Anahtar kelimeler: Feri Konkordato Müdahillar Başkan Katip Bursa Edenler Üye Milleti Vekili

TÜRK MİLLETİ ADINA

T.C.
BURSA
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
KONKORDATO
ESAS NO
: 2024/
KARAR NO
: 2025/
BAŞKAN
:
ÜYE
:
ÜYE
:
KATİP
:
TALEP EDENLER
: 1-
2-
3-
VEKİLİ
: Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
Av.
Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
Av.
FERİ MÜDAHİL/(LAR)
:
VEKİLİ
: Av.
KONKORDATO KOMİSERİ
:
DAVA
: Konkordato (Adi Konkordatodan Kaynaklanan (İİK 285 İla 308/h))
KARAR TARİHİ
: █████/2025
Mahkememizde görülen davanın açık yargılamasında;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ ;
Davacılar vekili dava dilekçesinde; Davacıların gelir gider dengesi ve nakit akışlarındaki bozulmaların faaliyetini sürdürdüğü işletmesinde ekonomik güvenliğini tehlikeye soktuğunu bu nedenle geçici mühlet talebinde bulunmuştur.
DELİLLER ve GEREKÇE
:
Talep, konkordatonun tasdiki istemine ilişkindir.Konkordato, borçlarını vadesi geldiği halde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlunun, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflastan kurtulmak için başvurabileceği kendine özgü bir cebri icra kurumudur. Konkordatoda amaç, elinde olmayan nedenlerle işleri iyi gitmeyen, mali durumu bozulmuş olan ve borçlarını ödeyip faaliyetlerini devam ettirmek isteyen dürüst borçluyu koruyarak mali durumunun iyileşmesini sağlamak ve alacaklıların, borçlunun muhtemel bir iflasına nazaran, daha fazla ölçüde alacaklarına kavuşma olanağı yaratmaktır.Konkordato ile alacaklılar, alacaklarının bir kısmından vazgeçerler ve/veya borçluya, ödeme konusunda belirli bir vade tanırlar. Borçlunun borcun belli bir yüzdesini ödemeyi taahhüt ettiği ve alacaklıların da kalan alacaklarından vazgeçtiği durumda tenzilat konkordatosu söz konusu olur. İçinde bulunduğu mali koşullara göre borçluya borçlarını belirli bir oran ve/veya vadeyle ödeme imkanı verilmesi hem borçlu bakımından ve hem de alacaklılar bakımından olumlu sonuçlar doğurur. Aksi halde bu durumdaki borçlunun iflas etmesi, faaliyetlerinin tümüyle sona ermesine ve alacaklıların alacaklarını büyük oranda tahsil edememelerine neden olacaktır.Konkordato vade verilmesi, tenzilat yapılması ve bu ikisinin birlikte istendiği karma konkordato şeklinde olabilir.İİK’nın 305/1-b maddesi uyarınca borçlunun teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile uyumlu olması gereklidir.Kanunda düzenlenen konkordato türlerinden olan adi konkordato; iflasa tabi olup olmadığına bakılmaksızın, borçlarını vadesi geldiği halde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlunun borçlarını proje ile belirli bir vade veya indirim yoluyla yeniden yapılandırabilecekleri bir hukuki imkandır. Konkordato hükümlerinden yararlanmak isteyen borçlu veya borçlunun iflasını isteyebilecek alacaklılardan biri, Asliye Ticaret Mahkemesine vereceği dilekçesine İİK m. 286’da sayılan belgeleri de ekleyerek konkordato mühleti talebinin kabul edilmesi hususunda bir başvuru yapabilir. Konkordato talebine eklenecek belgeler Madde 286 da sayılmıştır, bunlar aşağıda belirtilenlerdir;a) konkordato ön projesi.b) Borçlunun malvarlığının durumunu gösterir belgeler;, tüm alacak ve borçları vadeleri ile birlikte gösteren liste ve belgeler.c) Alacaklıları, alacak miktarlarını ve alacaklıların imtiyaz durumunu gösteren liste.d) Konkordato ön projesinde yer alan teklife göre alacaklıların eline geçmesi öngörülen miktar ile borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktarı karşılaştırmalı olarak gösteren tablo.e) makul güvence veren denetim raporu ile dayanakları. Mahkeme talep ile birlikte İİK m. 286’ daki belgelerin eksiksiz olduğunu tespit ettikten sonra borçluya derhal üç aylık geçici bir mühlet verir. Verilen bu geçici mühlet, borçlunun veya komiserin talebiyle iki ay daha uzatılabilir (İİK m. 287/4). Davacının konkordato başvurusu ve başvuruya eklediği İİK m. 286 da sayılan belgelerin eksiksiz olduğu görüldüğünden davacı borçluya üç aylık geçici bir mühlet verilmiştir. İİK m. 289/3 gereği, konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması halinde, borçluya bir yıllık kesin mühlet süresi verilir hükmü uyarınca geçici mühlet içerisinde yapılan incelemeler ve konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığı denetlenmiştir. Komiserden davacı borçlunun işletmesel durumu ve borç yapısı ile ilgili denetleme yapması istenilmiş ve bu hususta rapor düzenlenmiştir.Rapor içeriği dikkate alındığında geçici mühlet içerisinde duruşma günü açılması ve borçlu şirket yetkilisinin beyanları alınmak üzere duruşmaya davet edilmesi gerektiği görülmüştür.Davacı şirketin iştigal konusunun dava dilekçesinde de belirtildiği üzere kumaş ve toptan iplik ticareti faaliyetinde iştigal etmekte olup, ağırlıklı dış ticaretle çalışmaktadır. Davacı şirketin Aralık 2024 yılı döneminde 287.702.250,60 TL satış rakamına ulaştığı, dönem zararının ise 54.585.379,39 TL olduğu, 2024 yılında şirket giderleri içerisinde en büyük payın 48.943.381,21 TL olarak finansman giderleri oluşturduğu şirket uhdesinde bulunan gayrimenkullerin satışı veya bu gayrimenkuller üzerinde bulunan rehinlerin hak sahibi olan rehinli alacaklı bankalar ile vefa akitleri ile anlaşmak suretiyle rehinli borçların tasfiyesinin planlandığını ve şirket projesinin varolan varlıkların paraya çevrilmesini ve işletmesel gelirlere endekslendiği anlaşılmaktadır. Bu kapsamda; Konkordato projesinde rayiç değerlere göre şirketin 297.440.662,65 TL aktifte olduğu, komiser raporunda da şirketin █████/2024 tarihi itibariyle borca batık olmadığı ve 21.146.186,18 TL aktifte olduğu anlaşılmaktadır. Konkordato kurumu; borca batık olmayan sermaye şirketinin konkordato kurumunun geçici mühlet hükümlerinden faydalanıp taşınmazlarını rahat bir ortamda satması ve bu suretle ucuz kredi kullanması kurumu değildir. Nitekim, ... 6. Hukuk Dairesinin █████/2024 tarih ve 2024/ E.- 2024/ K. sayılı ilamında da açıkça hukukumuzda mahkeme dışı konkordato kurumunun olmadığı belirtilmiştir. Komiser raporunun 9.sayfasında konkordato kurumunun amacına aykırı olarak bir tasfiye planı öngörülmüş ise de konkordato kurumu borçların rahat bir şekilde tasfiyesi amacını taşımamaktadır. Bununla birlikte, davacının 2024 yılı Aralık itibariyle satış rakamları ve şirketin taşınmazları dikkate alındığında konkordatoya ihtiyacı olmadığı açıkça görülmektedir. Tüm bu açıklamalar ışığında davacı şirketin borca batık olmadığı da dikkate alındığında konkordatoya ihtiyacı olmadığı kanaatine varılmakla; talebin reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1- Davacılar, ... ( ... ... ), ... (... ... ), ... DIŞ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ( ... Vergi No. ) (... Mersis No. ) 'nin konkordato taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE,
2-Davacı şirketin borca batık olmadığından iflas kararı verilmesine YER OLMADIĞINA,
3-Davacı gerçek kişiler tacir sıfatı bulunmadığından iflas kararı verilmesine YER OLMADIĞINA,
