Anahtar kelimeler: İdava Dinlenildikten İzmir Kesinlik Şartı Eksiklikleri Sayisi Özetle Yılından Esastan

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI
: ████████ E., █████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ
: İzmir 16. İş MahkemesiSAYISI
: ███████ E., ████████ K.Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I.DAVADavacı vekili dava dilekçesinde özetle; 1998 yılından itibaren 3410291631 tahsis numarası ile babası ... üzerinden yetim aylığı aldığını, Kurumun 02.09.2019 tarihli yazısıyla maaşın kesildiğini, 08.12.2019 tarihli yazısı ile 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin 1. fıkrasının fıkra (a) bendi hükmüne göre toplam 165.610 TL borç kaydı yapıldığını, muvazaalı bir boşanma gerçekleştirmediğini, eski eşi ...ile Bornova 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.03.1998 tarih ████████ E.███████ K. sayılı ilamı ile boşandıklarını, Kurum işleminin iptali için 17.02.2020 tarihinde başvurduğunu, Kurum tarafından 28.02.2020 tarihli yazısıyla talebin reddedildiğini, Kurum işleminin usulsüz ve hukuka aykırı olduğunu, Kurumca kesilen yetim aylığının kesilme tarihi itibariyle yasal faiziyle birlikte tekrar bağlanarak ödenmesini, Kuruma 120.624,00 TL ana para 44.986,00 TL gecikme faizi ile toplam 165.610,00 TL borçlu bulunmadığının tespitini talep ve dava etmiştir.II.CEVAPDavalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini istemiştir.III.İLK DERECE MAHKEME KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkeme tarafından; emniyet araştırması yapıldığı, kayıtların araştırıldığı, özellikle seçmen bilgi kayıtları, adres bilgileri raporlarında birlikte yaşadıklarını gösterir bir kayıt bulunmadığı tespit edildiği, Kurum işlemine dayanak teşkil eden Sosyal Güvenlik Denetmenliği 02.09.2019 tarih HÖ/077 sayılı raporda ...,...,, ..., ...’nun ifadelerinin alındığı, Mahkemece ...’nun beyanını alındığı ve Sosyal Güvenlik Denetmenliğine verdiği imzalı 20.08.2019 tarihli ifadesinde "Ancak kış aylarında ...Bey'in eşi... oğlunda İzmir’de kaldığını duymuştum. Yaz aylarında ise ...Beyin eşi...'la yaşadığını biliyorum. Boşandıklarını hiç duymadım." şeklinde beyan ettiği, ifadesinde tutarsızlıklar olduğu, görülmüş, tanık beyanlarından ......’a ait iş yeri adresi olarak bildirilen “Atatürk Mah. 6307 Sok. No.22-1 Gümüldür/Menderes/İzmir” yerin ikametgah olarak kullanıma uygun olmadığı, baraka olarak nitelendirildiği, işyeri olarak kullanıldığı sonucuna varılmış, dava dilekçesi ekinde sunulan sağlık raporu belgelerinden davacının 2005 yılından itibaren CA rahatsızlığı olduğu ve tedavi gördüğünün anlaşıldığı, SGK Denetmenliği tarafından düzenlenen raporda davacı ve boşanmış olduğu eşi bakımından MEDULA kayıtları incelenmiş aynı gün aynı hastaneye gittiklerine dair bir tespit yapılamamış, raporda dinlenen imzalı tanık beyanlarının aksi yazılı belgeler olan seçmen kayıtları, nüfus adres bilgileri, telefon ve elektrik kayıtları ile ispatlandığı hususları hep birlikte değerlendirildiğinde; davacı ...’nun boşanmış olduğu eşi, ...ile fiilen birlikte yaşamadıkları anlaşılmakla; davanın kabulü ile ....T.C. kimlik numaralı davacı ...'nun Kurumdan .... sigorta sicil numaralı .......'ndan dolayı 3/291631 tahsis no.lu dosyadan almakta olduğu yetim aylığının 01.10.2008 tarihi itibari ile kesilmesine yönelik Kurum işleminin iptaline, kesilen ölüm aylığının kesildiği tarihten itibaren davacıya yeniden bağlanılarak süresinde ödenmeyen aylıkların yasal faiziyle beraber davacıya ödenmesine ve davacının 120.209,07 TL yersiz ödeme, 53.612,53 TL faiz (17.09.2020 tarihi itibari ile) toplam 173.821,60 TL miktarda borçlu olmadığının tespitine Kurumun İzmir Muhasebe Birimi ██████████ dosya no ile 24.09.2020 tarihli 11362252 sayılı borç bildirim belgesine istinaden ███████. madde hükmüne göre tahsil edilmesi işleminin iptaline karar verilmiştir.IV.İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf yoluna başvurmuş, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.V.TEMYİZA. Temyiz Yoluna BaşvuranlarBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.B. Temyiz SebepleriDavalı vekili; toplanan deliller karşısında davanın kabulünün gerektiğini belirterek temyiz talebinde bulunmuştur.C.Gerekçe1.Uyuşmazlık ve Hukuki NitelendirmeDava; Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.2.İlgili HukukDavanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56. maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ███████ Esas numaralı başvurunun, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir.5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır.Anılan 56. maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56. maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir.Sonuç olarak; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56. maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasanın 20., 5510 sayılı Kanun'un 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili nüfus müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili nüfus müdürlüğünden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü-Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle-köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.3.DeğerlendirmeDavacı ve boşanmış olduğu eşi bakımından MEDULA kayıtları incelendiği, aynı gün aynı hastaneye gittiklerine dair bir tespit yapılamadığı, SGK Denetmen Raporunda dinlenen imzalı tanık beyanlarının aksinin yazı belgeler olan seçmen kayıtları, nüfus adres bilgileri, telefon ve elektrik kayıtları ile ispatlandığı gerekçesiyle Mahkemece davanın kabulüne karar verildiği anlaşılan eldeki davada; her ne kadar Mahkemece 02.09.2019 tarihli Kurum raporunda imzalı beyanı alınan tutanak tanığı ... dinlenilmiş ise de 02.09.2019 tarihli Kurum raporunda imzalı beyanları alınan diğer tutanak tanıkları ...,...,...,...,'nın dinlenilmediği anlaşılmakla, işbu tutanak tanıklarının Mahkeme tarafından 5510 sayılı Kanun'un 59. maddesi de göz önünde bulundurulmak suretiyle beyanlarına başvurulmalı, yine davacının boşandığı eşi ....ın dava konusu dönemi kapsayan adreslerinde kolluk araştırması yapılarak tespit edilecek komşu tanıkları dinlenilmeli ve elde edilecek tüm deliller bir arada değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik araştırma ve değerlendirmeyle hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirir.VI.KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan vekili ... ve Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla05.02.2025 gününde karar verildi.KARŞI OY GEREKÇESİ1. Somut uyuşmazlıkta, davacı kadın eşinden 1998 yılında eşinden boşanmıştır. Davacı kadına ölen babasından dolayı bağlanan yetim aylığı 2019 yılında yapılan denetim sonrası eşi ile birlikte yaşadığı gerekçesi ile 2008-2019 yılları için 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesi uyarınca ödenen aylıkların yersiz ödendiği gerekçesi ile borç çıkarılmıştır.2. Dairemizin 07.10.2021 tarih ve █████████ Esas, ██████████ Karar sayılı ilamında yazılan karşı oy gerekçelerimde belirttiğim gibi davacı boşandığında 506 sayılı Kanun yürürlüktedir. 5510 sayılı Kanun'un 5754 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değişik geçici 1. maddesi uyarınca kesilmede 506 sayılı Kanun uygulanmalıdır. Anılan Kanun'da ise boşanılan eş ile birlikte yaşama olgusu bir kesilme nedeni olarak düzenlenmemiştir. 5510 sayılı Kanun'un 01.10.2008 tarihinden önce gerçekleşen boşanma olgusuna uygulanması olanağı, önceye etki yasağı nedeni ile olanaklı değildir.3. Çoğunluğun önceye etki yasağı ilkesine aykırı olarak, lafzi yorum ve sigortalı aleyhine yorumu benimseyerek, sonradan gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak salt birlikte yaşama ve boşanan eşin desteğini alma koşulunu yeterli kabul etmesi, Kanun'un ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçelerine aykırıdır.4. Açıklanan bu gerekçelerle Mahkeme kararının bu gerekçe ile onanması gerekirken, fiili birlikteliğin araştırmasına yönelik bozulması görüşüne katılınmamıştır.