Anahtar kelimeler: Vekilitaraflar Ştinin Akdedilen Hisselerinin Yazim Davalıkarşı Hisse Layihalar İzmir Devir

T.C.

İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: █████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: 24.03.2022
NUMARASI
: █████████ E. - ████████ K.
DAVANIN KONUSU
: Hisse Devir Sözleşmesi ve Alacak
KARAR TARİHİ
: 21.02.2025
KARAR YAZIM TARİHİ
: 21.02.2025
İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 24.03.2022 tarih █████████ E. - ████████ K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi karşı, davalı-karşı davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVA
:Davacı vekili,taraflar arasında akdedilen 16.05.2018 tarihli sözleşme uyarınca davacıya ait ... Ltd. Şti.'nin tüm hisselerinin ve müvekkiline patent haklarının 10.000.000.-TL bedelle davalı tarafa devrinin kararlaştırıldığını, şirketin hisse devrinin 16.05.2018 tarihinde yapılarak sözleşme gereği ödenmesi gereken 250.000.-TL'nin davalı tarafça ödendiğini, davalının devir aldığı hisselerin sebebinin .... Ltd. Şti. nin sahip olduğu yatırım teşvik belgesinden yararlanmak ve devir aldığı patentleri de kullanmak sureti ile fabrika kurmak olduğunu, 250.000-TL dışında kalan ödemelerin kredi taleplerinin onayı şartına bağlandığını, sözleşmenin ödeme koşulları bölümünde “Alıcı ödemelerinin üretime başlamak için ihtiyacı olan yatırım kredisinin ilgili finans kurumlarınca onaylandığı tarihte başlayacağı ve kredi onay tarihinde 250.000-TL'nin müvekkiline ödeneceği, kalan 9.500.000-TL 'nin ise iş bu kredi onayının 3. ayından itibaren 20 eşit taksitle ödeneceğinin "düzenlendiğini, davalı tarafından bahse konu kredi işlemlerinin yapılmadığını, teşvik belgesinin 2 yıl olan geçerlilik süresinin 2019/Temmuz döneminde dolacak olması nedeniyle ihtarnamesini keşide ettiğini belirterek 250.000.-TL’nin temerrüt tarihi olan 09.10.2018 tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
: Davalı vekili, sözleşmenin konusunun ... San Ltd. Şti'ne hisse devri ile davalının sahip olduğu Patent ve Faydalı Modellerin satışı olduğunu, sözleşmede hisselerin tamamının 10.000-TL karşılığında müvekkiline devredileceğinin belirtildiğini, ayrıca patent faydalı model hakları ile yine bu ürünlerin üretiminde kullanılacak olan makinelere ait patent faydalı model haklarının 9.990.000-TL bedelle müvekkiline devredeceğini, ayrıca 8. Maddede müvekkiline teslim edilecek 3 makinenin bulunduğu, müvekkili adına onaylanmış bir kredi olmadığını, müvekkili tarafından ne hissesi devredilen şirketin, ne bu şirketin yatırım teşvik belgesi ne de sözleşmede bahsi geçen patent faydalı model haklarının kullanılabildiğini, bu haklar kullanılarak kurulan bir fabrika veya yapılan bir üretimin de bulunmadığını, devredilen şirket hisselerine karşılık belirlenen 10.000.-TL bedelin ise fazlası ile ödendiğini, kredi sürecinin tamamlanmamasında müvekkilinin hiçbir kusurunun olmadığını, sözleşme hükümlerine göre kredi ile uğraşacak olan kişinin ... olduğunu, kredi teminine karşılık 1.500.000-TL ödemenin ...’a yapılacağını, kredi konularında davacının da teşvik danışmanlığını yapan ve kredi konusunda yardımcı olan ...