Anahtar kelimeler: Lansmanının Yidk Bam Fikri Kartı Sinaî Sınaî Hükümsüzlüğü Programı Haklar

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.ANKARABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ20.HUKUK DAİRESİT Ü R K M İ L L E T İ A D I N AK A R A RİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2022NUMARASI .....DAVANIN KONUSU
: YİDK Kararının İptali, Marka HükümsüzlüğüTaraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen █████/2022 tarih ve ████████ E. - ████████ K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin ana kredi kartı programı olan “... ...”ın 28.05.2001 tarihinde lansmanının gerçekleştirildiğini, “...” markasının 2002 yılında ... nezdinde tescil edildiğini, bu ibarenin yurt dışında da tescilli bulunduğunu, 2002 yılından beri “... ...” markası altında yürütülen çalışmalar sonucu markanın yüksek bilinirlik düzeyine ulaştığını, “...” markasının sektöründe tanınmış marka olarak tescil altına alındığını, davalı şirket tarafından ██████████ numaralı “... ...” ibareli markanın 36. sınıfta tescili için başvuruda bulunulduğunu, başvuruya müvekkili banka tarafından itiraz edildiğini, itirazlarının reddedildiğini, müvekkili bankanın “...” unsurlu seri markaları bulunduğunu, davalının marka başvurusu ile müvekkili şirket markalarının benzer olduğunu, davalı markasında yer alan “...” ibaresinin markaya ayırt edicilik katmadığını, davalı markasının müvekkili bankaya ait seri markalardan biri olarak algılanacağını, dava konusu markanın müvekkili banka adına tescilli hizmetlerde tescil edilmek istendiğini, davalı şirketin “...” ibaresini kullanarak haksız kazanç sağlayacağını, tüketicilerin marka sahipleri arasında iktisadi anlamda bir ilişki olduğunu düşünebileceklerini, bu durumun müvekkilinin tanınmışlığını ve uzun süreli marka kullanımına dayanan hakkını olumsuz yönde etkileyebileceğini, müvekkili bankanın tescilli markaları ya da tanınmışlık düzeyinin yalnızca bankacılık sektörü ile sınırlı olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte YİDK kararında bankacılık sektörüne atıfta bulunulması sebebiyle 36. sınıfta yer alan “finansal ve parasal hizmetler”in başvuru kapsamından çıkartılması gerektiğini, dava konusu markanın logosuna bakıldığında da hangi sektörde faaliyet gösterdiğinin anlaşılamadığını, müvekkili bankaya ait “...” markasının tanınmış marka olduğunu, müvekkili banka markasının tanınmışlığı nedeniyle daha geniş korumaya sahip bulunduğunu, dava konusu markanın ilk kelimesinin “...” olması nedeniyle dikkat çeken unsurun bu ibare olduğunu, markaların görsel, işitsel ve telaffuz bakımından ayırt edilemeyecek derecede benzer bulunduğunu, “...” ibaresinin ayırt edicilikten yoksun olduğunu ileri sürerek, YİDK’in 2021-M-5605 sayılı kararının iptaline, ██████████ sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, davacı markaları ile başvuru markasının anlam, şekil, fonetik ve bıraktıkları genel izlenim yönünden benzer olmadıklarını, taraf markalarının ortak unsuru olan “.../...” ibarelerinin İngilizce ve Türkçe'de aynı anlamı taşımalarına rağmen başvuru markasında Türkçe kullanımın tercih edilmesinin ve “...” sözcüğünün yanına “...” ibaresinin eklenmesinin markaları farklılaştırdığını, davacı şirket markalarının bankacılık sektöründe tanınmış olduğunu, başvuru markası kapsamında tescili talep edilen hizmetlerin bankacılık sektörüyle ilişkili olmadığını, davacı şirket markalarının ihtiva ettiği “...” ibaresinin ayırt edici niteliğinin düşük olduğunu, davacı tarafın kötü niyet iddiasını destekler nitelikte yeterli delil bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.Davalı ... ... ... Hizmetleri Limited Şirketi vekili, müvekkili şirketin uzun süredir ciddi ve etkin şekilde sigortacılık sektöründe faaliyet gösterdiğini, 2003 yılında unvan değişikliği yaparak ... ... ... Hiz. Ltd. Şti. ticaret unvanını tescil ettirdiğini, müvekkili şirketin kurucu ortağının isminin kısaltması olarak “...” ibareli markanın ██████████ sayı ile tescilli olduğunu, müvekkili şirketin ticaret unvanının çekirdek kısmı olan “...” kelimesi ile kurucu ortağının isminin (... ...) kısaltması olan “...” ibaresinin birleştirilmesi ve bu birleşim üzerine orijinal logo tasarımıyla dava konusu markanın oluşturulduğunu, müvekkili şirket markası ile davacı markalarının benzer olmadığını, davacı markalarında yer alan “...” ibaresinde “X” harfinin belirgin bir şekilde ön plana çıkarıldığını ve kollarını ve bacaklarını iki yana açmış bir insan figürü ile özdeşleşecek şekilde markanın dizayn edildiğini, müvekkili şirket markasında davacı markaları ile hiçbir benzerliği bulunmayan bir logo yerleştirildiğini, “...” ibaresinin dilimizde “azami, en çok, en fazla” anlamına geldiğini, kelimenin dilimizde günlük kullanıma yerleştiğini ve tek başına ayırt edicilik sağlama fonksiyonunu kaybettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
