Anahtar kelimeler: Derinlemesine Heyetçe Gününün Diğerleri Davetiye Görüşmenin Anadolu Sözlü Dinlenildikten Kesinlik

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI
: ████████ E., █████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ
: İstanbul Anadolu 6. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI
: ████████ E., ████████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 25.02.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.Belirtilen tarihte gelen davacı ... vekili Avukat ... ile davalılar ... ve diğerleri vekili Avukat ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin daha derinlemesine incelenmesi heyetçe zorunlu görüldüğünden, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 24/1 ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 21/3 maddeleri gereğince görüşmenin bırakıldığı 18.09.2025 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili; müvekkili ile davalı şirket arasında 14.06.2012 tarihinde ...İli Kartal İlçesi ... mevkiinde bulunan tapunun 1 80... ada 28-30 parselde yapılacak kat karşılığı inşaat işi ile ilgili adi ortaklık sözleşmesinin imzalandığını, davalı şirketin üstlendiği yükümlülükleri yerine getireceği konusunda diğer davalıların da sözleşmede kefil olduklarını, adi ortaklık sözleşmesi kapsamında davalı şirket ile dava dışı arsa sahipleri arasında 15.06.2012 tarihinde düzenleme şeklinde arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin imzalandığını ve davalı şirket tarafından müvekkiline 500.000 USD ödeme yapıldığını, inşaat yapılacak arsanın metrekaresinin büyümesi ve projenin tamamen değişmesi sebebiyle teminat mektubu istenmesi ve mali durumunun bozulmasından dolayı davalı şirketin kendi payının %50'si karşılığında dava dışı ... Gayrimenkul Geliştirme Ltd. Şti.nin projeye ortak edildiğini, istenen teminat mektubu dava dışı şirketce verilerek inşaata başlanıp projenin tamamlandığını, kat irtifakı tesis edilen kısımların tapularının devredilmeye başlandığını, müvekkili ile davalı şirket arasında akdedilen adi ortaklık sözleşmesi uyarınca tarafların hak ve borçları ile kazanç paylaşımının nasıl yapılacağının kararlaştırıldığını, bu kapsamda müvekkili tarafından üstlenilen 1/1000'lik planın tadili 1/1500'lik planın hazırlanması için ... Mimarlık Mühendislik Şehircilik İnş. Müş. San. ve Tic. Ltd. Şti ile anlaşıldığını ve gerekli planlar hazırlatılarak bunların onaylanması için ... ile diğer ilgili yerlere başvurulduğunu, bu arada plan/imar tadiline arsa sahiplerince itiraz edilmesi ve anılan adi ortaklık sözleşmesine aykırı olarak müvekkilinin bilgisi ve izni dışında arsa sahipleriyle davalı şirket arasında ikinci ve üçüncü düzenleme şeklinde arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi imzalandığını, bu sebeple 1/1000 planın onayının geciktiğini, 2014-2015 yılında imar planının onaylanarak inşaata başlandığını, böylece davacının 500.000 USD alacak hakkının doğduğunu, yine sözleşmeye aykırı olarak davacının bilgisi ve izni dışında davalı şirket ile dava dışı ... Gayrimenkul Geliştirme Ltd. Şti. arasında kat karşılığı inşaat yapılmasına ilişkin adi ortaklık sözleşmelerinin akdedildiğini, davalı şirket ile arsa sahipleri ve ... Gayrimenkul Geliştirme Ltd. Şti. arasında akdedilen sözleşmelerin kanuni rekabet yasağına aykırılık oluşturduğunu, davalı şirketçe akdedilen sözleşmelerin adi ortaklıkça akdedildiğinin kabulü gerektiğini ileri sürerek; 500.000 USD'nin faizi ile tahsilini, ... projesi kapsamında tamamlanan ve satışa çıkarılan taşınmazlardan müvekkilinin hissesine düşen %2'lik kısmının tespiti ve bu kısımlar üzerinde satış hakkının müvekkiline ait olduğuna karar verilmesini, davalı şirketin %50'lik hissesinin net kârının %27'lik kısmı için tamamlanan taşınmazların satış hakkının müvekkiline ait olduğunun karar verilmesini, davalı şirketin %50'lik hissesinin net kârının %27'lik kısmı için