Anahtar kelimeler: Heyete Cismani Bam Esaskarar Başkan Tevdi Yazim Katip Konya Ölüm

T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ....
T.C.KONYABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ3. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: ....KARAR NO
: ....KARAR TARİHİ
: █████/2025T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IBAŞKAN
: .... (.......)ÜYE
: .... (.......)ÜYE
: .... (.......)KATİP
: .... (.......)İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİKARAR TARİHİ
: █████/2024NUMARASI
: ....... Esas .... KararDAVACI
: .......VEKİLİ
: Av....DAVALI
: .......VEKİLİ
: Av. ....DAVA
: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)İSTİNAF KARAR TARİHİ
: █████/2025İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ
: █████/2025Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili █████/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; 08.10.2016 tarihinde ....... A.Ş. tarafından sigortalı ....... plakalı otomobilin Mehmet Tanrıkulu idaresinde iken ....... Sigorta A.Ş. tarafından sigortalı ....... plakalı otomobilin .......idaresinde iken kaza meydana geldiğini, kazada ....... plakalı araçta yolcu olarak bulunan .......'nun ağır şekilde yaralandığını, Konya....Asliye Ticaret Mahkemesinin ....... esas sayılı dosyasında ....... A.Ş.ve ....... Sigorta A.Ş. için zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında sürekli sakatlıktan doğan maddi zararı için dava ikame edildiği, adli tıp kurumunun kusur raporuna göre Mehmet Tanrıkulu'nun %85, .......'ın ise %15 kusurlu olduğunun tespit edildiğini, yine adli tip kurumunun maluliyet raporuna göre müvekkilinin %43 maluliyeti, geçici işgöremezlik süresinin 12 ay olduğu tespit edildiğini, 09.03.2023 tarihinde alınan bilirkişi raporuna göre müvekkilinin %43 maluliyet ve %15 sigortalı araç sürücüsünün kusur oranına göre müvekkilinin sürekli işgöremezliğinin 274.472,19-TL olduğu tespit edildiğini, ikinci kez ıslah yoluna başvurma imkanı olmadığından 148.100,50-TL maddi tazminata hükmedildiğini, müvekkilinin işgöremezlik nedeniyle uğradığı 1,00 TL maddi tazminatın sakatlanma ve ölüm klozundan, iyileşme süresinde efor kaybı nedeni ile uğradığı maddi zarar, tedavi ve iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zarar ve kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zarar (her bir talep için 1,00 TL) olmak üzere toplam 3,00 maddi tazminatın sağlık giderleri teminat klozundan kişi başı poliçe limiti ile sınırlı olarak ilk davanın açıldığı ve temerrüdün oluştuğu 10.04.2018 tarihiden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili 04.09.2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın, belirsiz alacak davası olarak nitelendirilen davanın reddi gerektiğini, çünkü alacağın miktarının bilinebilir durumda olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi ....... Esas sayılı dosyasının derdest olduğunu ve bu sebeple davanın reddini talep etmiştir. Sigortalı araç sürücüsünün kazada kusursuz olduğunu ve sürekli sakatlık tazminatı hesaplamasının poliçe şartlarına göre yapılması gerektiğini ifade etmiştir. Davacının geçici iş göremezlik ve bakıcı giderlerine dair tazminat taleplerinin trafik sigortası genel şartları gereği teminat dışı olduğunu, SGK tarafından rücuya tabi herhangi bir ödeme yapılmadığının tespit edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Faiz başlangıcının dava tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğini ve yasal faizin uygulanmasını talep etmiştir. Ayrıca, kazaya karışan aracın müvekkil şirket nezdinde sigortalı olduğunu ve poliçede yazılı limitler dahilinde sorumluluklarının olduğunu teyit etmiştir. Netice ve talepler kısmında ise; davanın derdestlik ve hukuki yarar yokluğu sebebiyle reddini, SGK gelirlerinin tespitini, maluliyet oranının Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alınarak belirlenmesini ve müvekkil şirketin poliçe limiti ile sorumlu tutulmasını talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