-... isimli kişinin de bilgisinin olduğunu, müvekkilinin kusurundan dolayı alınmamış bir kredinin olmadığını, sözleşme imzalandıktan sonra gelişen ve müvekkili tarafından öngörülmesi beklenmeyecek ekonomik şartların da zaten artık kredi temini sürecinin müvekkili açısından değil ülke genelinde sorunlu hale geldiğini, davacı tarafından da kabul edildiği üzere 16.05.2018 tarihli sözleşmeyi akdetme saikinin şirketin patent haklarını kullanmak, yatırım teşvik belgesinden yararlanarak fabrika kurmak ve üretim yapmak olduğunu, sözleşmede kredi temini ile ilgili herhangi bir süre belirlenmediğini, davacının makul ve beklenen süre içinde yükümlülüklerini yerine getirmediği iddiasının da doğru olmadığını, gerek kredi faiz oranları, gerekse dövizdeki yükseliş karşısında müvekkilinin şirketlerinin etkilenmesinin kaçınılmaz olduğunu, yetkilisi ve ... ve ... isimli firmaları adına mahkemeye müracaat ettiğini, Kayseri 1. ATM'de açılan konkordato davasının devam ettiğini, davacıya gönderilen 30.11.2018 tarihli yazıda bulunulan kriz ortamı nedeniyle ödeme talep edilmesinin doğru olmadığını, sözleşmeyi fesih etmeye hazır olduğunu buna karşılık ödediği 250.000 TL'nin iadesinin gerektiğini bildirildiğini, müvekkilinin temerrüdünden bahsedilemeyeceğini, karşı dava hakkında; sözleşmenin feshi ile müvekkili tarafından davacıya ödenen 250.000-TL'nin faizi ile birlikte iadesine ve sözleşmeye bağlı verilen teminat evraklarının iadesine karar verilmesini, buna bağlı olarak devralınan ... Ltd. Şti. nin hisselerini tamamen davacıya devretmeye hazır olduğunu beyan ederek davacının davasının reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
:Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre taraflar arasındaki 16.05.2018 tarihli sözleşme uyarınca davacı-karşı davalının üzerine düşen ... Ltd. Şti. hisselerini devir borcunu 16.05.2018 tarihli hisse devri kararını alarak yerine getirdiği ve pay devrinin 18.05.2018 tarihinde ticaret sicilde tescil edilerek ilan edildiği, davalı-karşı davacı savunmasında 2018 yılı Temmuz ve Ağustos döneminde yaşanan olağanüstü ekonomik gelişmeler, kredi faizlerinin ve döviz kurunun artması sebebiyle kredi temin edilemediğini savunmuş ise de, bankacı ve mali müşavir bilirkişiler tarafından yapılan finansal incelemeler kapsamında 16.05.2018 anlaşma gününü takip eden 7 aylık dönemde finansal piyasalarda meydana gelen hareketlilik ve ekonomik dalgalanmanın 2018 yılının Nisan - Mayıs ayında öngörülmüş ve piyasalarla paylaşılmış bir durum olduğu, dolayısıyla davalı - karşı davacının 16.05.2018 tarihinde sözleşmeyi imzalarken basiretli bir tacir olarak kredi faizlerinin ve döviz kurunun artmasını öngörebilecek durumda olduğu halde söz konusu sözleşmeyi özgür iradesi ile ile imzalayarak bağıtlanmayı tercih ettiği, öte yandan davalı - karşı davacının kredi notunu esas alan incelemede de davalı - karşı davacının sözleşmenin imzalandığı 16.05.2018-29.06.2018 döneminde en yüksek kredi notuna sahip olduğu ve krediye elverişli durumun 2018 yıl sonuna dek sürdüğünün tespit edildiği, konkordato başvurularının yapıldığı tarih ile uyuşmazlığa konu 16.05.2018 tarihli sözleşmenin imzalandığı dönemin 7 aylık bir dönem olduğu, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 1-7 günlük süre içerisinde kredi başvurusunda bulunulabileceği, başvuruyu takip eden 7-30 günlük dönemde başvurunun sonucunun alınabileceği halde davalı-karşı davacının sözleşmenin imzalandığı 16.05.2018 tarihinden eldeki dava tarihine kadar hiçbir başvurusunun bulunmadığı, sözleşmede kredi başvurusu için herhangi bir süre öngörülmemiş ise de süre koşulunun bulunmamasının ilanihaye kredi başvurusu yapılabileceği anlamına gelmediği, davalı - karşı davacının makul süre içerisinde bu başvuru şartını yerine getirmesi gerektiği, sözleşmenin imzalandığı 16.05.2018 tarihinde sözleşme konusu şirketin tüm hisselerini devralan davalı - karşı davacının, devir tarihinden dava tarihine kadar yaklaşık 6 aylık