4-Davacılara verilen kesin mühletin sonuçlarının kendiliğinden sona erdiğinin ve mahkememizce alınan TEDBİRLERİN KALDIRILDIĞININ AÇIKLANMASINA,
5-Konkordato komiseri ...'ın görevinin SONLANDIRILMASINA,
6-Kararın İİK 288.maddesi uyarınca ilanına ve ilgili yerlere bildirilmesine,
7-Davacı tarafça yapılan muhakeme masrafının kendi üzerinde bırakılmasına,
8-Harçlar Yasası gereğince alınması gerekli 615,40 TL harçtan başlangıçta alınan 427,60 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 187,80 'şer TL harcın ayrı ayrı davacılardan tahsili ile hazineye irat kaydına,
9-Kesinleşme süreci tamamlanana kadar masraf avanslarının kullanılabileceği nazara alınarak kararın kesinleşmesinden sonra yazı işlerince yapılacak hesaba göre artan avansların yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacılar vekili ile duruşmaya katılan feri müdahil vekillerinin yüzüne karşı davacı bakımından kararın tebliğinden itibaren, itiraz eden diğer alacaklılar yönünden ise kısa kararın ilanından itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize verilecek bir dilekçe ile ... Bölge Adliye Mahkemesinde ... açık olmak üzere oy çokluğu ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2025
Başkan
e-imzalı
(Muhalif)
Üye
e-imzalı
Üye
e-imzalı
Katip
e-imzalı
Muhalefet Şerhi
: Davacıların konkordatoya ihtiyacının bulunduğu, şirketin maddi duran varlıkları ve taşınmazları ile işletmesel gelirleri bütünsel olarak değerlendirildiğinde kesin mühlet verilmesinin şartları oluştuğundan kesin mühlet talebinin reddine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Muhalefet Şerhi Gerekçesi;
Eldeki dava İİK 285.maddesinde düzenlenen adi konkordato istemine ilişkindir.
Buna göre; borçlarını, vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlu, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflâstan kurtulmak için konkordato talep edebilir.
Davalı şirketin Tekstil alanında faaliyet gösterdiği ve dış ticaret firması olduğu anlaşılmaktadır.
Davacı şirketin borç yükünün bir kısmı bankalara rehinli finansman borç yükünden oluştuğu, yine bir kısmının ise konkordatoya tabi adi alacak niteliğinde alacaklardan oluştuğu görülmektedir.
Konkordatonun amacı alacaklı ve borçlu arasında bir uzlaşı sağlanarak özellikle alacaklıların yararına borçlunun borçların ödeyebilmesi amacı gütmektedir. Davacı şirketin işletmesel yapısı değerlendirilirken faaliyetlerinden elde ettiği satış rakamları ile karlılıkların yanında maddi varlıkların da konkordato projesinin başarı şansına etkisinin bulunduğu dikkate alınmalıdır.
Özellikle enflasyon ve faiz oranlarının çok yüksek olduğu bu dönemde banka kredilerinden kaynaklı finansman yükü şirketleri için gün geçtikçe artan faiz tutarları ile ödenmesi imkansız hale dönüşmektedir, öyle ki geçen zamanda ortaya çıkan faiz yüküyle birlikte rehinli varlıkların kıymetlerini aşan bir rehinli borç yapısı ortaya çıkmaktadır. Bu durumda her geçen gün yükselen rehinli borç karşısında dolaylı olarak rehinli malın değerinin oran olarak azalmasına neden olmaktadır. Nitekim konkordato komiseri de raporunda varolan enflasyonist ortam ve faiz oranları dikkate alındığında rehinli varlıkların ivedilikle paraya çevrilmek suretiyle rehinli alacaklıların alacaklarının karşılanması gerekliliğine vurgu yapmıştır. Bu durumun hem davacı borçlu işletme, hem rehinli alacaklı hem de rehni aşan kısımın adi konkordatoya tabi olması nedeniyle adi alacaklılar bakımından önemi büyüktür.
