Anahtar kelimeler: Covid Tedavilerin Acil Tedavisinin Önlemek Onuncu Haller Geçmemek Şartıyla Amacının
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No
: █████████
Karar No
: █████████
DAVACI
: ...
DAVALI
: ... Başkanlığı
VEKİLİ
: Av. ...
DAVANIN KONUSU
: █████/2020 tarih ve 31094 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'in 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI
:Davacı tarafından, dava konusu Tebliğin ana amacının Sağlık Uygulama Tebliğinde acil haller kapsamını genişletmek ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından belirlenecek oranı geçmemek şartıyla ilave ücret alınmasını önlemek olduğu, dava konusu Tebliğ ile Covid-19 ile ilgili tedavilerin acil kapsamına alındığı, iptali istenilen 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ise Covid-19 tedavisinin acil haller kapsamına bu Tebliğin yayımı tarihinden yani █████/2020 tarihinden itibaren alındığının belirtildiği, oysa Dünya Sağlık Örgütü tarafından Covid-19 sebebiyle █████/2020 tarihinden itibaren pandemi ilan edildiği, ülkemizde de ilk vakanın █████/2020 tarihinde görüldüğü ve çeşitli tedbirlerin alınmaya başlandığı, █████/2020 tarihinde Sağlık Bakanlığının yayımladığı Genelge ile tüm devlet ve vakıf üniversitesi hastanelerini pandemi hastanesi ilan ettiği, █████/2020 tarihine kadar toplam vaka sayısının 38.226 olduğu, böylece anılan değişiklik ile getirilen güvencenin █████/2020 tarihinde başlaması nedeniyle 38.226 vatandaşın güvence dışına itildiği, bu durumun eşitlik ilkesine aykırı olduğu, nitekim 1 Haziran 2020 tarihine kadar toplam vaka sayısının 164.769’a ulaştığı, (164.769-38.226=) 126.543 vatandaşa ise acil hizmet kapsamında tüm devlet ve vakıf üniversitesi hastaneleri tarafından ücretsiz hizmet verildiği, devlet tarafından aynı dönem içinde, aynı hastalık sebebiyle 38.226 vatandaşın güvence dışında tutulmasının kabul edilebilir olmadığı, söz konusu talep edilen güvenceyi sağlamak için dava konusu Tebliğin geçerlilik tarihinin geriye dönük hüküm teşkil edilecek şekilde düzenlenilebilir olduğunun tartışmasız olduğu, nitekim Tebliğin 5/a maddesinde yer alan 3. ve 4. maddelerin █████/2020 tarihinden itibaren geçerli olduğunun düzenlendiği, davacının pandemi sürecinde █████/2020 tarihinde Biruni Üniversitesi Hastanesi acil servisine Covid-19 şikayetiyle başvurduğu, tedavi için hastanede yattığı, █████/2020 tarihinde taburcu olduğu, hastanede kaldığı dört gün için acil servisten giriş yapılmasına rağmen 14.187,50 TL ödeme yapmak zorunda kaldığı, davacıya sunulan sağlık hizmeti geriye dönük olarak acil hizmet kapsamına alınmış olsa dahi idarenin özel hastaneye yine aynı ücreti ödeyeceği, idarenin burada parasal anlamda bir kaybının olmadığı, █████/2020 tarihinde aynı tedavi için Biruni Hastanesinde tedavi gören bir başka kişi para ödemezken davacının güvence dışında tutulmasının sosyal devlet ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
DAVALININ_SAVUNMASI
: Davalı idare tarafından, 5510 sayılı Kanun'da tanımlanan genel sağlık sigortalısı ile bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık hizmetlerinin Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılanmakta olduğu, anılan Kanun’un 63. maddesine göre, Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri arasında “acil sağlık hizmetleri”nin de tanımlandığı ve bu hizmetin verilmesine ilişkin kriterlerin ilgili Kanun çerçevesinde düzenlenen Sağlık Uygulama Tebliği'nin “Acil sağlık hizmetleri” başlıklı 2.3. maddesinde belirlendiği, anılan Kanun’a göre, Kurumla sözleşmeli/protokollü ve sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularında acil hallerde alınan sağlık hizmeti bedelinin Kurumca karşılandığı ve genel sağlık sigortalısı ile bakmakla yükümlü olduğu kişilerden veya Kurumdan herhangi bir ilave ücret talep edilmediği, bununla birlikte Sağlık Uygulama Tebliği'nin 2.3. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasında yer verilen hükümler gereği verilen hizmetin Kurumca acil sağlık hizmeti olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu bağlamda, davacının durumunun başvurduğu hastane tarafından acil hal kapsamında değerlendirilmediğinin anlaşıldığı, davacının tercihen özel hastaneye başvurduğunun düşünüldüğü, davacı tarafından bahsedilen Sağlık Bakanlığının duyurusunda Covid-19 tanısının acil hal kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine ve ödenmesine ilişkin bir hususun bulunmadığı, duyuru ile devlet ve vakıf hastanelerinin pandemi hastanesi ilan edilmesinin nedeninin sadece hastaların geri çevrilmeden, mağduriyet yaşanmadan tedavilerine başlanılmasının sağlanması olduğu, dava konusu uygulamanın Kurumun takdirinde olduğu, pandemi süresince pandemi olgusu olarak tanı konulan hastaların, acil hal kapsamına alınarak vakıf üniversiteleri ve özel hastanelerin bu durumdaki hastalardan ilave ücret alınmaması, ayrıca katılım payı da alınmamasının sağlandığı, pandemi olgusunun Sağlık Bakanlığının Şubat, Nisan, Haziran Covid-19 Rehberlerinde moleküler yöntemlerle Sars-Co V-2 saptanan olgular olarak, yani PCR testi pozitif hastalar olarak tanımlandığı, 5510 sayılı Kanun kapsamında finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin Kurumca ödenecek bedellerinin belirlenmesi, fiyatlandırmaya yönelik oluşturulan komisyonlar tarafından hazırlanan raporların değerlendirilerek karara bağlanmasının Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunun görevleri kapsamında olduğu, ancak pandeminin özel durumuna ve aciliyetine binaen, █████/2020 tarihli dava konusu değişiklik ile acil sağlık hizmeti kapsamına alındığı, kişilerin özel sağlık hizmeti sunucularına ve üniversite hastanelerine de acil olarak kabulünün sağlandığı, pandemi süresince pandemi olgularının tanı ve tedavileri için bir bedel belirleme söz konusu olmadığından, Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu ve Sağlık Bakanlığı görüşüne başvurulmadığı ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ
: ...
DÜŞÜNCESİ
: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI
: ...
DÜŞÜNCESİ
: Dava; █████/2020 tarih ve 31094 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'in 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin iptali istemiyle açılmıştır.
5510 sayılı Kanun'da tanımlanan genel sağlık sigortalısı ile bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık hizmetleri Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılanmakta olup, anılan Kanun’un 63. maddesine göre, Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri arasında “acil sağlık hizmetleri” de tanımlanmış ve bu hizmetin verilmesine ilişkin kriterler ilgili Kanun çerçevesinde düzenlenen Sağlık Uygulama Tebliği'nin “Acil sağlık hizmetleri” başlıklı 2.3. maddesinde belirlenmiştir. Anılan Kanun’a göre, Kurumla sözleşmeli/protokollü ve sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularında acil hallerde alınan sağlık hizmeti bedelinin Kurumca karşılandığı ve genel sağlık sigortalısı ile bakmakla yükümlü olduğu kişilerden veya Kurumdan herhangi bir ilave ücret talep edilmediği, bununla birlikte Sağlık Uygulama Tebliği'nin 2.3. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasında yer verilen hükümler gereği verilen hizmetin Kurumca acil sağlık hizmeti olarak değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Devlet ve vakıf hastanelerinin pandemi hastanesi ilan edilmesiyle ,pandemi süresince pandemi olgusu olarak tanı konulan hastaların, acil hal kapsamına alınarak vakıf üniversiteleri ve özel hastanelerce bu durumdaki hastalardan ilave ücret alınmaması, ayrıca katılım payı da alınmamasının sağlandığı, pandemi olgusunun Sağlık Bakanlığının Şubat, Nisan, Haziran Covid-19 Rehberlerinde moleküler yöntemlerle Sars-Co V-2 saptanan olgular olarak, yani PCR testi pozitif hastalar olarak tanımlandığı, 5510 sayılı Kanun kapsamında finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin Kurumca ödenecek bedellerinin belirlenmesi, fiyatlandırmaya yönelik oluşturulan komisyonlar tarafından hazırlanan raporların değerlendirilerek karara bağlanmasının Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunun görevleri kapsamında olmasına karşın, pandeminin nitelik ve aciliyeti nedeniyle, █████/2020 tarihli davaya konu edilen değişiklik ile acil sağlık hizmeti kapsamına alındığı, kişilerin özel sağlık hizmeti sunucularına ve üniversite hastanelerine de acil olarak kabulünün