli ve denetlenebilir olduğu, sigortalı araç sürücüsünün kazada % 20 kusurlu olduğuna kanaat getirilmiştir.
İşbu olaya ilişkin Ceza Mahkemesi yargılamasında; suçun taksirle ölüme neden olmaya ilişkin olduğu, sanığın tali kusurlu olduğu belirlenmiş ve buna dayalı olarak verilen ceza kararı istinaf mahkemesi denetiminden geçerek kesinleşmiştir.
Ceza davasında hükme dayanak yapılan maddi olgularla ve özellikle eylemin hukuka aykırılığını ve failini belirleyen, mahkumiyet kararının bu yönlerinin hukuk hakimini bağlayacağı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayini hususundaki kararın hukuk hakimini bağlamayacağı hususlarının doktrinde ve Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında kabul edilmekte olduğu, bunun yanında, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararının, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşıdığı, (YHGK'nın 23.01.1985 gün ve ███████-372 esas, ███████ karar sayılı ilamı) ceza mahkemesinin, uyuşmazlık konusu olayın tespitine; diğer bir söyleyişle, olayın varlığına ve sanık tarafından işlendiğine ilişkin maddi olgular hakkındaki kesinleşmiş saptamasının, aynı konudaki hukuk mahkemesinde de kesin hüküm oluşturacağı, bunun nedeninin, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından ceza hakiminin hukuk hakiminden çok daha elverişli bir konumda olmasından kaynaklandığı, (Mustafa Çemberci, Hukuk Davalarında Kesin Hüküm, 1965, s. 22 vd; Turgut Uygur, Borçlar Kanunu Şerhi, C. 1, S. 844; YHGK'nın 28.03.2012 gün ve 19-24 esas, 243 karar sayılı ilamı) böylece, kural olarak hukuk hakiminin ceza yasasındaki hükümlerle ve ceza hakiminin kararıyla bağlı tutulmadığı, ancak ceza yargılamasındaki mahkumiyet kararı, kusurun takdiri ve zarar tutarının saptanması konusunda hukuk hakimini bağlamaz ise de; mahkumiyet kararı, eylemin haksızlığını ve sanık tarafından işlendiği hususları hukuk hakimini bağlayıcı niteliktedir.
Tüm bu delillere göre davalı şirkete sigortalı araç sürücüsünün mahkememizin de takdiriyle raporlardaki gibi, kazada %20 kusurlu olduğu kabul edilmiştir.
Hesap raporuna ilişkin yapılan değerlendirmede;
Somut olayda, hükme esas alınan █████/2025 tarihli akteür bilirkişi raporunda özetle; TRH 2010 bakiye Yaşam Tablosuna göre yapılan hesaplamaya göre █████/2021 günü meydana gelen trafik kazasında vefat eden .......'un eşi .......'un destekten yoksun kalma tazminatının 441.579,15 TL olduğu rapor edilmiştir. Bu raporun denetime elverişli gerekçeli ve hukuka uygun hazırlandığı değerlendirilmekle itibar edilmiştir.
Dava konusu kazadaki müterafik kusur durumu yönünden yapılan değerlendirmede; 6098 sayılı TBK'nın 52. Maddesine göre; Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir. Anılan yasal düzenlemede de belirtildiği üzere zarar görenin zararın oluşmasında ya da zararın artmasında bir ihmali varsa bu hususun tazminatın belirlenmesinde dikkate alınması gerekir. Bir başka deyişle zararın oluşumunda zarar görenin de müterafik kusurunun bulunması halinde tazminattan indirim yapılması gerekmektedir. Müterafik kusurun dikkate alınması için bu yönde yapılan bir savunmaya gerek olmayıp Mahkemece müterafik kusurun resen dikkate alınması gerekmektedir. Nitekim bu husus Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin █████████ E ██████████ K sayılı ilamında da vurgulanmıştır.
