Anahtar kelimeler: Kavuşabilmesi Taksir Kastın Kast Ölüme Bilinçli Çözüme Kavramları Olası Durulmasında
7. Ceza Dairesi         ██████████ E.  ,  ████████ K.
    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

    SAYISI
    : ████████ (E) ve ███████ (K)
    SUÇ
    : Bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verme
    HÜKÜM
    : Mahkûmiyet
    TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
    : Bozma
    Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
    Uyuşmazlık konusunun sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşabilmesi için kast, olası kast, taksir ve bilinçli taksir kavramları üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.03.2014 tarihli ve 2012/3 - 1496 Esas, ████████ Karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere;
    5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) "Kast" başlıklı 21. maddesi; "(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
    (2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır" şeklinde düzenlenerek maddenin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast tanımlanmış, 2. fıkrasında ise; olası kast tanımına yer verilmiştir.
    Buna göre, doğrudan kast, öngörülen ve suç teşkil eden bir fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup, kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi halinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın, işlediği fiilin muhtemel bazı neticeleri gerçekleştirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi durumunda ise olası kast söz konusu olacaktır.
    Olası kast ile doğrudan kast arasındaki ayırıcı ölçüdeki en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme ve isteme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa ve bunu istiyorsa doğrudan kastla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istemese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bazı sonuçları da doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da, doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.
    Olası kastı, doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt ise; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp, muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda, muhakkak değil ama büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve olursa olsun düşüncesi ile sonucu göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan neticenin gerçekleşmesine neden olunacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin gerçekleşmesi fail tarafından kabullenilmektedir.
    Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilecektir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. 5237 sayılı Kanun'un 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir." şeklinde tanımlanmıştır.
    Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
    Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldıramayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. 5237 sayılı Kanun'da kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
    5237 sayılı Kanun'da taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tâbi tutulmuş, 22/3. maddesinde bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmış, bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
    Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
    Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hali, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hali ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
    5237 sayılı Kanun'un 21/2. maddesinde "öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanarak, başkaca ayırıcı bir unsuruna yer verilmeyen olası kast ile aynı kanunun 22/3. maddesinde; "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır." biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin madde gerekçesinde; "Olası kast durumunda suçun tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur.
    Kast, olası kast, taksir ve bilinçli taksir arasındaki ilişkiyi kısaca özetlemek gerekirse; gerçekleşmesi muhakkak görünen neticenin failce bilinmesi ve istenmesi halinde doğrudan kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmek suretiyle neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülemediği hallerde ise basit taksir söz konusu olacaktır.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Somut olayın kendi özelliğine göre bir bütün olarak işleniş şekli ve olay sonrası sanığın dış dünyaya yansıyan hareketlerinin ortaya konulması gerektiği cihetle; ifadeleri (Kapatılan) 2. Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Mahkemesinin, 22.08.2013 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı mahkûmiyet hükmüne esas alınan 26 tanıktan 18'inin; sanıkla maktulün samimi arkadaş oldukları, boş vakitlerini birlikte geçirdikleri, aralarında husumet bulunmadığı ve olay öncesinde aralarında herhangi bir olumsuzluğun yaşanmadığı şeklindeki ifadeleri, kalan tanıkların ise aksi yönde bir beyanda bulunmadıkları, dosya kapsamında yer alan ve olaydan kısa bir süre öncesinde sanıkla maktulün nöbet kulesinin içinde çekilmiş oldukları fotoğraflarda dış aleme yansıyan bir olumsuzluğun tespit edilememesi, olay gerçekleştikten sonra sanığın şoka girdiği ve sürekli ağladığı, sanığın savunmalarının aksine kasten maktule ateş ettiğini ispatlar nitelikte bir delilin de bulunmadığı, ancak dosya kapsamına göre askerlik vazifesini ifa eden sanığın suça konu silah kullanımı konusunda gerekli eğitimleri aldığı, silah kullanımı ve nöbet talimatı konusunda gerekli tebliğlerin yapıldığı dosya kapsamından anlaşılmakla; sanığın yanında müteveffa bulunduğu halde silahın namlusunu güvenli bir alana doğrultmayıp çapraz tutuş vaziyetinde tutarak silahın emniyet mekanizması ile oynamak suretiyle gerekli
    dikkat ve özeni göstermeyerek neden olabileceği sonucu öngörebilecek yeterliliğe sahip olmasına rağmen olayın yaşanmasına neden olduğu anlaşıldığından, eyleminin bilinçli taksir olduğu kabul edilerek tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.
    Tetkik edilen tüm dosya kapsamına göre; karar yerinde gösterilen Kanuni, haklı ve inandırıcı gerekçelerle ulaşılan kanaate göre, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiilin kabulünde ve nitelendirilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
    Ancak;
    1.Temyize konu hükümde alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle temel ceza belirlenmiş ise de; sanığın kusurlu hareketlerinin yoğunluğu göz önüne alındığında teşdit uygulamasının orantılılık ve hakkaniyet ilkelerine aykırı olması,
    2. Sanık hakkında bilinçli taksirle öldürme suçundan yapılan yargılama sonucu verilen hükümde, kasten işlenen suçlardan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak uygulanması gereken 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinde yer alan hak yoksunluklarına hükmedilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
    Açıklanan nedenlerle, O yer Cumhuriyet savcısının, katılanların ve sanık müdafin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 321. maddesi gereği, Tebliğname'ye kapsamı itibarıyla aykırı olarak, karşı oy ve oy çokluğuyla BOZULMASINA, 07.01.2025 tarihinde karar verildi.