sağlandığı ,dava konusu düzenleme ile de bu kapsamın █████/2020 tarihinden itibaren geçerli olduğunun belirlendiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda ; düzenlemenin yapıldığı tarih itibarıyla pandemi olgularına yönelik tanı ve tedavilerin acil hal kapsamına alınmasına ilişkin düzenlemeyle pandemi olgusu kapsamındaki hastalardan ; katılım payı ile vakıf ve özel hastanelerce ilave ücret alınmaması ve hasta mağduriyetinin önlenmesinin amaçlandığı dikkate alındığında ,pandemi olgularının tanı ve tedavisi için bedel belirlemeye ilişkin bir düzenleme getirmeyen dava konusu işlemin uygulama tarihine ilişkin olarak ,iptalini gerektirecek hukuka aykırılık içermediği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği, düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
:
█████/2020 tarih ve 31094 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğin 1. maddesiyle, █████/2013 tarih ve 28597 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinin 1.7 maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "(*) Acil hal;" tanımı, "(*) Acil hal; ani gelişen hastalık, kaza, yaralanma ve benzeri durumlarda olayın meydana gelmesini takip eden ilk 24 saat içinde tıbbi müdahale gerektiren durumlar ile ivedilikle tıbbi müdahale yapılmadığı veya başka bir sağlık kuruluşuna nakli halinde hayatın ve/veya sağlık bütünlüğünün kaybedilme riskinin doğacağı kabul edilen durumlar ile pandemi süresince pandemi olgularına yönelik tanı ve tedavileri kapsamaktadır. Bu nedenle sağlanan sağlık hizmetleri acil sağlık hizmeti olarak kabul edilir." şeklinde değiştirilmiş; 2. maddesi ile de, aynı Tebliğ'in "İlave ücret alınmayacak sağlık hizmetleri" başlıklı 1.9.3 numaralı maddesinin birinci fıkrasına "k) Pandemi süresince pandemi olgularının tanı ve tedavileri" bendi eklenmiş; 5. maddesinin (b) bendi ile de, bu Tebliğ'in 3. ve 4. maddeleri dışındaki maddelerinin yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği düzenlenmiştir.
Davacı tarafından, Tebliğ'in yürürlük tarihine ilişkin maddesinin iptali istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE
:
İLGİLİ MEVZUAT
:
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak; bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemlerini belirlemek; sosyal sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usûl ve esasları düzenlemek olduğu belirtilmiş; 63. maddesinde, genel sağlık sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını; hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını; iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını veya azaltılmasını temin etmek amacıyla Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri ile bu hizmetlerin süresine dair usul ve esaslara yer verilmiş; anılan maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde "Kişilerin hastalanmaları halinde ayakta veya yatarak; hekim tarafından yapılacak muayene, hekimin göreceği lüzum üzerine teşhis için gereken klinik muayeneler, laboratuvar tetkik ve tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri, konulan teşhise dayalı olarak yapılacak tıbbî müdahale ve tedaviler, hasta takibi ve rehabilitasyon hizmetleri, organ, doku ve kök hücre nakline ve hücre tedavilerine yönelik sağlık hizmetleri, acil sağlık hizmetleri, ilgili kanunları gereğince sağlık meslek mensubu sayılanların hekimlerin kararı üzerine yapacakları tıbbî bakım ve tedaviler" Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri arasında sayılmış; ikinci fıkrasında da, Kurumun, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usul ve esaslarını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkili olduğu, ancak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşünün alınmasının (f) bendinde belirtilen ortez, protez ve diğer iyileştirici nitelikteki araç ve gereçlerin miktarını, standartlarını, sağlanmasını, uygulanmasını, kullanma sürelerini ve garanti süresi sonrası bakım, onarım ve yenilenmesi hususlarını kapsayacağı; Kurumun, bu amaçla komisyonlar kurabileceği, ulusal ve uluslararası tüzel kişilerle işbirliği yapabileceği, komisyonların çalışma usul ve esaslarının Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirleneceği hükme bağlanmıştır.