Trafik kazalarında emniyet kemeri vb. koruyucu ekipmanların takılı olması meydana gelebilecek yaralanmalara karşı riski azaltabileceği bilinmekle birlikte kazanın oluş biçimi, kişinin konumu, travmanın şiddeti gibi birçok faktöre bağlı olarak emniyet kemeri takılı olsa dahi söz konusu bölgelerin travmaya maruz kalabileceğinin bilindiği dolayısıyla olay anında emniyet kemeri takılı olmamasının zararın doğmasına veya artmasına olan etkisi hususunda mevcut verilerle tıbben kesin ayrım yapılamadığı, ayrıca kaza anında emniyet kemerinin takılı olup olmadığının da belirlenemediği anlaşılmakla bu yöndeki itirazın reddine karar verilmiştir.
Arabuluculuk ücreti bakımından; davadan önce sigorta şirketine başvurunun zorunlu olmasına, dava şartı niteliğindeki bu başvuru şartı nedeniyle de arabuluculuğun işbu davada zorunlu olmamasına rağmen (6325 S. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 18. fıkrası), davacı tarafça arabuluculuğa başvurulmuş olması halinde, yargılama sonucunda bu ücretin davalı sigorta şirketine yüklenmesi gerektiği (davadaki haklılık oranına göre) değerlendirilmiştir. Şöyle ki;
Dava kabul edilmiş ve davacı taraf yargılamada haklı bulunmuş olmasına göre, arabuluculuk giderinin davacı üzerinde bırakılmasının mümkün olmadığı, ayrıca davanın taraflarının, dava açılmadan önce, zorunlu olmasa dahi dava açılmasının son çare olduğunu gözeterek uyuşmazlığı gidermek amacıyla ve makul olacak şekilde ihtiyari uyuşmazlık çözüm yöntemlerine başvurmasının ve buna bağlı olarak yaptıkları ihtarname masrafı, ihtiyari arabuluculuk ücreti gibi masraflarını haklılık oranlarına göre eldeki davada talep etmelerinin kabul edilebilir olduğu düşüncesiyle davacı taraf aleyhine bu konuda hüküm kurmanın hakkaniyetli olmayacağı, son olarak, sigorta şirketine başvurmak ile arabuluculuk müessesesinde tarafların çözüm aramasının aynı durumlar olmadığı değerlendirilmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; yukarıda belirtilen izahat çerçevesinde ve alınan hüküm kurmaya elverişli, denetime açık, gerekçeli ve açıklamalı bilirkişi raporları da nazara alınarak, aşağıda belirtilen şekilde karar verilmesi kanaati oluşmuştur.
Davanın taleple bağlı kalınarak KABULÜ İLE;
357.592,48 TL'nin temerrüt tarihi olan █████/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:
Davalı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunda hatalı hesaplama yapıldığını, bilirkişi raporuna itirazları dikkate alınmadan karar verildiğini, tazminat hakkı olduğunu kabul anlamına gelmemek kaydıyla müteveffanın babası hayatta olmadığı için anneye 2 pay verilmesi gerekirken 1 pay verildiğini, bunun sonucunda davacı .......'un tazminatının da hatalı hesaplandığını, hatalı bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu, tazminat hesabına esas alınan asgari ücretin müvekkili şirket lehine oluşmuş usuli kazanılmış hak ilkeleri gözetilerek tespit edilmesi gerektiğini, konu dosyada "usuli kazanılmış hak" ilkesi dikkate alınmadan hazırlanan bilirkişi raporunun hukuka aykırı olduğunu, dosyada birden fazla hesap raporu bulunmakta olup ödeme değerlendirmesinin günümüze göre yapılmasının denetime uygun olmadığını, sigortalı araç sürücüsünün kazanın meydana gelişinde atfı kabil herhangi bir kusuru bulunmadığını, müvekkili şirket yeterli miktarda ödeme yapmış olduğundan bakiye borcu bulunmadığını, bu nedenle davanın reddinin gerektiğini, davacıya yapılan ödemenin üzerinden 2 yıldan fazla geçtiğini, hak düşürücü sürenin göz önünde bulundurulması gerektiğini, müterafik kusur indirimi yapılmadan karar verilmesinin hatalı olduğunu, destekten yoksun kalma tazminatı talebi hakkında Kanuna ve Yargıtay uygulamalarına uygun değerlendirme yapılması gerektiğini, bilirkişi