Zira hali hazırdaki durumda mevcut faiz oranları finansman borç yükünü oldukça arttırmaktadır. Konkordato müessesinin 2018 yılında yürürlüğe girmesinden sonra faiz oranlarının çok yüksek olmadığı dönemde gayrimenkul değerlerinin zaman içerisinde ortaya çıkan borç yüküne göre daha olumsuz bir tablo ortaya çıkarmadığından daha önceki dönemlerde borçlular rehinli malların satışını mümkün olduğunca ertelemek isterken ve hatta kimi zaman İİK 'nın 307.maddesi uyarınca tasdik kararında rehinli malın muhafaza altında bulunması ve satışının karardan itibaren 1 yıl süre ile ertelenmesi talep edilmekteyken değişen ekonomik koşullar, enflasyonun hızla artışı ve faiz oranlarının aşırı yükselme nedeniyle rehinli borçlarla ilgili İİK 'da rehinli borçlara faiz işlemesi durmayacağından ortaya çıkan gecikme ve temerrüt faiz yükü rehinli borcun taşınmazın değerinden çok çok yukarıda olmasına neden olmakta, rehinli borç yükü hızla artarken taşınmazın değeri mevcut piyasa koşullarında artmayıp, artan borç yüküne karşı taşınmazın değeri süreç içerisinde orantılama yapıldığında git gide azalmaktadır, dolayısıyla taşınmazın kıymet takdiri bir dönem rehinli borcu karşılarken belirli bir süreden sonra temerrüt faiz oranlarındaki yüksek faiz oranları nedeniyle karşılayamaz hale gelmektedir, bu durumda rehni aşan ve aştığı kısım kadar adi alacak ortaya çıkmasına neden olmaktadır, zira İİK'ya göre rehinli malın karşılamadığı rehinli borç kısmı adi alacak olarak değerlendirilip adi alacaklar içerisinde nisaba dahil edilmektedir. İşte değişen bu ekonomik koşullar nedeniyle borçluların son dönemde ortaya çıkarttığı profil taşınmazın değeri rehinli borcu karşılarken banka ile anlaşıp rehinli malın İİK 297/2.maddesi uyarınca paraya çevrilerek rehinli borcun daha fazla borç yükü ortaya çıkartmadan tamamen sonlanması hedeflenmiştir. Rehinli alacaklılar da emsal olgularda da ortaya çıktığı üzere çoğunlukla bu yönde eğilimdedirler, hatta çoğu zaman rehinli alacaklılar uzlaşı sağlanabilmesi için faiz yükünde tenzilata gidecek şekilde hareket tarzı belirlemektedirler. Bu şartlarda özellikle eldeki dava dosyasında oluğu gibi borçlu rehinli alacaklılarla rehinli borçlar bakımından uzlaşı içerisine girerek borç yükünü hafifletmeye çalışmaktadır.
