Anahtar kelimeler: Drone Çinde Üretmekte Eğlence Markaya Kamera Yenilikçi Yana Geliştirmekte Alanda

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ16. HUKUK DAİRESİT Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IDOSYA NO
: █████████ EsasKARAR NO
: ████████İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: BAKIRKÖY 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2023NUMARASI
: ████████ Esas, ███████ KararDAVANIN KONUSU
: Marka Hükümsüzlüğü, Markaya Tecavüz ve Haksız Rekabetten KaynaklananKARAR TARİHİ
: █████/2025İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİDAVA
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 2006 yılında Çin’de kurulduğunu, kuruluşundan bu yana ticari ve eğlence amaçlı kullanım için yenilikçi drone ve kamera teknolojisi geliştirmekte ve üretmekte olduğunu, bu alanda tanınmış şirketler arasında yer aldığını, müvekkilinin aynı zamanda ticaret unvanının çekirdek unsuru olan "..." markası altında faaliyet göstermekte olup, bu marka ilgili sektörde bilinir bir marka haline geldiğini, müvekkilinin, dünya çapında olduğu gibi ülkemizde de “...” ibareli tescilli birçok markanın sahibi olduğunu, müvekkili ürünlerinin Türkiye’deki satışını yapan davalı tarafından ... sayılı “...”, ... sayılı “...” ve ... sayılı “...” markalarının tescil ettirildiğini, bu markaların hem ...com ve ...com.tr alan adlarında hem de bu alan adları altında işletilen internet sitelerinde hem de fiziki olarak kullanılmakta olduğunu, davaya konu markaların asli unsurunun müvekkili adına tescilli bulunan ve dünya çapında kullanılan “...” markalarının ayniyet derecesinde benzeri olup, bunun bir tesadüf olmadığını, davalının, müvekkilinin ürünlerinin satışına ilişkin olan fiili kullanımı da dikkate alındığında, kasten müvekkili şirketle ilişkilendirilmek amacıyla bu marka tescillerini yaptığının çok açık olduğunu, davalı markaları ile karşılaşan tüketicilerin, bunları müvekkili ile ilişkilendirmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu, davalı marka tescillerinin kötü niyetli olarak yapıldığını, müvekkili ile davalı arasındaki e-mail yazışmalarında da davalının müvekkilinin ürünlerinin satışını yaptığını kabul ettiğini ve müvekkili markalarına ilişkin yapmış olduğu marka başvurularını müvekkiline devredeceğini beyan ettiğini, davalının, müvekkili ile ticari ilişkisinin 2020 yılında bitmiş olmasına rağmen, hala müvekkilinin markalarını kullanmaya devam ettiğini ve müvekkili ile ticari ilişki içindeyken müvekkilinin markalarını tescil ettirmiş olduğunu ikrar ettiğini, müvekkilinin davalıyla hiçbir zaman direkt olarak ticari ilişki içinde olmadığını, davalının yalnızca müvekkilinin yetkili satıcısından ürün satın aldığını ve kendisi de beyan ettiği üzere bu ürünleri Türkiye’de sattığını, müvekkili şirketin “...” ibareli markalarının 9 ve 35. sınıfları kapsar şekilde tescil ettirdiğini ve bu sınıflarda yoğun bir şekilde kullandığını, davalı marka tescillerinin doğrudan 9 ve 35. sınıflardaki mal ve hizmetlerde olduğunu, davalı markalarının müvekkili markaları kopyalanarak oluşturulduğunu, davalının açıklanan tüm bu eylemlerinin müvekkilinin tescilli markalarından doğan haklarını ihlal ettiğini iddia ederek, davalı adına ..., ... ve ... sayılar ile tescilli markaların hükümsüzlüğünü, müvekkilinin tescilli "..." esas unsurlu markalarına yönelik tecavüz ve haksız rekabetin tespitini, men'ini, ref'ini, ...com ve ...com.tr alan adına erişimin engellenmesini ve ...com.tr alan adının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.CEVAP
: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davacı şirketle "..." markasına ait ürünlerin Türkiye pazarında satışı konusunda 2019-2020 yılları arasında yetkili satıcı sözleşmesi akdederek ilgili markanın Türkiye distribütörlüğünü üstlendiğini, bu sözleşmeye istinaden sözleşme bitim süresiyle birlikte bu işbirliğinin sonlanmadığını ve her yıl bir yıl süre ile uzadığını, davacı şirket tarafından müvekkiline davacı şirkete ait ürünlerin yedek parçalarının Türkiye'de temini ve satışı konusunda yetkili olduğuna dair belge de verilerek bu konuda da müvekkilinin yetkili kılındığını, buna istinaden davacı şirketin 2019-2020 yılları arasındaki şirket yönetimi ile müvekkili arasında ikili bir