Anahtar kelimeler: Mahvedecek Fesihnameyi Fesihname Biriken Kapıyı Acentelik Acenteliğini Acenteliğine Kilitleyerek Zorla

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: █████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2022
NUMARASI
: █████████ Esas - ███████ Karar
DAVA
: Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA
: Davacı vekili; davacının 06.02.2012 tarihinden itibaren davalı şirketin acenteliğini yaptığını, 04.09.2018 tarihinde şirket yetkilileri tarafından zorla imzalatılan fesihname ile acenteliğine son verildiğini, davacının fesihnameyi imzalamayı kabul etmemesi üzerine davalı yetkililerinin kapıyı kilitleyerek ve başkaları ile görüşmesini engelleyerek, davacıyı mahvedecek belgelerin kendilerinde olduğunu söyleyerek fesihnameyi imzalamazsa biriken hak ve alacaklarını asla alamayacağını belirttiklerini, müvekkilinin korkması nedeniyle fesihnameyi imzalamak zorunda kaldığını, davacının, davalı şirketin acenteliğini yaptığı dönemde her dönemde yapılan satış ve kendi altında bulunan üyeler tarafından kazandırılan yeni üyeler için belirli miktar prime hak kazandığını, davacının acentelik yaptığı dönemde davalının müşteri portföyünü oldukça genişlettiğini, davalının haksız feshinden sonra davacının kendisine kazandırdığı müşteri çevresini ve bilgilerini kullandığını ve kullanmaya devam edeceğini, buna karşın davalının müvekkiline herhangi bir bedel ödemediğini, davalının müvekkilinin acentelik ilişkisini feshettikten sonra müvekkilinin acentelik bölgesini başka bir acenteye devrettiğini belirterek, şimdilik 10.000-TL denkleştirme tazminatının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
CEVAP
: Davalı vekili; davacının müvekkilinin ... distribütörlüğünü 06.02.2012 tarihli sözleşmeye istinaden yürütmekte iken sözleşmenin 04.09.2018 tarihinde kendisinin ayrılma isteğine uygun olarak karşılıklı nezaket ortamında tarafların üzerinde anlaşamadığı herhangi bir nokta olmaksızın feshedildiğini, davacının zorlama iddiasının kurgulanmış ve afaki bir beyan olduğunu, davacının kendi iradesiyle distribütörlüğü bıraktığını ve basiretli bir tacir olarak fesih protokolünü imzaladığını, TTK'nın 122/3 fıkrası hükmü gereği haksız fesih nedeniyle davanın reddi gerektiğini, davalının alt grubunda fesih tarihine kadar faaliyet gösteren 271 adet danışmanın (satış temsilcisi) fesihten sonra pasif duruma geçtiğini, hiç sipariş vermediğini, 2018 yılında 437.568-TL sipariş gerçekleştiren 271 danışmanın fesih sonrası hiç sipariş vermediğini, davacının davalı açısından kazançlı bir portföy bırakmadığını, bu nedenle hakkaniyetin denkleştirme tazminatını gerektirmediğini, bu tabloya göre davacının usulsüz ve sanal üyelikler üzerinden faaliyet gösterdiği şüphesinin doğduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI
: Mahkemece; 6102 sayılı TTK'nın 122/3 maddesinden anlaşılacağı üzere, feshi gerektirecek haklı bir sebep olmadan sözleşmenin davacı tarafından feshedilmesi veya sözleşmenin davalı tarafından haklı sebeple davacı kusuruna dayanılarak feshedilmesi halinde tazminat istenemeyeceği, davaya konu fesih protokolü incelendiğinde, her ne kadar sözleşmenin karşılıklı feshedildiği belirtilse de fesih gerekçesi olarak davacının aktif iş hayatını sonlandırma isteğinin yazılı olduğu görülmekle, fesih iradesinin davacı tarafta olduğu ve feshe konu olayın davacının şahsı ile ilgili olduğu, davalıya atfedilebilecek bir sebep bulunmadığı, bu nedenle TTK 122/3. maddesi uyarınca davacının denkleştirme tazminatı talep edemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
: Davacı vekili; TTK'nın 122/3 maddesine göre acentenin denkleştirme tazminatına hak kazanmayacağı hallerin, acentenin feshi haklı gösteren bir eylem olmadan sözleşmeyi feshetme hali ve müvekkil (davalı firma) tarafından haklı bir sebebe dayanarak yapılan fesih hali olduğunu, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin, davalı şirket yetkililerinin müvekkiline zorla karşılıklı fesih sözleşmesini imzalatmaları ile sona erdiğini, alınan tanık beyanlarının davalı tarafça zorla fesihname imzalatıldığını gösterdiğini, kaldı ki mahkemenin olayın oluş şekline ilişkin kabulüne göre de müvekkilinin denkleştirme tazminatına hak kazandığını, zira feshin tek taraflı olmayıp tarafların karşılıklı yapmış olduğu bir fesih olduğunu, müvekkilinin portföyünün davalı şirket tarafından kullanıldığını, alınan bilirkişi raporuna yönelik itirazlarının mahkemece dikkate alınmadığını belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
