Anahtar kelimeler: Antrenör Edevlet Sporcu Antrenörlüğe Gençlik Kademe İşbirliğiyle Geçmek Eğitimine Onuncu
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No
: █████████
Karar No
: █████████
DAVACI
: ...
VEKİLİ
: Av. ...
DAVALI
: ... Bakanlığı
VEKİLİ
: Av. ...
İSTEMİN_KONUSU
: Yardımcı (birinci kademe) antrenör olan davacı tarafından, temel (2. kademe) antrenörlüğe geçiş için katılmak istediği Antrenör Eğitim Programı Temel Eğitimine e-devlet üzerinden başvuru yapmasına izin verilmemesine ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağı olan █████/2019 tarih ve 30978 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Antrenör Eğitimi Yönetmeliği'nin 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin iptali istenilmektedir.
DAVACININ_İDDİALARI
: Davacı tarafından, milli sporcu ve 1. kademe yardımcı antrenör olduğu, 2. kademe temel antrenörlüğe geçmek için Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından Anadolu Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenen "Antrenör Eğitim Programı Temel Eğitimi"ne katılmak için e-devlet üzerinden başvuruda bulunmak istediği, sistemin kendisinin lise mezunu olmaması sebebiyle başvurusunu kabul etmediği, dava konusu Yönetmelikle ilga edilen, █████/2002 tarihli ve 24848 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Antrenör Eğitim Yönetmeliği'nin 6. maddesi uyarınca milli sporcu unvanı kapsamında 1. kademe yardımcı antrenörlüğe hak kazandığı, ancak dava konusu Yönetmelik uyarınca lise mezunu olmadığından kademe ilerlemesi sağlayamadığı, dava konusu Yönetmeliğin geçici maddelerinin lafzı ve ruhunun birlikte değerlendirilmesinden, Yönetmeliğin mevcut durumların ve kazanılmış hakların korunmasını amaçladığı anlaşılmakta ise de idare tarafından yalnız lafzi yorumla hak sahiplerinin statüsünün aleyhe değiştirilmek istendiği, mülga Yönetmelik gereği kazanmış olduğu hakkının dava konusu Yönetmelik ve buna dayalı idari işlemle geri alınmakta olduğu, aynı statüdeki diğer meslektaşları ile farklı muameleye tabi tutulmak istendiği, bu sebeple idari işlemin eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiği, hem milli sporcu, hem de zaten 1. kademe yardımcı antrenör olup eğitimine devamının engellenmesinin Anayasal hakkının da ihlali olduğu ileri sürülmektedir.
DAVALININ_SAVUNMASI
: Davalı idare tarafından, usule ilişkin olarak davacının "Antrenör Eğitim Programı Temel Eğitimi"ne sistem üzerinden başvuru yapamaması işleminin idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olmadığı, davanın süresinde açılmadığının tespiti halinde süre aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği; esasa ilişkin olarak ise, 2016 yılında İstanbul’da düzenlenen 29. Uluslararası Boğaziçi Karate Turnuvasında “Veteranlar” kategorisinde Kata turnuvasına katıldığı için C sınıfı milli sporcu belgesi sahibi olan davacının bu sayede 2018 yılında açılan kursa katılarak 1. kademe yardımcı antrenör belgesi aldığı, antrenör kalitesini yükseltmek ve eğitimlerin daha bilimsel olması amacıyla düzenlenen dava konusu Yönetmeliğin 2019 yılında yürürlüğe girdiği, Bakanlıkça kurs, eğitim vb. başvuruların e-devlet üzerinden alındığı, davacının Anadolu Üniversitesi tarafından yapılan eğitime başvurusunun Yönetmelikteki eğitim şartına uymaması nedeniyle sistem tarafından kabul edilmediği, davacının eğitim şartını sağladığı takdirde başvurabileceği, dava konusu maddenin amacının antrenörlerin belli bir eğitim seviyesinde ve donanımda olmalarını sağlamak olduğu, antrenörlerin sporcuların fiziksel ve psikolojik gelişimi üzerinde büyük etkiye sahip ve rol model vasfında kişiler olduğu, bu nedenle düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ
: ...
DÜŞÜNCESİ
: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI
: ...
DÜŞÜNCESİ
: Davacı tarafından, 1. kademe antrenörlükten 2. kademe antrenörlüğe geçiş için yapılan Antrenör Eğitim Programı Temel Eğitimine sistem üzerinden başvuru yapılamamasına ilişkin işlem ile işlemin dayanağı olan █████/2019 tarih ve 30978 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Antrenör Eğitimi Yönetmeliği'nin 7. maddesinin1. fıkrasının (b) bendinin iptali istenilmektedir.
