Anahtar kelimeler: Kırıktan Burnunda Burnundaki Nefes Çocukluk Zorlanmaya Estetik Planladığını Geçirmiş Olmayı

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi
SAYISI
: █████████ E., ███████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ
: İstanbul 2. Tüketici MahkemesiSAYISI
: ████████ E., ████████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü :I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; davacının burnunda, çocukluk döneminde geçirmiş olduğu bir kaza neticesinde kırık oluşması nedeniyle, bu kırıktan dolayı nefes alma esnasında zorlanmaya başladığını, aynı zamanda müvekkilinin burnunda şekil bozukluğu olduğunu, bunun da düzeltilmesi için ameliyat olmayı planladığını, davacının hem burnundaki kırığın tedavi edilmesi, hem de estetik olarak burnunun küçültülerek şekillendirilmesi için davalı ...Hastanesi'ne giderek davalılardan Dr. ... ile görüştüğünü, davalı ...'nın, davacıyı muayene ettikten sonra burnundaki sağlıksal problemi gidereceğini, rahatlıkla nefes alabileceğini ve estetik olarak da istediği gibi burnunu şekillendirebileceğini beyan ettiğini, davacının muayene olduğu gün, davalı ...'nın beyanlarıyla ikna olduğunu ve aynı gün davalı ... tarafından ...Hastanesi'nde ameliyat edildiğini, davacının operasyon günü hastaneden taburcu edildiğini, taburcu edildikten sonra belli aralıklarla bayıldığını ve tansiyonunun düşüş gösterdiğini, davacının ailesinin bu durumdan rahatsız olup, bahsi geçen estetik cerrahi operasyonu yapan davalıyı arayıp durumu izah etmeye çalıştığında ise, davalının, ‘kendisinin bu şekilde rahatsız edilemeyeceğini’ beyan ettiğini, tedavi sonrası aydınlatma yükümlülüğüne aykırı davrandığını, ameliyattan 1 hafta sonra davacının kontrol muayenesinin yapıldığını, dikişlerinin açıldığını ve burnundaki tampon çıkarıldıktan sonra hiçbir sağlık problemi olmadığı belirtilip, muayenesi gerçekleştirilerek evine gönderildiğini, davacının geçirmiş olduğu estetik cerrahi operasyon sonrası sargılarının ve tamponunun çıkarılmasından sonra burnunun istediği gibi olmadığını gördüğünü, yine de burnunda şişlik vs. olduğunu düşünerek burnunun son halini bulmasını beklediğini, davacının ameliyat sonrasında burnundaki tampon alındıktan sonra davalı ... ile bir daha görüşemediğini, bahsi geçen cerrahi operasyon sonrasında nefes almakta güçlük yaşamaya başladığını, davacının nefes alma güçlüğünün iyileşme süreci içerisindeki geçici bir durum olduğunu düşünerek önceleri bu durumu göz ardı etmeye çalıştığını, müvekkilinin burnunun şekil olarak hiçbir şekilde düzelme göstermediğini, müvekkilinin psikolojik olarak sarsıntıya uğradığını, burnundaki şekil bozukluğunun düzeltilmesinin oldukça riskli olduğunu, davacının bu riskleri kabullenmesi durumunda dahi, ikinci bir operasyon yapılması durumunda ilerde hem şekil bozukluğu hem de sağlıksal problemleri tekrar yaşayacağını öğrendiğini, davacının burnundaki şekil bozukluğunun ve burnundaki kırıktan kaynaklanan nefes alamama durumlarının, davalılardan ...'nın yaptığı ameliyat neticesinde (davacıya bu şikayetlerinin giderileceği davalı ... tarafından vaad edilmiş olmasına rağmen) düzeltilemediğini belirterek, davanın kabulü ile 10.000,00 TL maddi tazminatın ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAP1.Davalı ....Sağlık Eğitim Tıbbi Malzeme Teks. Tur. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde; müvekkili yönünden sorumluluğun haksız fiil sorumluluğu olup, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'na göre haksız fiilden kaynaklı tazminat taleplerinin, zararın öğrenildiği tarihten itibaren 2 yılda zamanaşımına uğradığını, davacının iddiasına göre zararı öğrenme tarihinin ameliyat olduğu tarih olan 02.09.2014 tarihi olduğunu, davanın ise 17.10.2018 tarihinde açıldığını, iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, bu nedenle davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle usulden reddedilmesi gerektiğini, davacının dava dilekçesinde belirtmiş olduğu tüm iddialarının hukuki dayanaktan yoksun, asılsız iddialar olduğunu, davacının, müvekkili hastanede tedavi olduğu süre zarfında müvekkili hastane ve tedaviyi yürüten doktor tarafından tüm teşhis ve tedavilerinin tam ve eksiksiz olarak yapıldığını, davacının ameliyatının güncel tıp literatürüne uygun olarak davacı aydınlatılıp onamı alındıktan sonra yapıldığını, tedavi ve teşhis ile ilgili hastaneye ya da ameliyatı yapan doktora izafe edilecek hiçbir kusur ya da ihmal bulunmadığını, müvekkil hastanenin B grubu hastane sertifikasına sahip olduğunu, gerek personel gerekse hastane alet ve teçhizatı bakımından oldukça donanımlı olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; Borçlar Kanunu'na göre haksız fiilden kaynaklanan tazminat taleplerinin zararın meydana gelmesinden itibaren 2 yıl geçmekle zamanaşımına uğradığını, davacı tarafın dava dilekçesinde, iddia ettiği zararın, cerrahi operasyonun hemen ardından meydana geldiğini beyan ettiğini, cerrahi operasyonun yapıldığı tarihin 02.09.2014 olduğunu, davacı tarafın davayı 17.10.2018 tarihinde ikame ettiğini, dolayısı ile zarar meydana geldiğini iddia eden davacı tarafın, tam 4 yıl sonra davayı müvekkiline ve davalı hastaneye yönelttiğini, davalı hekimin, diğer davalı ....Hastanesi'nin kadrolu hekimi olmadığını, davacı ...'nın davalı hastaneye başvurduğunda, hastane tarafından müvekkiline yönlendirildiğini ve cerrahi operasyonun yapılmasının talep edildiğini, davalı hekimin, hastanın, cerrahi operasyon öncesi muayenesini yaptığını, cerrahi operasyon ile ilgili bilgiler verdiğini ve davacının ailesi ile de görüşülerek cerrahi operasyonun yapılması konusunda karar verildiğini, davalının, bir hekim olarak asla hastayı yanlış yönlendirecek, ikna edecek söylemlerde bulunmadığını, davacı hastanın özgür iradesinin üzerinde bir etki kurmadığını, davacı tarafın ve ailesinin tamamen kendi özgür iradeleri ile cerrahi operasyonun yapılmasını kabul ettiklerini, müvekkilinin bir kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "Davacı ile davalılar arasındaki ilişki vekalet sözleşmesine dayanmaktadır. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. TBK'nın 400. maddesi uyarınca mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastane meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif dahi olsa sorumluludur. Vekil sıfatı bulunan hastane ve doktor, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Ayrıca vekil bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak gerekir. Bu hususlar uyarınca hasta mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Vekalet sözleşmesinin temel borcu olan gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tüm bu saptamalar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı hastaneler bakımından da geçerli kabul edilmelidir. (Yargıtay (Kapatılan) 13. H.D. 19.12.2019 T, ██████████ E, ██████████ K.) Zira uyuşmazlık konusu ameliyatın eser sözleşmesi niteliğinde olup olmadığının tespiti için dosya kapsamındaki tedavi evrakları ile dosya kapsamından akademik kariyere sahip üç kişilik bilirkişi heyetinden alınan 06.02.2022 tarihli bilirkişi heyet raporu incelendiğinde döneminde geçirmiş olduğu bir kaza neticesinde kırık oluşmuş olup davacının burnunda çocukluğunda kırık oluşmuş olup bu nedenle nefes alma ve şekil bozukluğu oluşmuştur. Bu durumda yapılan işlemin estetik niteliğinde olmadığı, onarıcı, düzeltici işlem niteliğinde olduğuna kanaat getirilmiştir. Bu nedenle tıbbi uygulamalar eser sözleşmesi uyarınca değerlendirilmemiştir.Dosya kapsamında vekalet sözleşmesi uyarınca davalıların dava konusu edilen işlemler ile ilgili gerekli özeni gösterip göstermedikleri, ameliyat sırasında ve öncesinde yapılan işlemlerin tıp bilimi açısından yeterliliği, tıbbın gerek ve kurallarına göre yapılan işlemde davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığı, yapılan ameliyatta hasta durumuna göre kusurun olup olmadığı ile ilgili bilgilendirme ve onamın yapılan işlemlere uygun olup olmadığının tespiti için dosya Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesine tevdi edilmiş, buradan sunulan rapora itiraz uyarınca Yargıtay içtihatları gereğince dosya akademik kariyere sahip üç kişilik doktor bilirkişi heyetine tevdi edilmiştir.Dosya kapsamında bulunan tanık beyanları, tedavi evrakları, hüküm kurmaya elverişli bulunan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'nın 27.10.2021 tarih ve 6189 sayılı raporu, 06.02.2022 tarihli bilirkişi heyeti raporu uyarınca davacının 02.09.2014 tarihinde burunda eğrilik ve nefes alamama şikayetleri ile Dr. ...’ya başvurduğu, yapılan muayenesinde septum deviye olup sağ delik kapalı, tip asimetrik, delikler asimetrik ve nazal hump mevcut olduğu, davacı davalı doktor tarafından mevcut bulgular ile 02.09.2014 tarihinde septorinoplasti ameliyatı yapıldığı, söz konusu ameliyatın kişinin isteği üzere yapılabileceği, dolayısıyla septorinoplasti ameliyatı endikasyonunun ve uygulama şeklinin tıbben doğru olduğu, takiplerinde komplikasyon gelişmemesi üzerine önerilerle taburcu edildiği, bu ameliyattan sonra 17.08.2018 tarihine kadar dosyada herhangi bir tıbbi muayene kaydının bulunmadığı, davacının şikayetlerinin söz konusu ameliyatın her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyonu olarak değerlendirildiği, bu komplikasyonlara yönelik revizyon ameliyatları yapılabileceği ve kısmen düzelme görülebileceğinin tıbben bilindiği, ancak gelişen bu komplikasyonlara yönelik davalı tarafından ameliyat önerilip önerilmediğinin dosya kapsamındaki çelişkili beyanlarla anlaşılmadığı, bu haliyle davalı doktorun ve davalı hastanenin eylemlerine tıbben hata atfedilemeyeceği kanaatine varıldığı" gerekçesiyle davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili temyiz dilekçesinde;a.Dosyada bulunan Rinoplasti İzin ve Bilgilendirme Formu'nun 3. sayfasının başında "Ameliyattan sonra 1, 3, 6 ve 12. aylarda kontrolleriniz yapılarak iyileşme süreciniz izlenir. Ameliyat öncesi ve sonrasında çekilen resimlerle kıyaslamalar yapılır.'' denilerek, operasyon sonrası kontrol sürecinin belirlendiğini, davalı hekim tarafından, ameliyattan 1 hafta sonra bir muayene yapıldığını, başkaca kontrol muayenesi de yapılmadığını,b.Yapılan tıbbi müdahalenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğunu, burun ameliyatı için davacının ameliyat sonrası istediği görünümü tariflediğini, davalı hekim tarafından bu görünümün sağlanacağı vaadinde bulunulduğunu, yapılan operasyonun hem davacının nefes alma problemini gidermek için hem de estetik müdahale için yapıldığını,c.Davacının yaşadığı manevi çöküntüye ilişkin yargılama aşamasında dinletilen tanık beyanlarıyla yaşadığı zorlukların ispatlandığını, mahkemenin manevi tazminat taleplerini de usul ve yasaya aykırı olarak reddettiğini beyan etmektedir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HMK’nın 33. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Somut olayda, davacı ile davalı arasında eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleyi kapsayan hukuki ilişki bulunduğu, sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tıbbi zorunluluk sebebiyle gerçekleştirilen tedaviye ilişkin vekalet sözleşmesinden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Davacı iş sahibi-hasta, davalılardan hekim müdahaleyi gerçekleştiren, diğer davalı ise hastane işletmecisidir. Davacıya uygulanan işlemin estetik yönü ağır basan bir işlem olduğu dosya kapsamından ve davacının beyanlarından anlaşılmaktadır.Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, TBK'nın 471/1 maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır.Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlandığından meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Komplikasyonlarda ise, aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır.04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen Avrupa Biyotıp Sözleşmesi 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir" düzenlemesi karşısında, davacıya hastane ortamında tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standartın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki estetik müdahalelerde de uygulanacağının kabulü zorunludur. Ayrıca 5. maddede, aydınlatılmış rıza alınması zorunluluğu açık bir şekilde düzenlenmiştir.Ameliyat işleminin yapıldığı tarih ve dava tarihinde yürürlükte olan TBK’nın 56. maddesinde; "Hakim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir” düzenlemesi mevcuttur.Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkı, kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türüdür. Amacı ise kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, kişinin duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olguları karşıladığı bir gerçektir.Manevi tazminat, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçlar. Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığıdır. Bu tazminat türü, kişinin haksız eylem sonucu duyduğu acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, zarar gören kişi, öngördüğü miktarı belirleyerek istemde bulunabilir.Maddi zararda olduğunun aksine manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılması olanaksızdır. Bunun için miktarı, somut olayın özelliği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak TMK’nın 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını belirlemede geniş bir yetkiye sahiptir. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir. Hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir.Yukarıda yer verilen ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesince, Adli Tıp Raporu ve 06.02.2022 tarihli bilirkişi heyet raporu doğrultusunda, "davacıya, davalı doktor tarafından 02.09.2014 tarihinde septorinoplasti ameliyatı yapıldığı, söz konusu ameliyatın kişinin isteği üzere yapılabileceği, dolayısıyla septorinoplasti ameliyatı endikasyonunun ve uygulama şeklinin tıbben doğru olduğu, takiplerinde komplikasyon gelişmemesi üzerine önerilerle taburcu edildiği, bu ameliyattan sonra 17.08.2018 tarihine kadar dosyada herhangi bir tıbbi muayene kaydının bulunmadığı,davacının şikayetlerinin söz konusu ameliyatın her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyonu olarak değerlendirildiği, bu komplikasyonlara yönelik revizyon ameliyatları yapılabileceği ve kısmen düzelme görülebileceğinin tıbben bilindiği, ancak gelişen bu komplikasyonlara yönelik davalı tarafından ameliyat önerilip önerilmediğinin dosya kapsamındaki çelişkili beyanlarla anlaşılamadığı, bu haliyle davalı doktorun ve davalı hastanenin eylemlerine tıbben hata atfedilemeyeceği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Davaya konu olayda da, davacıya, septorinoplasti ameliyatı (burun eğriliğinin düzeltilmesi) yapılmış olup,davacının burnunun istenilen şekle kavuşmasının sağlanması gerekmektedir.Ancak operasyon sonrasında davacının istediği, hekimin taahhüt ettiği sonucun gerçekleşmemiş olduğu, davacının burnundaki eğriliğin ve burun deliklerindeki asimetrinin düzelmemiş olduğu gözetildiğinde, davacıya yapılan estetik müdahalenin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği anlaşılmaktadır. Davalılar illiyet bağını kesen geçerli bir savunmada bulunmadıkları gibi, davacının kusurunu da kanıtlayamamışlardır.Bu durumda davacının maddi tazminat talebinin değerlendirilmesi ve muhik bir manevi tazminata karar verilmesi gerekmesine rağmen, mahkemece eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştuVI. KARARAçıklanan sebeplerle;1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,02.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.