raporunun eksik inceleme ürünü olup kusur durumunun tespitine esas alınmasının kabul edilemeyeceğini, müteveffanın eşinin yeniden evlenme olasılığının hesaplanması gerektiğini, dava konusu kaza nedeniyle birden fazla şahsın tazminat talebi söz konusu olduğundan proporsiyon uygulanması gerektiğini, hesaplamada TRH 2010 Mortalite Tablosu ve %1,8 teknik faizin esas alınması gerektiğini, davacının yargılama giderleri ve vekalet ücreti taleplerinin reddinin gerektiğini, tüm bu nedenlerle istinaf taleplerinin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılarak müvekkili şirket yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kusur oranının hukuka ve olayın mahiyetine aykırı olduğunu, müteveffanın aylık gelirinin hatalı hesaplandığını, müteveffanın somut ve düzenli bir gelir kaynağı olduğunu, bu durumda asgari ücretle sınırlı tespit yapmanın, tazminat hesabını ciddi şekilde eksik bıraktığını, müvekkilinin gerçek zararının karşılanmasını engellediğini, tazminat hesabına uygulanan kısmi indirimlerin hatalı olduğunu, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.
Dava, trafik kazasından kaynaklı destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin olup, mahkemece yazılı şekilde verilen karara karşı taraf vekillerince aşağıdaki sebeplerle istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
1-Tarafların kusura itirazında;
█████/2021 tarihinde sürücüsü dava dışı ....... olan ....... plakalı otobüs ile sürücüsü müteveffa ....... olan .... plakalı aracın çarpışması sonucu ölümlü ve maddi hasarlı bir trafik kazası meydana gelmiştir.
Kaza nedeniyle düzenlenen kaza tespit tutanağında; .... Pakalı araç sürücüsü .......’un 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 57/1-b (Trafik zabıtası veya ışıklı trafik işaret, cihazları veya trafik işaret levhası bulunmayan kavşaklarda tali yoldan anayola çıkan sürücülerin anayoldan gelen araçlara ilk geçiş hakkını vermemek) kuralını ihlal ettiği, tanıklarla yapılan şifahi görüşmelerden ....... plakalı otobüs sürücüsünün kural ihlali olmadığı görüşünün bildirildiği,
Soruşturma safhasında ATK'dan alına █████/2021 tarihli raporda sürücü .......’ın mahal şartlarını dikkate alıp müteyakkız bir şekilde seyretmeyip kavşakta dönüş yaparak şeridine giren araca karşı şeridi içerisinde kalacak şekilde etkin tedbir almadığı, dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı hareketleri nedeniyle kazada alt düzeyde tali kusurlu olduğu, Maktul sürücü .......’un ise; gerekli ve yeterli kontrollerini yapıp sağ dönüşünü dar kavisle şeridi içerisinde kalacak şekilde dönşünü gerçekleştirmesi gerekirken bu hususlara riayet etmediği, geniş kavisle karşı şeridine girerek dönüş yapıp şerit ihlali yaparak şeridinde seyir halinde olan aracın seyir durumunu bozarak kazanın oluşumuna sebebiyet verdiği, dikkatsiz ve hatalı bir şekilde dönş yaptığı kazada , dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı hareketi ile gerçekleşen kazada asli kusurlu olduğu kanaatinin bildirildiği, ATK rapor ile kaza tespit tutanağı arasında oluşan çelişkinin giderilmesi için mahkemece Karayolları Fen Heyetinde görevli bilirkişiler alınan █████/2023 tarihli raporda, davaya konu trafik kazasının meydana gelmesinde; ....... plakalı otobüs sürücüsü dava dışı .......’ın % 20 (Yüzde yirmi ) oranında kusurlu olduğu, .... plakalı araç sürücüsü müteveffa .......’un %80 (Yüzde seksen) oranında kusurlu olduğu görüş ve kanaatinin bildirildiği, raporda kaza tespit tutanağı ve ATK raporunun irdelenerek, açıklayıcı ve denetime elverişli şekilde raporun hazırlandığı, raporun çelişki gideri mahiyette olduğu, hükme esas alınmasında bir yanlışlık bulunmadığı anlaşılmakla, itirazların reddi gerekmiştir.