adi ortaklık sözleşmesinin kurulduğu tarih itibariyle yaklaşık 500.000 USD olarak belirlenen miktarın projenin tamamlanıp hali hazırda satışa çıkarılmış olması sebebiyle dava tarihi itibariyle 4.500.000 USD olarak güncellenip bu miktar üzerinden karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalılar vekili; dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını, kefaletin yazılı olarak yapılmaması nedeniyle geçersiz olduğunu, davacının eda davası ile birlikte tespit davası açmasının usulen mümkün olamayacağını, davacının adi ortaklığın kurulduğuna dair iddialarının gerçeği yansıtmadığını, sözleşmenin simsarlık sözleşmesinin unsurlarını taşıdığını, davacının sözleşmedeki yükümlülüklerinin hiçbirini yerine getirmediğini, bunun sonucunda arsa sahipleri ile davalı şirket arasında imzalanan sözleşmenin feshedildiğini, davacının sözleşmeye bağlı hiçbir ücret hakkı bulunmadığını, taraflar arasında adi ortaklık sözleşmesinin imzalandığı ve adi ortaklığın kurulduğu kabul edilse dahi kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi ile adi ortaklığın kendiliğinden sona erdiğini, davacı tarafın sona eren bir adi ortaklığa bağlı hak talep etmesi ve ortada bir adi ortaklık yokken davalı şirketin rekabet yasağını ihlal ettiği iddiasının kabul edilemeyeceğini, davalı şirketin rekabet yasağını ihlal ettiği kabul edilse dahi yalnızca bu davranış sonucunda davacının gördüğü zararları gidermekle yükümlü olduğunu, yapılan inşaatın adi ortaklık adına yapıldığının ve tüm gayrimenkuller üzerinden davacı tarafa satış yetkisinin verilmesi talebinin hakkaniyete ve hukuka aykırı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı ile davalı şirket arasında adi ortaklık sözleşmesinin bulunduğu, sözleşmeye göre davacının ediminin arsa sahiplerini getirmek ve 1/1000'lik imar işlerini gerçekleştirmek olduğu, davacının ortaklığa emeği ile katıldığı, sözleşmede bir kısım masrafların da davacı tarafından karşılandığı, böylece davacı ortaklığa katılım payı koyduğundan adi ortaklığın geçerli olduğu, davacının sözleşme gereğince edimlerini yerine getirdiği, davalı şirketin sözleşme gereğince, kat karşılığı inşaat sözleşmesi neticesinde kendi payına düşen inşaat kısmından elde edeceği kârın % 27'sini davacıya vermesi gerektiği, sözleşmede kâr payının yaklaşık olarak belirlendiği, yapılan bilirkişi incelemesiyle güncel kâr payı bedelinin 17.713.350,00 TL olduğu, tespit edilen bedelin adi ortaklık sözleşmesi gereğince davalı şirket tarafından davacıya ödenmesi gerektiği, taraflar arasında düzenlenen adi ortaklık sözleşmesinde kefil olarak imzası bulunan davalılar yönünden sözleşmede kefilin sorumlu olacağı azami miktarın belirlenmediği, borçlunun sorumlu olacağı miktarın dahi yaklaşık olarak belirlendiği, kefillerin sorumlu oldukları miktarı kendi el yazılarıyla belirtmediği, kefaletin geçersiz olduğu gerekçesiyle; davalılar ..., ... ve ... yönünden davanın reddine, davalı şirket yönünden davanın kabulü ile 17.713.350,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.IV. İSTİNAFBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavalılar vekili; taraflar arasındaki ilişkinin adiortaklık olarak nitelendirilmesinin hatalı olup karar gerekçesi çelişkili olduğunu, dava konusu sözleşmenin davacı tarafından tayin edilen vekillerin azledilme ve 1/5.000ölçekli plana itiraz edilmesinden 2 ay 11 gün sonra imzalandığını, kararlaştırılansüre içinde dava konusu inşaata başlanılması ve tamamlanması imkansız olduğundan14.06.2012 tarihli sözleşme adi ortaklık olarak nitelendirilse dahi konusu imkansız olan adi ortaklığın da sona ereceğini, davacının müvekkilinden hukuki durumunu gizleyerek sözleşme imzalaması ve kendi kusuruylakurulan kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshine sebebiyet vermesi, buna karşın, katkısıolmayan imar planları ve kat karşılığı inşaat sözleşmelerine istinaden hak iddia