İİK 297/2.maddesi ile İİK 295/2.maddesinin değerlendirmesinin yapılması gerekmektedir. Buna göre İİK 297/2.maddesi uyarınca borçlu kendisine ait bu madde kapsamındaki bu malın satışını yapabilmeden önce konkordato komiserinin görüşünü ve mahkemenin iznini almak zorundadır. Mahkeme izni ile ancak bu satış yapılabilir. Burada talep borçludan gelmektedir. Taşınmazın üzerinde rehin var ise rehinli alacaklının bu satışa muvaffakati gerekir. Şayet borçlu ve rehinli alacaklı rehin konusu malın İİK 297/2.maddesindeki usulle satışında anlaşmaya varmış ve mutabıksa bu durumda taşınmazın kıymet takdiri bilirkişiler eliyle yapılmalı ( ki zaten rehinli borçlara ilişkin borcun teminatı olan rehinli malın kıymet takdirleri kesin mühlet içerisinde yapılması ve rehinli alacaklıya tebliğ edilmesi, itiraz durumunda ise gerektiğinde yeniden rapor alınması İİK hükümleri uyarınca zorunludur. ) kıymetinden aşağı olmadan alacaklı ve borçlunun bu husustaki anlaşması doğrultusunda satışı yapılarak zaten konkordatoya tabi olmayan ve İİK 308/h( davacı sadece adi konkordato talep etmiş olup, açmış olduğu davada İİK 308/h maddesi uyarınca talep bulunmamaktadır.) talep edilmeyen eldeki davada adi konkordatonun dışında olan rehinli borca ilişkin ve yine rehinli borcun üzerinde öncelikli ve ayni hakkı bulunan rehinli alacaklının ortaya çıkan bu iradeleri çerçevesinde kıymet takdirleri de dikkate alınarak satış yapılabilir, bu durumda borçlu gereksiz rehinli borcun yükünden kurtularak taşınmazın cebr-i icra yoluyla satıştaki değer kayıplarını bertaraf ederek diğer taraftan da mühlet içerisinde rehinli borçlara faiz işlemesi durmayacağından ortaya çıkabilecek faiz ve borç yükünden de kurtularak taşınmazın değerinde tasarruf etmek üzere mevcut borç yükünden kurtulmaktadır.
İİK 295/2.maddesi İİK 'da █████/2021 tarihinde yapılan değişiklikle yürürlüğe girmiştir. Konkordato müessesenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yukarıda açıklanan ekonomik değişiklikler çerçevesinde faiz oranlarındaki ve enflasyondaki artış öncesinde borçlu profili rehinli malın elden çıkartılmaması ve kaybedilmemesi için direngen bir tavır sergilerken çoğunlukla İİK 307.madde uyarınca tasdik kararıyla birlikte rehinli malın satışı dahi ertelenmesini isterken bu durum rehinli alacaklılar bakımından negatif bir tablo ortaya çıkardığından yasa koyucu borçlu ile rehinli alacaklı arasında makul bir denge yaratabilmek için borçlunun direngen olduğu durumlarda adil dengeyi koruyabilmek amacıyla İİK 295/2.maddeyi yürürlüğe koymuştur, burada dikkat edilecek olursa yasanın geliş amacı borçlunun rehinli malın satışına direngen olduğu hallerde uygulanmak üzere getirilmiştir. Borçlu zaten malın satışını istiyor ise bu madde yürürlüğe girmeden önce de İİK 297/2.madde bulunmakta idi. İİK 295/2.maddenin geliş sebebi rehinli malın satışında borçlunun direngen olmasıdır. Zira rehinli alacak için cebr-i icra yoluyla takip yapıldığında konkordato tedbirleri nedeniyle rehinli malın muhafazası ve satışı önlenmiştir. Yasa koyucu bu önlenmenin istisnasını yaratmak amacıyla rehinli alacaklıya İİK 297/2.maddesindeki halden başka ayrıksı bir durum yaratmıştır. Zira İİK 297/2.maddesi İİK 295/2.maddesi yokken dahi vardı. Bu durumda borçlu ve rehinli alacaklı talep ettiğinde İİK 297/2.maddesi uyarınca satış yapılabilmekteydi, ancak borçlunun direngen olduğu halleri kırmak amacıyla yasada İİK 295. Maddenin 2 fıkrasıyla değişiklik yapılmıştır. Muhafaza ve satışın tedbiren önlenmesine istisna getirilerek borçlunun satışa karşı çıktığı hallerde alacaklıya rehinli malın ön görülen şartlar var ise bu madde uyarınca satışının yapılabileceği düzenleme altına alınmıştır. Kaldı ki dikkat edilecek olursa İİK 295/2.maddesi İİK 297/2.maddesine atıf yapmaktadır. İİK 295/2.madde rehinli malın paraya çevrilmesine ilişkin İİK madde 150-d,e,f ve özellikle g bendine atıf yapmamıştır. Bilakis atfı İİK m.297/2. Maddesine yapmıştır.