2-Kamu düzeni yönünden ve bu kapsamda aktüerya raporuna yönelik yapılan incelemede;
AYM nin █████/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan █████/2020 tarihli ve ███████ esas ███████ sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.
Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.
T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve █████████ E., █████████ K. sayılı kararı).
Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve ███████-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.
Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, ████████ K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve ███████-12 E., ████████ K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve ███████-44 E., ███████ K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., ███████ K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.
Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.
Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamındabir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.
Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;
AYM nin █████/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan █████/2020 tarihli ve ███████ esas ███████ sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir
Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.
Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.
Öte yandan icra ve iflas kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair 7327 sy nın 18. madde ile █████/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 90 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kanun” ibareleri “Kanunda” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya birinci cümlesinden sonra gelmek üzere cümle ve maddeye fıkra eklenmiştir.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.” düzenlemesi █████/2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
2918 sy da yapılan Bu düzenleme sonrası █████/2021 tarihli resmi gazetede düzenlenen düzenleme ile yasaya uygun yeni genel şartlarda değişikliğe gidilmiştir
Bu bakımdan 04-12-2021 tarihinden sonra düzenlenecek poliçelerde bu genel şartlara uygun ve dayanak 2918 sy ya uygun hesaplama yapılması gerekecek ve yasal düzenleme bu ise de 2918 sy nın 90, maddesine eklenen 1. Fıkradan sonra gelen hüküm Anayasa Mahkemesi’nin █████/2022tarihli ve E.: ███████, K.: ████████ sayılı Kararı ile.)
Karayolları Trafik Kanunu’nun 90’ıncı maddesinde yer alan trafik sigortası kapsamında ödenen değer kaybı tazminatı, destekten yoksun kalma tazminatı ve sürekli sakatlık tazminatlarına ilişkin hesaplamada dikkate alınacak kriterler ile maddenin uygulanmasına ilişkin SEDDK’ya düzenleme yapma yetkisi verilen hüküm Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir
2918 sy nın 90. Maddesinin son haline göre
Madde 90 – (Değişik
:14/4/2016-6704/3 md.)
Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanunda (…)(2) öngörülen usul ve esaslara tabidir. (Ek cümle:9/6/2021-███████ md.) (İptal cümle: Anayasa Mahkemesi’nin █████/2022 tarihli ve E.: ███████, K.: ████████ sayılı Kararı ile.) Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanunda (…)(2) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.(3) (Ek fıkra:9/6/2021-███████ md.) (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin █████/2022 tarihli ve E.: ███████, K.: ████████ sayılı Kararı ile.) şeklindedir
Görüldüğü üzere;son iptal kararı ile
Değer kaybı tazminatı, aracın; piyasa değeri, kullanılmışlık düzeyi, hasara uğrayan parçaları ile hasar tutarı dikkate alınarak hesaplacağı
Destekten yoksun kalma tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu ve zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak hesaplacağı
Sürekli sakatlık tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı ve sürekli sakatlık oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak hesaplacağı
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirleneceği
Hükümleri Anayasaya aykırı bulunmuş olup,iptal kararı sonrası yine TBK nın haksız fiile ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam edilmesi gerekecektir.2. İptal kararı ile yine 1. İptal kararı öncesi mevcut düzenlemeler dikkate alınarak karar verilecektir.
Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir
ÖTE YANDAN DANIŞTAY 8. DAİRESİNİN ████████ ESAS █████████ SAYILI KARARI İLE
Davacı tarafında dilekçesinde belirttiği üzere Anayasa Mahkemesinin █████/2020 tarih, E:███████, K: ███████ sayılı kararı ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 90. maddesinin "...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda..." ibaresi ile "...ve genel şartlarda..." ibaresinin iptali sonrasında 90. madde; “Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun (…) öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun (…) düzenlenmeyen hususlar hakkında █████/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fillere ilişkin hükümleri uygulanır.” şekline gelmiş, böylece tazminat hesaplamalarına dair usul ve esasların Genel Şartlar ile düzenlenmesine temel dayanak olan ibareler, iptal edilmiştir.
Bu itibarla; kanuni dayanağı ortadan kalkmış Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nda değişiklik yapılmasına ilişkin dava konusu █████/2021 tarih ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğin dava konusu düzenlemelerinin iptali gerekmektedir.
GEREKÇESİYLE
Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın; █████/2021 tarihli ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar başlıklı Tebliğ'in; 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 1'inde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Değer Kaybı Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 1'in, 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 2'sinde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Sakatlık Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 2'nin, 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 3'ünde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 3'ün İPTALİNE, KARAR VERİLDİĞİ
YİNE
DANIŞTAY 8. DAİRESİNİN ████████ ESAS █████████ SAYILI KARARI İLE
Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından █████/2021 tarihli ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar başlıklı Tebliğ'in 16. maddesinin ve Genel Şartlar'ın dava konusu Tebliğ'in 15. maddesi ile değişik "Ek 2:Sakatlık Tazminatları Hesaplaması" başlıklı kısmının 6. maddesinin İPTALİNE,
KARAR VERİLDİĞİ VE GENEL ŞARTLARIN BU İPTAL KARARLARI İLE BİRLİKTE UYGULANABİLİRLİĞİ İMKANI KALMAMIŞTIR
Bu halde Aym'ce verilen HER İKİ iptal kararları sonrası VE DANIŞTAYIN İPTAL KARARI GEREĞİ düzenlenecek maluliyet raporlarında █████/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve bu genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından yine destekten yoksun kalma tazminat hesaplaması yapılamayacağından
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,████████ K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.
Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,████████ K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4. Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması gerekmekte olup;
Mahkemece, aktüerya bilirkişinden alınan █████/2024 tarihli raporda 2024 yılı asgari ücret verisi dikkate alınarak PMF 1931 yaşam tablosu ve müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi suretiyle, taraf itirazları üzerine alınan █████/2025 tarihli Ek raporda, 2025 yılı asgari ücret dikkate alınarak yine PMF 1931 yaşam tablosu ve müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi suretiyle hesaplama yapıldığı, davalı sigorta tarafından █████/2021 tarihinde ödenen 37.712,61 TL'nin güncellenerek belirlenen 53.861,87 TL'nin tenzil edilmesi sonucu 357.592,48 TL destekten yoksun kalma tazminatı hesaplandığı, davacı tarafın █████/2025 tarihli Ek rapora itiraz etmediği, █████/2025 tarihli ıslah dilekçesi ile de talebini 357.592,48 TL'ye olarak artırdığı, ek rapora davalı sigorta vekilinin itirzı üzerine aynı bilirkişinden alınan █████/2025 tarihli 2. EK raporda hesaplamada TRH 2010 yaşam tablosunun esas alındığı, sigorta ödemesinin güncellenerek tenzili sonucu destek tazminatının 441.597,15 TL olarak hesaplandığı, mahkemece ıslah dilekçesi ile belirlenen miktar üzerinden karar verilmiş ise de; gerekçesinde TRH 2010 yaşam tablosuna göre hesaplama yapılan █████/2025 tarihli 2. EK rapora itibar edildiği görülmüştür.