Uyuşmazlıkta, milli sporcu ve 1. kademe yardımcı antrenör olan davacının 2. kademe antrenörlüğe geçmek için Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından Anadolu Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenen "Antrenör Eğitim Programı Temel Eğitimi"ne katılmak amacıyla E-devlet üzerinden başvurduğu, ancak kendisinin lise mezunu olmaması sebebiyle sistemin başvurusunu kabul etmediği, Mülga 2002 Yönetmeliği kapsamında 1. kademe antrenörlüğe hak kazandığı, yeni Yönetmelik uyarınca lise mezunu olmadığından kademe ilerlemesi sağlayamadığı, Mülga Yönetmeliğin 6. maddesinde "milli sporcularda tahsil şartı aranmaz" kuralı olduğu ve yeni Yönetmeliğin de lafzı ve ruhunun mevcut durumları koruduğu ve kazanılmış hakların devamını ön gördüğü halde hak sahiplerinin statüsünün aleyhe değiştirilmek istendiği, Mülga Yönetmelik gereği kazanmış olduğu hakkının yeni yönetmelik ve buna dayalı idari işlemle geri alındığı, aynı statüdeki diğer meslektaşları ile farklı muameleye tabi tutulacağı ve bu sebeple idari işlemin eşitlik ilkesine aykırı olduğu, hem milli sporcu ve hem de 1. kademe antrenör olup eğitimine devamının engellenmesinin Anayasal hakkını da ihlal ettiği ileri sürülmektedir.
█████/2019 tarih ve 30978 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Antrenör Eğitimi Yönetmeliği'nin “Antrenör eğitim programına katılacak adaylarda aranılacak şartlar” başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, antrenör eğitim programına katılacak adaylarda “en az lise veya dengi okul mezunu olmak” koşuluna yer verilmiştir.
Dosyadaki mevcut belge ve bilgilerden, davacının 2016 yılında İstanbul’da düzenlenen 29. Uluslararası Boğaziçi Karate Turnuvasında “Veteranlar” kategorisinde Kata turnuvasına katıldığı için C sınıfı milli sporcu belgesi aldığı ve 2018 yılında açılan kursa katılarak kendisine 1. kademe yardımcı antrenör belgesi verildiği görülmekte olup, milli sporcu belgesine sahip 1. Kademe antrenör olan davacı tarafından 2. Kademe antrenörlüğe geçmek amacıyla "Antrenör Eğitim Programı Temel Eğitimi"ne katılmak için E-devlet üzerinden yaptığı başvurusunun Yönetmeliğin 7. maddesi, 1. fıkrasının (b) bendi gereğince lise veya dengi okul mezunu olmadığı için kabul edilmediği anlaşılmaktadır.
Olayda, davaya konu Yönetmeliğin, ilgili spor dalına performans ve/veya rekreatif amaçlı katılan her yaştaki bireylerin eğitiminde görev alacak antrenörlerin eğitimi ve görev alanları ile ilgili usul ve esasları belirlemek amacıyla yayınlandığı ve antrenör kalitesini yükseltmek ve eğitimlerin daha bilimsel olması amacıyla yeniden düzenlendiği görülmekte olup, 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendindeki düzenlemenin, antrenörlerin belli bir eğitim seviyesinde ve donanımda olmalarını ve niteliği yükseltmeyi amaçladığı ve davacının da lise veya dengi okul mezunu olmadığı için başvurusunun kabul edilmediği anlaşıldığından, dava konusu düzenlemenin kazanılmış hak ve eşitlik ilkesini ihlal etmediği ve bu düzenlemeye dayalı olarak tesis edilen işlemde de hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, 1. kademe antrenörlükten 2. kademe antrenörlüğe geçiş için yapılan Antrenör Eğitim Programı Temel Eğitimine sistem üzerinden başvuru yapılamamasına ilişkin işlem ile işlemin dayanağı olan █████/2019 tarih ve 30978 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Antrenör Eğitimi Yönetmeliği'nin 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde hukuka aykırılık bulunmadığı için davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
:
2016 yılında İstanbul’da düzenlenen 29. Uluslararası Boğaziçi Karate Turnuvasında “Veteranlar” kategorisinde Kata turnuvasına katılması sonucu C sınıfı milli sporcu belgesine sahip, Türkiye Karate Federasyonu'nun 0141159 sicil numarasında kayıtlı milli sporcu olan davacı, dava konusu Yönetmelikle yürürlükten kaldırılan █████/2002 tarihli ve 24848 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Antrenör Eğitim Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca milli sporcu sıfatıyla 12-23 Eylül 2018 tarihleri arasında katıldığı kursu başarı ile tamamlayarak Spor Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen █████/2018 tarihli 1. Kademe Yardımcı Antrenör belgesini almıştır.