: Mahkemece, dava konusu marka kapsamında yer alan tüm emtialar bakımından taraf markaları arasında emtiaların aynı veya benzer olması şartının sağlandığı, “.../...” kelimesini ortak olarak içermekle birlikte, uyuşmazlık bu ibarenin ortaklığından kaynaklandığı, bu ibarenin, taraf markalarında esas unsur konumunda olmadığı, esasen tek başına tescil edilmesi, marka olarak birinin tekeline verilmesi de mümkün bir ibare bulunmadığı, taraf markalarının ortak olarak “.../...” kelimesini içermeleri nedeniyle, görsel ve işitsel olarak düşük seviyede benzer kabul edilebileceği, fakat, taraf markaları bütün olarak değerlendirildiğinde, farklı şekil ve kelime unsurlarını içerdikleri, “.../...” kelimesinin yazılış şekillerinin de farklı olduğu, “.../ ...” kelimesi haricinde markaların görsel, işitsel veya kavramsal olarak benzerlik seviyesini yükseltmeye yarayacak hiçbir benzerlik bulunmadığı, somut olay bakımından taraf markalarının esas unsurları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak düşük seviyede benzerlik bulunduğu kanaatine varıldığı, dava konusu marka kapsamında yer alan 36. sınıfta yer alan hizmetlerin, davacıya ait markalar kapsamında yer alan hizmetler ile ayniyet taşımakla birlikte, bu hizmetlerin ilgili tüketicisinin bilinç düzeyinin yüksek olduğu, taraf markalarının görsel, işitsel, kavramsal düzeyde “.../...” kelimesinin ortaklığından kaynaklı olarak düşük seviyede benzerlik taşıdığı kabul edilse bile, bütünsel değerlendirmede benzer olmaması, zira dava konusu markada bulunan "şekil" ve "..." ibarelerinin dava konusu markayı, davacıya ait markalardan farklılaştırdığı, markalar arasındaki ortak olarak işaretlenen “.../...” ibaresinin marka vasfı olmayan bir ibare olması, dava konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi bulunması, taraf markalarında yer alan diğer unsurlar nazarında hiçbir ortak unsur bulunmaması, taraf markalarında “.../...” kelimesinin esas unsur olmaması, markaların bütünsel olarak ilişkilendirilebilir bulunmaması, tüketicinin taraf markalarını aynı/aynı tür ya da benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olması, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunmaması nedeniyle, somut olay bakımından markaların karıştırılması/ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluşmadığı, davalının önceki tarihli "..." markasının davaya konu hizmetler bakımından fiili olarak kullanıldığı ispatlanmadığından, davalının müktesep hak savunmasının yerinde bulunmadığı, birlikte var olma ilkesinin somut olay bakımından gerçekleşmediği, “...” markasının tanınmış marka olarak kabulüne dair kararın 2012 yılında alındığı, tanınmışlığın sabit bir olgu kabul edilmesinin, bir kere tanınmış kabul edilen markanın bir daha tanınmışlığının ispatlanmasının gerekmeyeceğinin kabulünün hayatın olağan akışına aykırı bulunduğu, tanınmışlığın sürüp sürmediğinin her somut olay bazında ayrıca incelenmesi gerektiği, fakat, marka işlem dosyasında ve dava dosyasında, tanınmışlığın değerlendirilebileceği herhangi bir delil sunulmadığı, dolayısıyla somut uyuşmazlık bakımından incelendiğinde, davacı tarafça gerekçe gösterilen markalarının tanınmışlığın ispatına yönelik Türkiye’de gerçekleşen tanıtım faaliyetlerine ilişkin, dosyaya herhangi bir belge, ilan, reklam harcaması, haber, dergi vb. tanıtım malzemesi sunulmadığı, tanınmışlığın değerlendirilebileceği herhangi bir belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, bu nedenle iddia edilen tanınmışlığın ispatlanamadığı, SMK m.6/4 ve SMK m.6/5 hükmü koşullarının somut olayda oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
: Davacı vekili, "..." ibaresinin marka vasfının bulunmadığı yönündeki ilk derece mahkemesi kabulünün hiçbir hukuki dayanağı olmadığını, müvekkil Bankanın "..." unsurlu seri markaları bulunduğundan, müvekkili adına seri olarak tescilli "..." ibareli markaları ile hem görsel hem de okunuş olarak davalı şirket tarafından başvurusu yapılan "... ..." markasının benzer olduğunu, üstelik davalı şirket adına tescil başvurusunda bulunulan "... ..." markasındaki "..." ifadesinin de markaya ayırt edicilik katmadığını, davaya konu marka ile müvekkiline ait ... markasının ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu ve müvekkili markaları ile seri marka izlenimi yaratarak, halk tarafından karıştırılmaya sebebiyet vereceğini, müvekkilinin mesnet markalarının slogan marka niteliği taşıdığını, müvekkili adına tescilli "..." esas unsurlu markalar ile dava konusu markanın müvekkili adına tescilli "..." ana unsuru taşıyan seri marka içerisinde algılanacağını, müvekkili markalarında yer alan ... ibaresinin müvekkilinin tanınmış markası olduğunu, tanınmış markalar için ortalama tüketicinin hedef kitle olarak esas alınması gerektiğini, oysa ilk derece mahkemesi kararında bu ayrımın gözetilmediğini, 36. sınıfta tescilli mal ve hizmetlerin tüketicilerinin bilinç düzeyi yüksek tüketiciler olarak kabul edilmesinin, müvekkilinin “...” ibareli tanınmış markası bakımından söz konusu olmayacağını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.GEREKÇE
: Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, "... ...+şekil" ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "..." asıl unsurlu markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin olmadığı, zira taraf markalarında ortak olarak yer alan ".../..." ibarelerinin ayırt ediciliğinin çok düşük bulunduğu, tertip tarzı ve yer verilen ek unsurlarla dava konusu başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı, dosya kapsamındaki delillerle davacı markalarının tanınmış olduğunun ispat edilemediği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına,4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile █████/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH
: █████/2025BaşkanÜyeÜyeKatipBu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.