Anahtar kelimeler: İşinde İsimlerini Rücuen Yazim Belirttiği Eser Ankara İhale Özetle Çalışan

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ
Esas No
: ████████ - Karar No:████████T.C.ANKARABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ27. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: ████████KARAR NO
: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AK A R A RİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: ANKARA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2021NUMARASI
: ████████ E-████████ KDAVACI
:VEKİLİ
:DAVALILAR
:DAVANIN KONUSU
: Rücuen Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)KARAR TARİHİ
: 06.03.2025KARAR YAZIM TARİHİ
: 06.03.2025Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan rücuen alacak istemine ilişkin davada mahkemece verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:Davacı vekili özetle; müvekkili kurumun 4734 sayılı kanun kapsamında davalılara ihale ettiği ...İşinde çalışan ve dava dilekçesinde isimlerini belirttiği işçilerin işçilik alacaklarının tahsili için müvekkili aleyhine dava açtıklarını, mahkeme kararlarına istinaden icraen toplam 6 icra takibi nedeniyle 132.073,46 TL ödeme yapmak zorunda kaldıklarını, taraflar arasında imzalanan ihale şartnameleri ve sözleşme hükümleri davacı kurum tarafından ödenmek zorunda kalınan bu bedelden davalıların sorumlu olduğunun açık ve net olduğu, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 29. maddesinde “ Yüklenicinin sözleşme konusu işte çalıştıracağı personelle ilgili sorumlulukları ve buna ilişkin şartlarda Yapım İşleri Genel Şartnamesi hükümleri uygulanır." düzenlemesinin bulunduğu, sözleşmenin eki Teknik Şartnamenin 1 .4.g , 9., 12., ve diğer maddelerinde de yüklenicinin sorumluluğunun açıkça belirtildiği belirtilerek davalılar adına ödenen toplam 132.073,46 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili dilekçesinde özetle; dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının kendi muvazaasından faydalanamayacağını, davacı kurum aleyhine açılan davalarda ihale edilen işlerin İş Kanunu'nun 2. maddesi gereğince muvazaalı kabul edilerek işçilerin fark ücretlerinin davacıdan tahsiline karar verildiğini, muvazaadan sorumluluğun davacı kuruma ait olduğu tespit edilmesi nedeni ile davacı kurumun kendi muvazaasına dayanarak dava açmasının mümkün olmadığı, davacı kurum eliyle yapılan, gerek sözleşmesi gerek eki niteliğindeki teknik ve idari şartnamesi davacı kurum tarafından yapılan, 4735 sayılı kanun doğrultusunda işlem gören ve uluslararası düzeyde katılımın sağlanana bir ihalede davalının muvazza yaptığı iddiasının mantıken ve fiziken mümkün olmadığı, davacının mahkeme dosyalarına yapmış olduğu harç masraflarını da rücu istemine konu etmesinin mümkün olmadığı, davacının kendinden sadır olan ve hukuksal bir hakkını kullanarak sonucunda haksız çıkmasından dolayı ödemek zorunda karar harcı, onama ve temyiz harçlarının rücu kapsamına alınamayacağı, icra dairesine ödenmek zorunda kalınan harç, vekalet ücreti ve masrafların rücu isteminin de hukuka aykırı olduğu, talep edilen faiz türü ve başlangıcının da hatalı olduğu belirtilerek davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.