Bilahare, anılan Yönetmeliği ilga eden dava konusu Antrenör Eğitimi Yönetmeliği, █████/2019 tarih ve 30978 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından antrenör eğitimlerine yönelik yayınlanan duyuruda, mevcut antrenör belgesinin kademesini yükseltmek isteyenlerin █████/2020-█████/2020 tarihleri arasında e-devlet üzerinden veya GSB-Spor Bilgi Sistemi üzerinden başvuru yapabilecekleri belirtilmiştir.
Davacı tarafından duyuruda belirtildiği şekilde e-devlet üzerinden başvuru yapılmak istendiğinde lise mezunu olmaması nedeniyle başvuru işlemleri tamamlanamamış, davacı anılan eğitime sistem üzerinden başvuramamıştır.
Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE
:
USUL YÖNÜNDEN
:
Davalı idare tarafından, davacının "Antrenör Eğitim Programı Temel Eğitimi"ne sistem üzerinden başvuru yapamaması işleminin idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olmadığı, davanın süresinde açılmadığının tespiti halinde süre aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Danıştay'ın yerleşik içtihatlarında, kesin ve yürütülmesi zorunlu, idari davaya konu edilebilecek işlemlerin; idarelerin kamu gücüne dayanarak, tek yanlı irade beyanıyla tesis ettikleri, hukuk düzeninde değişiklik yapan, başka bir deyişle ilgililerin hukukunu etkileyen işlemler olduğu kabul edilmektedir.
Bu durumda, davacının lise mezunu olmaması nedeniyle "Antrenör Eğitim Programı Temel Eğitimi"ne e-devlet üzerinden başvuru yapamaması işleminin, antrenör kademesini yükseltmesine engel olmak suretiyle davacının hukukunu doğrudan etkilediği ve bu haliyle idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olduğu sonucuna varılmış olup, davalı idarenin aksi yöndeki itirazı yerinde görülmemiştir.
Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu; 4. fıkrasında, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabileceği; 8. maddesinin 1. fıkrasında, sürelerin tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlayacağı kurala bağlanmıştır.
Anılan hükümlerin incelenmesinden; bir düzenleyici işleme karşı ilan tarihinden itibaren altmış gün içinde dava açılabileceği gibi söz konusu düzenleyici işleme dayanılarak tesis edilen bir uygulama işleminin varlığı hâlinde, işlemin tebliğinden itibaren altmış gün içinde birel veya düzenleyici işleme yahut her ikisine birden dava açılabileceği görülmektedir.
Uyuşmazlıkta, █████/2020-█████/2020 tarihleri arasında yapılacak antrenör eğitimine başvuruda bulunmak amacıyla e-Devlet üzerinden başvuru yapılamaması işlemi üzerine davacının bakılan davayı, █████/2020 tarihinde (eğitime başvuru süresi içerisinde), dolayısıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesi uyarınca 60 günlük yasal süre içinde açtığı anlaşılmıştır.
Bu itibarla, davalı idarenin süre itirazına da itibar edilmemiştir.
ESAS YÖNÜNDEN
:
İlgili Mevzuat
:
█████/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin "Gençlik ve Spor Bakanlığı" başlıklı Yedinci Bölümünün "Görev" başlıklı 184. maddesinde,
"(1) Gençlik ve Spor Bakanlığının görev ve yetkileri şunlardır:
(...)
d) Spor faaliyetlerinin plan ve program dâhilinde ve mevzuata uygun bir şekilde yürütülmesini gözetmek, gelişmesini ve yaygınlaşmasını teşvik edici tedbirler almak,
e) Spor alanında uygulanacak politikaların tespit edilmesi amacıyla gerekli çalışmaları yapmak, teşkilatlanma, federasyonların bağımsızlığı, spor tesisleri, eğitim, sponsorluk, sporcu sağlığının korunması, uluslararası organizasyonlarla ilgili çalışmaları koordine etmek, değerlendirmek ve denetlemek,
(...)" hükmüne;
"Spor Hizmetleri Genel Müdürlüğü" başlıklı 189. maddesinde,
(1) Spor Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri şunlardır: (...),
i) Spor idarecisi, çalıştırıcısı, spor elemanları ve hakemlerin eğitilmesini ve yetiştirilmesini sağlamak, ..." hükmüne yer verilmiştir.
3289 sayılı Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanunu'nun Ek 9. maddesinin, uyuşmazlığa konu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte bulunan 17. fıkrasında, "Federasyonlar; sporcu, antrenör, hakem ve benzeri spor elemanları ile spor kulüplerine ve sponsorluklara ait istatistiki bilgileri üç ayda bir Genel Müdürlüğe göndermek zorundadırlar. Federasyonlar, Genel Müdürlük ile uluslararası federasyonların belirlediği eğitim kriterlerine uygun olarak işbirliği içerisinde antrenör, hakem ve benzeri diğer spor elemanlarını yetiştirirler." düzenlemesine yer verilmiş iken, anılan fıkra 7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu'nun 49. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, aynı konu bu Kanun'un 44. maddesinde, "Spor idarecisi, çalıştırıcı, antrenör, eğitmen, hakem ve benzeri spor elemanlarının; mesleki standartları, ulusal teknik ve mesleki yeterliliklerinin esasları, denetimi, ölçümü, belgelendirme ve sertifikalandırma işlemleri Mesleki Yeterlilik Kurumu ile iş birliği yapılarak, münhasıran Bakanlık tarafından yapılır. Buna ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmek suretiyle yeniden düzenlenmiştir.