Bu durumda rehinle alacaklı ve rehinli borçlu rehinli malın İİK m.297/2 maddesine göre taşınmazın satışı hususunda mutabıklarsa ve rehinli alacaklı taşınmazın mutlaka cebri icra yolu ile satışını istemiyorsa buna mukabil cebri icra satışlarının prosedürü ve süresi ortaya çıkacak faiz yükü ve cebri satışta malın muhammen bedelinin altına satışının riskleri de dikkate alındığında rehinli malın mühlet içerisinde paraya çevrilerek rehinli borcun sona erdirilmesi rehinli alacaklı ile davacı borçlunun menfaatine olduğu gibi rehni aşan kısmın bertaraf edilmesi ile diğer adi alacaklıların da menfaatinedir. Hatta rehinli borcun muaccel olması durumunda alacağa mahsuben rehinli malın mülkiyetinin rehinli alacaklıya devri dahi mümkündür. Zira yasa koyucu taşınır mala ilişkin rehinlerde İİK'nun 24. Maddesi uyarınca ve Ticari İşletmelerde Rehin Hakkının Kurulması Ve Temerrüt Sonrası Hakların Kullanılması Hakkındaki Yönetmelik madde 29 ve devamı maddeleri uyarınca rehin alacaklısı, bu yönetmelikte belirtilen usulün tamamlanması üzerine 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 24 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre icra müdürlüğü marifetiyle taşınırın mülkiyetinin devrini talep edebilir. Bu durum borçlunun bu devre muvafakatinin bulunmaması halinde alacaklının cebri icra yoluyla başvurduğu yoldur. Borçlunun muvafakatı varsa alacaklının bu yola başvurmaksızın rehinli malın mülkiyetinin devrinin ve bu şekilde takip başlatılmasının bir nedeni zaten olmayacaktır.
Şöyle ki yasa koyucu rehinli alacaklının alacağının diğer alacaklılar bakımından rehinli mal üzerinde öncelikli olduğunu kabul etmektedir. Doktrinde de rehin hakkı sahibinin rehin konusunu oluşturan şeyin kendisine devrini talep etme hakkının diğer alacaklılara karşı da sınırlı bir ayni hakka sahip olmasının gereği öncelikli olarak ileri sürebilmesi gerektiği kabul edilmektedir. ()
Dolayısıyla alacaklı ve borçlunun iradesinin birleştiği hallerde rehinli alacaklının rehinli mal üzerindeki hakkı diğer alacaklılardan daha öncelikli olduğundan İİK 297/2. Maddesi uyarınca rehinli alacaklı ve borçlunun iradelerinin birleştiği hallerde söz konusu rehinli mal ister taşınır ister taşınmaz olsun satılabilmelidir. Rehinli malın mutlaka İİK 295/2. Maddesi uyarınca cebri icra yoluyla satışı tarafların iradesinin birleştiği bu hallerde uygulanmak zorunda değildir.
İİK'nun 295/2. Maddesi mevzuatımıza █████/2021 yılında yapılan değişiklikle girmiştir. ... ... Kanunu'nda İİK 295/2. Maddesine benzer bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak; ... öğretisinde ... ve ... rehinli malın paraya çevrilmesinin borçlu ve alacaklıların menfaatine olduğu hallerde konkordato mahkemesinin konkordato komiserinin görüşünü alarak rehnli malın paraya çevrilmesine izin verilebileceği görüşünü savunmaktadır. ()
Görüldüğü üzere ... ... Kanunu'nda dahi İİK'nun 295/2. Maddesi bulunmadığından öğreti de hakim görüşe göre alacaklıların ve borçlunun menfaatine olması durumunda rehinli malın satışı komiserin bu yöndeki olumlu görüşü ve mahkemenin kararı ile mümkün olabilecektir. Zira İİK'nun 295/2. Maddesindeki yasal düzenleme yürürlüğe girmeden önce de İİK 297/2. Maddesi uyarınca rehinli alacaklı ve rehinli borçlunun bu iradede olması halinde mevzuatımıza görede ... ve ...'in savunduğu gibi rehinli malın satışı yapılabilmekteydi ve bu satış her iki tarafın iradesi de bu yönde olduğu hallerde cebri icra yolu olmaksızın gerçekleştirilebilmekteydi. Bunun temel nedeni rehinli alacaklının diğer alacaklılara göre rehinli mal üzerinde hakkının daha öncelikli olmasıdır. Ancak borçlunun satış hususunda dirençli davrandığı durumlar için mevzuatımızda menfaatlar dengesine uygun olarak İİK m.295/2 maddesi yürürlüğe konulmuştur.