Mahkemece her ne kadar TRH 2010 yaşam tablosuna göre hesaplama yapılan █████/2025 tarihli 2. EK rapor benimsenmiş ise de; yukarıda ayrıntılı olarak ifade edildiği üzere PMF 1931 yaşam tablosunun ve müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi şeklinde hesaplamanın yapıldığı █████/2025 tarihli Ek raporun yerinde olduğu, davacının bu rapora itirazının da bulunmadığı, ıslahında bu raporda belirlenen miktar üzerinde yapıldığı, buna göre █████/2025 tarihli 2. EK raporun mahkemece benimsenmesinin sonuca etkisi olmayacağından, itirazların reddi gerekmiştir.
3-Davadan önce ödeme, 2 yıl hak düşüm süresi dolduğu itirazında;
Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 111.maddesi uyarınca, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar, yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebilirler. Yasa’nın bu hükmünden yararlanmak için ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir. Yasada belirtilen 2 yıllık süre hak düşürücü süre olup, mahkemece re'sen dikkate alınmalıdır.
Somut olay nedeniyle davalı sigorta şirketi tarafından davacıya davadan önce ödeme yapılmıştır. Eldeki davada KTK'nın 111. maddesinde öngörülen 2 yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmediği görülmektedir.
Bu durumda; maluliyet tazminatı hesabında öncelikle ödeme tarihindeki verilere göre PMF 1931 yaşam tablosu esas alınarak hesaplanmalı, ödenmesi gereken miktarla ödenen miktar arasında KTK'nın 111. maddesinde belirtildiği şekilde fahiş bir fark olup olmadığı değerlendirilmelidir. Şayet ödenmesi gereken maluliyet tazminatı ile ödenmiş olan miktar arasında fahiş fark olduğu saptanırsa, davacı tarafından daha önce verilen ibranamenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilerek, rapor tarihindeki verilere göre hesaplanan tazminat tutarından, davalı tarafından yapılan ödemelerin güncellenerek düşülmesi sonucunda oluşan duruma göre karar verilmesi gerekir. Düzenlenen █████/2025 tarihli aktüreya Ek raporunda bu kurala uyularak hesap yapıldığı, ödenmesi gereken maluliyet tazminatı ile ödenmiş olan miktar arasında fahiş fark olduğu, anlaşılmakla tarafların itirazları yersizdir.
4-Davalının Müterafik Kusura ilişkin itirazında;
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "tazminatın belirlenmesi" başlıklı 51. maddesinde; hakimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğine ve özellikle kusurun ağırlığına göre belirleyeceği belirtilmiş; "tazminatın indirilmesi" başlıklı 52. maddesinde ise; zarar gören taraf, zararı doğuran fiile razı olduğu veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olduğu yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırdığı takdirde hakimin, tazminatı indirebileceği veya tamamen kaldırabileceği açıklanmıştır.
Buna göre, zarar görenin zarar katılması veya zararın artmasına sebep olduğu hallerde zarar görenin, zararı önleyici ya da azaltıcı tedbirleri almamasında müterafik kusurunun bulunduğunun kabulü gerekir. Müterafik kusur; aynı şartlar altındaki makul, dürüst ve ortalama bir kişinin, kendi menfaati icabı, zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçınması gereken bir davranış tarzını ifade etmektedir. (EREN, Fikret. Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Y. 2015. S. 582) Zararın doğumu ya da artmasına yol açan fiil, zarar görenin davranışlarından ileri gelmişse müterafik (ortak) kusurdan söz edilir. (KILIÇOĞLU, Ahmet, Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Y. 2012, s.418)
Emniyet kemerinin takılmaması, kask kullanılmaması gibi koruyucu önlemlerin alınmaması; alkollü olduğunu bildiği sürücünün aracına binilmesi; ehliyetsiz sürücünün aracında seyahat edilmesi ve istihap haddi üzerinde yolcu taşınması gibi durumlar TBK 52 madde anlamında zararın doğmasında yada artmasında etkili davranışlar olarak kabul edildiğinden zarar görenin müterafik kusurunu oluşturur. Zarar görenin müterafik kusurunun olması durumunda yerleşik yargısal uygulamalara göre tazminat miktarından %20 oranında indirim uygulanması gerekir. Müterafik kusur indirimi sebebiyle yapılabilecek azami indirim oranı %20'dir. Birden fazla müterafik kusur oluşturan davranış bulunsa bile indirim oranı %20'yi aşamaz (17. Hukuk Dairesi ██████████- █████████) Ayrıca, müterafik kusur sebebiyle indirim yapılması için davalının bu hususu savunma olarak ileri sürülmesi şart değildir. Dosya kapsamında hal ve şartlara göre tazminattan indirim yapılmasını gerektirir. Müterafik kusurun belirlenmesi halinde usulünce tenkis yapılması gerekir.