Yukarıda aktarılan hükümlere istinaden hazırlanan ve █████/2019 tarih ve 30978 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Antrenör Eğitimi Yönetmeliği'nin "Amaç" başlıklı 1. maddesinde,
"Bu Yönetmeliğin amacı, ilgili spor dalına performans ve/veya rekreatif amaçlı katılan her yaştaki bireylerin eğitiminde görev alacak antrenörlerin eğitimi ve görev alanları ile ilgili usul ve esasları belirlemektir." düzenlemesine;
"Kapsam" başlıklı 2. maddesinde,
"Bu Yönetmelik, spor federasyonlarının antrenör eğitim programları ile bu programların uygulanmasına ilişkin usul ve esasları kapsar." düzenlemesine;
"Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde,
"Bu Yönetmelikte geçen;
a) Antrenör
: Gençlik ve Spor Bakanlığı ve ilgili spor federasyonlarından alınan antrenörlük belgesine sahip kişiyi,
b) Antrenörlük belgesi
: İlgili spor dalında kademeler itibarıyla verilen belgeyi,
c) Antrenör eğitim programı
: Kademeler itibarıyla temel eğitim ve uygulama eğitiminden oluşan programı,
ç) Antrenör eğitim talimatı
: Bu Yönetmelikte belirlenen usul ve esasların uygulanmasına ilişkin uluslararası federasyonların belirlediği eğitim kriterleri de dikkate alınmak suretiyle, ilgili federasyon tarafından hazırlanıp Bakanlık tarafından onaylanarak yürürlüğe giren talimatı,
(...)
m) Temel eğitim
: Kademeler itibarıyla antrenör eğitim programı kapsamında yapılan teorik eğitimi,
n) Temel eğitim sınavı
: Kademeler itibarıyla antrenör eğitim programı kapsamında yapılan temel eğitim sınavını,
o) Uygulama eğitimi
: Kademeler itibarıyla antrenör eğitim programı kapsamında yapılan uygulama eğitimini,
ö) Uygulama eğitimi sınavı
: Kademeler itibarıyla antrenör eğitim programı kapsamında yapılan uygulama eğitim sınavını,
(...) ifade eder." düzenlemesine;
"Antrenörlük kademeleri ve görev tanımları" başlıklı 18. maddesinde,
(1) İlgili spor dalında antrenörlük belgesine sahip olanların kademe ve görev tanımları aşağıda belirtilmiştir:
a) Yardımcı antrenör (birinci kademe)
: Üst kademe antrenör nezaretinde spor faaliyetine katılanlara yardımcı olmak.
b) Temel antrenör (ikinci kademe)
: Minikler ve yıldızlar kategorisinde antrenmanı planlamak, uygulamak ve değerlendirmek.
c) Kıdemli antrenör (üçüncü kademe)
: Tüm yaş kategorilerinde ve milli takımlarda antrenmanı planlamak, uygulamak, değerlendirmek ve sporcunun kariyer planlamasına yardımcı olmak.
ç) Başantrenör (dördüncü kademe)
: Tüm yaş kategorilerinde ve milli takımlarda orta vadeli antrenman programlarını planlamak, uygulamak, değerlendirmek, analiz etmek, güncellemek ve sporcuların kariyer planlanmasında yardımcı olmak.
d) Teknik direktör (beşinci kademe)
: Tüm yaş kategorilerinde ve milli takımlarda koordinatörlük yapmak, orta ve uzun vadeli antrenman programları planlamak, uygulanmasını sağlamak, denetlemek, değerlendirmek, analiz etmek ve stratejiler geliştirmek, istenildiğinde Bakanlığa ve ilgili federasyona rapor hazırlamak ve sporcuların kariyer planlamasına yardımcı olmak." düzenlemesine;
"Antrenör eğitim programı kademeleri arasında geçiş işlemleri" başlıklı 19. maddesinde,
"(1) Temel eğitim sınavına katılıp başarılı olan adaylar için temel eğitim sınav sonuçlarının geçerlilik süresi dört yıldır. Adaylar, temel eğitim sınav sonuçları geçerlilik süresi boyunca aynı kademedeki uygulama eğitimine ve daha alt kademedeki uygulama eğitimine katılabilir.