:İlk derece mahkemesinin kararı ile; "Esas yönünden incelenen dosyada; toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumlluluk Sigortası Genel Şartlarının, "Sigortanın Kapsamı" başlıklı A.1 maddesinde "sigortacının poliçede tamınlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı 2918 sayılı KTK ya göre işletene düşen hukuki sorumluluğu zorunlu sigorta limitlerine kadar temin edeceği... " öngörülmüştür.Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası poliçede gösterilen aracın kullanılmasından doğan ve Karayolları Trafık Kanununa ve Umumi Hükümlere göre aracın işletenine terettüp eden hukuki sorumluluğu ve bu poliçe teminat kapsamında olmak şartıyla Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası hadlerinin üzerinde kalan kısmını, poliçede yazılı hadlere kadar temin eder.Somut olayda meydana gelen trafik kazasında davalı sigorta şirketinin ZMMS sorumlusu olduğu araç ile davacının yolcu olarak bulunduğu aracın çarpışması neticesinde davacının bedeninde zarar meydana geldiği, meydana gelen zarar nedeni ile davalı sigorta şirketinin sorumlu olduğu ve bu kapsamda hüküm kısmında yazılı olduğu şekliyle sorumlulardan tahsil edilecek tazminatların davacı tarafa ödemesi gerektiğinden davanın kabulüne karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.Davacının davasının KABULÜ İLE;Davacının, davalı ....... Sigorta AŞ aleyhine açtığı tazminat davası nedeniyle sürekli iş göremezlik nedeni ile uğranılan maddi zarar için 161.899,50 TL, geçici iş göremezlik nedeniyle uğranılan maddi zarar için 14.994,01 TL, bakıcı giderinden kaynaklanan maddi zarar için 20.973,30 TL ve tedavi gideri nedeniyle 7.000,00 TL maddi tazminat olmak üzere TOPLAM 204.866,81 TL'nin ilk dava tarihinden (10.04.2018) itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ....... Sigorta AŞ'den tahsili ile (poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) davacıya VERİLMESİNE" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:Davalı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından müvekkili şirketin poliçe teminatları dikkate alınmadan hatalı karar verildiğini, davanın HMK 107.maddesi gereği belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesi halinde davanın reddi gerekmekte iken yerel mahkemenin işbu itirazlarını değerlendirmeden eksik incelemeye dayalı olarak yasa ve usule aykırı karar verdiğini, yerel mahkeme kararına esas alınan bilirkişi raporunda davacı için geçici iş göremezlik tazminatı hesaplaması yapılmasının hatalı olduğunu, mağdurun askerlik yapacağının dikkate alınmaması ve söz konusu dönem için de hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, bilirkişi raporunda hesaplamanın Progresif Rant hesaplama yöntemine göre yapılmış olmasının taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, huzurdaki davanın tarihi 18.08.2023 olmasına rağmen ilk davanın tarihi olan 10.04.2018 tarihinden itibaren faiz işletildiğini, işbu durumun hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte en fazla huzurdaki davanın tarihi olan █████/2023 tarihinden faiz işletilmesi gerektiğini, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, poliçe teminat limitlerinin nazara alınması suretiyle yeni bir karar verilmesine, hesap raporuna yaptıkları itirazların nazara alınması ile yeni bir hesap yapılmasına, teknik faiz uygulanması ile yeni bir hesap raporu alınmasına ve her halükarda davanın reddine, masraf ve ücreti vekâletin de davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.Dava, trafik kazası nedeniyle maluliyete dayalı sürekli iş göremezlik, geçici iş göremezlik, kaçınılmaz tedavi gideri ve bakıcı gideri istemlerine ilişkindir.08.10.2016 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu davacının yaralanması nedeniyle, Konya..... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ....... E.sayılı dosyası ile iş bu dosya davalı ....... Sigorta A.Ş. ve ....... A.