Yukarıda da açıklamalar dikkate alındığında, müterafik kusuru nedeniyle tazminattan indirim yapılabilmesi için zararın bu nedenle artması zarar ile mağdurun eylemi arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir.
Somut olayda, düzenlenen kaza tespit tutanağında müteveffa .......'un emniyet kemeri, "takılı değil" olarak işaretlendiği, █████/2021 tarihli Ölüm Raporunda, ölüm nedeni olarak "kafa travmasına bağlı boyun kırığı sonucu omurilik parçalanmasına bağlı ölüm" olarak gösterilmiştir. Buna göre kaza tespit tutanağında müteveffanın emniyet kemeri takılı olmadığı belirtilmiş ise de; emniyet kemerinin insan gövdesinin çarpmanın etkisiyle savrulmasının önlenmesine matuf olduğu, çapmanın şiddeti ile insan boynunu sabit tutmaya yönelik bir işlevi olmadığı, emniyet kemerinin takılı olduğunun sabit olması halinde dahi, hareket imkanı olan boynun ani ve güçlü etki nedeniyle zarar görmesinin mümkün olmasına göre, emniyet kemeri takılmaması ve zarar arasında illiyet bağı bulunmadığından, müterafik kusur indirimi yapılmaksızın karar verilmesinde bir yanlışlık bulunmamaktadır. İtirazın reddi gerekmiştir.
Bunlar dışında, davacının █████/2025 tarihli Ek rapora itirazının bulunmaması nedeniyle, bunun davalı sigorta lehine usuli kazanılmış hak olacağı ancak, mahkemece █████/2025 tarihli raporda belirlenen tazminat miktarı üzerinden karar verilmesine, davacının evlenme olasılığının doğru belirlenerek hesaplamada dikkate alınmasına, dava konusu kazada sadece davacının desteğinin vefat etmesi ve dosya kapsamına göre başka zarar gören olmadığının anlaşılmasına, temerrüt tarihine göre faize, verilen karara göre yargılama gideri ve vekalet ücreti taktirinde yanlışlık olmamasına göre davalı sigorta vekilinin itirazlarının ve müteveffanın asgari ücretten fazla geliri olduğunun ispatlanamamasına göre davacı vekilinin itirazlarının reddi gerekmiştir.
Bu itibarla, dosya kapsamı, mevcut delil durumu, ileri sürülen istinaf istemleri nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde herhangi bir isabetsizliğin bulunmadığı kanaatine varıldığından davacı vekilinin ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf istemlerinin HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
H Ü K Ü M
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafça yatırılan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-Alınması gereken 24.427,14 TL harçtan peşin alınan 6.722,18 TL harcın mahsubu ile bakiye 17.704,96 TL harç giderinin davalı .......'nden tahsili ile hazineye irat kaydına,
4-Taraflarca yapılan yargılama giderlerinin üzerilerinde bırakılmasına,
5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi. █████/2025
....
Başkan
...
e-imzalı
....
Üye
...
e-imzalı
....
Üye
...
e-imzalı
....
Katip
...
e-imzalı
Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!