(2) Adayların herhangi bir kademedeki uygulama eğitimine katılabilmeleri için ilgili kademe veya daha üst kademedeki temel eğitimi tamamlayarak yapılacak sınavda başarılı olmaları gerekir.
(3) Uygulama eğitimi;
a) Yardımcı antrenör (birinci kademe) uygulama eğitimi; birinci kademe temel eğitimi tamamlayarak yapılacak sınavda başarılı olup antrenörlüğe başlayacaklara,
b) Temel antrenör (ikinci kademe) uygulama eğitimi; yardımcı antrenörlük belgesine sahip, belge tarihi üzerinden en az bir yıl geçen antrenörlere,
c) Kıdemli antrenör (üçüncü kademe) uygulama eğitimi; temel antrenörlük belgesine sahip, belge tarihi üzerinden en az iki yıl geçen ve temel antrenörlük belgesine sahip olduktan sonra en az iki gelişim seminerine katıldığını belgeleyen antrenörlere,
ç) Başantrenör (dördüncü kademe) uygulama eğitimi; kıdemli antrenörlük belgesine sahip, belge tarihi üzerinden en az iki yıl geçen ve kıdemli antrenörlük belgesine sahip olduktan sonra en az iki gelişim seminerine katıldığını belgeleyen antrenörlere,
d) Teknik direktör (beşinci kademe) uygulama eğitimi; başantrenörlük belgesine sahip, belge tarihi üzerinden en az iki yıl geçen ve başantrenörlük belgesine sahip olduktan sonra en az iki gelişim seminerine katıldığını belgeleyen antrenörlere, yönelik düzenlenen eğitimdir." düzenlemesine;
"Antrenörlük belgesi" başlıklı 24. maddesinde,
"(1) Antrenörlük belgesi;
a) Antrenörlük eğitim programını tamamlayarak yapılacak sınavlarda başarılı olanlara,
b) Üniversitelerin spor bilimleri alanında lisans eğitimi veren fakülte veya yüksekokullarından mezun olanlara,
c) Üniversitelerin Türk Musikisi Devlet Konservatuarı, Devlet Konservatuarı Türk Halk Oyunları Bölümü ve Modern Dans Bölümü lisans mezunu olanlara,
ç) 23 üncü maddedeki şartları sağlayanlara,
ilgili federasyona başvurmaları ve 7 nci maddede yer alan şartları taşımaları kaydıyla Bakanlık onayı ile verilir." düzenlemesine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
:
1) Antrenör Eğitimi Yönetmeliği'nin 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin incelenmesi:
Anayasa'nın 124. maddesinde, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görev alanlarına ilişkin olarak yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabilmektedirler.
Bu düzenlemeler arasında uyulması gereken "normlar hiyerarşisi" kuramına göre, hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içermekte ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan almaktadır. Bu itibarla, kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği hukukun genel ilkelerindendir.
Yukarıda aktarılan mevzuata göre, davalı idarenin; spor idarecisi, çalıştırıcısı, spor elemanları ve hakemlerin eğitilmesini ve yetiştirilmesini sağlamakla, bu kapsamda spor idarecisi, çalıştırıcı, antrenör, eğitmen, hakem ve benzeri spor elemanlarının mesleki standartları, ulusal teknik ve mesleki yeterliliklerinin esasları, denetimi, ölçümü, belgelendirme ve sertifikalandırma işlemlerini yönetmelikle düzenlemekle görevli olduğu açıktır. Bu itibarla, anılan görev doğrultusunda davalı Bakanlıkça çıkarılan ve ilgili spor dalına performans ve/veya rekreatif amaçlı katılan her yaştaki bireyin eğitiminde görev alacak antrenörlerin eğitimi ve görev alanları ile ilgili usul ve esasları düzenleyen dava konusu Yönetmelikte yetki ve şekil yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
İdari işlem ile ulaşılmak istenen nihai sonuç olan idari işlemin amaç unsurunun her zaman "kamu yararı" olması gerekmektedir. Antrenör Eğitimi Yönetmeliğinin 7. maddesinde antrenör eğitim programına katılacak adaylarda aranılacak şartlar düzenlenmiş ve dava konusu 1. fıkrasının (b) bendinde "en az lise veya dengi okul mezunu olmak" şartına yer verilmiştir. Düzenleme ile sporcuların fiziksel ve psikolojik gelişimlerinde çok önemli yer tutan antrenörlerin kalitesinin yükseltilmesinin, belli bir eğitim seviyesi ve donanımda olmalarının amaçlandığı görülmektedir.