: Dava, denkleştirme tazminatı istemine ilişkindir. TTK'nın acentelere ilişkin "Denkleştirme istemi" başlıklı 122. maddesi hükümlerinin, maddenin 5. fıkrasına göre hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacağı kabul edilmiştir. Buna göre taraflar arasındaki ilişki distribütörlük sözleşmesine dayalı olduğundan, denkleştirme tazminatına ilişkin hükümler somut olayda da uygulama alanı bulacaktır. Genel olarak denkleştirme (portföy) tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişkinin devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden müvekkilin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Uyuşmazlıkta sözleşmenin fesih tarihi itibariyle uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesine göre; acentelik sözleşmesinin sona ermesinde acentenin kusuru bulunmaması koşuluyla; müvekkilin, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde etmesi, acentenin, sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak işletmeye bağlı müşterilerle yapılmış veya yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme devam etmiş olsaydı elde edeceği ücreti talep etme hakkını kaybediyor olması ve somut olayın özelliklerine göre denkleştirme isteminin karşılanmasının hakkaniyete uygun düşmesi hallerinde denkleştirme tazminatı istenebilir. TTK'nın 122/3 maddesine göre portföy tazminatı istenebilmesi için ayrıca acentelik sözleşmesinin, müvekkilin acentenin kusurundan kaynaklanan haklı bir nedenle sözleşmeyi feshi halinden başka bir nedenle sona erdirilmesi gerekir. Somut olayda; taraflar arasında 06.02.2012 tarihinde distribütörlük sözleşmesi akdedildiği, sözleşmenin 04.09.2018 tarihli fesih protokolü ile, distribütörün aktif iş yaşamını sonlandırma isteği gerekçesiyle taraflarca karşılıklı mutabakat ile feshedildiği anlaşılmaktadır. Taraflarca imzalanan fesih protokolü ikale sözleşmesi niteliğinde olup, yasal bir tanımı bulunmamakla birlikte, bir sözleşmenin ve bu sözleşme ile kurulan hukuki ilişkinin, sözleşme özgürlüğü kapsamında tarafların karşılıklı iradelerine dayanan yeni bir sözleşme ile ortadan kaldırılması ikale (bozma), buna ilişkin sözleşme de ikale sözleşmesi olarak tanımlanmaktadır. TTK'nın 122/3 maddesi, acentenin denkleştirme istemini ortadan kaldıran istisna hükmüdür. Bu nedenle bu istisnalar başka durumlara, çok dar sınırlarda kıyasen uygulanabilir ve denkleştirme istemini ortadan kaldıran haller yorum yoluyla genişletilemez. İkale nedeniyle acentelik sözleşmesi sona ererse, diğer koşullar da mevcutsa acente denkleştirme istemine hak kazanır. Zira ikale TTK'nın 122/3 maddesinde öngörülen denkleştirme istemini ortadan kaldıran hallerden değildir. Dolayısıyla eldeki davada sözleşmenin davalı müvekkil tarafından davacının kusurundan kaynaklanan haklı bir nedenle veya davacı distribütör tarafından haksız olarak feshedilmediği sabit olmakla diğer koşulları mevcutsa kural olarak denkleştirme tazminatı talep edilmesi mümkündür. Denkleştirme talebi için kanunun aradığı şartlar kümülatiftir. Bu bağlamda öncelikle yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir. Buna karşılık müvekkil ise, denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altındadır. Mahkemece davalının ticari defterleri üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda; ticari ilişkinin sürdüğü 16.03.2012-28.09.2018 tarihleri arasında davacı tarafından davalıya toplam 1.466.945,15-TL tutarında fatura düzenlendiği, davalı tarafından faturaların karşılığı tutarların düzenli bir şekilde davacıya ödendiği ve tarafların birbirinden alacaklı olmadığı, davacı tarafça son beş yılda davalıya toplam 1.121.842,67-TL tutarında fatura düzenlendiği,davacının getirdiği müşterilerin sözleşmenin feshinden sonra sipariş vermediğinin ortaya konulduğu, denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için müvekkilin sözleşmenin sona ermesinden sonra da acente tarafından sağlanan yeni müşteriler sayesinde önemli menfaat elde etmesi gerektiği, bu durumda denkleştirme talebinin öncelikli şartının gerçekleştiğinin davacı tarafından ispatlanamadığı, diğer yandan davalı şirketin piyasada sahip olduğu marka değerinin yüksek olduğu belirtilmiştir. Mahkemece yazılan yazıya istinaden de davalı tarafça; davacının kayıtlı üye portföyünün fesihten sonra ... distribütörlüğüne aktarıldığı, davacının merkezinde 716 üye kayıtlı iken sadece 19 adedinin devredilen ... distribütörlüğü bünyesinde faaliyetine devam ettiği, fesih öncesi aktif olan 697 kişinin hepsinin birden fesihten sonra pasif duruma geçmesinin, davacının usulsüz sanal üyelikler üzerinden faaliyet gösterdiğini ortaya koyduğu bildirilmiştir. Buna karşılık ispat yükü üzerinde bulunan davacı tarafça, müşteri portföyünün fesihten sonra davalı müvekkil tarafından kullanıldığı, davalının, kendisinin müşteri portföyü sayesinde fesih sonrasında da önemli ölçüde menfaat elde ettiği hususunda iddiayı ispata yarar delil ibraz edilmemiş, iddia kanıtlanamamıştır. Bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, fesihden sonra davacı portföyünün davalıya önemli bir menfaat sağlandığı hususu kanıtlanamadığından sonucu itibariyle davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiş, istinaf nedenleri yerinde olmayan davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM
:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile kalan 534,70-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, davalı tarafından yapılan 16-TL istinaf yargı giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. █████/2025

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!