süre geçtiği ve kredi başvurusunun onaylanması süreci için bilirkişi heyeti tarafından belirlenen makul süreyi aşdığı halde geciktirici şart olan kredi başvurusunu hiç yapmamış olmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği, bu süreçte kredi faizlerinin ve döviz kurunun artmasının sözleşmenin yapıldığı sırada öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü durum olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, keza TTK'nun 18/2 maddesi uyarınca tacir olan davalı - karşı davacının bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etme zorunluluğu bulunduğundan piyasalardan öngörülen ve açıklanan faiz/döviz kuru artışını bilmesi gerektiği, konkordato talep eden davalı/karşı davacının konkordato isteğinin temelinin sahibi olduğu ... ve ... isimli şirketlerin döviz üzerinden kullandıkları kredilere kefaletten kaynaklandığı, bununla birlikte konkordato dosyalarında sunulan projeler ve komiser heyetinin raporları dikkate alındığında her iki şirketin de borca batık olmadığı ve kefaletten kaynaklı borçların ikincil nitelikte olmakla birlikte davalı -karşı davalının sahibi olduğu şirketlerin varlıklarının borçları karşılayabilecek durumda olduğu, dolayısıyla davalı -karşı davacı yönünden TBK'nun 136. Maddesi uyarınca ifa imkansızlığı ve TBK'nun 138. Maddesi uyarınca aşırı ifa güçlüğünden söz edilemeyeceği, davalı -karşı davacının geciktirici şartın gerçekleşmesine kendi kusuru ile engel olması nedeniyle TBK'nun 175. Maddesi ve sözleşmenin ödeme koşulları başlığı altındaki 2-f maddesi uyarınca kredi başvurusunun onaylanması şeklindeki geciktirici şartın gerçekleşmiş sayılması gerektiği, buradan hareketle sözleşme halen ayakta olup geçerliliğini koruduğundan, davacı - karşı davalının devir bedeli alacağının ilk taksiti olan 250.000,00 TL'nin tahsilini talep etmekte haklı olduğu anlaşılmakla asıl davanın kabulü gerektiği, davacı-karşı davalının sözleşmenin ifası için noter kanalıyla gönderdiği temerrüt ihtarının davalı-karşı davacıya 01.10.2018 tarihinde tebliğ edildiği, ihtarnamede ödeme için 7 günlük süre verildiği dikkate alındığında davalı - karşı davacının 10.10.2018 tarihinde temerrüde düştüğü, karşı dava yönünden davalı -karşı davacının sözleşmenin feshi ve ödenen hisse devir bedeli alacağının iadesi ile şirket hisselerinin hükmen devir ve tescili isteği haksız olduğundan bu isteklerin reddi gerektiği, gerekçeli karar yazım aşamasında hüküm fıkrasında sözleşmenin feshi ve limited şirket hisselerin iadesi ile hükmen tescil isteğinin reddine ilişkin kararın hükme geçirilmediği, bu talepler yönünden hükmün eksik kaldığı, 6100 sy HMK'nun 305/A maddesi uyarınca hükmün tamamlanması mümkün olduğundan kısa karardaki karşı dava yönünden "sözleşmenin feshi ve limited şirket hisselerin iadesi ile hükmen tescil isteğinin reddine" cümlesinin hüküm fıkrasına eklenmesine, sözleşme uyarınca verilen teminat senetlerinin iadesi talep edilmiş ise de davacı-karşı davalıya verilen 1 adet teminat senedi bedelinin 8.500.000,00 TL olduğu, teminat senedinin iadesi talebi yönünden bu bedelin dava değeri olduğu gözetilerek 11.06.2019 tarihli duruşmada davalı - karşı davacı vekiline eksik harcı tamamlaması için Harçlar Kanunun 30. Maddesi uyarınca kesin süre verildiği halde eksik peşin harcın tamamlanmadığı, bunun üzerine teminat senedi isteği yönünden dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği, HMK'nun 150. Maddesindeki 3 aylık yasal süre içerisinde eksik peşin harcın tamamlanmadığı ve bu istek yönünden davanın yenilenmediği gerekçesiyle asıl