güven ilişkisinin sağlandığını ve iki şirket arasındaki ticari ilişkinin daha da geliştiğini, davacınınmüvekkilinin çalışmaları sayesinde Türkiye pazarında yer edindiğini, 2019-2020 yılları arasındaki davacı şirket yönetim kurulunun müvekkilinin ...markası için Türkiye'deki yürüttüğü çalışmalardan tamamıyla haberdar olup, bu çalışmaları memnuniyetle karşıladıklarını, ancak 2020 yılından sonra yönetime gelen yeni kurul üyelerinin müvekkili ile olan iş akdini feshettiklerine dair bir irade beyanında bulunmadan yeni bir şirketle ticari ilişkiye girdiklerini, dava konusu uyuşmazlığın tamamen ticari uyuşmazlıktan kaynaklanan sebeplerden doğduğunu, marka hakkına tecavüzden, kötü niyetli tescilden ve haksız rekabetten kaynaklanmadığını, zaten halihazırda davacıya ait ürünlerin Türkiye'de distribütörlüğünü yapan müvekkilinin davacının bilgisi dahilinde tamamen iyi niyetli bir şekilde davranarak ilgili markaları kendisi adına tescil ettirdiğini, davacı şirket yönetim kurulunun müvekkilinin bu markaları tescil ettirmiş olduğunu ve ürünlerinde, sitelerinde, sosyal platformlarda ve kartvizitlerinde kullandığını bildiğini, müvekkilinin, tescil başvurusunda bulunurken tamamen iyi niyetli olduğunu, basiretli bir tacir olarak “...” ibareli herhangi bir başvuruda bulunulmadığı dönemde başvuruda bulunduğunu, müvekkilinin, dava konusu markayı kendisi adına kullanmadığını, davacı şirketin bilgisi ve izni dahilinde kullandığını, huzurdaki davanın marka başvuru tarihinden yaklaşık 2 yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra açıldığını, davacının markasının ve ürünlerinin müvekkili tarafından Türkiye'de kullanımı, satışı ve tanıtımı konusunda bilgisi olduğunu, davacının kötü niyetli olup dava hakkını kötüye kullandığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI
: "1-Davacının davasının KABULÜNE, a)Davalı adına tescilli ... tescil nolu , ... tescil nolu, ... tescil nolu markaların hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, b)Davalının davacı adına tescilli "..." ibareli markadan doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabetinin tespitine, önlenmesine, durdurulmasına, sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, bu cümleden olmak üzere "...", "...", "..." ve "..." ibarelerinin davalının tüm ürünlerinde ve ürün ambalajlarında hizmetlerde kullanmasının engellenmesine, internet üzerinden yapılanlar da dahil olmak üzere bu marka ile satış yapmasının, dağıtım yapmasının, ithal ve ihracının önlenmesine, yine, bu ibareleri taşıyan davalıya ait ürünlerden çıkarılmasına, çıkarılması mümkün değil ise ürün ve ambalajlarının her türlü basılı ambalaj, ilan, reklam, broşür, afiş vs. Her türlü tanıtım malzemesinde kullanımının önlenmesine, bu şekilde olan ürünler ve ambalajlarının her türlü basılı ambalaj, ilan, reklam, broşür, afiş vs. her türlü tanıtım malzemesinin toplatılarak imhasına, Yine, davalının bu ibareleri sosyal medya hesapları, çevrimiçi satış siteleri de dahil olmak üzere internet üzerinde kullanmasının önlenmesine, c) Davalı kullanımında olan ...com ve ...com.tr alan adlarına erişiminin engellenmesine ve davalı adına olan ...com.tr alan adının iptaline," şeklinde karar vermiştir.İSTİNAF İSTEMİ
: Davalı vekili istinaf isteminde özetle; Haksız rekabet ve tecavüz iddiası bakımından; müvekkilinin ... ibaresini içeren tescilli markaları ve davaya konu edilen alan adları üzerinde ayrı ayrı inceleme yapılması gerektiğini, müvekkilinin tescilli markaları olduğunu, her ne kadar SMK md.155 gündeme getirilmekteyse de; ilgili hükmün Avrupa Parlamentosu ve Konseyin Üye Devletlerin Markalara İlişkin Mevzuatlarının Yaklaştırılması Hakkında 16 Aralık 2015 tarihli ve █████████ (AB) sayılı Yönerge 18. maddesi ile tüzüğünün de 16 maddesine açık şekilde aykırı olduğunu, tescil esas alındığından önceki marka sonraki markanın kullanımına, sonraki markada önceki markanın kullanımına engel olamayacağını, İnternet Alan Adları Yönünden Değerlendirmeler; ...com alan adı sahiplik bilgisi kontrol edildiğinde herhangi bir kişi adına/firma unvanına rastlanmadığını, ODTÜ tarafından dosyaya gönderilen █████/2022 tarihli cevabi yazıda ise, ...com.tr alan adının █████/2020 tarihinde davalı ... adına yapılan başvuru sonrası tahsis edildiği ve