İlk derece mahkemesince; davanın, hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanan rücuen alacak istemine ilişkin olduğu, SMMM bilirkişisinden alınan raporda; dava konusu işte çalıştırılan dava dışı işçilere icraen yapılan toplam ödeme miktarının 116.639,21 TL olup davalılardan rücuen talep edilebileceğinin tespit edildiği, bu bağlamda yapılan yargılama ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde her ne kadar davacı kurum tarafından ihale konusu işte çalıştırılan işçilere yapılan ve mahkeme kararına dayalı ödemeleri rücuen tahsili talep edilmiş ise de; dosya arasına celp edilen Zonguldak 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ████████ Esas, ███████ Karar sayılı kararı da dikkate alındığında davacı ve davalı yüklenici şirketler arasındaki sözleşmenin muvazaalı olduğu, ihale koşullarının davacı tarafından belirlenmesi ve davacı yanın işi taşere ederek normalde katlanacağı maliyetin çok altında bir maliyete işi yaptırması karşısında dava dışı işçilerin intibak-fark alacakları için ödenen miktarın tek başına yüklenici davalı şirketlere yükletilemeyeceğinin de tespit edildiği dikkate alındığında davacı kurumun kendi muvazaasına dayalı olarak rücuen alacak isteminde bulunamayacağı sabit olmakla haklılığı kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin Yargıtay, kanundan doğan müteselsil borçlular olarak asıl işveren ile alt işveren arasındaki rücu bakımından, İş Kanunu m. 2/6 düzenlemesini hiç dikkate almadan, aralarındaki hukuki ilişkiyi kuran başta eser olmak üzere Borçlar Hukuku sözleşmesinde yer alan hükümlere mutlak değer vermeden karar verildiği, Yüksek Mahkemenin uygulamasında, asıl işveren alt işveren ilişkisinin İş Kanunu m. 2’deki unsurlar bakımından geçerli olup olmaması arasında bir fark gözetmediği, muvazaa ya da asıl işin bir bölümünün alt işverene devrine dair sınırlandırmaya uyulmaması nedeniyle alt işveren işçisinin baştan itibaren asıl işveren işçisi kabul edildiği durumlarda dahi, işverenlerin birbirlerine rücu bakımından aralarındaki sözleşme hükümlerini esas alındığı, buna göre Yargıtay’ın, asıl işveren ve alt işveren arasındaki rücu ilişkisi bakımından TBK m. 167’deki “borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliği” üzerinde durmaksızın, taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi kuran sözleşme ve eklerinde konuyla ilgili özel bir hükmün olup olmadığından hareket ettiği, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğu ve taraflar arasındaki rücu bakımından özel bir kararlaştırmanın bulunmadığı bir olaya ilişkin verdiği 20.04.2015 tarihli █████████ Esas ve ██████████ Karar sayılı ilamında; "Dairemizce aynı nitelikteki sözleşmeden kaynaklanan ve işçilerin iş mahkemesinde açtığı benzeri davalarda, işveren kurum ile yükleniciler arasında sözleşmelerin asıl işveren-alt işveren ilişkisi olmayıp muvazaa olduğu sonucuna varılmış ve benzeri kararlar derecattan geçerek kesinleşmiştir. Hal böyle olunca tacir olan davalıların çalıştırdıkları işçilerin fiili işçilik dışında sair tazminat haklarından sorumlu olacaklarını bilebilecek durumda oldukları ancak, davacı Bakanlığın da asıl işveren durumunu muhafaza etmesi nazara alındığında doğan zararlardan tarafların yarı yarıya sorumlu olduğunun kabulü gerekir” şeklinde sonuca gittiği, buradan hareket ile Yargıtay’ın İş Kanunu m. 2 kapsamında muvazaa ile asıl işin devrine dair sınırlandırmayı işçinin hukuki durumu ile sınırlı olarak ele aldığı, geçersizlik yaptırımını asıl ve alt işveren arasındaki hukuki ilişkiye teşmil etmediğinin anlaşıldığı, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 26.05.2014 tarihli █████████ Esas ve ██████████ Karar sayılı ilamı ve 10.05.2012 tarihli █████████ Esas ve ██████████ Karar sayılı ilamının da aynı yönde olduğu, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin muvazaalı asıl işveren-alt işveren ilişkisinde asıl işverenin alt işverene rücu davasında verdiği 17.12.2015 tarihli █████████ Esas ve █████████ Karar