Ş.'ye yönelik olarak sürekli iş göremezlik tazminatı ve bakıcı gideri istemli olarak açılan dava sonucunda mahkemece verilen karara karşı davalı ....... Sigortanın istinaf istemi üzerine dairemizin ....... E.-.... K. Sayılı kararı ile aktüerya hesabı yönünden İDM kararının kaldırılmasına karara verildiği, Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nce ....... E.sayılı dosyası ile kaldırma kararı gereği alınan hesap raporu neticesinde verilen karara yönelik davacı vekilin istinaf istemi hakkında dairemizin ....... E. - ....... K. Sayılı kararı ile esastan red kararı verildiği, İDM kararının bu şekilde kesinleştiği, eldeki davada ise 6100 sayılı HMK'nın 107 maddesi gereğince belirsiz alacak talepli olarak sürekli iş göremezlik, geçici iş göremezlik, kaçınılmaz tedavi giderleri ve bakıcı giderlerinin dava konusu yapıldığı anlaşılmıştır.Mahkemece verilen kabul kararı, davalı ....... Sigorta A.Ş. vekilince aşağıdaki yönlerden istinaf edilmiştir.1-Davalının hesaba ilişkin itirazının incelenmesinde;Davalı vekili, sürekli iş göremezlik hesabında, progressif rant yöntemine göre hesaplama yapılmasının kabul edilemeyeceği, maluliyet ve destek zararı hesaplamalarında %2 yi aşmamak üzere iskonto faizi uygulanması gerektiği nedenleriyle istinaf isteminde bulunmuş ise de eldeki davada alınan ektüerya raporlarında bu yönde bir hesaplama yapılmadığı, Konya.... ASTM'nin ....... E.-....... K.sayılı dosyasında sürekli iş göremezlik hesabına ilişkin olarak rapor alındığı, bu rapor doğrultusunca mahkemesince verilen karar dairemiz incelemesinden geçerek kesinleşmiş olup, kesinleşen kısımlar yönünden istinaf itirazı ileri sürülmesi mümkün olmamakla, davalının itirazı yerinde değildir.2-Davalının, davanın belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesi halinde davanın reddi gerektiği, itirazının incelenmesinde;Bilindiği üzere, her dava, kural olarak iki kısımdan; tespit ve eda kısımlarından oluşur. Davanın kısmi nitelikte olması halinde önceden açılan davada kesinleşen ilamın tespit kısmı, kalan kısım hakkında açılan ikinci davanın tespit kısmı için kesin hüküm oluşturur ve kuşkusuz bağlayıcıdır.Öğreti ve yargısal uygulamada; kısmi davanın redle sonuçlanması halinde tüm alacak hakkında kesin hüküm oluşacağı kısmi dava kısmen kabul kısmen redle sonuçlanırsa her iki bölüm yönünden de kesin hüküm oluşacağı, kısmi dava tümüyle kabul edilirse de kararın tespit bölümünün açılan ek dava için kesin hüküm oluşturacağı kabul edilmiştir.Eş söyleyişle; kısmi dava sonunda davalının borcu ödemeye mahkum edilmesi veya kısmi davanın tamamen veya kısmen reddine karar verilmiş olması halinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da yokluğu da tespit edilmiş olur ki bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin tümünü kapsar. Bu nedenle kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümü sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.Kısacası ikinci davaya bakan mahkeme, kısmi davanın davalının sorumluluğuna ilişkin bu tespit bölümüyle bağlıdır. Burada davalının haksızlığı olgusu artık tartışılamaz hale gelmiştir. Zira, kesin hüküm bulunan bir konuda mahkemenin bu yönün doğruluğunu yeniden araştırma ve inceleme konusu yapmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Bu yön kamu düzenine ilişkin olup mahkemeler ve Yargıtayca doğrudan doğruya (resen) göz önünde tutulmalıdır.Kısmi dava sürerken ek davanın açılmış olması halinde davalı ilk itirazda bulunarak birleştirme istememişse kısmi dava ile ek dava birleştirilemez. Ancak, ek davaya bakan mahkeme kısmi davanın sonuçlanmasını bekletici sorun yapmalıdır. Çünkü, kısmi dava tamamen veya kısmen reddedilecek olursa bu karar ek dava için kesin hüküm teşkil edecek, kısmi dava tamamen kabul edilirse de kararın tespite ilişkin bölümü ek dava için kesin hüküm teşkil edecektir.Açıklanan hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.02.1980 gün ve 1980/9-73 E. ████████ K., 02.06.1982 gün ve ███████-1130 Esas ████████ Karar ve 