etmesinin hakkınkötüye kullanılması olduğunu, taraflar arasındaki sözleşme hükümsüz olmakla birlikte bir an için geçerli olduğu kabul edilse bile taraflararasında kurulan ilişkinin sonuca katılmalı simsarlık sözleşmesi ve vekâletsözleşmesi olduğunu, ayrıca kabul anlamına gelmemek üzere, bilirkişilerce yapılan kârhesaplarının hukuki dayanağının bulunmadığını, devam eden inşaat maliyeti ve elde edilen satış gelirlerine ilişkin hiçbir kayıtve belge incelenmeksizin farazi kabullerle gerçek dışı kâr payı hesaplaması yapıldığını, bilirkişi raporunun hukuka aykırı ve denetimine elverişli bulunmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin adi ortaklık olarak kabuledilmesi halinde, adi ortaklığın tasfiyesi ilkeleri gözetilerek hüküm kurulması gerektiğini, davacının üstlendiği edimler için ifa imkansızlığı olduğugörüşü benimsenmesine karşın davacınınmüvekkilinden sözleşme uyarınca alacak talep edebileceğiyönünde sonuca varılmasının çelişkili olduğunu, şartları oluşmayan ve uygulansa bile hükümsüz kalacak ihtiyati haciz kararınınhukuka aykırı olacağı ve kaldırılması gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, adi ortaklıktan kaynaklı alacak istemine ilişkindir.1. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere göre, davalılar vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir2. Adi ortaklık doktrinde, “emeklerini veya araçlarını herhangi bir müşterek amaç doğrultusunda birleştirerek, bu amaca ulaşma konusunda birlikte çaba göstermeyi sözleşmeyle birbirlerine karşı yükümlenen kişilerce oluşturulan, tüzel kişiliği bulunmayan bir kişi topluluğudur.” şeklinde tanımlanmıştır.Adi ortaklıkta müşterek amaç, iktisadî bir amaçtır veya daha dar anlamda kazanç paylaştırma amacıdır. Ancak adi ortaklığın varlığından söz edebilmek için ortakların müşterek bir amaç etrafında toplanmış bulunmaları yetmez. Ortakların ayrıca, ortaklığın amacının gerçekleşmesine yönelik faaliyetlere katılmayı, bu yolda diğer ortaklarla işbirliği yaparak, onlarla birlikte çaba sarf etmeyi de üstlenmiş olmaları gereklidir. Amaç, ortak araç veya güçlerle izlenmeli, taraflar amacın izlenmesinde birlikte etkin olmalıdırlar. Her bir ortak şu veya bu şekilde amacın gerçekleşmesine katkıda bulunmak zorundadırlar. Birlikte çaba yükümlülüğü bir yan edim yükümü olmayıp asli edim yükümü durumundadır ve adi ortaklığın sürekli borç ilişkisi karakterine uygun olarak süreklilik arz etmelidir.Ortaklığın varlık sebebi olan amaç birlikteliğinin bir sonucu olarak, ortaklar arası ilişki karşılıklı güven ve iyi niyet temeline dayanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.04.1991 tarihli ve ███████-76 E., ████████ K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; ortaklar öteki sözleşmelerden tamamen farklı şekilde, emeklerini ve katılım paylarını ortak bir amaç için birleştirdiklerinden, aralarında sıkı bir işbirliği kurulur ve güvene dayanan bu işbirliği ilişkisi nedeniyle ortaklar birbirlerinin vekili gibi, ortaklık işlerinden dolayı özenle hareket etmek, ortakları zarara uğratmamak durumdadırlar.Buna bağlı olarak, adi ortaklığa esas doğruluk ve güven ilkesi, kanunda açıkça belirtilmemiş olmasına rağmen, ortakların sadakat ve eşit işlem borcunu da beraberinde getirir. Sadakat borcu gereği ortaklar müşterek amacı engelleyen her türlü davranıştan kaçınmalı, sadece kendi menfaatlerini değil ortaklığın amacını koruyabilmek için diğer ortakların menfaatlerini de gözetmelidir. Eşit işlem borcu da, ortaklara ortaklıkla ilişkilerinde iradi olarak eşit olmayan bir şekilde davranılmaması anlamına gelir ve tıpkı sadakat borcu gibi doğruluk ve güven ilkesinin adi ortaklığa özgü tezahür şeklidir.Adi ortaklığın sona ermesinin en önemli sonuçlarından biri ortaklığın tasfiye aşamasına girmesidir. Zira, sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesiyle birlikte, adi ortaklık hemen ortadan kalkmaz; sadece sona erme sebeplerinin varlığı ortaklık bünyesinde bir takım değişiklikler meydana getirerek, ortaklığın tasfiye aşamasına girmesine neden olur. Ortaklar arasındaki hukuki bağ, tasfiyenin tamamlanması ile ortadan kalkar.Bu bağlamda tasfiye; ortaklar arasındaki ilişkinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile artık ortaklık malvarlığı para haline dönüştürülür, borçlar ödenir, katılım payları değerleri ortaklara iade edilir ve geri kalan meblağ ortaklar arasında kâr ve zararın paylaşılması esasına göre dağıtılır.Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı ile davalı şirket arasında 14.06.2012 tarihinde adi ortaklık sözleşmesinin imzalandığı, sözleşmeye göre davacının edimi arsa sahiplerini getirmek ve 1/1000'lik imar işlemini gerçekleştirmek olduğu, davacının ortaklığa emeğiyle katıldığı gibi bir kısım masrafların da tarafından karşılanacağının kararlaştırıldığı, davacının arsa maliklerini getirme yükümlülüğünü yerine getirdiği, davalı şirketin arsa sahipleriyle kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlediği, inşaatın başladığı anlaşılmakla, geçerli bir adi ortaklık sözleşmesi kurulduğu kabul edilmiştir.Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davaya konu inşaatın tamamlandığı, bir kısım bağımsız bölümlerin davalı şirket adına tescil edildiği anlaşılmıştır. Bu durumda davaya konu ortaklığın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 639. maddesinin birinci fıkrası uyarınca sona erdiği sabit olduğundan, İlk Derece Mahkemesince; ortaklık ilişkisinin tasfiyesi aşamasına girdiği gözetilerek, ortaklar arasındaki ilişkinin tamamen sona erdirilmesine yönelik işlemlerin yapılması bir kanuni zorunluluktur.Bu itibarla İlk Derece Mahkemesince; 6098 sayılı Kanun'un 642. vd. maddelerindeki tasfiye hükümlerinin somut olaya uygulanması gerektiğinden, öncelikle taraflar arasında akdedilen ortaklık sözleşmesinde tasfiyeye ilişkin bir hüküm bulunup bulunmadığının tespit edilmesi, hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılması, böyle bir hüküm bulunmaması halinde ise ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerinin istenmesi, bu konuda anlaşamamaları halinde tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişinin) tasfiye memuru olarak resen atanması ve bundan sonra tasfiye işlemlerinin; uyuşmazlığın mahiyetine göre öngörülecek dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmesi,Birinci aşamada; (taraflarca veya anlaşamamaları hâlinde mahkemece atanacak) tasfiye memuru tarafından sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın aktif ve pasifi ile birlikte tüm malvarlığı belirlenerek hazırlanan malvarlığı bilançosunun taraflara tebliğ edilmesi, bu husustaki itirazlar toplanacak delillere göre hakim tarafından değerlendirilmesi,İkinci aşamada; tasfiye memuru tarafından ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işleminin gerçekleştirilmesi, şayet bu mallar mevcut değilse değerlerinin tasfiye memuru marifetiyle saptanması,Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, tasfiye memuru tarafından öncelikle ortaklığın borçları ödenmesi ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payının geri verilmesi, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilançonun düzenlenmesi,Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre, Mahkemece tarafların hak ve yükümlülükleri belirlenip, tasfiye işleminin sonuçlandırması ve bu doğrultuda hüküm oluşturulması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;1. Davalı tarafın sair temyiz itirazlarının REDDİNE,2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,3. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davalı taraf yararına BOZULMASINA,28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine,Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,18.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.