Aynı Kanun'un 71. maddesinin üçüncü fıkrasında, Kanun'un uygulamasında acil hallerin ve acil sağlık hizmetlerinin neler olduğuna, hangi yöntem ve ölçütlerle tespit edileceğine ilişkin hususların, Sağlık Bakanlığının uygun görüşü üzerine Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği hüküm altına alınmış; 72. maddesinde, 65. madde gereği ödenecek gündelik, yol, yatak ve yemek giderlerinin Kurumca ödenecek bedellerini belirlemeye Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunun yetkili olduğu, Komisyonun, tıp eğitimini, hizmet basamağını, alt yapı ve kaynak kullanımı ile maliyet unsurlarını dikkate alarak sağlık hizmeti sunucularını fiyatlandırmaya esas olmak üzere ayrı ayrı sınıflandırabileceği, 63. madde hükümlerine göre finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin Kurumca ödenecek bedellerini; sağlık hizmetinin sunulduğu il ve basamak, Devletin doğrudan veya dolaylı olarak sağlamış olduğu sübvansiyonlar, sağlık hizmetinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kanıta dayalı tıp uygulamaları, maliyet-etkililik ölçütleri ve genel sağlık sigortası bütçesi dikkate alınmak suretiyle, her sınıf için tek tek veya gruplandırarak belirlemeye yetkili olduğu; 73. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanuna göre sağlık hizmetlerinin, Kurum ile yurt içindeki veya yurt dışındaki sağlık hizmeti sunucuları arasında yapılan sözleşmeler yoluyla ve/veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi suretiyle sağlanacağı; altıncı fıkrasında, acil haller dışında sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından kişilerce satın alınan sağlık hizmeti bedellerinin Kurumca ödenmeyeceği kurala bağlanmış; yedinci fıkrasında, "Sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından acil hallerde alınan sağlık hizmeti bedeli, 72. madde gereği sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları için belirlenen bedeller esas alınarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere fatura karşılığı ödenir. Sözleşmeli ve sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucuları, acil hallerde, sözleşmeli sağlık hizmetleri sunucuları ise Kurumun belirlediği sağlık hizmetleri için genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerden veya Kurumdan herhangi bir ilave ücret talep edemez." hükmüne yer verilmiş; 107. maddesinde ise, Kuruma, Kanun'un uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek üzere yönetmelik ile düzenleme yapmak için genel bir yetki verilmiştir.
Anılan Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak █████/2014 tarih ve 28976 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Genel Sağlık Sigortası Uygulamaları Yönetmeliğinin "Acil hâller ve acil sağlık hizmetleri" başlıklı 27. maddesinde, acil hâllerin; ani gelişen hastalık, kaza, yaralanma ve benzeri durumlarda olayın meydana gelmesini takip eden ilk 24 saat içinde tıbbî müdahale gerektiren durumlar ile ivedilikle tıbbî müdahale yapılmadığı veya başka bir sağlık kuruluşuna nakli hâlinde hayatın ve/veya sağlık bütünlüğünün kaybedilme riskinin doğacağı kabul edilen durumlar olduğu, bu nedenle sağlanan sağlık hizmetlerinin acil sağlık hizmeti olarak kabul edileceği kurala bağlanmış; 45. maddesinin 1. fıkrasında, Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinin, Kanunun 63. maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c), (d) ve (e) bentlerine göre Kurumca finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin neler olduğunu, Kurumca finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile ödeme usul ve esaslarını, Kanunun 63. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendine göre sağlanacak sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, Kurumca finansmanının sağlanmasına ve ödenmesine ilişkin usul ve esaslarını, Kanunun 65. maddesi gereği ödenecek yol gideri, gündelik ve refakatçi giderlerinin karşılanmasına ilişkin usul ve esaslarını, Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu kararlarını, Kurumca uygun görülen diğer hususları kapsayacağı kuralına yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri çerçevesinde, davalı Sosyal Güvenlik Kurumunun; finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemlerini, türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usûl ve esaslarını belirlemeye ve genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin, Kurumca finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri, yol, gündelik ve refakatçi giderlerinden yararlanma esas ve usulleri ile bu hizmetlere ilişkin Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunca belirlenen ödenecek bedelleri göstermek amacıyla Sağlık Uygulama Tebliğini yayımlamaya yetkili olduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır.