09.11.1988 gün ve ███████-572 Esas ████████ K. Sayılı; 2013/7-1728 E. █████████ K. Sayılı kararlarında da açıkça vurgulanmıştır.Ayrıca, 6100 sayılı HMK'nın 109. maddesinde "(1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. (2) (Mülga fıkra: █████/2015-6644 S.K./4. md) (3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez." hükmüne yer verilmiştir.Buna göre, davacı tarafından HMK'nın 109. maddesine göre açılan kısmi davada, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmasa dahi, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olmadıkça ek dava olarak geri kalan kısmını da isteyebilecektir. (Aynı yönde Nitekim Yargıtay 17 HD nin █████████ esas █████████ karar sayılı ilamı)Somut olaya gelince, davacı tarafından daha önce açılan Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesinin ....... Esas (kaldırma kararı öncesi ....... Esas) sayılı dosyada yargılama yapıldığı, yargılama sonucunda davacı için █████/2023 tarihli bilirkişi 3.ek raporu ile davacının sürekli iş göremezlik maddi zararının 274.472,19 TL belirlendiği, ancak ilk ıslah dilekçesi nazara alınarak 148.100,50-TL'ye hükmedildiği, kararın istinafı üzerine Dairemizin ....... Esas, ....... Karar sayılı ilamı ile davacının istinafının reddine karar verilerek kararın kesinleştirildiği, dolayısıyla sürekli iş göremezlik tazminatını belirleyen mahkemece tespit gerekçesi ve dayanak █████/2023 tarihli bilirkişi 3.ek raporu ile davacının sürekli iş göremezlik maddi zararının 274.472,19 TL olduğu da kesinleşmiş olup, işbu dosya için mahkemenin anılan asıl dosyasının kesin delil niteliğinde olduğu, bu haliyle davacının sürekli iş göremezlik maddi zararının 274.472,19 TL olması nedeniyle asıl davada hükmedilen 148.100,50-TL'nin mahsubu ile ancak 126.371,69-TL istenebilecek olup, bakiye sürekli iş göremezlik tazminatı belirli hale gelmiştir.Sürekli İş Göremezlik tazminatı yönünden belirsiz alacak davası açılamayacağı itirazı yönünden;Eldeki davada Sürekli iş göremezlik tazminatı ile diğer talepler yönünden, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı açıktır.Taraflar arasında öncelikle çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, Sürekli İş Göremezlik tazminatına ilişkin davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için gerekli şartları taşıyıp taşımadığı noktasında toplanmaktadır.01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir.6100 sayılı Kanun'un 107. maddesine göre,"(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir."Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır.Madde gerekçesinde "Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez." şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir.Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir.6100 sayılı Kanun'un 107/2. maddesinde, sorunun çözümünde yol gösterici mahiyette kriterlere yer verilmiştir. Anılan madde fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de "karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneği bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)" belirlenebilme hali açıklanmıştır.Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir.Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır (H. Pekcanıtez, Belirsiz Alacak Davası, Ankara 2011, s. 45; H. Pekcanıtez/O. Atalay/M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 14. Bası, Ankara 2013, s. 448). Sadece alacak miktarının taraflar arasında uyuşmazlık bulunması ya da tartışmalı olmasının belirsiz alacak davası açılması için yeterli sayılması halinde, neredeyse tüm davaların belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir ki, bu da kanunun amacına aykırıdır. Çünkü, zaten uyuşmazlık bulunduğu için dava açılmakta ve uyuşmazlık mahkeme önüne gelmektedir. Önemli olan davacının talebini belirli kılacak imkâna sahip olup olmadığıdır. Burada, alacağın belirlenebilir olması ile ispat edilebilirliğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Davacının talep ettiği alacağı belirlenmesi objektif olarak mümkün, ancak belirlyebildiği alacağını ispat etmesi, kanunun öngördüğü şekilde ispatı (elindeki delillerle) mümkün değilse, burada da belirsiz alacak davası açılacağından söz edilemez. Çünkü, bir alacağın belirlenmesi ile onun ispatı ayrı şeylerdir. Davacı, talep konusu yaptığı alacağını çok net şekilde belirleyebilir; ancak her zaman onu ispat edecek durumda olmayabilir. Aksinin kabulü, her ispat güçlüğü olan alacağı belirsiz alacağa dönüştürmek gibi, hem kanunun amacına hem de genel ilkelere aykırı bir durumu ortaya çıkartabilir.Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz.Kategorik olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da söz edilemez. Belirsiz alacak davası, bu davaya ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak belirlenmesi gerekir.Hakime alacak miktarının tayin ve tespitinde takdir yetkisi tanındığı hallerde (Örn: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md 50, 51, 56) hakimin kullanacağı takdir yetkisi sonucu alacak belirli hale gelebileceğinden, davacının davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin imkansız olduğu kabul edilmelidir. Örneğin, iş hukuku uygulamasında, Yargıtayca, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının yazılı belgelere ve işyeri kayıtlarına dayanmayıp, tanık anlatımlarına dayanması halinde, hesaba esas alınan süre ve alacağın miktarı nazara alınarak takdir edilecek uygun oranda hakkaniyet indirimi yapılması gerekliliği kabul edilmektedir. Bu halde, tanık anlatımlarına dayanılarak hesaplanan alacak miktarından hakimin takdir yetkisine bağlı olarak yapılacak indirim oranı baştan belirli olmadığından, alacak belirsiz kabul edilmelidir.6100 sayılı Kanun ile birlikte, yukarıda belirtilen çerçevede belirsiz alacak davası açma imkanı tanınarak belirsiz alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı sınırlandırılmakla birlikte, tamamen kaldırılmamıştır.Zaman zaman, 6100 sayılı Kanun ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür.Kanunun kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için, belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkandan söz edilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanunun 109. maddesindeki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü, belirsiz alacak davasında zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak dava açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir. Oysa kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği prensibi gereği, anılan maddeyle kısmi davaya ilişkin düzenleme yapıldığı düşünülerek ve Kanundaki sınırlamalara dikkat edilerek kısmi dava açılabilecektir.Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir. Çünkü, alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir. Böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir. Zira, burada talep açıktır, bu sebeple 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ. maddesinin uygulanarak süre verilmesi mümkün değildir; aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek tamamlanamayacağından, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Buradaki hukuki yarar, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar değildir. Çünkü, dava açıldığında o sırada mevcut olmayan hukuki yarar, bunun da açıkça mahkemece bilindiği bir durumda, tamamlanacak bir hukuki yarar değildir. Aksinin kabulü, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya ek imkan sağlanması anlamına gelecektir ki, buna usûl bakımından imkan yoktur, böyle bir durum taraflar arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır. Bunun yanında, şayet açılan davada asgari bir miktar gösterilmişse ve bunun alacağın bir bölümü olduğu anlaşılmakla birlikte, belirsiz alacak davası mı yoksa belirli alacak olmakla birlikte kısmi dava mı olduğu anlaşılamıyorsa, bu durumda 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ. maddesinin aradığı şekilde açıkça talep sonucu belirtilmemiş