Anahtar kelimeler: Kısımını Ekleyerek Kredili Ödeyip Ödeyemediğinden Faizleri Kredilerden Düştüğünü Krediler Başlattığını

T.C.
ANTALYA4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİESAS NO
: ████████ EsasKARAR NO
: ████████DAVA
: Bankalarca Kullandırılan Ticari Kredilerden Ve Ticari Kredili Mevduatlardan Kaynaklanan Davalar (Menfi Tespit)DAVA TARİHİ
: █████/2024KARAR TARİHİ
: █████/2025Mahkememizde görülmekte bulunan Bankalarca Kullandırılan Ticari Kredilerden Ve Ticari Kredili Mevduatlardan Kaynaklanan Davalar (Menfi Tespit) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,DAVA
:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalı bankadan taksitli ticari krediler kullandığını, borcunun bir kısımını ödeyip kalan borcunu ödeyemediğinden takibe düştüğünü, davalı bankanın takip tarihinde işlemiş faizleri de ana paraya ekleyerek müvekkili adına Antalya Genel İcra Dairesinin .../... Esas sayılı dosyası ile asıl alacak ... TL ile takip başlattığını, yıllık %57 sabit faiz uygulandığını, dava tarihi itibariyle müvekkilinin ... TL borçlu bulunduğunu, uygulanan faiz oranlarının haksız olduğunu belirterek konusunda uzman bilirkişiden rapor aldırılarak icra dosyasına ilişkin dava tarihi itibariyle asıl alacak ve işlemiş faiz yönünden fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik ... TL borçlu olmadığının tespitine, yargılama giderleri ve vekalet alacağının davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP
:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle menfi tespit davasının kısmi dava olarak açılmasına itiraz ettiklerini beyanla; müvekkili banka tarafından talep edilen temerrüt faiz oranlarının tümüyle yasa ve usule uygun olup davacının temerrüt faiz oranının sözleşmeye aykırı olduğu iddialarının her türlü dayanaktan yoksun olduğunu, temerrüte düşen davacı aleyhine alacakların tahsili için takip başlatıldığını, davacının icra takibine ve faiz oranlarına da herhangi bir itirazda bulunmadığını belirterek davanın öncelikle usulden, aksi halde esastan reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet alacağının davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.Davalı bankaya yazılan müzekkereye verilen cevap dosyamız arasına alınmıştır.Antalya Genel İcra Dairesinin .../... Esas sayılı dosyası sureti dosyamız arasına alınmıştır.Mahkememizce konusunda uzman bilirkişiden rapor aldırılmıştır.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:Dava, İİK'nun 72. Maddesi gereği icra takibinden sonra açılan menfi tespit istemine ilişkindir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık konularının; davalı banka tarafından başlatılan takipte asıl alacak ve işlemiş faiz oranın tespiti ile davacının borçlu olup olmadığına ilişkindir.Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. Menfi tespit davası, normal bir hukuk davası gibi açılır. Borçlu, itirazın kaldırılması sırasında tetkik merciinde (m. 68-68a) ileri sürüp ispat edemediği itiraz ve def’ilerini, menfi tespit davasında yeniden ileri sürebilir; çünkü itirazın kaldırılması kararı, menfi tespit davasında kesin hüküm teşkil etmez. Nitekim aynı ilkeler, T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.03.2010 gün ve ███████-123 E. ████████ K; 07.12.2011 gün ve ███████-576 E. ████████ K sayılı kararında da vurgulanmıştır. (T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., ███████-622 esas, 2012/9karar, Tar. █████/2012)Antalya Genel İcra Dairesi'nin .../... Esas sayılı takip dosyası uyap üzerinden celbedilmiş, incelenmesinde; alacaklı ... ... tarafından borçlu ... ve dava dışı ... aleyhine başlatılan ilamsız icra takibi olduğu, ... TL asıl alacak, ... TL işlemiş faiz, ... TL gider vergisi, ...TL masraf olmak üzere; toplam ...TL alacak talebinde bulunulduğu, anlaşılmıştır.Banka kayıtları, kredi sözleşmesi getirtilerek dosyamız arasına alınmış, dosyanın bankacı bilirkişiye tevdiine karar verilmiştir.Bankacı bilirkişinin ... tarihli raporunda sonuç olarak; "dava tarihi itibariyle kapak hesabında ... TL borç miktarının bildirildiği, bilirkişi tarafından borç miktarının ... TL olarak hesaplandığı ve ... TL'den borçlu olunmadığının tespit edildiği ancak Antalya Genel İcra Dairesi'nin .../... esas numaralı icra dosyasında tahsil edilen tutarların da hesaplanması ile dava tarihi itibariyle borç bakiyesinin hesaplanması için dosyanın nitelikli hesaplama bilirkişisine tevdii hususunda