sayılı ilamında; "Görüldüğü üzere sözleşmede işçi hak ve alacakları nedeniyle açıkça yüklenicinin (alt işveren davalının) sorumlu olacağı belirtilmiş olup, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme ve şartname hükümleri tarafları bağlayacağından, davacının aslında asıl (üst) işveren olarak İş Mahkemesi ilamına göre ödemiş olduğu miktarın tamamını, davalı alt işverenden sözleşme uyarınca rücuen tahsilini talep hakkını haizdir. Davacıyı işveren konumundan çıkarmak için yapılan muvazaa, taraflar arasında sözleşme hükümlerinin uygulanmasında davacının rücu talebini engelleyici bir etkiye sahip değildir. Bu durumda mahkemece, davalının kayden işçileri olduğu anlaşılan dava dışı işçilerin, işçilik hak ve alacakları nedeniyle davalı yüklenicinin sorumlu olacağı yönünde açıkça düzenleme içeren, sözleşmenin 9. maddesi uyarınca sözleşme eklerinden bir olan İdari Şartname hükmünün tarafları bağlayacağı, davacının İş Mahkemesi ilamına göre ödemiş olduğu miktarın tamamını davalı yükleniciden Teknik Şartname hükmü uyarınca rücuen talep hakkı bulunduğu gözetilerek, varsa ödeme miktarı belirlenerek hüküm altına alınması gerekirken, yazılı şekilde yanılgılı gerekçeye dayalı olarak hüküm kurulması doğru olmamıştır." şeklinde belirttiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 20.11.2003 tarihli █████████ Esas ve ██████████ Karar sayılı ilamında ise, "İş Mahkemesi karar gerekçesinin açıklanan bu niteliği taraflar arasındaki sözleşme hükümlerini geçersiz kılmamaktadır. Davacı yüklenicinin basiretli ve tedbirli bir tacir gibi davranarak sözleşme ilişkisi kurması gerekir. Üstlendiği işte çalıştırdığı işçiler gerçekte davalının düşük ücretle çalıştırmayı amaçlayıp da, dönemsel olarak sözleşmeler yaptığı yüklenicilere bağlı çalışıyormuş gibi göstermek istediği işçiler olsa bile, sözleşmeyle kabul ettiği rücu yükümlülüğünden kurtulamaz. Bu durumda, karşılık davanın esasına girilerek .... A.Ş.nin yaptığı ilama bağlı işçilik hakları ödemelerinden dolayı doğan rücu hakkının kapsam ve niceliğinin belirlenmesi ve hüküm altına alınması gerekirken, yazılı biçimde karar verilmesi doğru olmamıştır." şeklinde görüş belirtildiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.05.2004 tarihli ███████-254 Esas ve ████████ Karar sayılı ilamında; "1475 sayılı iş Kanununun 1/son maddesine göre, "Bir işverenden belirli bir işin bir bölümünde veya eklentilerinde iş alan ve işçilerini münhasıran o işyerinde ve eklentilerinde çalıştıran diğer bir işverenin kendi işçilerine karşı o işyeri ile ilgili ve bu kanundan veya hizmet akdinden doğan yükümlülüklerinden asıl işveren de birlikte sorumludur." Anılan Yasa maddesinde yazılı asıl işveren sorumluluğu, işçilere karşı olan bir sorumluluktur. Taşeron ile asıl işveren arasındaki bir düzenlemeyi içermeyen 1475 sayılı Yasanın 1/son maddesinin dava konusu olaya uygulanması mümkün değildir. Uyuşmazlığın, davacı ile davalı arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir." şeklinde kararının mevcut olduğu, Yargıtay kararlarında da açıkça görüleceği üzere asıl işveren - alt işveren arasındaki ilişkide muvazaa kararı verilmiş olsa dahi bunun kapsamının sadece işçinin hukuki durumu açısından el alındığı, asıl işveren ve alt işveren arasındaki ilişkiyi etkilemediği, söz konusu rücu ilişkisini ortadan kaldırmadığı ve uyuşmazlığın taraflar arasında yapılan sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiğinin belirtildiği, kural olarak hiç kimse kendi muvazaasına dayanarak bir hak talep edemez ise de i böyle bir hak talebinin herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunamayacağını belirten 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2’nci maddesine de aykırı olduğu, gerçekten de bir işlemin muvazaalı olmasının o işlemin yok sayılacağı anlamına gelmediği, sadece bu işlemden etkilenen üçüncü kişiler açısından yok hükmünde sayılacağı, sözleşme serbesti ilkesi gereğince muvazaalı işlem ve sözleşmelerin taraflar açısından varlığını koruduğu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 24.02.2010 tarihli 2010/6-94 Esas ve ████████ Karar sayılı ilamında, sözleşmenin geçerliliği için gerekli şartların yerine getirilmiş olması halinde sözleşmenin geçerli olacağına hükmedildiği, müvekkil Kurum'un tek başına bir irade ile muvazaaya yol açmasının mümkün olmadığı, sözleşmenin tarafı olan davalının da muvazaa kararı verilen ilişkinin tarafı olduğu ve tüm mali vecibelerden sorumlu olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 167'nci maddesi, "Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir." hükmüne bulunduğu, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 'Yüklenicinin Sözleşme Konusu İş İle İlgili Çalıştıracağı Personele İlişkin Sorumlulukları' başlıklı 22'inci maddesinde, "Yüklenicinin sözleşme konusu iş ile ilgili çalıştıracağı personele ilişkin sorumlulukları, ilgili mevzuatın bu konuyu düzenleyen emredici hükümleri ve Genel Şartnamenin Altıncı Bölümünde belirlenmiş olup, Yüklenici bunları aynen uygulamakla yükümlüdür." düzenlemesi olduğu, davalı şirketler ile yapılan sözleşmenin eki ve ayrılmaz parçası olan İdare ve Yükleniciyi bağlayan Hizmet İşleri Genel Şartnamesi'nin 'Mevzuata Uygunluk' başlıklı 12'nci maddesinde ise: "İlgili bütün bildirimlerin ve bütün ödemelerin yapılması da dahil olmak üzere yüklenici, (a) İşlerin yürütülmesine, tamamlanmasına ve işlerde olabilecek kusurların düzeltilmesine ilişkin olarak bütün kanun, KHK, tüzük, yönetmelik, kararname, genelge, tebliğ ve diğer ilgili mevzuata, (b) Malları veya hakları, işler dolayısıyla herhangi bir şekilde etkilenen veya etkilenebilecek olan kamu kurum ve kuruluşlarının düzenlemelerine uyacak ve bu hükümlerin ihlali nedeniyle ortaya çıkabilecek bütün sorumluluk ve cezalardan dolayı idarenin zararını karşılayacaktır." düzenlemesinin bulunduğu, bu noktada Tavşanlı İş Mahkemesi kararları gereği işçilere ödenen ücret alacaklarından TBK 167'nci maddesi gereği akdi ilişki ve Hizmet İşleri Genel Şartnamesi uyarınca davalı şirketlerin sorumluluğu bulunduğu, bir işlemin muvazaalı olmasının o işlemin yok sayılacağı anlamına gelmediğini, sadece bu işlemden etkilenen üçüncü kişiler açısından yok hükmünde olduğunu, sözleşme serbesti ilkesi gereğince muvazaalı işlem ve sözleşmelerin taraflar açısından varlığını koruduğunu, davacının tek başına bir irade ile muvazaaya yol açmasının mümkün olmadığını, sözleşmenin tarafı olan davacının da muvazaa kararı verilen ilişkinin tarafı ve tüm mali vecibelerden sorumlu olduğunu, Yargıtay kararları uyarınca muvazaa olsa dahi bunun taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümlerinin uygulanmasında tarafların rücu talebini engelleyici bir etkiye sahip olmadığını, uyuşmazlığın tarafları arasında imzalanan sözleşme hükümlerine göre çözülmesi gerektiği, dava konusu uyuşmazlıkta taraflar arasında yapılan iş hakkında her ne kadar muvazaa kararı verilmiş olsa da bunun rücu ilişkisini kaldırmadığı ve uyuşmazlığın sözleşme hükümlerine göre çözülmesi gerektiği, hizmet alım sözleşmelerinden kaynaklanan rücu davalarında ihtisas dairesi olan Yargıtay 23. Hukuk dairesinin kararlarında özetle; taraflar arasında imzalanan sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olduğu, ihale