İdareler, normlar hiyerarşisine aykırı olmayacak şekilde, hizmette etkinliğin sağlanması için gerekli önlemleri alma, bu kapsamda mevzuat değişikliği yapma hususunda takdir yetkisine sahiptirler. Kamu hizmetlerinin hangi koşullar altında ve nasıl yürütüleceğini önceden saptamak her zaman mümkün olmadığı için, gelişen durumlara ayak uydurmak ve ortaya çıkan ihtiyaçları karşılayabilmek amacıyla düzenleyici işlemler üzerinde gerekli değişiklikleri yapma hususunda idarelerin takdir yetkisi bulunmaktadır.
Takdir yetkisi ile idareye ancak hukuk kuralları içinde hareket özgürlüğü tanınmış olduğundan, yasa koyucu tarafından idareye tanınan bu yetkinin başta kamu yararı olmak üzere hizmet gereklerine, hukuk devleti, hukuk güvenliği ilkelerine uygun olarak kullanılması gerekmektedir.
5510 sayılı Kanun'da, acil haller dışında sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından satın alınan sağlık hizmeti bedellerinin Kurumca karşılanmayacağı, sözleşmeli ve sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularınca, acil hallerde genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerden veya Kurumdan herhangi bir ilave ücret talep edemeyeceği düzenlenmiştir.
Dava konusu Tebliğ ile, pandemi süresince pandemi olgularına yönelik tanı ve tedavilerin, acil hal tanımı ve ilave ücret alınmayacak sağlık hizmetleri kapsamına dahil edildiği, bu değişikliğin yürürlüğe gireceği tarihin de dava konusu düzenleme uyarınca Tebliğ'in yayımı tarihi olarak belirlendiği görülmektedir.
Davacı tarafından, dava konusu Tebliğin ana amacının Sağlık Uygulama Tebliğinde acil haller kapsamını genişletmek ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından belirlenecek oranı geçmemek şartıyla ilave ücret alınmasını önlemek olduğu, dava konusu Tebliğ ile Covid-19 ile ilgili tedavilerin acil kapsamına alındığı, iptali istenilen 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ise Covid-19 tedavisinin acil haller kapsamına bu Tebliğin yayımı tarihinden, yani █████/2020 tarihinden itibaren alındığının belirtildiği, oysa Dünya Sağlık Örgütü tarafından Covid-19 sebebiyle █████/2020 tarihinden itibaren pandemi ilan edildiği, ülkemizde ilk vakanın █████/2020 tarihinde görüldüğü, █████/2020 tarihine kadar toplam vaka sayısının 38.226 olduğu, böylece anılan değişiklik ile getirilen güvencenin █████/2020 tarihinde başlaması nedeniyle 38.226 vatandaşın güvence dışına itildiği, bu durumun eşitlik ve sosyal devlet ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Davalı Kurum tarafından ise, Kurumla sözleşmeli/protokollü ve sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularında acil hallerde alınan sağlık hizmeti bedelinin Kurumca karşılandığı ve genel sağlık sigortalısı ile bakmakla yükümlü olduğu kişilerden veya Kurumdan herhangi bir ilave ücret talep edilmediği, bu bağlamda, davacının durumunun başvurduğu hastane tarafından acil hal kapsamında değerlendirilmediğinin anlaşıldığı, davacının tercihen özel hastaneye başvurduğunun düşünüldüğü, dava konusu uygulamanın Kurumun takdirinde olduğu, pandeminin özel durumuna ve aciliyetine binaen █████/2020 tarihli dava konusu değişiklik ile pandemi süresince pandemi olgularına yönelik tanı ve tedavilerin acil sağlık hizmeti kapsamına alındığı ve ilave ücret ödenmesinin önlendiği savunulmuştur.