Bu itibarla, antrenör eğitim programına katılacak adaylarda aranılacak şartlar arasında "en az lise veya dengi okul mezunu olmak" şartına yer verilmesine yönelik dava konusu düzenlemenin kamu yararı amacıyla hazırlandığı açık olup, Yönetmelikte amaç unsuru yönüyle de hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Gerek yargısal kararlarda gerekse öğretide idari işlemin sebep unsuru, işlemin yapılmasını gerektiren hukuki işlem veya olay olarak tanımlanmaktadır. Sebep, idareyi işlem yapmaya yönelten tüm etkenler olup, işlemin bir tür gerekçesidir.
Dava konusu Yönetmelik düzenlemesinin, 3289 sayılı Kanun ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin verdiği yetki doğrultusunda, antrenör eğitimlerine katılacak kişilerin belli bir eğitim seviyesinde olmaları gerektiği dikkate alınarak yürürlüğe konulması karşısında, hukuki ve maddi gerekçelerinin olduğu anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede sebep unsuru yönüyle de hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Bir idari işlemin konu unsuru ise, o işlemin hukuk aleminde yaptığı etki ve doğurduğu hukuki sonuç veya hüküm olarak ifade edilmektedir. İşlemin konusu, onun içeriğidir. İşlemin konusunun hukuka ve genel ahlaka aykırı olmaması, ayrıca imkansız bulunmaması gerekir.
İptali istenilen Yönetmelik düzenlemesinin konusunu, antrenör eğitim programına katılacak adaylarda aranılacak şartlar oluşturduğundan, bu hâliyle dava konusu düzenlemenin konu unsuru yönünden de hukuka uygun bulunduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda, dava konusu Yönetmelik düzenlemesinin spor idarecisi, çalıştırıcısı, spor elemanları ve hakemlerin eğitilmesini ve yetiştirilmesini sağlamak konusunda verilen yetki üzerine hazırlandığı, hukuka ve kamu yararı ile hizmet gereklerine aykırı olmadığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu kuralın hukuk güvenliği ilkesine (kazanılmış hak ve haklı beklenti ilkelerine) uygun olup olmadığına gelince;
Davacı tarafından, mülga Antrenör Eğitim Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca milli sporcu olması sebebiyle tahsil (lise veya dengi okul mezuniyeti) koşuluna tabi olmaksızın yardımcı antrenörlük (1. kademe) belgesi almaya hak kazanmış olmasına rağmen, dava konusu Yönetmelik kuralı ile söz konusu kazanılmış hakkının (tahsil koşulundan muafiyetinin) ortadan kaldırıldığı ve Anayasal hak olan eğitim hakkının engellendiği ileri sürülmüştür.
Mevzuatla verilen görevlerin yerine getirilmesi amacıyla düzenleyici işlemler yapabilme yetkisi, Anayasa'nın 124. maddesi gereği idareye tanınan anayasal bir yetkidir. Düzenleyici işlem yapma yetkisi olan idarenin, toplumsal ihtiyaçlar, teknolojik gelişmeler gibi farklı nedenlerle var olan düzenlemelerde değişikliğe gidilebileceği ve bu değişikliklerin kişilerin beklentilerini etkileyebileceği de kuşkusuzdur. Bununla birlikte, idarenin düzenleme yapma ya da bu düzenlemeleri değiştirme yetkisi sınırsız değildir. Bu yetki, hukukun genel ilkeleri ile anayasal ve yasal hükümlerle sınırlandırılmış durumdadır.
Zira hukuk kuralları değişirken bir yandan toplumun ihtiyaçlarının karşılanması amaçlanırken, diğer yandan değişiklik tarihine kadar var olan mevcut hukuki durum sebebiyle ilgilisi lehine doğmuş olan hakların ve/veya mevcut hukuki durum sebebiyle oluşan beklentilerin göz önünde bulundurulması ve korunması gerekir. Bu durum hukuk devleti ilkesi ve bu ilkenin uzantısı olan idari faaliyetlerin belirliliği, hukuk güvenliği ilkelerinin bir gereğidir. Hukuk devletinin ön koşullarından biri olan hukuk güvenliği ile kişilerin hukuki güvenliğinin sağlanması amaçlanmaktadır.
Hukuki güvenlik ilkesi, sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir. Bu nedenle hukuki güvenlik ilkesi, yürürlükte bulunan hukuk kurallarına uygun olarak teessüs etmiş kazanılmış hakları korumanın yanında kazanılmış hakka dönüşmemiş beklentileri de belli ölçüde korumaktadır (AYM, E.████████, K.████████, █████/2017, § 68).
Kazanılmış hak, özel hukuk ve kamu hukuku alanlarında genel olarak, bir hak sağlamaya elverişli nesnel yasa kurallarının bireylere uygulanması ile onlar için doğan öznel hakkın korunmasıdır. Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın, yeni kanundan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş haktır. Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük beklenen haklar, kazanılmış hak niteliği taşımamaktadır (AYM, E:███████, K:████████, █████/2014).
Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin █████/2012 tarih ve E.███████, K.████████ sayılı kararında da ifade edildiği üzere, kanunların uzun süreli uygulanmasına güvenerek hayatını yönlendiren, hukuki iş ve işlemlere girişen bireyin bu kanunların uygulanacağı yolunda oluşan beklentisinin mümkün olduğunca korunması gerekmektedir. Ancak hukuki güvenlik ilkesi, her türlü beklentinin korunmasını zorunlu kılmaz. Aksi takdirde kanun koyucunun hukuk düzeninde değişiklik yapması olanaksız hâle gelir. Zira her hukuk kuralının yürürlüğe girdiği andan itibaren bireylerde az veya çok bir beklenti yaratması ve değişmesi durumunda da beklentilerin boşa çıkması, bireylerin az veya çok hayal kırıklığı yaşaması işin doğası gereğidir. Bu nedenle her türlü beklentinin hukuki güvenlik ilkesi kapsamında koruma görmesi düşünülemez. Korunmaya değer beklenti belli bir yoğunluğa ulaşan, diğer bir ifadeyle meşru (haklı) hâle gelen beklentilerdir. (AYM, E.████████, K.████████, █████/2017, § 69). Bir beklentinin hukuken koruma görebilmesi için, meşru (haklı) beklenti seviyesine ulaşması gerekmektedir. Beklentinin meşru olup olmadığı tespit edilirken başvurulacak ölçüt, 'hakkaniyet'tir (AYM, E:███████, K:████████, █████/2014).
Haklı beklenti kavramı, Anayasa Mahkemesi kararlarında, mâkûl bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne, idari düzenlemeye veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklenti olarak tanımlanmıştır (AYM, E.███████, K.███████, █████/2015, §21).
Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinin █████/2017 tarihli ve E.███████, K.███████ sayılı kararında haklı beklentinin şartları da ele alınmıştır. Buna göre haklı beklenti, bireyin kendisine güvenerek hareket ettiği lehine olan bir kanunda öngörülemez bir değişiklik yapılması ve bu öngörülemez değişikliğin herkes yönünden objektif olarak beklenebilecek bir beklentiyi sonuçsuz bırakması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gündeme gelmektedir. Ancak bir beklentinin hukuken korunabilmesi için anılan koşulların gerçekleşmesi yeterli olmayıp bu beklentinin ihlalini gerektiren bir kamu yararının da bulunmaması gerekmektedir. Bu yönüyle anayasa yargısında kişi yararıyla kamu yararının karşı karşıya geldiği durumlarda ancak önemli bir kamu yararının bulunmadığı durumlarda haklı beklentinin korunması kabul edilebilir. Aksi takdirde kanun koyucunun kamu yararını gerçekleştirmek üzere değişen koşullara göre yeni politikalar belirlemesi imkânı önemli ölçüde zedelenebilir. (AYM, E.████████, K.████████, █████/2017, § 70)
Uyuşmazlıkta; davacının mülga Yönetmelik uyarınca aldığı yardımcı antrenörlük (I. Kademe) belgesinin kazanılmış hak niteliğinde olduğu, davanın tarafları arasında bu konuda bir ihtilaf bulunmadığı, davacının anılan belgesinin geçersizliğine ya da iptaline yönelik bir işlem tesis edilmediği ve davacının halihazırda anılan antrenörlük belgesini kullanmaya devam ettiği, dolayısıyla kazanılmış hakkının ihlal edilmesinin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, mülga Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca, milli sporcuların (ve bu arada davacının), bütün antrenörlük kademeleri için lise veya dengi okul mezuniyeti şartından muaf tutulmuş iken; dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca muafiyetlerinin kaldırılarak lise mezunu olma şartına tâbi kılındığı ve bu konuda herhangi bir geçici hükme yer verilmediği, dolayısıyla milli sporcuların (ve bu arada davacının) ilerleyen antrenörlük kademelerinde de bu muafiyetin kendilerine uygulanacağı, yani lise mezuniyeti şartına tâbi tutulmadan bütün eğitimleri alabilecekleri yolundaki "haklı beklentileri"nin korunmadığı hususunda da duraksama bulunmamaktadır. Her ne kadar davacı tarafından bu durum "kazanılmış hakkın" ihlali olarak nitelenmiş ise de, antrenörlük kademelerinde ilerleme bakımından, lise mezuniyeti şartının milli sporcularda aranmayacağına dair mülga Yönetmelik hükmünün, davacı yönünden bir statüden doğan, kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş bir hak teşkil etmemesi nedeniyle kazanılmış hak kapsamında değerlendirilemeyeceği, ancak ilgili kuralın ilerleyen dönemlerde de kendisine uygulanacağı yolunda oluşan beklentisi nedeniyle haklı beklenti kavramı kapsamında kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Dolayısıyla, uyuşmazlığın çözümü için, davacının bahse konu haklı beklentisinin korunması gerekip gerekmediği hususunun, yukarıda aktarılan Anayasa Mahkemesi kararlarındaki ilkeler gözetilerek irdelenmesi gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesinin yukarıda aktarılan kararlarından da anlaşılacağı üzere; önceki idari düzenlemeden doğan hakların, sonraki idari düzenlemeye taşınmaması veya daha ağır koşulların sağlanması kaydıyla devamının öngörülmesi halinde, haklı beklenti ilkesinin ihlal edildiğinden ve mülga düzenlemeden doğan haklı beklentilerin korunması zorunluluğundan bahsedilebilmesi için, yeni düzenlemenin, kişinin bahse konu yararından (mülga düzenlemeyle tanınan hakkından) daha üstün bir kamu yararının tesisini öngörmemiş olması gerekir. Daha açık bir anlatımla, yeni idari düzenlemenin, kişinin yararı ile kıyaslandığında üstün bir kamu yararını amaçlaması halinde, haklı beklentinin korunması gerekliliğinden söz edilmesi mümkün değildir.