eden tarafın işçilik alacaklarından sorumlu olacağına dair sözleşmede bir hüküm bulunmaması hususları nazara alındığında ihale eden tarafın işçiyi çalıştıran yükleniciden ödediği bedeli ve fer'ilerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gerektiğinin belirtildiği, söz konusu işle ilgili olarak müvekkil Kurum tarafından yaklaşık maliyetin ihale sözleşmesinde belirtilen şartlara göre hazırlandığı, istekli firmaların bu şartlar altında tekli birim fiyatlarını tespit ederek ihaleye girdiği, davalı şirketlerin de sunmuş olduğu ve idarece uygun görülmüş olan teklif birim fiyat cetvelinde de bu giderleri dâhil ederek ihaleyi deruhte ettiği görüldüğü üzere müvekkil Kurum ve davalılar arasında imzalanan ihale sözleşmesinde de ihale bedeli içerisinde davacı firma işçilerinin ücret ve sosyal haklarının dahil olduğunun olduğu, ayrıca, sözleşmede müvekkil Kurumun işçilik alacaklarından sorumlu olacağına dair bir hüküm de bulunmadığı, davacı firmanın işçilerinin işçilik alacaklarının müvekkil Kurum tarafından ödenip bunun tamamının rücu edilememesi durumunda, davalı firma müvekkil Kuruma bir hizmet vermeden sözleşme ücretini almış olacağı, hem davalı şirketlerin işçilik alacaklarının müvekkil Kurum tarafından ödenmesi hem de sözleşme bedelinin müvekkil Kurum tarafından davacı firmaya verilmesi müvekkil Kurumun sebepsiz fakirleşmesine neden olacağı gibi davacı firmanın da sebepsiz zenginleşmesine neden olacağı, Alt İşverenlik Yönetmeliği’nin 27.09.2008 Tarihinde 27010 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanması sonrasında, ... Şb.nin 16.11.2009 tarih 1/113 sy. yazılarına istinaden Çalışma Bakanlığınca 16-17.09.2010 tarihinde ... Müdürlüğünde ihale yolu ile çıkılan tüm işlerde incelemeler yapıldığı, Yer altı Kömür Üretimi, Yer altı galeri Açma İşi, Lavvar tesisleri İşi ve tüm Dekapaj işlerinin müvekkil Kurumun asıl işi olması nedeniyle ihale edilemeyeceğine muvazaalı işlem olduklarını, bu nedenle söz konusu işlerde çalışanların işin en başından itibaren müvekkil Kurumun işçileri olması gerektiğine dair rapor hazırlandığı, müvekkil Kuruma 25.10.2010 tarihinde tebliğ edilen bu rapora karşı ... Hukuk Müşavirliğince itiraz edilerek dava açıldığı, yapılan yargılamalar sonrasında Yer altı Kömür Üretimi, Yer altı galeri Açma İşi, Lavvar tesisleri İşinin muvazaalı olarak kabul edildiği, o tarihlerdeki yasal düzenlemeler gereği kesin hüküm olan bu karara karşı temyiz yoluna gidilmeye çalışılmış ise de kararın Yargıtay tarafından esas hakkında inceleme yapılmaksızın usulden reddedilerek onandığı, bu kararın onanmasından sonra müvekkil Kurum aleyhine, muvazaalı olarak kabul edilen işlerde ihale ile iş alan firmalarda çalışanlar tarafından, muvazaa kaynaklı işçilik alacakları farkları, ilave tediye vs. istemlerle davalar açıldığı, yargılamanın ve bilirkişi incelemelerinin yapıldığı tarihlerde davalı şirketlerin müvekkil Kurum ile imzalamış olduğu ...İşine dair sözleşme gereği faaliyetleri devam etmekte iken, bilirkişiler tarafından bu işin incelendiği ve muvazaalı olduğuna karar verildiği, davacı tarafın muvazaalı olduğu yargı kararı ile kesin olarak karar verilen bu işe iş bitimine kadar devam ettiği, dolayısı ile davalı şirketlerce ... işinin muvazaalı iş kapsamında olduğunun o tarihten bu yana bilindiği, ancak, davalı şirketler işin muvazaalı olarak kabul edildiğini bilmesine rağmen işbu dava konusu sahada davalı şirketlerin faaliyetine başladığı ve devam ettiği, işi sonlandırmak istediğine dair herhangi bir beyanı bulunmadığı, kaldı ki; Alt İşverenlik Yönetmeliği'nin 13 üncü