davada, davacının davasının kabulü ile, 250.000,00 TL alacağın █████/2018 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı - karşı davacıdan alınarak, davacı-karşı davalıya verilmesine, karşı davada; davalı-karşı davacının sözleşme kapsamında ödenen bedelin iadesi, sözleşmenin feshi ve limited şirket hisselerin iadesi ile hükmen tescili isteğinin reddine, davalı-karşı davacının teminat senedinin iadesi isteğine ilişkin davasının Harçlar Kanunun 30. Maddesi uyarınca tamamlanması gereken eksik harç yatırılmadığından 6100 sy HMK’nun 150. Maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Karara karşı, davalı-karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ
:Davalı-karşı davacı vekili, davanın görevsiz mahkemece karara bağlandığını, sözleşmenin konusunun ... Şti.'ne ait hisseler ile devri ile davacının sahibi olduğu patent ve faydalı modellerin satışına ilişkin olduğu, sözleşmeye göre davacının sahibi olduğu ... Ltd. Şti.'ne ait 200 payın 10.000,00 TL bedel ile, yine davacıya ait patent/faydalı model haklarının 9.990.000,00 TL bedel ile davalıya devredileceği, sözleşmenin 7. Maddesi'nde alıcının patent ve faydalı model haklarının herhangi bir sebeple satıcıya iade etmek ister ise alıcının bu kez patentlerin iade bedelinin 3.000.000,00 TL olup şirket hisse değerinin 7.000.000,00 TL olduğunu kabul ve taahhüt ettiğini, sözleşmenin 1. Maddesi'nde sözleşme konusu işlere ait toplam bedelin 10.000.000,00 TL olduğu, sözleşme konusu patent ve faydalı model haklarının devri nedeniyle İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri'nin görevli olduğunu, davalı- karşı davacının sözleşmede teşvik belgesinden yararlanarak fabrika kurmak ve üretim yapmak iradesinde olduğu, kredi temini ile ilgili herhangi bir süre verilmediğini, makul ve beklenen süre içinde yükümlülüklerini yerine getirmediği iddiası ile müvekkilimizin herhangi bir finans kuruluşuna kredi başvurusunda bulunmadığı iddialarının geçersiz olduğunu, davanın açılışına kadar davalının sözleşmeyi ifa etme niyetinde olup, sözleşmenin feshi için herhangi bir irade bildiriminde bulunmadığını, taraflarca öngörülmesi beklenmeyen pandemi nedeniyle yaşanılan global ekonomik kriz ortamı nedeniyle, sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getiremediğini, bu durumun aşırı ifa güçlüğü olarak değerlendirilmesi gerektiğini, yerel Mahkemenin kısa kararda yazmadığı bir hükmü, gerekçeli kararında yazdığını, bu şekliyle yerel mahkeme kararında kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratıldığı, açılan davada sözleşme bedelinin ve sözleşme süresinin uyarlanmasının taraflarca mümkün olmasına rağmen; bunlar yapılmaksızın sözleşme bedelinin istendiğini, bu istemin iyiniyet ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu, yaşanan global ekonomik kriz ve pandemi hali nedeniyle sözleşmenin ifasında imkansızlık bulunduğundan ödenen bedelin iadesi isteminin kabulüne karar verilmesi gerekirken, davalının basiretli tacir olmadığı gerekçesiyle karşı davanın reddine dair karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
GEREKÇE
