Anahtar kelimeler: Seneyi Davasız Aşkın Süredir Zilyet Aralıksız Görünen Kim Muris Tapuda
7. Hukuk Dairesi         ████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

SAYISI
: █████████ E., █████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ
: İstanbul 16. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu taşınmazda 20 seneyi aşkın süredir davasız ve aralıksız zilyet olduğunu, tapuda malik olarak görünen ... oğlu ... , ..., ... ve ... isimli şahısların kim olduklarının anlaşılamadığını belirterek taşınmazın zilyetliğinin 20 seneyi aşkın süredir muris ve mirasçısı ...'in zilyetliğinde olması ve tapu maliki olarak görünen kişilerin kim olduklarının anlaşılamadığı gerekçesiyle ... oğlu ... ..., ..., ... ve ... isimli kişilerin tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davada, yanlış hasım gösterilmiş olduğunu, davalının, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ... Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü olarak düzeltilmesi gerektiğini, dava konusu taşınmaz hakkında adı geçen şahıslara ait hisselerin bulunduğunu ancak bu hisselerin beyan kısmında ... Vakfından olduğu görüldüğünden davanın ...'ne ihbarı gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
2. Dâhili davalı ... vekili cevap dilekçesinde, tapuda herhangi bir vakfın emlakinden olduğu yazılı bulunan taşınmazın çıplak mülkiyet hakkının vakfına, kullanma hakkının ise tapuda adına kayıtlı olan mutasarrıfına ait olduğunu, mutasarrıfının gaip olması veya mirasçısız ölmesi halinde, 5737 sayılı Vakıflar Kanunun 17. maddesinde; "Tasarruf edenlerin veya maliklerin mirasçı bırakmadan ölümleri, kaybolmaları, terk veya mübadil gibi durumlara düşmeleri halinde icareteynli ve mukataalı taşınmaz malların mülkiyeti vakfı adına tescil edilir." hükmü yer aldığını, iş bu sebeple söz konusu taşınmaz ile ilgili olarak taşınmaz malikleri ... , ... , ..., ... 'nin evveliyat kayıtları ile varislerinin bulunup bulunmadığı ile ilgili olarak müvekkili idarenin çalışmalarının devam etmekte olduğunu, mirasçılarının bulunmadığı tespit edildiğinde; taşınmazın 5737 sayılı yasanın 17. maddesi gereğince vakfına döneceğini, her ne kadar davacı tarafça Hazine davada davalı sıfatı ile gösterilmiş olsa da 1983 yılından itibaren Hazinenin vakıf kaydı bulunan malları iktisap hakkının kalmamış olduğunu, bu yönden de davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça Türk Medeni Kanununun 713. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak eldeki dava açılmış ise de, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin █████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilâmında açıkça belirtildiği üzere Kanunun açık hükmü dikkate alındığında tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması halinin, taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden (kütüğünden) çıkarılmasının imkansız olması hâli olduğu, genel olarak, gerekli dikkati gösteren herkesin kayıtlarda malikin kim olduğunu anlayamayacağı hâllerde tapu sicilinde yazılı olan malikin bilinmediğinin kabulü gerektiği, kayıt malikinin mirasçılarının belirlenememesi, kimliğine ait bilgilerin elde edilememesi, adresinin saptanamaması gibi hususların o kişinin tapu kütüğünden maliki bilinmeyen kişi olarak nitelendirilmesini gerektirmeyeceği, bununla kanun koyucu tarafından tapu kütüğünün incelenmesinden anlaşılamayan, kim olduğu belirlenemeyen hayali kişilerin amaçlandığı, buna göre taşınmazın tapu kaydının incelenmesinde tapu kaydının madde kapsamında olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazın, 29.06.1937 tarihli tesis kadastrosu ile ██████ payının ... oğlu ... , ██████ payının ... , 9/192 payının ..., 9/192 payının ... kızı ... ile başkaca hissedarlar adına kayıtlı olduğu, taşınmazın beyanlar hanesinde " ... Vakfından" belirtmesinin bulunduğu, davacının dava konusu 36 parsel sayılı taşınmazın bir kısım kayıt maliklerinin bilinmediği ve taşınmazı 1993 yılından bu yana çekişmesiz ve aralıksız kullandığı (murisi ve sonrasında kendisi) iddiası ile TMK'nun 713. Maddesinin 2. fıkrasında yer alan maliklerin bilinmemesi sebebine dayalı tapu iptal ve tescil istemiyle incelemeye konu davayı açtığı, taşınmazın tapu kaydı, kadastro tutanağı ve dayanak tapu kaydındaki bilgilere göre, bahsi geçen maliklerin bilinen kişiler olduğu hususunda tereddüt bulunmadığı, aynı zamanda taşınmazın vakıf malı olması nedeniyle zilyetlikle kazanılmasının da söz konusu olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
1. Malikin kim olduğunun tespit edilemediğini,
2. Dava konusu taşınmazın, davasız aralıksız 20 yılı aşkın süredir müvekkil tarafından kullanılmakta olduğunu, olağanüstü kazandırıcı zamanaşımının şartlarının gerçekleştiğini, TMK’nun 713/5. fıkrasının son cümlesinde ise; “mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur” ilkesi getirildiğini, eklenen ibare ile mülkiyet hakkının tüm kazanma koşullarının oluşması ile 20 yıllık kazanma süresinin dolduğu anda kazanılacağı ve kazanılmış hakkın varlığının kabulü gerektiğini,
3. Dava konusu taşınmazın 24.02.1993 tarihinden itibaren muris ve müvekkil ... tarafından kullanıldığının dosya kapsamında dinlenen tanık beyanları ile de ispatlandığını,
4. Yerel Mahkeme kararında kazanılmış hak ilkesinin göz ardı edildiğini,
5. Dava konusu taşınmazın vakıf malı olduğuna dair herhangi bir delil bulunmadığını ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun’un 713/1. fıkrasındaki kazanmayı sağlayan zilyetlik ve ikinci fıkrasında yer alan “…kim olduğu bilinmeyen…” iddiasına dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.10.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!