maddesinin 2 nci bendinde; “İnceleme sonucu yapılacak işlemler MADDE 13 –(2) Rapora otuz iş günü içinde itiraz edilmemiş veya mahkeme muvazaalı işlemin tespitini onamış ise tescil işlemi iptal edilir ve alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçileri sayılır.” şeklinde belirtildiği, davalı firmanın Yönetmeliğin bu maddesinden haberdar olup bu düzenlemeye rağmen muvazaalı olduğunu bildiği bir işi devam ettirdiği, üstelik yeni bir ihaleye girerek yüklenici olduğu ve işyeri tescilini yaptırdığı, sonuç olarak davalı firmanın ihale ile almış olduğu ve halen sürdürdüğü işlerin muvazaalı olduğu bilgisine sahip olup kendi rızası ile bu işe devam ettiği, bu nedenle dava konusu alacaklardan sorumlulukları olmadığına dair beyanlarına itibar edilmesinin mümkün olmadığı, açıklanan nedenlerle dava dışı işçilere ödenen işçilik alacaklarından davalı firmaların sorumluluğu bulunduğu, eksik inceleme ile hatalı karar verildiği belirtilerek kararın kaldırılması talep edilmiş.Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan rücuen alacak istemine ilişkin olup mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Türk Borçlar Kanunu'nun 26. maddesinde; “Sözleşme Özgürlüğü” başlığı altında, bir sözleşmenin içeriğinin, bu sözleşmenin taraflarınca kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirlenebileceği düzenlemesi mevcuttur. Yine Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 48. maddesinde yer alan ‘‘Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir’’ düzenlemesi ile sözleşme serbestisi koruma altına alınmıştır.Bu çerçevede değerlendirme yapıldığında; Türk Hukuku’nda sözleşme serbestisi, bir kişinin sözleşme yapıp yapmamadaki özgürlüğü, yine emredici kurallar kapsamındaki şekil şartları hariç olmak üzere istediği şekilde sözleşme yapma özgürlüğü ile istediği şekilde sözleşmenin konusunu ve içeriğini belirleme özgürlüğü olarak anlaşılmaktadır. Bir başka anlatımla; tarafların sözleşmedeki edimlerin dengesini özgür şekilde belirlemesi, sözleşme serbestisi olarak adlandırılabilir.Eser sözleşmesi ise ; TBK'da "Özel Borç İlişkileri" başlıklı ikinci kısmının, yedinci bölümünde, 470 ila 486 maddeleri arasında hüküm altına alınmış olup, kanunda öngörülen sınırlar haricinde taraflarca serbestçe düzenlenen ve yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği tam iki tarafa borç yükleyen bir tür iş görme sözleşmesidir.Her ne kadar 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6. maddesinde, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” hükmü bulunmaktadır. Dava konusu olayda da taraflar, anılan madde hükmü uyarınca aralarında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olduğundan davalı alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunu'ndan kaynaklanan teselsül hali nedeni ile müseselsilen sorumludurlar. Fakat, iç ilişkide, başka bir anlatımla, alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda taraflarca imzalanan sözleşme hükümleri geçerlidir.Nitekim, mülga 818 sayılı BK'nın 146. maddesinde düzenlenen, “Borcun mahiyetinden hilafı istidlal olunmadıkça, müteselsil borçlulardan her biri alacaklıya yapılan tediyeden birbirine müsavi birer hisseyi üzerlerine almaya mecburdur ve hissesinden fazla tediyede bulunan, fazla ödeme ile diğerlerine rücu hakkını kazanır.” şeklindeki hükümde de, müteselsil sorumlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir. Nitekim, TBK'nın 167. maddesinde “Aksi karşılaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir.” hükmüne yer verilmiştir.Müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir.Bu çerçevede