takdir mahkemenindir..." şeklinde görüş belirtilmiştir.Bu kez bankacı bilirkişi ile nitelikli hesap bilirkişisinin ... tarihli raporunda sonuç olarak; "dava tarihi itibariyle kapak hesabında ... TL borç miktarının bildirildiği, bilirkişi tarafından borç miktarının ... TL olarak hesaplandığı ve ... TL'den borçlu olunmadığının tespit edildiği..." şeklinde görüş belirtilmiştir.Alınan bilirkişi raporu ile takip konusu krediler yönünden uygulanması gereken akdi ve temerrüt faiz oranlarının uygulanması neticesinde davacının, Antalya Genel İcra Dairesi'nin .../... sayılı takip dosyasında dava tarihi itibariyle toplam ... TL borçlu olmadığı anlaşılmıştır.Davacı vekili ... tarihli dilekçe ile davayı ıslah etmiştir ve ıslah dilekçesi davalıya tebliğ edilmiştir.Alınan ek rapor sonrası davacı vekili ... tarihli dilekçe ile davayı 2. kez ıslah etmiştir. Her ne kadar davacı vekili tarafından sunulan 2. dilekçede değer artırımı ifadesi kullanılsa da dava belirsiz alacak davası değil kısmi dava olarak açıldığı gözetilerek hukuki mahiyeti itibariyle 2. kez sunulan dilekçenin de ıslah dilekçesi olduğu anlaşılmıştır.Davacı vekilinin ... tarihli dilekçesini değerlendirmek gerekirse; Davacı tarafından açılan dava menfi tespit istemine ilişkin olup kısmi dava olarak açılmıştır. Nitekim dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığında dair bir ibare ve belirleme yoktur.Kural olarak alacaklı, alacağının tümü için dava açmak zorunda olmayıp, alacağının belli bir bölümünü dava konusu yapabilir. Zira; hiç kimse kendi lehine olan davayı (tam dava) açmaya zorlanamaz.(HMK m.24/2) Bu bağlamda davacının alacağının şimdilik belli bir kesimi için açtığı davaya, kısmi dava denilir. Kısmi dava 6100 sayılı HMK’nın 109. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında; “Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir” denilmiştir.Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden (mesela, ödünç veya satış sözleşmesinden) doğmuş olması ve bu (aynı hukuki ilişkiden doğan) alacağın şimdilik bir kesiminin dava edilmesi gerekir.Dava konusu alacak, bir alacağın belli bir kesimi değil (bilakis bağımsız bir alacak) ise, o zaman dava, kısmi dava olarak nitelendirilemez.Davacının kısmi dava mı yoksa tam dava mı açtığı, dava dilekçesinden (talep neticesinden) anlaşılır. Davacı, dava sebebi olarak gösterdiği vakıalardan doğan alacağının tümünü mü, yoksa yalnız bir kesimini mi istediğini açıkça bildirmelidir. (m.119, 1/ğ). Aksi halde, yani davacı alacağının yalnız bir kesimi için dava açtığını bildirmemiş ise, dava, kısmi dava değil tam dava sayılır.Davacının davasını açıkça kısmi dava olarak nitelendirmesi zorunlu değildir. Dava dilekçesindeki açıklamalardan, davacının alacağının dava edilenden daha fazla olduğunun ve bunun yalnız bir bölümünün dava edildiğinin açıkça anlaşılması gerekli ve yeterlidir.6100 sayılı Kanun'un 107. maddesine göre, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafca belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır. Madde gerekçesinde "Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkansız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukuki yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukuki yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmi davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hallerde bu yola başvurulması kabul edilemez." şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir.Taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır (H. Pekcanıtez, Belirsiz Alacak Davası, Ankara 2011, s. 45; H. Pekcanıtez/O. Atalay/M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 14. Bası, Ankara 2013, s. 448). Sadece alacak miktarında taraflar arasında uyuşmazlık bulunması ya da miktarın tartışmalı olmasının belirsiz alacak davası açılması için yeterli sayılması halinde, neredeyse tüm davaların belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir ki, bu da kanunun amacına aykırıdır. Çünkü, zaten uyuşmazlık bulunduğu için dava açılmakta ve uyuşmazlık mahkeme önüne gelmektedir. Önemli olan davacının talebini belirli kılacak imkana sahip olup olmadığıdır. Burada, alacağın belirlenebilir olması ile ispat edilebilirliğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Davacının talep ettiği alacağı belirlemesi objektif olarak mümkün, ancak belirleyebildiği alacağını ispat etmesi, kanunun öngördüğü şekilde (elindeki delillerle) mümkün değilse, burada da belirsiz alacak davası açılacağından söz edilemez. Çünkü, bir alacağın belirlenmesi ile onun ispatı ayrı şeylerdir. Davacı, talep konusu yaptığı alacağını çok net şekilde belirleyebilir; ancak her zaman onu ispat edecek durumda olmayabilir. Aksinin kabulü, her ispat güçlüğü olan alacağı belirsiz alacağa dönüştürmek gibi, hem kanunun amacına hem de genel ilkelere aykırı bir durumu ortaya çıkartabilir. Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz, (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu █████/2016 gün, ███████-1078 esas ve █████████ karar sayılı ilamı)Belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da söz edilemez. Her bir davaya konu alacak bakımından, belirsiz alacak davasına ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak, belirleme yapılması gereklidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile birlikte belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı sıkça görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. (YARGITAY HGK ███████-188 E ████████ K Yargıtay 4. Hukuk Dairesi █████████ E █████████ K )Somut olayda, Davacının açtığı dava dilekçesinin istem sonucu ve dilekçe içeriği tümüyle değerlendirildiğinde davasının “kısmi dava” olarak açtığı sonucuna varılmaktadır.6100 sayılı HMK'nın 176 ve devamı maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. HUMK'nın 83. (6100 sayılı HMK m. 176), maddesinde ise ıslah, taraflardan birinin yapmış olduğu bir usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesidir. Islahın amacı, yargılama süresinde, şekli ve süreye aykırılık sebebi ile ortaya çıkacak maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmaktır. Bununla birlikte talep miktarı ıslah ile arttırılabilecektir. Ancak taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir. Islahın kısmen veya tamamen olduğuna bakılmaksızın taraflar aynı davada ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir. Buna göre tarafların, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurabileceği belirtilmiştir.Somut dosyada; davacı tarafça kısmi dava açıldığı ve ıslah müessesine 1 kez başvurabileceği gözetilerek ... tarihli ıslah dilekçesi mahkememizce esas alınmış ve ıslah ile ileri sürülen miktar gözetilerek hüküm kurulmuştur. Her ne kadar davacı vekili ... tarihinde 2. Kez ıslah dilekçesi sunmuşsa da, bu dilekçede belirttiği miktar üzerinden harç yatırılmadığından yargılama gideri ve vekalet ücreti hesaplamalarında bu husus gözetilmiş ve harçlandırılan dava değeri üzerinden hüküm kurulmuştur.Tüm dosya kapsamı, bilirkişi raporu içeriğine göre, dava tarihi itibariyle toplam borcun ... TL olabileceğinin hesaplandığı ancak kapak hesabında dava tarihi itibariyle borcun ... TL olarak bildirildiği gözetilerek; bilirkişi ek raporu uyarınca davanın kabulü ile davacının Antalya Genel İcra Dairesi'nin .../... Esas sayılı dosyasında ... TL yönünden borçlu olmadığının tespiti ile ... tarihli ıslah dilekçesi ile bağlı kalarak ... TL yönünden borçlu olmadığına dair karar vermek gerekmiştir.HÜKÜM
: Ayrıntıları yukarıda açıklandığı üzere DAVANIN KISMEN KABULÜ İLE;1-Davacının Antalya Genel İcra Dairesi'nin .../... Esas sayılı takip dosyasında, ... tarihli bilirkişi raporuna göre; taleple bağlı kalınarak dava tarihi itibariyle ... TL'den borçlu olmadığının TESPİTİNE,2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken ...-TL harçtan peşin olarak yatırılan ve sonradan tamamlan ...-TL'nin mahsubu ile, bakiye ...-TL'nin davalıdan alınarak HAZİNEYE İRAD KAYDINA,3-Davacı tarafından peşin olarak yatırılan ve sonradan tamamlanan ...-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,4-Davacı tarafça yapılan davetiye, posta masrafı, bilirkişi ücreti gideri, başvurma harcı vb. yargılama gideri toplamı ...-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE,5-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan ... TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,6-Arabuluculuk faaliyeti nedeniyle sarf edilen ... TL'nin davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,7-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan bakiye kısmın HMK 333. maddesi gereğince karar kesinleştikten sonra taraflara iadesine,Dair davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süresi içerisinde Antalya Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2025Katip ...E-imzalıHakim ...E-imzalı