olacaktır. Talep, talep türü ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, talep muğlaksa, aynı Kanunun 119/2. maddesi gereğince, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunun belirtilmesi istenmelidir. Verilen bu süreden sonra, davacının talebini açıklamasına göre bir yol izlenmelidir.6100 sayılı Kanunun 110. maddesinde düzenlenen, davacının aynı davalıya karşı birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini aynı dava dilekçesinde ileri sürmesi olarak tanımlanan davaların yığılması (objektif dava birleşmesi) halinde, talep sayısı sayısı kadar dava bulunduğu kabul edildiğinden ve aynı Kanunun 297/2. maddesi uyarınca da her bir talep bakımından ayrı ayrı hüküm verilmesi gerektiğinden, bu durumda da dava dilekçesinde ileri sürülen taleplerin belirsiz alacak olup olmadığının her bir talep bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir.Tüm bu anlatılanlar çerçevesinde, dava konusu taleplerden "sürekli iş göremezlik tazminatı" isteminin de açıkça 6100 sayılı HMK'nın 107.maddesi gereğince belirsiz alacak davası olarak açıklandığı ve 1,00 TL talep edildiği, üst kısımda da ifade edildiği üzere Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesinin ....... Esas (kaldırma kararı öncesi ....... Esas) sayılı dosyasında, davacı için █████/2023 tarihli bilirkişi 3.ek raporu ile davacının sürekli iş göremezlik maddi zararının 274.472,19 TL belirlendiği, ilk ıslah dilekçesi nazara alınarak 148.100,50-TL'ye hükmedildiği, Dairemizin ....... Esas, ....... Karar sayılı ilamı ile davacının istinafının reddine karar verilerek kararın kesinleştiği, dolayısıyla davacının sürekli iş göremezlik maddi zararının 274.472,19 TL olduğu kesinleşmiş olup, asıl davada hükmedilen 148.100,50-TL'nin mahsubu ile ancak 126.371,69-TL istenebilecek olup, bakiye sürekli iş göremezlik tazminatı belirli hale gelmiştir.Yukarıda açıklandığı üzere somut olay bakımından davacının sürekli iş göremezlik tazminatı talebi belirsiz alacak davasının konusunu oluşturmayacağından, söz konusu talebe yönelik davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, esasa girilerek bu talebin kabulüne karar verilmesi isabetsizdir. Davalının itirazı yerindedir.3-Davalının geçici iş göremezlik tazminatına yönelik itirazının değerlendirlmesinde;Haksız fiilin bir çeşidi olan trafik kazalarında yaralanmalar nedeniyle meydana gelen zararlar 6098 sayılı TBK.nın 54. Maddesinde açıklanmış, tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıpların bedensel zararlardan olduğu belirtilmiştir.Davacı olay tarihinde 7 yaşında olup 12 ay geçici işgöremezlik süresi belirlenmiştir. Haksız fiil sorumluluğunda zarar verenin sorumlu tutulabilmesi için fiil, zarar ve uygun illiyet bağının bulunması gerekir. Zararın ise haksız fiiller yönünden TBK.nın 54. Maddesinde belirtildiği şekilde kazanç kaybı olabileceği gibi çalışma gücünün azalması veya yitirilmesi de bir zarar olarak kabul edilmiştir. İş gücü kaybı sebebiyle uğranacak tek kalem zarar, gelir kaybına ilişkin olan değildir. Dava konusu olayda da davacı her ne kadar 7 yaşında ve gelir getiren bir işte çalışmıyor olsa da geçici iş göremezlik süresi yani %100 malul sayıldığı iyileşme süresi boyunca herhangi bir işte çalışmaması zararının olmadığı şeklinde yorumlanması haksız fiilin zarar ilkesi ile bağdaşmaz. Zarar gören geçici iş göremezlik süresi içinde günlük işlerini yerine getirememesi, öz bakımını sağlayamaması da bir zarardır. Geçici iş göremezlik süresi içinde küçüğün zararının bulunmadığı ve bu süre için tazminat hesabı yapılmaması zarar veren lehine olup zararın sadece maddi olarak gelir azalması ve kazanç kaybı olduğu sonucunu doğurur. Zarar hesabında pasif dönem için dayanak teşkil eden “efor kaybına” ilişkin görüş, küçüklerin sürekli iş göremezliğinin bulunması halinde kabul edildiği gibi eforun tamamen %100 oranında kaybedildiği geçici iş göremezlik süresi için de kabul edilmelidir. (Aynı yönde) Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin █████████ E- █████████ K. Sayılı 29.5.2014 tarihli ilamı.)Davaya konu edilen sürekli iş gücü kaybına ilişkin zararın efor kaybı tazminatı vasfı da dikkate alındığında davacının askerlik süresi içinde de aynı zararının devam edeceği, bilirkişi tarafından bu husus gözetilerek yapılan hesaplamada bir yanlışlık bulunmadığı, (Bkz. Aynı yönde emsal YARGITAY 4. Hukuk Dairesi █████████ ESAS, ████████ KARAR sayılı ilamı) anlaşıldığından, itirazın reddi gerekmiştir.4-Davalının faiz başlangıcına yönelik itirazının incelenmesinde:Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir.Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır. Bu itibarla eldeki ek davada hükmedilen tazminatlara belirtilen temerrüt tarihinden itibaren faiz işletilmesinde bir yanlışlık bulunmamaktadır. İtirazın reddi gerekmiştir.Bu nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, ancak mahkemece yapılan yanlışlık yeniden yargılamayı gerektirmediğinden HMK 353/1/b.2 maddesi gereğince esas hakkında yeniden hüküm kurularak davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.H Ü K Ü M
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;Davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle;Davacının davasının KISMEN KABULÜ İLE;1-Davacının sürekli iş göremezlik tazminatına ilişkin davasının, hukuki yarar yokluğundan usulden REDDİNE,2-Davacının, davalı ....... Sigorta AŞ aleyhine açtığı tazminat davası nedeniyle geçici iş göremezlik nedeniyle uğranılan maddi zarar için 14.994,01 TL, bakıcı giderinden kaynaklanan maddi zarar için 20.973,30 TL ve tedavi gideri nedeniyle 7.000,00 TL maddi tazminat olmak üzere TOPLAM 42.967,31 TL'nin ilk dava tarihinden (10.04.2018) itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ....... Sigorta AŞ'den tahsili ile (poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) davacıya verilmesineİlk Derece Yargılaması Yönünden;3-Davanın kabul edilen kısmı üzerinden alınması gereken 2.935,09 TL karar ilam harcından davacının ödediği peşin harç ve tamamlama harcının toplamı olan 969,85 TL nin mahsubu ile eksik kalan 1.965,24 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,4-Davacı tarafından yatırılan başvurma harcı, peşin harç ve tamamlama harcı toplamı olan 1.239,70 TL'nin davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine,5-Davacı tarafından yapılan masraf olan
: 3.728,75 TL'nin davanın kabul ret oranına göre hesap edilen 782,04 TL'sinin davalıdan tahsili davacıya verilmesine, kalan kısmının davacının üzerinde bırakılmasına,6-Davacı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,7-Davalı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,8-Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödendiğinden ve bu ücret ve ayrıca adliye arabuluculuk bürosu tarafından yapılmış zaruri giderler de Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılandığından ve bu giderler de yargılama gideri sayıldığından buna göre hesaplanan toplam 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin kabul ret oranına göre 654,36 TL'sinin davalıdan tahsili ile Hazine’ye gelir kaydına, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına,9-Taraflarca yatırılan ve dosyada bakiye kalan delil/gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,İstinaf Yargılaması Yönünden;10-İstinaf başvurma harcı dışında, istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine,11-Davalı tarafından istinaf başvuru gideri olmak üzere yapılan 1.169,40 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,12-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,13-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına14-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına,Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (544.000,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. █████/2025....Başkan.......e-imzalı....Üye.......e-imzalı....Üye.......e-imzalı.......Katip.......e-imzalıBu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.