Aktarılan bilgiler çerçevesinde, dava konusu Yönetmelik ile ilga edilen █████/2002 tarihli ve 24848 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Antrenör Eğitim Yönetmeliği (mülga Yönetmelik) ile dava konusu Antrenör Eğitimi Yönetmeliği (dava konusu Yönetmelik) hükümlerinin bir bütün olarak birlikte değerlendirilmesinden; dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesiyle, antrenörlerin bilgi ve eğitim bakımından niteliğinin artırılması, belli bir eğitim seviyesi ve donanımda olmalarının sağlanması amacıyla, antrenör eğitim programına katılacak milli sporcular için mülga Yönetmelikle getirilen mezuniyet koşulundan muafiyetin (Yönetmeliğin 22. maddesi haricinde) kaldırıldığı, aynı yaklaşımın Yönetmeliğin 20. maddesinde de devam ettirilerek mülga Yönetmeliğe nazaran antrenörlük kademelerine karşılık gelen asgari eğitim seviyelerinin de yükseltildiği anlaşılmaktadır.
Bu çerçevede, dava konusu Yönetmelikle, antrenör eğitim programına katılım koşulların mülga Yönetmeliğe nazaran ağırlaştırılmasının, yukarıda da ifade edildiği üzere, antrenörlük mesleğinin yetkinliğinin artırılmasına ve spor ile sporcunun geliştirilmesine yönelik kamu yararı amacıyla getirildiği anlaşıldığından; davacının kişisel yararına (lise mezuniyeti koşulu aranmaksızın antrenörlük kademesini yükseltebilme imkânı) kıyasen üstün bir kamu yararının (antrenörlük mesleğinin yetkinliğinin artırılması ve spor ile sporcunun geliştirilmesi) bulunduğu kuşkusuzdur.
Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, mülga Yönetmelikle lise ve dengi okul mezuniyeti koşulundan muaf tutulan milli sporcuların haklı beklentilerinin korunmaması yönüyle de hukuka aykırılık görülmemiştir.
Kaldı ki, dava konusu Yönetmeliğin 22. maddesinde başarılı sporcu ve antrenörlerin hak ve muafiyetlerinin düzenlenmesi suretiyle yalnızca teorik başarıya göre antrenörlük yetkisi verilmesiyle yetinilmeyip uygulamada başarı gösteren milli/başarılı sporcu ve antrenörlerin de dikkate alındığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, iddiasının aksine, davacının liseden mezun olması halinde dava konusu Yönetmelik kapsamında daha yüksek kademedeki antrenörlük eğitim programlarına katılabileceği açık olup, bu nedenle dava konusu düzenlemede Anayasanın 42. maddesine de aykırı bir yön bulunmamaktadır.
2) Dava Konusu Uygulama İşleminin İncelenmesi:
Uyuşmazlıkta, mülga Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca birinci kademe yardımcı antrenör olan davacının, antrenörlük kademesini yükseltebilmek, yani ikinci kademe temel antrenör olabilmek için Antrenör Eğitim Programı Temel Eğitimine e-devlet üzerinden yaptığı başvuru, yukarıda hukuka uygunluğu tespit edilen dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, lise mezunu olmaması nedeniyle reddedilmiş olup, davacı tarafından bu uygulama işleminin iptali istenilmiştir.
Yukarıda yer verilen gerekçelerle söz konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmediğinden, bu şartı sağlamadığı açık olan davacının davalı idare tarafından duyurulan Antrenör Eğitim Programı Temel Eğitimine e-devlet üzerinden başvuru yapmasına izin verilmemesine yönelik işlemde de hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU
:
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, █████/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!