somut olay incelendiğinde; tarafların sözleşme serbestisi ilkesi kapsamında imzaladıkları eser sözleşmesinin 29. maddesinde, yüklenicinin sözleşme konusu işte çalıştıracağı personel ile ilgili sorumlulukları ve buna ilişkin şartlarda Yapım İşleri Genel Şartnamesi hükümlerinin uygulanacağının hüküm altına alındığı, sözleşmenin 9. maddesi uyarınca Yapım İşleri Genel Şartnamesi, İdari Şartname ve Özel Teknik Şartname ‘nin sözleşmenin eki olup Yapım İşleri Genel Şartnamesi’nin “İşin Yürütülmesi İçin Gerekli Personel ve Araçlar” başlıklı 19. maddesinde, sözleşmenin imzalanmasından sonra yüklenicinin, üstlenmiş olduğu işin önemine ve iş programına uygun olarak, işlerin yapılması için gerekli her türlü makine, araç ve yardımcı tesisleri hazırlamak, her türlü malzemeyi ve işçileri temin etmek ve ihzaratla ilgili tedbirleri almak zorunda olduğu, “Çalışanların Hakları ve Çalışma Şartları” başlıklı 34/8. maddesinde; yüklenicinin çalıştırdığı işçilerin, bu işkolunda veya meslekte aynı veya benzer iş için toplu sözleşme veya mevzuatla kabul edilenlerden daha az elverişli olmayan şartlarda çalışmalarını ve ücret almalarını sağlayacağı, ücret, yan ödeme ve çalışma şartlarının toplu sözleşme veya mevzuatla tespit edilmemiş olması halinde yüklenicinin, en yakın ve uygun bir bölgedeki işkolu veya meslekteki aynı veya benzer bir iş için toplu sözleşme veya mevzuatla tespit edilenlerden veya yüklenicinin bulunduğu işkolu ve meslekteki benzer işverenlerin verdiği genel seviyeden daha az elverişli olmayan ücret, yan ödeme ve çalışma şartlarını sağlayacağı, yüklenicinin, varsa alt yükleniciler bu çalışma şartlarının sağlanması için gerekli tedbirleri alacağı düzenlemelerinin mevcut olduğu, sözleşmenin eklerinden biri olan İdari Şartname'nin 26. maddesine göre de, isteklilerin sözleşmenin uygulanması sırasında ilgili mevzuat gereğince ödeyeceği her türlü vergi, resim, harç ve benzeri giderler ile ulaşım, nakliye ve her türlü sigorta giderlerinin teklif fiyata dahil olduğu, Teknik Şartname’nin 1.4/g maddesindeki düzenleme uyarınca; şartname ve eklerinde belirtilen işlerin, genel mühendislik anlayışına ve kalitesine, Türkiye'de geçerli standartlara, nizamnamelere, yönetmeliklere ve ilgili yasalara ve mevzuatlara uygun olarak yapmayı yüklenicinin kabul edeceği, konu ile ilgili tüm yasal ve teknik mevzuatın ve özellikle işyeri güvenliği ve ocakta çalışan tüm personelin korunması konularındaki bütün kanun, yönetmelik, tüzük ve benzeri düzenlemelerin yüklenici tarafından eksiksiz bilindiği ve bunlara uyacağının sözleşmenin imzalanması ile kabul edilmiş sayılacağı ve mevzuata uyulmamasından doğan her türlü sorumluluğun yükleniciye ait olacağı, “Yükleniciye Ait Giderler” başlıklı 9. maddesindeki düzenlemede ise ihale konusu işin gerçekleştirilebilmesi için gerekli ve yüklenicinin yapmak zorunda olduğu işlerin karşılığı olan giderlerin tümünün sözleşme, şartname ve eklerinde kimin tarafından ödeneceği belirtilmemiş ve aksine bir hüküm bulunmamakta ise yükleniciye ait olduğu ve son olarak “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tedbirleri” başlıklı 12. maddesinde; işyerinde ve çevresindeki bölgede, yeterli güvenlik önleminin alınmaması sebebiyle doğabilecek hasar ve zararın ödenmesinden yüklenicinin sorumlu olduğu, yüklenicinin yaptığı tüm işlerde İş Kanunu, İş Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili tüm mevzuata uymak zorunda olduğu ve T.C. Hükümeti ve yetkili kuruluşlar tarafından çıkarılmış ve çıkarılacak olan kanun, maden kanunu, iş kanunu ve bu kanunlar çerçevesinde yayınlanan usul ve yönetmeliklere uymak