Davacının konkordato projesine gelince komiser raporunda da belirtildiği üzere işletmesel gelirleri itibariyle şirketin önemli ölçüde gelir elde ettiği, finansman giderleri azaldığında karlılığın daha yüksek seviyelerde olacağı görülmektedir. Bu kapsamda raporda da rehinli malların değerinde satılması suretiyle rehinli borçların sona ermesinden sonra şirket üzerinde bulunan finansman yükü azaldığında şirketin mevcut karlılığı konkordato projesinin başarılı olmasına önemli ölçüde etken olacaktır. Zira; finansman giderleri öncesi şirketin faaliyet karlılığının 62 Milyon TL düzeyinde olduğu görülmektedir. 49 milyon TL ye yakın finansman gideri nakit sıkıntısı ortaya çıkarmaktadır. Davacının konkordato projesi hem %40 faiz hem de düşük sayılabilecek 36 ay vade içermektedir. Öngörülen faiz ve vade süresi davacıya alacaklıların zararına olacak şekilde imkan yaratmaktan uzaktır, aksine; alacaklıları da zarara uğratmaksızın menfaatler dengesine uygun bir vaattir. Dolayısıyla süreç içerisinde diğer dosyalarda olduğu gibi bankaların uzlaşmacı yaklaşımı ile rehinli borçlar için yapılacak uzlaşı konkordato projesinin başarısına olumlu etki edeceğinden davacıya kesin mühlet verilip kesin mühlet içerisinde bu hususların denetlenerek sürecin gözlemlenmesi gerekirken önemli ölçüde ihracat değerlerine ulaşan eldeki dosya davacısının var olan borçları nedeniyle nakit sıkıntısından dolayı işletme faaliyetini sekteye uğramasına neden olacak şekilde talebin reddine karar verilmesi konkordatonun yasaya konuluş amacına da tüm alacaklıların menfaatine ve borçlu işletmenin devamlılığının sağlanması amacı güden konkordato müessesine de aykırıdır.
Çoğunluk görüşünde davacının taşınmazlarının bulunduğu işletmesel gelirleri de dikkate alındığında konkordatoya ihtiyacı olmadığı vurgulanmışsa da; davacının taşınmazlarında rehinli alacaklıların öncelik hakkı bulunmaktadır. Bu taşınmazlar üzerinde rehin vardır. Davacının aktif fazlasını oluşturan kısımlar içerisinde işletmesinde bulunan makine, ekipman ve demirbaşları da bulunmaktadır. Dolayısıyla konkordatoda asıl amaç bir yandan işletmenin faaliyetine devam edebilmesine olanak sağlarken diğer yandan alacaklıların da alacaklarına kavuşmasına imkan yaratmaktır. Topyekün bir bakış açısıyla borca batık olmayan ve aktif fazlası bulunan ancak nakit ihtiyacında dar boğaza girmiş şirketlerin nakit sıkıntısı nedeniyle borçlarını ödemede güçlük çekmesinden dolayı nasıl olsa varlığın var, bu varlıkların cebren paraya çevrilsin, ister kıymetinde satılsın ister kıymetinden daha aşağı bir bedelle hem alacaklıların hem de borçlunun zararına satılsın bakış açısıyla konkordatoya ihtiyacı olan şirketlerin kesin mühlete ihtiyacı bulunmadığının tespiti doğru olmayacaktır. Kaldı ki konkordato sadece borca batık şirketler için getirilmiş bir müessese olmayıp iflas ertelemeden farklı olarak talep etmek için borca batık olma şart değildir. Bunun mefhumu mualifinden borca batık olmayan borçlunun da konkorato isteyebileceği çıkacağı gibi zaten yasada açıkça borçlarını, vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlunun konkordato isteyebileceği açıkça düzenleme altına alınmıştır.