2020 yılında başlayan ve dünya genelinde pandemi düzeyinde yaşanan Covid-19 salgını sürecinde, ülkemizde Covid-19 vakalarının artış göstermesi üzerine, dava konusu Tebliğ değişikliği ile, salgının yayılmasının önlenmesi ve kontrol altına alınması, kişilerin herhangi bir mali kaygı yaşamadan en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak sağlık hizmetlerine hızlı ve kesintisiz erişiminin sağlanması amacıyla istisnai bir tedbir mahiyetinde "pandemi olgularına yönelik tanı ve tedavilerin", acil hal tanımı kapsamına dahil edildiği ve ilave ücret ödenmeyecek sağlık hizmetleri arasında sayıldığı, bu değişikliğin yürürlük tarihinin de dava konusu edilen düzenleme ile Tebliğ'in yayımı tarihi olan █████/2020 tarihi olarak belirlendiği görülmektedir.
Pandemi sürecinin değişen koşulları ve bu süreçteki gelişmeler ile vaka sayısındaki artışlara bağlı olarak pandeminin geleceğe yönelik olumsuz etkisinin azaltılması amacıyla getirildiği anlaşılan düzenlemelerin yürürlük tarihinin, değişikliklerin amacıyla uyumlu şekilde, Tebliğ'in yayım tarihi olarak belirlenmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Zira, hukuk normları kural olarak yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren hüküm ve sonuç doğururlar. Nitekim, kanunlarda olduğu gibi, idari işlemin yürürlüğü ile ilgili genel kural da, idari işlemlerin tamamlandığı anda yürürlüğe girmesi ve o andan itibaren geleceğe yönelik hüküm ve sonuç doğurmasıdır.
Hukuk güvenliği ilkesinin bir uzantısı olan idari işlemlerin geriye yürümezliği ilkesi, gerek yargısal kararlar gerekse öğretide kabul edilmiş bir idare hukuku kuralıdır ve idari işlemlerin yürürlüğe girdiği tarihten önceki zaman için de hukuki sonuçlar doğurmamasını gerektirir. Söz konusu ilke, kazanılmış hakların korunması, toplum içinde hukuk düzenine olan güvenin sağlanması ve kamu düzeninin korunması amacı gütmektedir.
Anılan ilkenin, kamu yararı, lehe hükmün geriye yürümesi, idari işlemin geri alınması gibi istisnaları olmakla birlikte, pandemi döneminde vaka sayılarındaki hızlı artışlar sonucu hizmete erişimin kolaylaştırılması ve pandeminin geleceğe yönelik olumsuz etkisinin azaltılması amacıyla getirildiği anlaşılan dava konusu düzenleme bakımından bu istisnaların varlığından da söz edilemeyeceği açıktır.
Ayrıca, davacı tarafından, Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandeminin ilan edildiği █████/2020 tarihinden, dava konusu Tebliğ'in yürürlük tarihi olan █████/2020 tarihine kadar ülkemizde Covid-19 tedavisi gören vatandaşın güvence dışına itildiği, bu durumun eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de; bahsedilen tarih aralığında genel sağlık sigortası kapsamındaki vatandaşların pandemi olgusu kapsamında tedavilerinin davalı Kurumca karşılandığının açık olduğu, kişilerin ilave ücret ödemek suretiyle tedavilerini özel sağlık hizmeti sunucularında yürütmelerinin kendi tercihleri olduğu, pandeminin dinamik bir süreç olması ve pandemi döneminde sağlık hizmetine talebin ciddi oranda artması nedeniyle bir kamu hizmeti olan sağlık hizmetine erişimin kolaylaştırılması ve hizmetin sürdürülebilirliğinin sağlanması için getirilen tedbir niteliğindeki düzenlemelerin yürürlük tarihinin █████/2020 tarihi olarak belirlenmesinin pandeminin geleceğe yönelik olumsuz etkisinin azaltılması amacıyla uyumlu olduğu, vatandaşlar arasında sağlık hizmetinin sunumu noktasında bir eşitsizliğe sebep olunmadığı sonucuna varılmış olup, davacının bu iddiasına itibar edilmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, kamu yararı ve hizmet gerekleri güdülerek tesis edildiği anlaşılan dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU
:
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, █████/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!