zorunda olduğu düzenlemelerinin mevcut olduğu görülmektedir. Bu durumda; sözleşme ve eklerindeki düzenlemelerden işçi hak ve alacakları nedeniyle yüklenicinin (alt işveren davalının) sorumlu olduğu anlaşılmış olup, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme ve şartname hükümleri tarafları bağlayacağından, davacının aslında asıl işveren olarak İş Mahkemesi ilamına göre ödemiş olduğu miktarın tamamını, davalı alt işverenden sözleşme uyarınca rücuen tahsilini talep hakkına sahip olduğu, davacıyı işveren konumundan çıkarmak için yapılan muvazaanın, taraflar arasında sözleşme hükümlerinin uygulanmasında davacının rücu talebini engelleyici bir etkiye sahip olmadığı anlaşılmaktadır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 12.11.2012 tarih ve ██████████ Esas, ██████████ Karar; 25.10.2013 tarih ve 1514 Esas, 18860 Karar sayılı ilamları)Mahkemece, tarafların serbest iradeleri ile imzaladıkları sözleşme ve eklerindeki düzenlemeler gereği dava dışı işçilerin, işçilik hak ve alacakları nedeniyle davalı yüklenicinin sorumlu olduğu ve sözleşmenin 9. maddesi uyarınca sözleşme ekleri olan Yapım İşleri Genel Şartnamesi, İdari Şartname ve Teknik Şartname hükümlerinin tarafları bağlayacağı, davacının İş Mahkemesi ilamına göre ödemiş olduğu miktarın tamamını davalı yükleniciden sözleşme ve ekleri uyarınca rücuen talep hakkı bulunduğu gözetilerek, belirlenen ödeme miktarının hüküm altına alınması gerekirken, yazılı şekilde yanılgılı gerekçeye dayalı olarak hüküm kurulması doğru olmamıştır. (Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesi’nin 17.12.2015 tarih ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamı)Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK 353/1.b.2 madde gereğince kaldırılmasına ve davanın kabulüne dair yeniden hüküm tesisine karar verilmiştir.HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-) Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne,2-) Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2021 tarih ve ████████ E-████████ K. sayılı kararının HMK 353/1.b-2 madde gereğince kaldırılmasına,3-) Davanın kabulüne,132.073,46 TL'nin dava tarihi olan 04.06.2020 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olmak üzere davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine,4-) Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 9.022,00 TL karar ve ilam harcından yatırılan 2.255,49 TL harcın mahsubu ile bakiye 6.766,51 TL harcın davalılardan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına,5-) Davacı tarafından yatırılan 2.255,49 TL peşin harç ile 54,40 TL başvurma harcının davalılardan alınarak davacıya verilmesine,6-) Davacı tarafından yapılan 1.000,00 TL bilirkişi ücreti ile 24,50 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 1.024,50TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,7-) Davalılar tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,8-) Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,9-) HMK 333. madde gereğince taraflarca yatırılan gider ve delil avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran ilgili tarafa iadesine,İstinaf incelemesi yönünden;10-) Davacı tarafından yatırılan 80,70 TL istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine,11-) İstinaf talep eden davacı tarafından yatırılan 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 341,00 TL tebligat ve posta masrafı olmak üzere toplam 561,70 TL istinaf yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK 362/1-a madde gereğince KESİN olmak üzere 06.03.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.Başkan Üye Üye Katip