herhangi bir yinelemenin yapılmaması halinde █████/2022 tarihine kadar mevcut sahibi adına kayıtlı olacağı bildirildiğini, mevcut durumda ...com.tr internet sitesindeki davalı marka kullanımına ilişkin herhangi bir delil bulunmadığı tespit edildiğini, alan adlarına erişiminin engellenmesine ve davalı adına olan ...com.tr alan adının iptaline, karar verilmesinin hatalı olduğunu, Kabul anlamına gelmemek kaydıyla ilgili alan adlarının müvekkiline ait olduğu düşünülse dahi "..." ibaresi müvekkilin Türk Patent nezdinde tescilli markası olduğunu, alan adı kullanımı davacının marka haklarına tecavüz sayılamayacağını, Hükümsüzlük Davası Yönünden; Davaya konu markalar davacının bilgisi dahilinde ve açık muvafakati ile tescil edilmiş olup; davacı talep etseydi müvekkilinin ilgili markaları davacıya devretmeye hazır olduğunu, Kabul anlamına gelmemek kaydıyla; raporda dahi en kötü ihtimalle kısmi hükümsüzlük öngörülmüş olmasına rağmen; daha sonra müvekkilin kötü niyetli olduğu değerlendirmesi yapılarak ilgili markaların tümden hükümsüzlüğüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, Müvekkilinin, davacı şirket ile ... markasına ait ürünlerin Türkiye pazarında satışı konusunda 2019-2020 yılları arasında yetkili satıcı sözleşmesi akdettiklerini, markanın Türkiye distrübitörlüğünün üstlenildiğini, iyi niyetli marka tescillerinden de davacı şirketin haberdar olduğunu, yeni bir bilirkişi raporu ve/veya aynı bilirkişiden ek rapor alınmayarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacı şirketin 2 yıl gibi bir süre söz konusu duruma sessiz kalıp; tescil başvurularına da itiraz etmediğini, müvekkilin markaları davacı markaları ile benzerlikler olmadığını, tamamen aynı da olmadığını, müvekkilinin değil karşı tarafın kötüniyetli olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.GEREKÇE Dava, markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, meni refi ile davalı adına tescilli ..., ..., ... tescil nolu markaların hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Somut uyuşmazlıkta; bilirkişi raporu yeterli ve hükme elverişli nitelikte olup davacını ... esas unsurlu markalarının davlının markalarından önceki tarihlerde tescilli olduğu, davalı savunmasında ve istinafında taraflar arasında yetkili satıcılık ilişkisi olduğunu, marka tescilinden davacının haberdar olduğunu ileri sürmüş ise de; bu iddianın davacı tarafça kabul edilmediği gibi, davalının bu hususta ispata elverişli bir bilgi, belge sunulmadığı, davalının davacının markalarından haberdar olduğunun somut deliller ile sabit olduğu, SMK 155.maddesine göre sonraki tescili markanın savunma argümanı olarak ileri sürülemeyeceği, davalının internetteki kullanımının davacının markasına tecavüz teşkil ettiği, markalar arasında ayniyet /benzerlik olduğu, davalının tescilde kötüniyetli olduğunun kabulü edilerek hükümsüzlük kararı verilmesinin de yerinde olduğu, keza davalı kendi savunmasında ticari ilişkinin 2020 yılından sonra bittiğini beyan etmişken internet sitesinde "Türkiye'de Resmi ..." olarak tanıtım yapılmasının da haksız rekabet oluşturacağı, www...com.tr alan adının davalı adına, www...com alan adının ise davalının kurucu olduğu şirket adına kayıtlı olduğu, alan adında davacı markasının aynen yer aldığı dikkate alındığında mahkemecenin davanın kabulü kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık olmadığı kanaatine varılarak davalı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar vermek gerekmiştir.Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesinin kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığından davalı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar vermek gerekmiştir.HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf isteminin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gereken 615,40TL harçtan, peşin alınan 179,90-TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, -Davacının gider avansından kullanıldığı anlaşılan 20TL istinaf masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Artan gider avanslarının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince taraflara iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nun 361.maddesi uyarınca tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.█████/2025