Ayrıca rehinli borçlar eldeki davada konkordatoya tabi değildir. Davacı adi konkordato talep etmiştir. Adi konkordato dolayısıyla rehinli mal üzerine tedbir uygulanmıştır. Rehinli alacaklının öncelik hakkı değerlendirilerek kesin süreler içerisinde rehinli borçlu ve rehinli alacaklının bu konuda uzlaşması durumunda rehinli borçların rehinli varlıklar aracılığıyla sona erdirilmiş olması dava dışında olan rehinli borç bakımından adi konkordato dolayısıyla tedbirin kaldırılıyor oluşu mahkeme dışı konkordato yöntemi de değildir. Zaten projede rehinli borçlar konkordatoya tabi kılınmamıştır, rehinli alacaklının da bu mallar üzerinde öncelik hakkı bulunmaktadır. Sadece adi konkordato talep edilmesinin sonucu olarak rehinli malın üzerine de tedbir konulmuş olması konkordatoya tabi tutulmayan rehinli alacağın taraflarının sırf konulan bu tedbirle iradelerinin bertaraf edilmesi ve rehinli alacaklının öncelik hakkının dikkate alınmaması doğru bir yaklaşım değildir. Kaldı ki rehinli alacaklının borçlunun ve diğer alacaklıların menfaatine olmayan bu yöndeki her talepte toptancı bir yaklaşımla kabul edilecek değildir. Tüm koşullar denetlenerek uygun olanlar bakımından bu yönde olumlu bir karar verilebilecektir. Bu da kesin mühlet içerisinde yapılacak denetimlerle belirlenebilecektir.
Davacının adi konkordato talebi ise 36 ay vade içeren ve %40 faiz öngören bir taleptir. Raporda belirtilen koşulların gerçekleşmesi durumunda şirketin işletmesel gelirleri bu vade ve faiz yükünü karşılayabilecek düzeydedir. Davacının da amacı mahkeme dışı konkordato olmayıp özü itibariyle konkordatonun dışında tutulan rehinli borçların ve finansman giderlerinin bertaraf edilmesi sonucu meydana gelecek yüksek karlılıkla alacaklıların da menfaatine olabilecek biçimde projede öngörülen vadelerde borçlarını ödemektir. Dolayısıyla kesin mühlet verilerek bu sürecin denetlenmesi davacı bakımından gereklidir. Bu mahkeme içi konkordatodur. Mahkeme dışı konkordato ise yasamızda bulunmamakla birlikte doktrinde tarafların TBK hükümleri uyarınca uzlaşısına dayanmakta olup doktrinde kabul edilmiş olan bir müessesedir. Eldeki davadaki proje ile de ilgisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla davacının geçici mühlet içerisinde yapılan denetimler ve komiser raporu içeriği ve yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alındığında kesin mühlete ihtiyacı olduğu ortadadır. Reddine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmak mümkün görülmemiştir.
Aksi takdirde bu şekilde bir bakış açısı günümüz ekonomik koşullarında projesinin başarı ihtimali bulunmayan konkordato taleplerine ilişkin dosyalar yanında projesinin başarı ihtimali olan dosyaların da reddedilmesi sonucu ilk derece mahkemelerinden istenen tüm konkordato taleplerinin reddedilmesi gibi bir sonuç doğuracaktır ki bu da yasanın fiilen uygulanmasının önlenmesine neden olacaktır. Oysa ki; yasa koyucu halen konkordatoya ilişkin düzenlemeleri yürürlükten kaldırmamıştır, mevzuatımızda hükümleri itibariyle mevcut bulunmaktadır.
Bu nedenle kesin mühlete ihtiyacı bulunun ve tüm şartları oluştuğu eldeki davada davacılara kesin mühlet verilmesi gerekirken talebin reddine karar verilmesine katılmak mümkün olmamıştır.
Başkan
e-imzalı

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!