:Asıl dava, bakiye devir alacağının tahsili istemine, karşı dava ise sözleşme kapsamında ödenen bedelin iadesi, sözleşmenin feshi ve limited şirket hisselerin iadesi ile hükmen tescili istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle asıl davada; davanın kabulüne, karşı davada; davalı-karşı davacının davasının reddine, davalı-karşı davacının teminat senedinin iadesi isteğine ilişkin davasının Harçlar Kanunun 30. Maddesi uyarınca tamamlanması gereken eksik harç yatırılmadığından HMK’nun 150. Maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 186. maddesi uyarınca, tarafların tüm delilleri toplanıp inceledikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı yasanın 298. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 297. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada HMK'nın 294/4. maddesi hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, HMK'nın 297. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun biçimde gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa karar yazıp tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin, artık bu kararını değiştirmesine de yasal olanak yoktur. Bir başka ifade ile tefhim edilen hüküm sonucu yanlış da olsa, gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna uygun düzenlenmesi gerekmektedir. Yanlışlık ancak temyiz veya istinaf kanun yoluna başvurulması ve bu nedenle kararın Yargıtay tarafından bozulması veya istinaf tarafından kaldırılması halinde düzeltilebilir. Nitekim l0.4.l992 tarihli 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik olmasının bozma nedeni oluşturacağı ve bozmadan sonra yerel mahkemenin önceki kısa kararı ile bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak kaydıyla vicdani kanaatine göre karar verebileceği belirtilmiştir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile HMK'nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzenine ilişkin olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Eldeki dava dosyasında, tefhim edilen kısa kararda karşı davacının "sözleşmenin feshi ve limited şirket hisselerin iadesi ile hükmen tescil istemi" yönünden herhangi bir kararın hükme geçirilmediği, gerekçeli karada ise karşı davada davacının talebi yönünden "sözleşmenin feshi ve limited şirket hisselerin iadesi ile hükmen tescil isteğinin reddine" cümlesinin hüküm fıkrasına eklendiği, bu şekilde kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulduğu anlaşılmıştır.
İstinaf incelemesi yapılabilmesi için delillerin değerlendirildiğini gösterir biçimde usulüne uygun gerekçeli kararın bulunması zorunludur. Mahkemece, dosyada toplanan deliller tartışılıp değerlendirilerek, tefhim edilen hüküm sonucuna nasıl ulaşıldığının, gerekçede açıklanmalıdır. Kararda hiç ya da yeterli gerekçeye yer verilmemesi veya gerekçenin kendi içinde çelişir olması halinde istinaf incelemesi yapılabilecek usulüne uygun bir karar bulunmadığı için delillerin hiç değerlendirilmemiş olduğunun kabulü gerekir. Denetime elverişli ve usul hukunun aradığı niteliklere haiz bir kararın bulunmasının istinaf incelemesi yapılabilmesinin ön şartı olup, bu nitelikte olmayan bir kararla ilgili olarak istinaf denetim ve yargılaması yapılarak bir hüküm verilemesi de mümkün değildir.
İstinaf incelemesi yapılan yukarıda yazılı kararın gerekçesinde, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillere, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesine, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin çelişkili olduğu anlaşıldığından HMK’nın 297. maddesinde belirtilen şekilde ve denetime elverişli gerekçe içerir ve denetlenebilir bir hüküm olduğundan söz edilemez.
O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM
:Yukarıda açıklanan nedenenlerle;
1-Davalı-karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,
2-İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 24.03.2022 tarih █████████ E. - ████████ K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 21.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!