    KARŞI OY
    Sanık ...’in, maktul ... ’yı bilinçli taksir altında öldürmek suçundan cezalandırılması talebi ile ilgili olarak açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda, TCK 85, 22/3, 62. maddeleri gereğince neticeten 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Dargeçit Asliye Ceza Mahkemesi kararının tüm taraflarca istemi üzerine, temyiz incelemesi neticesinde heyetimizce bu suçun niteliğinin isabetli olduğuna dair sayın çoğunluk görüşünün aksine, sanığın eyleminin “olası kast ile adam öldürme”olarak nitelendirilmesi gerektiği düşünce ve kanaati ile karara karşıyız.
    ŞÖYLE Kİ,
    Olaya baktığımızda, sanık ile maktulün her ikisinin de Dargeçit İlçe Jandarma Komutanlığında askerlik görevini ifa ettikleri, arkadaş oldukları, aralarında herhangi bir husumet bulunmadığı, olay günü de her ikisinin birlikte 12 nolu kulede nöbetçi olarak görevli oldukları, sanığın kendisine görevi nedeniyle verilen ve arızalı olduğunu beyan eden silahı ile kulede bulunduğu esnada arızayı giderebilmek amacıyla kurma kolunu bir miktar çekip emniyet konumuna geçebildiğini tespit ettiğini, bir ara nöbet mahallinde yalnız kaldığı sırada silahını darbeli konumda görüp, mandalı emniyet konumuna almak istediği esnada silahı boşaltmaya çalıştığını, şarjörünün bu sırada dolu olduğunu unuttuğunu silahın iradesi dışında ateş aldığını ve yanında nöbet arkadaşı maktulün vurulduğunu beyan etmiştir.
    Sanığın savunması doğrultusunda suç konusu silah incelenmiş olup, ekspertiz raporuna göre, silahın iddia edildiği gibi hiçbir arızasının bulunmayıp sağlam olduğu tespit edilmiştir. Kaldı ki, bu tür silahların tetiğine en az 3,5 kg bası uygulanması sonrasında ateş alabileceği de teknik bir gerçektir.
    Sanığın askerlik görevini ifa ettiği esnada kendisine teslim edilen bu silahlarla ilgili olarak gerekli ve yeterli şekilde eğitilip uyarıldığı gerekçesi ile silah üzerinde uzmanlığı olduğu da sabittir.
    Olayın meydana geldiği yer, 12 nolu nöbet kulesi olup, yuvarlak yapıda, dış yüksekliği yaklaşık 3,45 metre, iç yüksekliği 2,14 cm ve daire biçiminde iç çapının 2,93 metre olduğu yani küçük bir alan olduğu da sabittir.
    Maktulün isabet aldığı yer sağ batın bölgesi olup, öldürücü nahiyede bulunmaktadır.
    NETİCE OLARAK;
    Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, 2,93 metre ebadındaki küçük bir alanda maktule isabet etmesi muhakkak şekilde namlusunun ona yönlendirilmesi suretiyle tetiğe basılmasında “artık” taksirden bahsedilemez. Yani, silahların mekanizması ile ilgili yeterli bilgiye haiz olmasına karşın, doğal neticeyi kabul etmesi anlamına gelmektedir.
    Bu hal ve şartta; sanığın olayda bilinçli taksir ile hareket ettiğini nasıl kabul edebiliriz.
    TCK 21/1. maddesinde, bilindiği gibi “kişininin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini ÖNGÖRMESİNE rağmen, fiili işlemesi halinde OLASI KAST vardır.” şeklinde tanımlanmıştır. Olası kastta fail, sonuçları göze alarak davranışını yapmaktadır. Başka bir deyişle fail, öngöreceği sonuçlar için,” olursa olsun, - çıkarsa çıksın, - değerse değsin, “diye düşünmektedir. Diğer bir anlatımla, fail unsurların, sonuçların meydana gelmesini kabullenmektedir. İsteme ya da kabullenme olmadan kast olmaz.
    Sırf maktul ile sanığın arkadaş olmaları, olayın hemen öncesinde birlikte fotoğraf çekilmeleri, olaydan sonra sanığın duyduğu üzüntü ile ağlaması, olay anındaki hareketleri de değerlendirilerek, bu durumlar suç vasfının belirlenmesine etkisi olamaz, Olay anındaki sanığın hareketleri suç vasfını belirlemelidir. Zira, Olay öncesine ilişkin taraflar arasındaki hareketlerin 5237 sayılı Kanun 29. maddesine, olay sonrasındaki hareketlerinin de 5237 sayılı Kanun 62. maddesine ancak konu olabileceği bir gerçektir.
    Olayımıza gelirsek;
    Evet sanık, maktulün ölmesini istememektedir. Ancak, silah eğitimi almış bir kişi olarak, yakın mesafesindeki maktulün varlığına rağmen silahın namlusunu güvenli doğrultuda tutmayarak silahı kontrolsüz olarak kullanmıştır. Bu durumda, ölüm neticesini istemediği halde, her iki neticeyi de baştan kabul etmiş durumdadır. Bu nedenle, sanığın eylemini olası kast ile işlediği düşünce ve kanaati ile sayın çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!